29 Ara 2009

Evde Oturan Annenin Nesi Yanlış / Kariyer Annesi Neden Yanlış


Annelerin dünyası diye bir blog açılmış. Ben de hayırlısıyla orada yazacağım bakalım. Çocuk mu, kariyer mi yazılarını okuyunca karar verdim. Hatta hemen koşup yazasım geldi ama sürem dolmuş. Ah ah. Bugünlerde ne yöne koşsam sürem doluyor zaten. Sürekli koşmaktan yetişemeyen kişi benim o ben.

Çocuk mu, kariyer mi noktasında yenilenmiş benliğimle düşüncelerimi yazmak istiyorum ben de. "Çocuk" , "hamilelik" kavramları bir kadının iş hayatında, doğuramıyor da olsa, doğurmak istemiyor da olsa, on tane çocuğu da olsa mutlaka karşılaşacağı, sorgulanacağı kavramlar. Zamanlar değişti. Kafalar pek değişmedi. Master yaparken büyük teyzemin geyikle karışık ne bu kadar okuyorsun, doğurmayacak mısın sonuçta demesi bir yanda. İş yerlerine girerken ik mülakatlarında "adayın doğurabilitesi" ölçüsü başka bir tarafta. Şimdi iki durum hakkındaki yenilenmiş, daha doğrusu çocuk sahibi olduktan sonra tazelenmiş, eski fikirlerimin yeni sürümlerini aktaracağım.

Evde Oturan Annenin Nesi Yanlış?

Bir hayal kuralım. Bundan bin yıllar önce annelik nasıl bir şeydi acaba? Doğuruyordun ve bütün gün mağarayı düzenleyip babanın eve meyve getirmesini bekliyor muydun? Bilmiyorum. Geçenlerde discoveryde bir belgesel izlerken aborijinal bir kabilede slinglerle gezinen anneleri gördüm omuzda. Tahminim, (bir uzman varsa yanlışsın desin) doğuruyordun, bir kaç gün diğer anneler sana yardım ediyordu belki. Sonra kalkıp bebişi alıp meyve toplamaya gidiyordu. Öte yandan bebekli kadını mamut avlamaya yollamıyorlardı yan köye ya da kıtaya.

Demek istediğim bu iki uçlu değnek aslında şu anda yaşadığımız çağın, kapitalist düzenin bir oyunundan ibaret. Ne anneleri ikinci ayda bebişinden ayırıp gece gündüz haftasonu çalıştıranlar haklı, ne de anneyi en az üç yıl boyunca üretimden tamamen uzaklaştıranlar. Para kazanmak, kariyer, ev annesi, kendini çocuklarına adamış ana filan bunlar zihnimizi bulandıran kavramlar. Aslında aranması gereken yanıt, nasıl yapabiliriz de anneleri anneliklerine zarar vermeyecek şekilde üretime dahil edebiliriz olmalı.

Çalışmayıp evde olan anneler için şöyle bir risk görüyorum ben. Aşırı annelik. Görev anneliği. Anneliği meslek edinmek. Bana sorarsanız annelik bir meslek, ya da kariyer değil. Anne olmak kişiliğin, gönlün, kendin. Bebeğin için en iyisini istemenin yanlış bir yanı yok, ama "fazla annelik" zararlı. Kastettiğim, çocukla tüm gün sürekli ilgilenme, kendine zaman ayırmama, başka faliyetlerde bulunmama, hayatını tamamen çocuğun çevresinde oluşturma, onu yalnız bırakmama, aylaklık etmeme gibi kötü yanları var. Şu "Idle Parenti" okuduktan sonra daha da oturdu kafamda. D.H Lawrance şöyle dermiş. Üç öğüdüm var: Çocuğunuzu rahat bırakın, çocuğunuzu rahat bırakın, çocuğunuzu rahat bırakın. Kitap diyor ki fedakarlık yapmayın. Görev olarak yapmayın. Bunu yaptığınızda bir gün "senin için bunları yaptım" deme, düşünme, hissetme ihtimaliniz olabilir. İçinizden geleni yapın.

Tabi bu risk sadece evde oturan anneler için geçerli değil. Çalışan anne de buna çok rahat düşebilir. Suçluluk hissiyle, aşırı ilgilenme, hafta sonları tapınma, hediyeler almak şeklinde. Demek istediğim, hepimiz annelik üzerine, bebekler üzerine okuyup duruyoruz. Her aktiviteyi yapmak istiyoruz bazen. Araştırıyoruz, kasıyoruz. Oyunlar icat ediyoruz, şarkılar söylüyoruz. Güzel de yapıyoruz ama biraz sakin olmak lazım. "Mesleği annelik olan anneler" bu nedenle problematik. "Mesleği annelik olan anneler" doğal değil. O da başka bir medya pompalaması. O kadar.

Çalışan annelere gelince. Buradaki risk fazla zorlanma ve ne için? (Doktorları ve bilim kadınlarını bunun dışında tutuyorum.) Bebekle geçen zamanlar geri gelmeyecek, bebek kadar annenin de ihtiyacı var buna. Akşamları geç gelme, hafta sonları çalışma, sürekli seyahat gerektiren işler bir süreliğine zor. İnsan yavrusundan vazgeçemeyeceği için geceleri kullanıyor, uyanık kalıyor. Uykusuz işe gidiyor, perişan. Evdeyken en azından Ela uyurken uyumayı öğrenmiştim. İşte o yok. Dolayısıyla yorgun ve gergin anne riski var. Çalışan anne stresi kapıda bırakmayı, dinlenmeyi, yardım almayı öğrenmek zorunda. Bakıcı denen kişiyle, ya da babane, anneanneyle ilişkilerini sağlıklı bir düzeyde tutmayı, delege etmeyi, yavruyla oynarken aklını tamamen ona vermeyi öğrenmek zorunda.

Demek istediğim, çocuklarımızı işe götürebilseydik, onlar uyurken çalışabilseydik, kalabalık yaşayabilseydik, annenin kendine daha çok zamanı kalabilseydi, eli değdiğince üretmeye devam edebilseydi... Bunlar zaten sorun olmayacaktı.

Bu arada üretim derken, aslında illa ki bir kurumda ücretli çalışmayı kastetmiyorum. Evde olup da okuyup, yazan, çizen, düşünen insan da üretiyordur, emeğini paraya tahvil etmemiştir o kadar.

Anneler Kariyer Yapmamalı...

Çünkü babalar da yapmamalı. Çünkü kariyer yapmamalı. Maaşlı işlerimizi terketmeliyiz. Elin patronunun gerçekçi olmayan, ya da gerekli olmayan hayallerini gerçekleştirmek için kendi kişiliğimizden ödün vermemeliyiz, kıçımızı yırtmamalıyız. Daha az parayla geçinmeye razı olmalıyız. Hırslarımızı törpülemeliyiz. Sistemi sorgulamalıyız. Kendi işimizi kurmalıyız, evden çalışmanın yollarını aramalıyız. Daha tembel olmalıyız. Sürekli koşturan insanlara kefenin cebi olmadığını hatırlatmalıyız.

Kıralımmm zincirleriii...

Bol arkadaşlı yaşayalım, ailemizde ilişkilerimizi iyi tutup daha bağışlayıcı ve iyimser olalım.
Para kazanıp hayatımızı devam ettimek için alternatif yollar arayalım.
Girişimcileri sonuna kadar destekleyelim. (Nurturia'ya girmediyseniz çok ayıplıyorum bakın.)
Çocukları sevelim, bizim olmayanları da.
Annelere iyi davranalım.
Yaşasın emekçi patronların özgürlük mücadelesi...

Ya böyle konuşuyorum da ben, sanki herkes 3 yıl part time çalışma hakkı fikrinde hem fikir ne dersiniz?

27 yorum:

bozbek dedi ki...

Geçenler de bir tanıdığım, lükslerden vazgeçmek, hayatı olabildiğince basit yaşamak gerek. Böyle yaşayınca daha az paraya ihtiyaç duyuluyor ve dolayısı ile daha az çalışılıp daha mutlu olunuyor demişti. Kulağımda hala sesi. Ben dinliyorum öğüdünü , belki birilerine de faydası olur diye yazayım dedim :)

Birben dedi ki...

Yazını buraya koyacağını ve ah keşke annelerin bloguna da koyabilseydik diiyeceğimi biliyordum.
Ah ah az maaşlı da olsa part-time ve zevkli bir iş yapabilmeyi hangi anne istemez.O Napolyon zihniyetliler etrafımı öyle çevirdi ki, bazen kendimi tanıyamıyorum ben de.

İlknur dedi ki...

Oh vallahi Ozguranne yazilarini cok ozlemisim. Ellerine saglik. Yazacak konusacak o kadar cok sey var ki annelik ve kariyer uzerine....

İlk dedi ki...

Yazdiklarina kesinlikle katiliyorum. Evde oturan annenin ya da soyle diyelim meslegi annelik olan kadinlarin cocuguna belli bir yastan sonra verebileceklerinin (maddi degil kastim) yeterli olabilecegine inanmiyorum.

"Demek istediğim, çocuklarımızı işe götürebilseydik, onlar uyurken çalışabilseydik, kalabalık yaşayabilseydik, annenin kendine daha çok zamanı kalabilseydi, eli değdiğince üretmeye devam edebilseydi... Bunlar zaten sorun olmayacaktı." demissin ya.
Iste gelismis ulkelerde, zengin sirketlerde bu mumkun olabiliyor. Google'i ornek verebilirim anca, cocuklarin kresi ile ayni binada calisiliyor, yemek icmek de zaten oradan, cocugunla istedigin zaman gidip ilgilenebiliyorsun.

Elbette ki tum is yerlerinin Google olmasina imkan yok. Sistemin degismesi bizim cocuklarimizin bile goremeyecegi bir senaryo belki de.

Su sartlarda ne yapilir, secim ne olmalidir? Benim tercihim calismaktan yana (hani doktor ve bilim adamlarini haric tutmussun ama baska bir iste olsaydim da oyle olurdu herhalde).
Onceligimiz isimizle ailemiz arasindaki dengeyi tutturmak olmali bence. Para hirsi gibi faktorler ister istemez elenmis olur bu durumda.

İlk dedi ki...

Asagidaki adreste de konuyla ilgili bir yazi var:
http://nisanguney.blogspot.com/2009/12/7-cok-gec.html

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

nefesimi tutarak okudum. "çalışan annenin manifestosu" gibi olmuş. çok güzel çok...

Hilal dedi ki...

Ben de özlemişim Özgür Anne yazılarını. Oh bee! Ben de Sade Hayat diye bir kitap okuyorum. Okuyorum diyorum çünkü iki üç yıldır kitap elimde başucumda. Kitap hayatım olana kadar da okuyacağım herhalde. Az para, az dert, çok sevgi, bolca vermek dağıtmak, hiç televizyon, çok insan, çok hayat... İnsan devletin anneye verdiği hakların değişmesini beklerken boş boş beklememeli, kendi de değişmeli...

dağlar kızı dedi ki...

Budur budur budur...
Fakat diğer yandan dünyanın ve özellikle ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar düşünüldüğünde, bir işe sahip olabilmenin ne derece önemli olduğu malum. Bu da part time ya da mesaisiz iş durumunu geçersiz kılıyor maalesef. Bunu da gözönüne alarak, yine de süt izni konusunda birşeyler yapılabilir mi dersin?

suinci dedi ki...

yine kafam karıştı ama çalışma şartları konusunda tamamen haklısın.

SERRA dedi ki...

haklı bir yazı
ben iş hayatında çok fazla bulunmadım kreşte geçirdim 1 yılımı orası da zaten anne ve çocuklara uygun bir ortamdı kadınlar özellikle anneler çok eziliyor bu kurtlar sofrasında, katılıyorum sistemi değiştirmeli ama babalar da kariyer yapmasın herkes işinin patronu olsun diyorsun ya olanaksız ,hem herkes iş kuramaz hem de o zaman şirketlerde bütün işleri patron yapamaz öyle değil mi?

ela selin dedi ki...

O kadar katiliyorum ki daha az tüketim, daha cok zaman ile yazdiklarina... Esim ve benim de en büyük aktif cabamiz bu..
Annelerin Dünyasi'na da hosgeldin bu arada...

fazi dedi ki...

ben az tüketmek değil de ,belki bilinçli tüketmek tarafının daha güzel olacağı düşüncesindeyim.İşin aslı anne veya babanın ,toplumun küçücük yapı taşı aileyi oluşturan bu bireyciklerin içinde ,ruhunda bitiyor bütün mesele.Gerçekte önemli olan ne kadar huzurlu mutlu olduğunla ilgili.Çünkü bu minicik yavruların asıl, özlerinin doyuma ihtiyacı var.Bence çalışmak veya çalışmamak pek mühim değil .(yani çalışan anne için toplumda bebeğin ihtiyaclarının karşılanabilmesinde daha gerçekçi düzenleme ile)önemli olan ne verebildiğin ? cocuğunu ne kadar tanıdığın? İster bakıcı ,ister babanne,anneanne, kim bakarsa baksın bir bebek /çocuk için annenin duruşu ,annenin tavrı kesinlikle öncelikli oluyor.Bu da yaratanın bir lütfu olsa gerek :)

k.i.s.d. dedi ki...

Çok güzel ifade etmişsin Özgürüm bir çok annenin zihninden geçen, ifade edilemeyen veya unutulan herşeyi. Aynı şeyi düşünen ve isteyen bu kadar çok insan varken ve herkes haklısın derken niye hiçbirşey değişmiyor peki?

Yanlışı görüp başkaldırmak gerek! Başka türlü düzelmesi çok zor.

Idle Parenttan alıntıladığın cümlelere OSHO'dan bir özet ile sitayişte bulunabilirim değil mi?

Osho demiş ki: çocuğun mahremiyet hakkı vardır, büyüyebilmesi için yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. 9 ay anne karnında karanlıkta büyüdü, çocuğun karanlığa, yalnızlığa ihtiyacı vardır. Bırak biraz yalnız kalsın. Oysa ki günümüz anne-babaları soruyor. Ne düşünüyorsun? Ne yapmak istersin. Kafasının içini bile bilmek istiyorlar. Uzak Doğu'da bir kabilede rüyalarını anne-babana anlatmak zorundaymışsın. Uykusunda bile yalnız bırakılmayan çocuk solar, açamaz. Çocuğun büyümek, keşfetmek, özgür olmak, birey olmak için yalnızlığa ihtiyacı var.

Tabi sonra ekliyor bu tamamen bir yalnızlık değil sadece çocuk için yeterli tehlike önlemlerini al, her şeye karışma, bırak kendi de keşfetsin. sana ihtiyaç duyduğunda zaten seni çağırır, ister. Çağrılmadığın yerde bitme diyor kısaca.

Allahım ben bu konuları düşüne düşüne Cevdet uyuduğunda da uyuyamaz oldum. Hay bin tilki....!

Sanal Dünyamız dedi ki...

ister çalışalım ister çalışmayalım anne olarak dönüşü olmayan bir yola girdik ve bu yolda nasıl iyi bir anne olurum konusunda gerekirse kendimizi aşmamız, şartları zorlamamız gerekiyor.

ensar bera'nın annesi dedi ki...

imkanların darlığını tercih edip evde oturan bir anne olarak,böyle bir seçim yapmanın hemen beraberinde toplumla mücadeleyi,saçma soruları,anlamsız bakışları getirdiğini ve bunun ister istemez insanı etkilediğini eklemek isterim...
bir de mesela şu "ihtiyaç kredisi" reklamı var ya,orda sayılanların hiçbiri bence ihtiyaç değil.işte bu dünyayla en belirgin farkımız bu..
**not ilk kez geldim,yine gelirim.çok sevdim:)

esra dedi ki...

calisan yada calismayan anne olsun; farketmez bence, önemli olan aradaki denge. ben mesela fazla yogun calisan biri olarak kızıma karsi sucluluk duygusundan dolayı onu bogmaya baslamistim. karakter olarakda buna müsait oldugum icin travma ile sonuclandı bu durum. eger evde olsaydim kesinlikle ana kuzusu bir cocuk olacakti. neyseki artik atlatmaya basladim. onu ve kendimi ozgur biraktim. en önemli sorun , dengeyi kuramamak.aslinda yasadiklarimi paylasabilsem eminim coğu anneye yardimci olacaktir. hissettiklerimiz hep ayni.. iyi yıllar diliyorum.. kizinizin yeni yasini kutluyorum.. sevgiler

Ayşe dedi ki...

budur... cok ince bir konu ancak bu kadar guzel anlatilabilirdi... cocugum bir olsun, bir de sosyolog gozumden yasadigim ikilemleri yazmak istiyorum... haricten gazel okumak kolay cunku. ancak yasayinca anliyor insan. Gercekten harika parmak basmissin.

Damla dedi ki...

Aah, ah

Fatoş dedi ki...

Merhaba,
Her anne gibi bebeğimin bakımıyla iş hayatını dengede tutmaya çalıştım ilk aylar ve sıkıntı yaşadım. Anne-bebek olarak geçen iki ayın sonunda bu rüyadan uyanmak ve işe geri dönmek zorunda kaldım. Laboratuarda bebeğimin kokusu burnumda tüterken çalışmak bana çok zor geldi doğrusu. Onu bağrıma basma isteği bazen o kadar yoğun oluyordu ki izin alıp çıkıyordum eve. Neyseki çalışma ortamım buna müsaitti. Belki ileride çalışma ortamları biraz daha annelere göre düzenlenir,işyerlerinde kreşler açılır, daha mutlu kadın çalışan sayısı artar diye hayal ediyorum. Böylelikle patronlar verimliliğin arttığını ve işe sahip çıkan personel sayısının arttığını göreceklerdir. Böyle bir işyerini kim tercih etmez ki.

ilal dedi ki...

ben...
kızım dünyaya gelmeden önce uzun uzun düşündüm...

ya sıkıntı çekip,kızımızla istediğimiz gibi ilgilenecektik yada rahat yaşayıp kısacık zamanlara sığdırmaya çalışcaktık herşeyi...


birincisini tercih ettim....

bana göre de kariyer yapmamalı...
ben hiç bunun peşinden koşmadım...koşanlarıda inatla yollarından çevirmek istedim...
hani yaşadığımız ülkede patronlar bu kariyer yolunda yapılan fedakarlıkları görüp kıymet verse..tamam yola devam...ben hiç görmedim böyle bir patron:)


üretmek dediğin gibi önemli olan...

Adsız dedi ki...

her harfine katiliyorum. bizde öyle yapiyoruz: dogumdan önce 2 kisi icin cook fazla büyük olan bir evde yasiyorduk dublex bahceli vs. ben haril haril üniverste ayriyeten bir sirkette asistanlik yapiyordum. Esim de aynen cift motor takilmis gibi calisiyordu. dogumdan sonra da böyle devam edebilecegimi zannediyordum eeeh nede olsa cocukta yaparim kariyerde zihiyetindeydim. Enes hayatimiza katildiktan 3 ay sonra 1,5 hafta dayanabildim ayni tempoya. arti evimizde "yabanci" birisi vardi. dayanamadim isi biraktim ama egitimimi yarida birakmak istemiyordum. acilen annemgilin bir alt sokagindaki sitelerden ev kiraladik diger evimizden coooook daha kücük ama coook daha ucuz. esim haftasonu ise gitmeyecegini patronuna söyledi. bakicimiza veda ettik. cünkü enesin doktoruda bir cocuk icin 0-3 yas arasinda en cok sevgiye ihtiyac duydugu zaman oldugunu ve bunun mutlaka "kan-bagi" olan birisinin yapmasi gerektigini uzuuun uzuuun anlatti. ve sonuc: daha mutluyuz hepimizin biribirine ayiracak zamani var. derslerim esnasinda annemde ve günün geri kalaninda komple benimle idi. ama simdi biraz daha sosyallesmesi icin cünkü cok bencil bir cocuk olmaya baslamisti 9-12 veya zor durumlarda 9-15 arasi özel bir kreste. ha bir de en önemlisi evdeki receiver (türk kanallarini izleme olanagi sunan cihaz) onu sattik (: daha rahatiz sadece trt ve avusturya devlet kanalimiz var ve onuda kimse seyretmiyor. televizyon enes uyanik iken kesinlikle acilmiyor. yukarida belirttiginiz gibi bi ara annelik komplexine kaptirmis gidiyordum sanki cocuk degil asker yetistiriyormus gibiydim kendimi kaypetmek üzereyken yine annem yetisti imdadima ve yazarin söyledigi gibi COCUGU RAHAT BIRAK dedi. cünkü ben sürekli yok bu vitaminli yok bu saglikli yok bu zihinsel egitim icin diye ne bulup okuduysam hepsini enes´de uygulamaya baslamistim. yani kisacasi insan ne kadar az "elle tutulabilir" maddi seylere sahip olursa okadar mutlu oluyor. Sevgi ve hosgörü oldugu taktirde yok kariyermis yok stressmis suymus buymus hepsi ucup gidiyor. cocugumla geciremedigim bir saniyenin geri gelmeyecegini bildigim icin bu secenegi sectim. bu arada yaziniz cok hosuma gitti cok güzel bir konuya deginmissiniz.

Deryazade (nurturia)

Adsız dedi ki...

aaah ne güzel uzun uzun yorum yazmistim pis internet hepsini yuttu. kisaca cok güzel bir konuya deginmisiniz yazinizi cok begendim. deryazade(nurturia)

Anne ve Bebisi dedi ki...

Ben bunu niye gormemisim yahu :) Iyi ki blogcu anneye birakmissin linki. Yine ayni seyleri dusunuyormusuz :)) Aklin yolu bir tabi :P Akilli miyiz neyiz hahaha :))

Nurefşan'ın Annesi dedi ki...

tesadüflere inanmam..
tam da kariyerim için dönüm noktasında olduğum bugünlerde önce blogcuannenin yazısına sonra yorumda bıraktığınız linkle sizin yazınıza ulaşmam benim için çok manidar. bu yazıda kendimi buldum..

çünkü bende günler önce blogumda önce "ben fazla anneyim galiba" dedim;
http://benkizimindelisiyim.blogspot.com/2011/01/ben-fazla-anneyim-galiba.html

sonra "kariyer beni çağırıyor" dedim;
http://benkizimindelisiyim.blogspot.com/2011/01/kariyer-beni-cagryor.html

bu tutarsızlık annelikten mi kaynaklanıyor bilemiyorum ama yazınız benim için çok önemli bir işaret.size içten teşekkür ederim..

Ozge dedi ki...

Ozgurannem ben de yeni gordum yazini, harika olmus:) part time olayi super, ben Derin dogduktan sonra 9 ay part time calismistim, ne guzeldi, hem bebisimle birlikte olabiliyor, hem de sevdigim bir isi yapiyordum, evden cikmak bana iyi geliyordu...

Adsız dedi ki...

yazınızı yeni okudum kesinlikle süper.

Mügen Semerci dedi ki...

Yazınızı okurken içimden "heeyy yanlız değilim" dedim. Ben de oğluma hamileyken işi gücü bırakıp çocuk büyütmeye karar verdim. Ve O 3,5 yaşına gelince yuvaya verip, iş kurdum. İş kurdum derken, evimde çalışıyorum. Arkadaşlar imkansız değil, yapılabiliyor.

Eşime dün akşam, "ben X lira hedefimi tutturursam sen de işi bırakıp benim gibi evde çalışırmısın? Senin için de benzer bir hedef koyar iş planlarız ne dersin?" diye sordum. O da "hemen işi bırakırım, ömrüm 5 yıl uzar inan" dedi. Eşim büyük bir şirkette, gelecek kaygısı olmadan çalışıyor, inanın bir an bile düşünmeden bırakır.

Birilerinin bu düzene bir "DUR!" demesi lazım. Ömrümüz, kibrik kutusu(beton apartman dairesinin bencesi) evlerde, özümüzden, doğadan uzak, hapis kuşlar gibi geçiyor. Herşeye bağımlı hale geldik. Kendine yeten, toprağa yakın ve "İNSANCIL" bir hayat bizim de hakkımız!

Yazınız ve yalnız olmadığımı gösterdiğiniz için çok teşekkür! Sanırım sizi seviyorum. :)