9 Ara 2009

Eee Daha Daha Nasılsınız?


Yazmadıkça yazmak çok zor oluyor. Aradakileri atlamasam diyorum ama atlıyorum.

Önce Ela:

Kızımız pek hareketli, her zamanki gibi. Bir süre sehpayı bırakıp gezindi (bir kez düştü ama kötü değildi) ama çok gerisi gelmedi. Fena halde hareketli. Tırmanmayı öğrendi. Koltuğa çıkabiliyor basamak yapıp. İnebiliyor.

Diş geldi. 7 numaralı dişimiz geçen hafta geldi. Fazla bir tören olmadı, baktık aa gelmiş. Yürümeden sonra (maşallah) uykular eski haline döndü. Artık gece uyanıp kalmaya çalışmıyor. Ama garip pozisyonlarda uyuyor. Geçen sabah bi gittim, yatağın kısa kenarına sırtını dayamış, ayakları L şeklinde uzatmış. Ya da yan yatıyor. Aileye bir deliyatan daha geldi.

Artık anlaması da söylemesi de çok arttı. Topu at diyorum atıyor, babaya at diyorum atıyor. Top bendeyken at diyor. Söylediklerine ek: At, al, bu, (geçen yazıda dede dediğini söylememişim, babam uyardı. Halbuki dedesini görür görmez dede diyor, ohoo eski kelime o:P Resmini görünce de diyor) annnannne gibi bişi diyor, daha çok anneyi geveler gibi ama anneanneyi kastediyor.

Farkında olmadan kitap okuma rutini yapmışız. Farkında değil derken, planlamadık ama planlamışız. Plan ters bir kelime, sanki insan kendini baskı altına alıyormuş gibi. Akşamları işten gelince Ela ile kitapları açıp okuyorduk. Hatta Ela çeviriyor, ben denk gelen sayfayı okuyorum bazen. Bu ikimizin de iyice eğlendiği bir hal aldı. O anı iple çekiyoruz. Kitaplarımızı Anne ve Bebişinden gelen bez kitap torbamıza koyuyoruz. Çadırın içinde duruyor. Alıyoruz kitaplarımızı uzun uzun okuyoruz. Sadece okumak değil. Renklere bakıyoruz, şekillere bakıyoruz. Geçen bir oyuncak reklam kitapçığı gelmiş, Fisher Price, ona bakıyoruz bu günlerde. Çocuklar, bebekler, oyuncaklar var. Renkler canlı. Hareketli bebeği olanlara tavsiye ederim. Hem yavru çok eğleniyor, hem ben çok eğleniyorum, hem iki dakika popomuz yer görüyor, dinleniyorum, hem de evlat kokusunu uzuun uzun içime çekiyorum, saçlarını kokluyorum bir yandan.

Emzirmemiz günde bire indi. Sadece akşamları bir kez emiyor. Acaba sona mı yaklaşıyoruz diye üzülüyorum biraz. Bir yılın dolmasına bir şey kalmadı, iyi emdi diye düşünüyorum, seviniyorum. Yalnız geçenlerde bir blogda, (Hülya olabilir?) o son emzirmemmiş bilemedim gibi bir yazı okudum. O aklıma takıldı. Ya bilemezsem hangisinin son olduğunu diye. Ela emdikten sonra gerçekten süt var mı, yok mu ne kadar bakıyorum. Ela çok bilinçlendi, artık memelerin ne olduğunu biliyor. Açıyor, kapıyor. Erkeklerde olmadığını, anneannenin anneye benzediğini anlıyor.

Yüz ifadeleri çok renklendi. Çeşit çeşit duygu, düşünce akıyor. Şarkı çaldığında söylüyor, oynuyor. Fış fış kayıkçı oynarken şarkının sonunda kedi eti yerse, annem beni döverse, üü ağlarım diye bir bölüm var bizde. O üüü de elleri yüzüne kapatıp sonra cee yapıyoruz. Aynısını yapıyor. Miki dik kulaklı miki şarkısına el hareketleriyle (burun yapma kulak yapma el çırpma ve parmak sallama) eşlik ediyor.

Ela ile hayat çok daha renkli, çok daha eğlenceli. Yemeklerde neredeyse ortak yiyoruz denebilir. Akşamları tahıl çok nadiren veriyoruz. Kendi yemeği seviyor. Elma, armut yiyebiliyor ısıra ısıra. Salatalık domates favorisi. Aç olmasa bile domates gördü mü yiyor anasının kızı. Portakal ve muz da favori meyvelerden babasının kızı. (Antalya'lı nolcek...) Hamsiyi de seviyor. (O da benden)

Balkona çıkmak istediğinde anneannesine hırka uzatıyor. Bu beni balkona çıkar demek.

Yazarken aklıma gelmeyen binlerce detay var. Zaman çok hızlı akıyor. Bir gün yaptığı, ertesi gün tarih.

Yerden topladıklarını ağzına götürüyordu. Yerden çer çöp bulduğunda artık anneanneye veriyor, törenle çöpe atıyorlar. Buna inanamadım. Bana kalsa imkansız bir şeydi bu.

Parmak kuklalarıyla oynuyoruz. Gelin, damat, bebek, dalgıç, ahçı, hemşire, balerin... var. Damat kayıplarda. Bi de araba kayıp. Anneme göre, damat arabayı alıp arazi oldu. Gelin pek fena. Dalgıcın gelinde gözü var. Hemşire ile ahçı arasında bişeyler var. Balerinden bahsetmiyorum bile...

Bize gelince...

Taşınıyoruz. Telaşesi çok. Bu hafta yeni ev boyanıyor. Bugün boyacımızla anlaştık, kendisi aynı zamanda şair. O iş biterse, temizlik olursa, ufak tadilat işleri mutfak dolapları vs halledersek haftaya yeni evimizde olacağız inşallah. Umarım güzel olur, hayırlı olur. İşler gözümde büyüyor ama biliyorum ki başladığında teker teker yapılıyor. Bu ara fazla yazamayabilirim.

Özgürlük manifestosu okuya okuya kıvama geldim. Özgür anne olalım, sonra anarşist anne olarak yeni bir blog açacağım sanırım. Kitapta okuduklarım çok aklıma yattı, teori pratik farkını göreceğiz. Sevgili iş değiştirdi. Kısa bir süreliğine yurt dışına gidebiliriz. Önümüzdeki günlerde ne gelişmeler olacak merak içindeyim. Benim de bir hamle yapma zamanım geldi. Özgürlük güzel olduğu kadar korkutucu. İnsan bir adım attığında içinden bir ses iki adım geri git diyor. O statükocu korkak sese sen bi sus bakalım demeli.

Sevgilinin hastalığı bizi ürküttü ama bir anlamda dürttü. Hayatta sağlıktan önemlisi yok. Kendimize dikkat etmeliyiz. Stres faktörünü bulup, çıkarmalıyız hayatımızdan. İstediğimiz ne varsa ertelemeyiz.

İçimde bir özlem var. Nasıl desem, toprağa yakın olsam, azıcık bir toprak olsa, sütler taze olsa, gıdalarda GDO olmasa, olursa olanı bilsek, çevrede güller olsa, sevdiğim işim olsa, bunun için bütün yaratıcılığımı harcasam ama angarya olmasa, yaşama dokunsam, elim canlılara değse, bulutları sayabilsem, Ela ile kafam tamamen onunla meşgul olarak oynayabilsem, konuşabilsem, gezebilsem. Daha da çok okusam, zihnimin sınırları genişlese. Kafası rahat, endişesiz, korkusuz, havaatmasız, komik, bol kahkahalı arkadaşlarım olsa, ama dağlar, denizler ardında olmasalar keşke. Gülsek, okusak, dinlesek, konuşsak, şarap içsek, peynir yesek, çocuklar kendi arasında oynasa, çayırda çimende koşsa, biz de azıcık yaysak... Halimize şükretsek.

----

FARK ETMELI INSAN

Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...

Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.

Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.

Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.

Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.

Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.

Azrailin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan

Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.

Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.

Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.

Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.

Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.

Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.

Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme
yüzünden sarkan göbeğini fark

etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan...

Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür...

O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür...

Bu yazıyla ilgili olarak...

Not: Yukarıdaki resim Ela'nın parmak kuklalarının flashforward isimli diziyi canlandırmasından alınmıştır. ÖzKardeşler Production.

21 yorum:

zeynep dedi ki...

tam da yaz artık, özlüyorum seni okumayı demek üzere gelmiştim ki, yazmışsın:-))

olmadık işler peşinde dedi ki...

Kitap rutini farkında olmadan gelişti demişsin ya bu çok önemli ve güzel bence. Ailede ne görüyorsa onu öğreniyor çocuk.. Küçük küçük kopyalarımızı yaratıyoruz dizimizin dibinde. Kitap sevgisi tüm ömrüne yayılacak Elacığın ne güzel:)

k.i.s.d. dedi ki...

Tek bir cümle: sizi seviyorum ben :)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

bende diildi o yazı. ama ben de okudum bi yerlerde. can'ın güncesi idi sanki ama o da bir yerde okuduğunu aktarmıştı. birileri kaynağı bulabilir mi lütfen:)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

yerde bulduklarını tuna da tam bu aylarda bize vermeye başlamıştı. evde bizi taklit ediyorla işte. kırıntıları, kılları toplayıp çöpe atmaz mıyız biz de? bravo onlara.. her yaptığımıza daha da dikkat etmemiz gerektiğini sürekli hatırlattıkları için...

kuzunun annesi dedi ki...

Eladaki gelişmeler müthiş .
Sizede kolay gelsin , yorulacaksınız artık bu ara. selamlarr

fazi dedi ki...

yorulmak hende nasıl :) bir dakka durmuyor yürüdükçe aaa kaşif kesiliyorlar:) merak merak merak ..
bu arada parmak kuklalar mimiklerin gelişiminde gerçekten çok etkin bence.Eloşu kucaklayıp akıllı bıdığı sıkıştırıyorum azıcık annesi görmeden .

Sanal Dünyamız dedi ki...

maşallah maşallah elaya 40x1 kere maşallah
öptük

Birben dedi ki...

İçimde bir özlem var..ile başlayan paragrafı alıyorum kendime.Yine dokundun hislerime.

Şu sıralar çalışan anne yazılarını çok okur oldum.Bir ileri iki geri durumu bende de var.Unutmalı dediğin gibi.Duygusal bakmamalı.

Anne ve Bebisi dedi ki...

hmm yurtdisi ulke seceneklerini merak ettim ben en cok :)

LaTiFe dedi ki...

Sevgili Özgür Anne,
Bu blogu ne zaman nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum ama ilk okuduğum yazıdan beri müptelası oldum. Hiç yorum yazmadığım için gizli işler çeviriyormuş hissine kapılıyorum bazen :)
İçimde bir özlem var ile başlayan paragraf tam da hissettiklerimi anlatıyor. Doğum iznimin bitmesine 10 gün kaldı ve kafamda hep zamanın daha yavaş aktığı bir yerler var mı düşüncesi dolu. Yaşama daha çok dokunabildiğimiz bir yer...
Herşey güzel olsum hayatınızda güzeller güzeli Elayla. Ve güzel yazıların devamı gelsin.
Sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Zeynep:))) İnsan pek seviniyor böyle şeyler okuyunca... sevgiler size.

Ozgur dedi ki...

OIPciğim, biz Ela'ya doğduğundan beri kitap okuyup, masal anlatıyoruz. Kendimiz de okuyoruz. Umarım bizim gibi okumaktan zevk alan, mutlu olan bir insan olur ilerde. Idle parent kitabında öyle katı planlar yapmayın, görev haline getirmeyin diyordu, o nedenle bu plansız plan olayına bayıldım, pek sevindim. Olacaak olacak... :)

Ozgur dedi ki...

k.i.s.d, biz de sizleri çok seviyoruz canısım.

Ozgur dedi ki...

Hülya'nın tunası, evet ya, çok haklısın. Bu ıdle parentta da diyor ki mesela, yemek yerken terbiye vermeye kasacağınıza siz düzgün yiyin o nasılsa sizi taklit edecek. Pratiğini henüz bilemiyorum ama teori güzel...

Ozgur dedi ki...

Kuzucum, çok teşekkür ederim. Bir an önce olsun bitsin oh diyelim istiyorum:)

Ozgur dedi ki...

Fazi şahsen ben de bayıldım bu parmak kuklalara. Küçük ayşee küçük ayşe napıyorsun bana söyle diye bir şarkı vardı, bilir misiniz? bebeğime bakıyorum, ona mama veriyorum diye giderdi. Biz şimdi küçük dalgııç, küçük ahçııı diye genişlettik. Bu yaştan küçük ayşeler bebek bakar, küçük askerler savaşa gider olmasın en azından...

Ozgur dedi ki...

Öperiz sanal dünyamız:)

Ozgur dedi ki...

Birben, kendini rahat bırak, yanıt sana gelsin:) Hayırlısı olsun inşallah.

Ozgur dedi ki...

Anne ve Bebişi, falda İ harfi çıktı. Olur mu dersin:)

Ozgur dedi ki...

Lafite, yazmana çok sevindim. Ne güzel, hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz, aynı kaygıları taşıyoruz işte. Çözüm bir yerlerde. Umarım içimize sinecek yolları bulur, o yolları yürürüz biraz da.
Çok sevgiler.