25 Ara 2009

İncileri unutmuşum

Tam taşınma sırası Ela'nın iki diş birden geldi. Yazmayı unutmuşum. 8ledik. Üstte 4, altta 4. İlk kez ağız kenarında isilik, popoda pişik oldu. Ama nasıl salya var, sular seller.

Dün parka gittik kızımla ve ablamızla. Park evin hemen dibinde, üstelik iki tane ve yeşil. Ağaçlar, kuşlar. İyi ki taşınmışız. Bir sürü çocuk. Anneanneler, babaanneler. Bir adet baba gelmişti. Bugün da pazara gitme planımız var. Yaşasın özgürlük.

Dün eski evin, suyunu, internetini, telefonunu kapattırdım. Bu vesileyle ADSLden kablonete geçmiş olduk. İnternet uçuyor. Yaşasın. Erenköy, Moda filan derken güzelce gezmiş oldum. Bu Kadıköy İski ne güzel bir yer. Mutlu insanların çalıştığı bir yer. ERenkey Telekom da güzel. Eskiden ne çile çekmişiz. Mutlu insanları görür görmez enerjim artıyor. Ne kadar çok şikayet var hayatımızda. Daha olumlu, daha sakin olabilsek. Yetinsek biraz, sevinsek...

Çıkışta Kadıköy'de deniz yıldızına uğradım. Hava şahaneydi. Dışarda oturdum. Muhteşem bir manzara. Boğaz, gelen giden feribotlar, insanlar ve martılar. Arkamda oturup işte ben İStanbula BU yüzden aşığım diyen teyze. Oturdum notlar almaya başladım. Asıl amacım, seçenekler arasında en çok istediğimi, en çok içime sineni bulmak. Ya eskisi gibi devam edeceğim ya da başka bir mecraya akacağım. Bir diğer ihtimal, bir kaç ay mola ve sevgilinin peşinden uzaklara gitmek. Bir diğer ihtimal ortaya karışık. Şu özgürlük manifestosu ortalığı iyi karıştırdı. Bunu ayrı bir yazı olarak yazmam lazım. Kitabı ciddiye aldım ve öğütleri teker teker uyguluyorum.

Kadıköy dönüşü otobüse bindim. Civcivli saatlerde "otobüse bin" öğüdünü tutmasam da olurmuş. Gerçi eğlenerek geldim ve eve çok yakın indim. Çok uzun zamandır bu kadar insanların içine karışmamıştım. Garip bir şekilde iyi geldi.

Bugün de hava güzel gibi. Pazara gidelim, Ela'yı da götürelim. Sebze, meyve gördü mü bayılıyor minik. Akşamları bir bana, bir babaya, bir teyzeye yürüme seansları sürüyor. Kendi kendineyken sakin bir şekilde kalkıp bir yere gidiyor. Ama biz varsak son adımda kucağa atlayıveriyor ve çok heyecanlanıp gülüyor.

Sabahları uyanınca bizim yatağa götürüyorum Ela'yı. Babayı uyandırıyoruz. Çok önemli bir şey vardı, bunu unutmamalıyım dediğim. Tüh. Aklıma gelince yazarım.
Güzel zamanlar, büyüyoruz.

Ha... Ela artık süt içecek! Doktora sordum, olur dedi. Pınar organik süt önerdi, ben de günlük süt olur mu dedim. Olur dedi. Şimdilik sekle başlayalım, bakalım sevecek mi merak ediyorum. Günde 1 kez akşamları emiyoruz. O anı hevesle bekliyoruz. Gecikecek olursa protestolar yükseliyor, memme, emme. Yürüyeli beri daha kolay uyuyor Ela. (Maşallah) O gece uyanmaları geçmişte kaldığı için çok mutluyum. Şu ara tek derdimiz, ki o da dert değilmiş, bazen erken uyanması. 6-7 arası bir saatte uyanıyor, doktor öp de başına koy dedi. Öptüm ben de. Artık normal kahvaltı ediyoruz. Öğlen zaten belli. Akşamları da ortak yiyoruz. Dün makarnaları kendisi yedi tamamen. Akşam yemeğinde parmağına geçirip geçirip yedi tavşan.

Doğum günü geliyor. Koca bir yıl geçmiş. Bugün benim beklenen doğurma günümdü. 40 haftanın doluşu. Bir hafta sonra doğurdum tam. Ne bekleyişti... Blogcu anne için doğum anımı tekrar yazacağım ama bir türlü oturamadım, hep kaçak kaçak...

Şimdilik sevgiler. Evin işleri beni bekler. Kitaplarım sığmadı kitaplığa. Alt rafları Ela için boşalttım, büyük bir kısmını yatak odasına koydum. Olmuyor. Sevmek suç mu?

haydi iyi sabahlar...

10 yorum:

Ayşe dedi ki...

hatirlamaz miyim? blog ahalisi olarak bekliyorduk kucuk hanimi... nasil sevinmistim haberi alinca...

icimden bir ses bize cok yakina tasindiginizi soyluyor... :)

k.i.s.d. dedi ki...

Özgürlük manifestosunu da okumalı mıyım OSHOların üstüne iyi gider herhalde. Lakin korkarım bu gidişle ben kariyerime sanatçı olarak devam edeceğim.
Elayı görmeden özledik bu arada. İstanbul'da görüşsek ne güzel olur. Dişler, yeni haller falan... gözümde canlanıyor, hey gidi...
Biz de pek fenayız bu sıralar. Ön üstler şişmiş, uykular berbat, anne neşe içinde sabrediyor. :)
Kadıköy sahil falan çok özlemişim, bi daha gidersen denize selamımı atıver olur mu?
Yarım saat bile uyumadan uyanan Cevcüt'ün annesi k.i.s.d.

SERRA dedi ki...

gelişmeler güzel tebdil-i mekan ferahlıkla gelmiş öptük eloşu

Selda dedi ki...

Selamlar, bir süredir zevkle takip ediyorum yazıları, anketimi yanıtlar mısın rica etsem? Henüz anne değilim ama çalışmalara başlayacağız sizlerin yorumlarına ihtiyacım var. Teşekkürler

Ozgur dedi ki...

Ayşe'cim, ne güzel. Geldiğinizde parklarda buluşuruz belki:)

Ozgur dedi ki...

k.i.s.d, okumalısın canım. Ama OSHO da fena değilmiş gördüğüm kadarıyla. Neden korkuyorsun sanatçı devam etmekten. Sakın durma, sakın korkma.
Geldiğinizde, bekliyoruz mutlaka. Denize selam söylerim.
sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Serra:)

Ozgur dedi ki...

Selda, merhaba. Yanıtladım anketini. Aman hemen başlayın:)

Anne ve Bebisi dedi ki...

Kitaplari.. ben de kutulayip yatak altina koydum :)) Kalanlar da yatagin basinda dizili. Onlari goren arkadas, gece uyurken kafaniza dusmez bunlar di mi dedi :)))

Sut.. Aysun the sutcu'yu duymussundur, herkes cok memnun.

Secenekler.. Dur ustume vazife edineyim, burnumu sokayim :P bosver herseyi, takil sevgilinin pesine, doogru uzaklara :) Tebdil-i mekan'da ferahlik vardir. Tim bunu bilmez bak, ogretmeli ona da :D

k.i.s.d. dedi ki...

Korkmuyorum da işte... lafım gelimi diyim :) Hani "korkarım sizi seviyorum" gibi :) Bu arada Aysun the sütçü İstanbul'dayken her hafta bizi mutlu eden ailemizin sütçüsü :) Evet, çok temiz, çok nefis, çok gerçek bir süt o. Mmmmmhhh ne antibiyotik kokusu ne bişey. Bak canım çekti. Burda sürü sebil hayvan var ama hijyen o kadar ihmal ediliyor ki açık süt alamıyoruz. Analiz ettirdik brusella çıktı. Yerli halka bişey olmuyor alışmışlar ama biz içsek ölürüz herhal.