30 Oca 2010

Asıl Bir İlhan İrem Vardı O Noldu?

  • Lost'a kaç gün kaldı şurada. Yakında yine teoriler bizi bizden alacak...
  • Pazara gittim cuma günü. Pazarcının biri, "Behlüüüüll o senin yengeeeen" diye bağırınca kendime gelir gibi oldum.
  • Saçımı kestirdim. Kokoşanne v0.1.
  • Annemler burada Ela pek mutlu. Bir o yana, bir bu yana. Anneanne ve dedeye pek nazlı.
  • Ela her lafı anlıyor. Bugün yaramaz toplarla oynarken, topları koy kızım diyorum bulup koyuyor. Bir ara dalmışım. Toplar içindeymiş. Topu koy kızım diyince futbol topu büyüklüğünde ve görünümünde olan topu bulup üstüne koyarak bana baktı. "Annem bunu mu istiyo yani?"
  • Hava güzeldi, parka gidip sallandık, ne güzel.
  • Top köfte yedi Ela.
  • Salata yiyor, pek seviyor.
  • Kapital'in Manga hali çıkmış. Ben de hediye aldım, ama önce bi güzel okudum. Çok güzel, tavsiye ederim.
  • Fringe'in yeni bölümü çıkmış. Baba Çin'e gidince dowload işleri bana kaldı aman hey. Zor değilmiş ama şu var mıı, bunu çeksen keşke demek daha kolaymış...
  • Bu Çin'de neler oluyor abi, adamlar Mochi gamesi almışlar.
  • Yüz yıl sonra modaya uymak için gözlerimizi çekik mi yaptıracağız.
  • Gece boyu uyuyan bebek diye bir kitap aldım. Teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta.
  • Karda zordur yürümek.
  • Aşkı memnuda o son nişan sahnesinde Bihter'e ne kadar kıl olsam da içim parçalandı, Ajda Pekkan çalınca arkada. Yazık lan.
  • Canım Ailem'in yeni bölümü de izledim. Bence erkekleri biraz kayırıyor o dizi.
  • Nurturia'da anı defteri özelliği çıkmış. Ela doğduğunda olsaydı keşke... Şimdi blogda gezip ilkleri çıkarmaya çalışacam.
  • Ela pek dengeli yürüyor artık hiç düşmüyor diye anlatıyordum ki, düştü.
  • Kardeşim Lost hakkındaki en hakiki yorumu yaptı: "Abla Lostu kim kaybetmiş ki biz bulalım..." Haklı mı haklı.


Alternatif Tuvalet Eğitimi, Bezsiz Bebek ve Oturak Halleri

Ela dün ve bugün oturağa kaka yaptığı için çok ama çok sevinçliyiz. Çiş olayı düzene girdi gibi. Artık kuru bezler görmeye başladık.

Bezsiz bebek kitabını okudum. Gördüm ki aslında geç bile kalmışız. Kitabın yüzde yetmişbeşi daha küçük bebekler ve olayın anlam ve önemine dair. Biraz atlayarak sonlara geldim. Tam bitmedi, biraz daha oturtmam lazım.

Temel mantık, çocuğun işaretlerini takip etmek, ne zaman çiş, kaka geldiğini sezip oturağa götürmekle ilgili. Ama çocuktan çocuğa çok değişirmiş. Kimi daha hazır olurmuş, kimi olmazmış. Bana hazırmışız gibi geliyor. Özellikle oturaktaki kaka isimli sanatsal çalışmamızı görünce inanamadım. Annem daha 10 aylıkken bir oturak almak lazım dediğinde, "olur mu, daha çok erken" dediğim için utandım. Ben de, kardeşim de erken dönemde bezden kurtulmuşuz. O dönemler tabi şimdikinden çok daha zor haller. Durmadan yıkanan, kaynatılan, ütülenen bezleri düşünün. Annem titizdir bi de benim. İyice durulama suları, tekrar tekrar kaynatmalar filan. Kardeşim benden 8 yaş küçük olduğu için onun bez durumlarını çok iyi hatırlıyorum. Büyük meseleydi.

Şimdi emici hazır bezler olunca bebekler o zamanki kadar rahatsız değil tabi bu durumdan. Olsun. Bir yola çıktık, umarım güzel gider. En azından çiş ve kakanın oturakla, tuvaletle ilişkilendirilmesi bile yeterli şu an için. Bi de sevincini görseniz. İnsanı motive ediyor küçük tavşan.

Bebeklerin genelde garanti çiş yaptıkları zaman var. Sabah uyanınca ve yatmadan önce. Yemekten bir süre sonra. Ela kaka yapacağı zaman kuytu bir köşeye çekiliyor oradan anlıyoruz. Odasındaysa çadıra giriyor, salondaysa koltukların arasında bir yere çöküyor.

Gelişmeleri yazarım. Umarım güzel şeyler yazarım.

Sevgiler!

Blogculardan Linkler:



Bezsiz Bebek konusunda destek almak için:

Bezsiz Bebek Destek
Bezsiz Bebek Gelişmeler 

28 Oca 2010

Oyunlarımız

Bu akşam Ela için sürpriz sepeti hazırladım. O daha çok küçükken ara ara yapıyordum, pek eğleniyorduk ama fark ettim ki çook uzun zamandır böyle bir şey yapmamışız. Başım ağrıyordu, en iyisi sepeti hazırlayayım, biraz öyle oyalanırız diye düşündüm. Meğer ne doğru bir şey yapmışım...

Sepete bir sürü şey koydum, pirinç kavanozu, kadife mücevher kutusu, metal küpe kutusu, ejderha, küçük ayna, gözlük kabı, nane kavanozu, küçük kumaş sepet, kolye, saç bandı, saç fırçası... Çok yaratıcı olmayabilir, bugünlük bunlar vardı. Ela hanım abartısız 50 dakika kadar oyalandı. Çok eğlendi. Onu izlerken başımın ağrısı geçti.

Dikkatli küçük tavşan. Konsantre misin sen?

Bi kere kolyeyi hemen boynuna taktı. Saç bandını da saçına taktı. Fırçayla saçını fırçalar gibi hareketler yaptı. ("Şimdiki çocuklar harika" annelik modundan çıkmaya çalışıyorum ama olmuyor:P)
Ejderhadan korktu. Bi elini sürdü, çekti, sürdü çekti. Sonra aldı, inceledi. Yere koydu. Tekrar aldı, tekrar koydu. Sonra ağzına götürdü ama plastik, sevmedi.

"Her ejderhanın eti yenmez" diyerek ata sözlerimize katkıda bulundum. Olmazsa Çin atasözü diye yutturucam artık.




Akar akar akar...

Mutfaktayım bir bakıyorum arkamda biri var. Gülüyor, damacanayı tutuyor. Kap kaçak, her şey elinin altında bıcık bıcır. Bazen gülüyor, istediği olmayınca mimimimimimi diye laf sayıyor. Akşamları yemek yiyoruz, biraz kitap okuyoruz. Altımızı açıp oturağa oturduktan ve temizlendikten sonra soruyorum. Şimdi ne zamanı kızım? memmee. Ne zamanı kızım? meme.

Kitapların resimlerine bakıp isimlerini söylüyoruz. Söylediğinden çok daha fazlasını anlıyor. Derdini anlamazsak kızıyor.

Babasıyla birbirlerine parmaklarını uzatıp değdirirlerdi. Skypeda görünce parmağını uzatıyor Ela. Dün kendi kendine iki farklı elinin parmaklarını birbirine değdirip baba demiş. Ben görmedim, bakıcı ablamız söyledi.

Sanki zamanı tutmak için yazıyorum bunları, unutulmasın diye. Öyle hızlı unutuyorum ki oysa çoğu şeyi söyleyemeden. Normal kitapların sayfalarını çeviriyor ustalıkla. Ne zamandır yazmak istiyorum. Akıyor zaman.

Alerji geçti, burun akıyor.

Kara doyduk. Yeter bu kadar. Annemler geliyor haftasonu, heyoo.

27 Oca 2010

Dev Kapılar


Nerden çağırışım yaptı bilmiyorum. Londra seferlerimden birinde Tate Modern'de bir sergi görmüştüm. Tam sergi gibi de değil. Hareketli. Pek çok temadan bir tanesi hareket eden dev kapılardı. Bizim boyumuzun iki üç katı gibi kocaman beyaz kapılar, yukarda asıldıkları raylar üzerinde hareket ediyorlardı. Kendimizi harikalar diyarındaki küçülmüş Alice gibi hissetmemiz bekleniyordu. Bu sabah (hemen hemen hiç uyumamışken...) aniden aslında orada çocukların ne hissettiğini anlamaya ne kadar yaklaştığımı farkettim. Dev kapılar. Tuhaf şekilde hareket ediyor, kontrol edemiyorsun. Küçüksün. Çok az şey senin boyuna göre. Anlatması zor. Araştırdım internette bari bir fotoğraf bulayım diye kastım buldum...

Gerisini görmek için tıklayın: Pierre Huyghe

26 Oca 2010

Huzursuz...

Ela gecelerdir uyumuyor. Uyanıyor, tekrar uyuyor. Dün değil önceki gece artık tavan yaptı. 3:00de uyandı. Sabah 4:30a kadar. Uyuyor, yatağa koyuyorum, dönüyor, uyanıyor. En sonunda kollarımda uyudu. Ben de yatağa götürdüm, beraber yattık aynı pozisyonda. Sabah uyanıp beni görünce bi sevindi, bir güldü. Dünyalar benim. Aşk gibi bişey, ne tuhaf şey. Koklaya koklaya, öpe öpe. Ben uyuyamadım tabi, bi gözüm açık. Diş gelmiş iki tane. Azı mı azı. Tam da göremiyorum açmıyor. Parmağımla hissettiğim doğruysa azılar gelmiş arkadan. Yazıkmış yavruya.

Üstüne bugün burun fırk fırk, hapşuular bol. Ateş yok, basit soğuk algınlığı ama yoruyor işte. Sonracığıma bir damla bal yemenin ardından kırmızı yanak, kırmızı eller. Alerji. Acaba bal mı? Yeni almıştım daha, balparmak. En şüpheli yiyecek o gözüküyor. Umarım bir an önce geçer. O keyifsiz olunca dünya gri.

Üç saat kesintisiz gece uykusu uyuduğum günler dinçim. Hava buz. Yerler cam gibi. Bugün güneş gördük, iyi geldi. Kar güzel, buz değil. Eczaneye giderken kısa yoldan gideyim dedim. Artistik puanlarım sıfır geldi. Teknik eh işte, düşmedim ne de olsa. Fazla konuşmayacağım bu karda kışta işe gitmiyorum en azından diyelim.

Sevgili Çin'de sucuk yemiş, buna ne demeli? Alışmış yemekleri pek sever olmuş, balık delisi. Kıza gene balık yapmalı. Bugün yeşil mercimek vardı iştahsız. Pilavı sever, ı ıh. Ekmeğin bile tadına bakmadı doğru dürüst, ömrü hayatımda ilk kez TV açtım yemek yedirmek için. Belki üç beş lokma ya geçti, ya geçmedi boğazından.

Yarın güzel bir gün olsun.

İyi Anne Nasıl Olur?

Annelerin Dünyasındaki Yeni Yazım...

Bu seferki konumuz anneler. Babalardan çok daha zor geldi bu konu bana.


25 Oca 2010

Bir Mimdir, İki Mimdir, Üç Mimdir...

Önce Kitubi'den Damla'nın mimini yanıtlayalım, aylar oldu. Sonra Yeliz'in mimi gelsin. Ben de bir postla iki mim vurmuş olayım:)

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?

The Idle Parent, gidip gelip okuyorum. Kasmayan anne baba nasıl olunur hakkında. Genel olarak özgürlükçü bir duruşu var.
Tutunamayanlar yeni bitirdim kaçıncı defadır okuyorum bilmiyorum. Konusu: tutunamayanlar.
Raising Our Children, Raising Ourselves: Çocuklarımızı büyütürken kendimiz de büyüyelim temalı, zor anlarda ne yapmalı, nasıl davranmalı, nasıl anlamalı üzerine bir kitap.
The Philosophical Baby What Children's Minds Tell Us About Truth, Love, and the Meaning of Life: Yazar kitabın bir yerinde şöyle demiş. Uzaylılar gelse ve bizim felsefe ansiklopedimize baksalar sanırlar ki mitoz bölünmeyle çoğalıyoruz, ne bebek var, ne çocuk. Felsefi anlamda bebek zihni, ne düşünür, ne hisseder. Ve biz bundan ne anlıyoruz hayata dair?
Ego, Oshodan okuduğum ilk kitap. Oldukça beğendim. Pek kafa dengi bi adammış, yalnız bazı yerleri tekrar okumalı gibi geldi.
A Life's Work, Rachel Kusk: Kendi hamilelik ve doğum sürecini anlatmış, biraz uzaktan, mesafeli. Çok yakın yerleri var.

Kitapları döne döne okuyorum. Bazen bitiyor, yine okuyorum...


2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
En son Ego, Osho aldım.


3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
Çok var. Yazar söylesem? Doris Lessing, Iris Murdoch, Salman Rushdie, Julian Barnes, Ursula K Le Guin, Ian Banks, Oğuz Atay, Kemal Tahir, Sevgi Soysal, Alev Alatlı, Douglas Adams, Frank Herbert, Latife Tekin
Doğuma yanımda Frank Herbert'ten Dune serisini götürmüştüm. Pek işe yaramıştı.


4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Üzerimde lanet mi var bilmiyorum Thomas Mann Büyülü Dağ, iki yıldır okuyorum. Unutup baştan başladığımdan bitmedi. İllallah demedim üstelik, güzel kitap. Bi de Niteliksiz Adam, Robert Musil. Yok okuyamadım. Çok istememe rağmen, "Ahlaki Protesto Sanatı" kitabı da bekleyenler arasında. Ama umutluyum.
Okurken İllallah dedirten, Dostlukların Son Günü, Selim İleri. Nedense hitap etmedi bana?

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Giddar'ı okuyacağım kısmetse.
Time Travel In Einsteins Universe bekliyor...


Şimdii Yeliz'in Mim:

Hakkımda bilinmeyen yedi şey:

1- Bir gün dünyalar kurtaracakmışım gibi gelir, bir gün yataktan çıkasım gelmez. En hafifinden bir manik depresif halim var ama çok hafif.
2- Bazen deli gibi yemek yapasım gelir, kekler börekler açarım. Sonra aylarca içimden mutfağa girmek gelmez, hayatta kalacak kadar yemek yaparım.
3- Yazmayı hem severim, hem nefret ederim.
4- Börektense çiğ yufka yemeyi severim, karnım ağrımaz.
5- Olmamış üzüm, yeni çıkmış yeşil erik. Yeter ki ekşi olsun.
6- Bazı isimleri çok fena karıştırırım. Yaşar Nuri Bilge Ceylan... gibi alır başını gider.
7- Bir blogum daha var ama çok gizli, orada hepinizi çekiştiriyorum:P

Kimseyi mimlemiyorum, isteyen üzerine alsın. Tembel olunca böyle utandım:P

24 Oca 2010

Bir Yaşımı Geçtim Geçeli...






Biliyorum beni çok özlediniz. Ben de sizi özledim. Tanıdınız herhalde, Ela ben. Bugünlerde annemin klavyesini iyice ele geçimiş bulunuyorum. Baby smash diye bi program varmış annem nurturiada duymuş. Klavye başına geçiyorum, tuşlara basıyorum kareler, harfler, gülen suratlar çıkıyor. Pek geyik. Canımın istediği gibi programları kapatamasam da eğleniyorum. Arka plan şeffaf en azından:)

Bu akşam teyzem ıspanak yapmış, afiyetle yedim. Annem ne pişirsem krizlerine girmeye başladı. E tabi, çeşitlilik arttı. Her bişiyden yiyebiliyorum. Geçen salata yedim, barbun yedim. Ben yedikçe bizimkiler mest. Olsunlar bakalım. Annem beni ara ara oturak denen bişeye oturtuyor. Biraz özel bir konu olduğu için fazla detaya girmeyeceğim ama sabah ve akşamları bir düzene oturttuk gibi. Pek hoşuma gidiyor.

Sonracığıma, odadan odaya geziyorum. Düşecek gibi olduğumda artık düşmüyorum. Dengemi sağlıyorum, yürümeye devam ediyorum. Arabamı itiyorum, bazen içine fil oturturup öyle itiyorum.Sürekli kitap okuyoruz. Anneme okutuyorum, teker teker isimleri söyletiyorum. Bugün annem çok yorgunmuş, teyzemle oynadık. Bana sordu portakal hangisi, gösterdim. Muzu sordu gösterdim. Teyzem anneme anlatınca çok şaşırdı annem. Biz kitap okuyoruz, sen sınav yapmışsın dedi. Neyse artık... Sonra teyzemle kitap okurken biz köpek resmi gelmişti, o sırada dışarda köpek havlamaz mı? Teyzem bak Ela gerçek köpek dedi, camm oraya gidip aşağı baktık. Bu arada kar denen bişi yağmış, çok güzel gözüküyor ama soğuk. Ağzıma götüreyim dedim annem elimden kaptı. Ne diyordum hah köpek. Akşam annemle kitaba bakarken köpek denk gelince dışarı gösterdim bugün havladı dışarda demek istedim. Anlamadı kadın. Kafası karıştı neden camı gösteriyor diye. Teyzem gelip açıklayınca sevindi neyse. Büyükler bazen çok saftron canım. Anlamıyolar bazı şeyleri.

Geceleri uyanıyorum yine. Korkuyorum. Rüya mı görüyorum acaba?

Sürekli fotoğraf çekiyo bunlar bi de. Ben de çekicem diyorum, bırakmıyolar. Çektim bi iki tane ama ağır biraz.

Çok büyüdüm. Çok şey anlıyorum. Tam anlatamıyorum aynı ayarda ama anlıyorum. Teyze dedim geçen pek sevindi sevimli.

Babamı özlüyorum çok. Bilgisayar ekranında çıkıyor arada. Sesi var, görüntüsü var ama kendi yok. Gelsin bir an önce.

Havalar düzelse de parka gitsek, arkadaşlarımızla görüşsek istiyorum.

Annemim teyzesi ben böyle yazınca çok seviniyomuş, onun için yazayım dedim biraz da. Onları da çok özledim. Keşke sevdiklerimiz yanı başımızda olsa hep.

Saçlarım çok uzadı. Bugün yandan toka taktı teyzem. Daha bi değişik oldu. Belki annem koyar resmini...

Şimdilik bu kadar sevgiler...

Bugünlerde Ne Dinliyoruz?




Raindrops on roses and whiskers on kittens
Bright copper kettles and warm woolen mittens
Brown paper packages tied up with strings
These are a few of my favorite things

Cream colored ponies and crisp apple streudels
Doorbells and sleigh bells and schnitzel with noodles
Wild geese that fly with the moon on their wings
These are a few of my favorite things

Girls in white dresses with blue satin sashes
Snowflakes that stay on my nose and eyelashes
Silver white winters that melt into springs
These are a few of my favorite things

When the dog bites
When the bee stings
When I'm feeling sad
I simply remember my favorite things
And then I don't feel so bad

22 Oca 2010

Çok Okuyan Mı Bilir, Çok Gezen Mi?

Ela'nın Teyzesi: ET
Ben: B
Ela: E

Evdeyiz. Çin için vize almaya gitmişim, öğrenmişim ki illa babanın muvaffakatnamesi olacak. E pasaportu alırken almıştık zaten babadan? I ıh. O başka, bu başka. Kurallar boş yere çıkmıyor, Çin'den çocuk evlat edinen alan kaçan çok. Belki o nedenle ama bizim Çin vizesi biraz nanay oldu. Aslında koca Çin'de konsolosluğa gidebiliyor olsa (Pekin ve Şangay'da var Shenzhen'e uzak) olabilirmiş. Daha sonra Mira'nın Bahçesi Banu'dan bir öneri geldi, ama artık kararı vermiş bulunduk. Gitmiyoruz Çin'e. Hong konga gidicez.

O sıralarda internette araştırma yapıyorum aa Shenzhen'e 5 günlük special zone vizesi varmış. Bir anda planlara dahil ediyorum, hımmm o zaman 5 günlüğüne geçer meşhur Queen Spa'nın tadına bakarız o yee. Bir yandan kendi kendime konuşuyorum gece gece. Uzunca planlar yaptıktan sonra, bu vize bize de var mı diye bakmak aklıma geliyor. I ıh. Yok. ABDlilere, İsraillilere bilimum Arap ülkesine ve bize yok. Kanada'lı olmak varmış şu hayatta.

B: Aaa bize yokmuş o vizeden.
ET: Çok okuyan mı bilir abla, çok gezen mi?
B: Bilmiyorum. Gezsem de öğrenecektim herhalde bunu.
ET: Demek kiiii çok okuyan da bilir, çok gezen de. Okuyan acısız bilir.
B: hımmm.

Böylece yılların tartışmasına noktayı koyduk. Gezi notları okumak, çok gezenden tavsiye almak lazım. Ayrıca çok gezmiyoruz, çok gezsek size de gelirdik. Nasreddin Hoca'yı da anmış olduk bu heyecanla...

sevgiler!

21 Oca 2010

Sadece Anne'den Mim

Pek mimden gider olduk...

Ela'dan önce, Ela'dan sonra...

ALIŞVERİŞ
Önce: Kitap, kitap. Edebiyat, roman, teknik.
Sonra: Ela'ya ne alsam.

BUZDOLABI
Ö: Kahvaltılık ağırlıklı, genelde yarı dolu.
S: Mutlaka sebze yemeği, bol meyve. Pazar sonrası dolu.

CAN
Ö: Sevdiklerim
S: Ela + sevdiklerim.

ÇOCUKLAR
Ö: Kendi çocukluğum, kendi arkadaşlarım
S: İnsanlığın geleceği, umudu. Dünyanın güzelliği, kızım ve arkadaşları.

DOĞUM
Ö: Deli mi bu kadınlar?
S: En büyük mucize.

EV
Ö: Şarap içilip, arkadaş çağırılan, gece uyunan dağınık yer.
S: Ela ile oynadığımız, oyuncak dağınığı yer. Asli mekan.

FOTOĞRAF
Ö: Biz, doğa, gezi.
S: Ela'nın halleri...

GİYİNMEK
Ö: Mutlaka topuklu ayakkabı, en yükseğinden. Dar kazak, kot.
S: Kumaş pantol altına bile spor ayakkabı giyme isteği.

HUZUR
Ö: Sevgili
S: Sevgiliyle Ela'yı uyurken izlemek. Sessiz konuşmak baş ucunda.

IRSİ
Ö: Kötü huylar.
S: Biz

İLGİ
Ö: Ben
S: Ela

KİTAPLAR
Ö: Varoluşsal sorgulamalar, felsefe, düşünsel, roman
S: Sevimli kaplumbağa, Felsefe ve bebekler, varlık kucakta.

LOKUM
Ö: Sevmem
S: Sevmem

MAŞALLAH
Ö: Ağız alışkanlığı
S: Korkuyla, nazar değmesin kimsenin çocuğuna!

NEFES
Ö: O son bakıştaki hisler kaldı aklımızda.
S: Mis kokulu

OYUNCAK
Ö: Monopoli, tabu, risk, jenga, pictionary...
S: Kap kaçak, Ela'yı eğlendiren her şey.

ÖPÜCÜK
Ö: İnsanda en güzel kanun: öpücüklerden insan yapmaları (Eluard)
S: Öpmeye doyamadığım.

PAZAR GÜNÜ
Ö: Gez, toz, yay
S: Önce sen uyu, sonra ben.

REMZİ KİTAPEVİ
Ö: Koltuğa çök, oku, oku, oku.
S: Ora nere?

SEYAHAT
Ö: Her yere, koşarak.
S: Düşünerek, hazırlıklı

ŞARKI SÖYLEMEK
Ö: Kendi kendine eğlencelik.
S: Evde şakıyarak dolaşmak, yemek hazırlarken şakımak, kendini müzikal oyuncusu sanmak...

TATİL
Ö: Sundance. Sessizlik. Huzur.
S: Ela kalabalıkla eğleniyor, kime gitsek, kim gelse?

UYKU
Ö: Fazla uyumasak, hep okusak, çalışsak gezsek... 11de kalkmasak...
S: Ah bir uyusak, kendi kendimzie uyansak... Şöyle 8e kadar uyusam daha ne isterim hayatta?

ÜZÜNTÜ
Ö: Ayrılık...
S: Ela'nın neşesiz hali.

VARLIK
Ö: Sorgulanabilir.
S: Efendimm??

YORGUNLUK
Ö: Ay çok çalıştım çok...
S: Yorulmadım ki ben.

ZAMAN
Ö: Yetmeyen.
S: Uyuyana kadar her şey. Uyuyunca can sıkıntısı.

Mimlenen:
İsteyen herkes....

20 Oca 2010

Atta Çantamız...

Pratikanne'den mim geldi, tam da denk geldi yazalım...

Atta çantamızda ne var:

Bez var mutlaka, ıslak mendil var. Alta değiştirme örtüsü var. Krem var.
Yedek kavanoz maması ve meyve. Kaynamış soğumuş su.
Kaşık, önlük var. Yedek kıyafet, badi, alt, üst, hırka, yelek var.
Battaniye var.
Ela'nın cep telefonu, bir pelüş oyuncak, bir kitap var.
bazen: kamera ya da fotoğraf makinası.
Bugünlerde çorap, yedek kilotlu çorap, olur da çok soğuk olursa diye.
Peçete

Bana dair,
cep telefonum,
cüzdan, para, kimlik, Ela'nın kimliği, sigorta kartlarımız.
Defterim, kalem.
Ruj

Eskiden daha çifter çifter alıyordum kıyafetleri, şimdi biraz daha kolaylaştı. Ela ağırlaştıkça, çantamız hafifledi:)

Ben de
birinci tekir şahıs,
kirazsevdası,
sadece anne,
kuzunun annesi
ve Nihal'i mimliyorum bu defa.

kolay gelsin...

Bir Yaş Güzeli ve Hayatımız...

Bir yaş gerçekten bir dönüm noktasıymış. Hayat bir yandan akıp giderken, ne çok değişiklik olduğunu insan bir anda anlayamıyor. Bir an geliyor, dönüp bakıyorsun geriye... O zaman anlar gibi oluyorsun. Kısa bir an.

Ela evimizin bir üyesi. Artık bebek denemez, henüz çocuk da değil. Ortada. Sabahları kalkıyoruz, oynuyoruz. Oyunlarımız daha eğlenceli. Sonra kahvaltısı, bakıcı abla geliyor. Sabah uykusu. Öğle yemeği. Sonra ben çalışıyorum. Arada geliyor, seviyorum. Biraz ilgileniyorum. Sonra öğle uykusu. Çalışmaya devam ediyorum. Bazen kaçamak yapıyorum. Dün blogcuanneyle buluştuk. Bugün bu yazıyı yazıyorum. Bitince tekrar işe döneceğim. Sonra akşam oyunlarımız. İstediği kitabı getirip kucağıma tımanıyor. Beraber okuyoruz, teker teker gösterdiği resimlerin isimlerini söylüyoruz. Hayvanlı kitapları seviyor. Özellikle yavru kedi taklidime çok gülüyor. Çıkardığım seslere inanamıyorum. Sonra anneannenin aldığı denizaltı kitabı var. Titi ile Piti dalgıç olmuşlar. Teker teker balıkların isimlerini söylüyoruz. Dalgıç teyze itiraz ediyor müren öyle sevimli bi hayvan değil bi kere diyor. Gülüyoruz. Kalamarların şapkaları var. Sen sevimli sevimli öğret hayvanları sonra da bak kalamar diye yedir, bakalım nasıl olacak.

Evin bir üyesi. Salon oyuncankları salonda duruyor. Odasındakiler odada. Kap kaçağı iç içe koyalım dönemindeyiz. Bugün pembe filimizi yıkadık şampuanla. Temsili olarak. Tuvalete gidiyoruz akşamları ve sabahları beraber. Ela'nın çok hoşuna gidiyor. Büyüdü ya hani.

Yemeklerimiz de büyüdü. Dün akşam köfte + pilav vardı. Köfteyi tercih etti. Normalde ısırarak yemeyi seviyor. Babası burada olsa ısırarak yedirirdi. Anne olarak benim aklım çıkıyor kocaman atınca ağzına. Ben de parçalayıp koyuyorum önüne. Teker teker yesin diye. Babası çok daha cesur benden bu konularda. Onu çok özlüyoruz ve arıyoruz. Bir kez daha anne baba dengesi önemli diye düşünüyoruz. Birinin eksiğini kapatıyor. Annenin bıraksan fazla korumacı olacak hallerini dengeliyor. Ki o kadar korumacı olduğumu sanmıyorum ama... Belki de daha cesur olmalıyım.

Kendi kendine yemeye bayılıyor. Muz, makarna, köfte, domates, peynir, ekmek, pilav, bisküvi gibi şeyleri kendi yiyor. Sulu şeyler için kaşık lazım. Bakıcı ablayla kaşık denemelerine başladılar. Yemek bitince biraz yemeğiye oynamak istiyor. Pirinçleri yere atıyor mesela. Orada durup alıyorum mama sandalyesinden. Kızmalı mı bilmiyorum. Bence yapmaması gerektiğinin farkında ama şu hayır deme konusunda kafam karışık. Sürekli yapma diyen anne olmak istemiyorum ama sanki bir şeylere de hayır demeli gibi. Sınırsız özgürlük, şımartma ihtimali, kısıtlama ihtimali. İnce çizgiler ne zor. Annelik denen şey bir ipin üzerinde dengede yürümeye benziyor. Allah'tan ip çok ince değil de düşmüyoruz ilk hatada.

Ela skype olayını öğrendi. Dün halıda oynarken kızım babayla konuşuyorum diyince (gtalktaydık) kafayı kaldırıp ekrana baktı hemen. Öyle yapınca skypa girdik. Kucağıma aldım hemen babayı gösterip eheh diye güldü. Parmağını uzattı. Babası burdayken parmak değdirmece oynarlardı. Sanırım onu yapmaya çalıştı. Babası da uzattı. İyi ki skype var.

Gündüzleri skypei açıyoruz, konuşuyoruz biraz. Sonra video açıkken karşılıklı çalışıyoruz sevgiliyle. Orada akşam. Gurbette akşam çok zor çok zor. Şikayet etmiyoruz. Neticede uzak ama askerde değil, çok uzun süre değil, iş için orada filan. Yine de gönül istiyor işte. Bu da mı sana yetmiyorr gönüüüllll.

Akşamları teyze geliyor. İyi ki o var. İki bacı oturuyoruz. Erkek arkadaşı ABDye döndü. Böyle ikimiz, sevgililer dünyanın iki farklı ucunda. Film izliyoruz. Film izlerken bir yandan çalışıyorum, biraz işkolik olmuş olabilirim. Evden çalışma konusunda çok endişelerim vardı. Daha önce freelance çalışırken kendimi kaybederdim. Bütün gün yemeği pc başında yiyerek filan. Hımm düşündüm de kahvaltı ve öğle yemeğimi pc başında yapıyorum yine. Olsun. Ara veriyorum, kızımla ilgileniyorum, arkadaşlarımı görüyorum arada. Umarım işler yolunda gider ve tekrar mesaigillere katılmak zorunda kalmam. Kalırsam da hayırlısı artık. Buna da şükür.

Aslında evden çalışabilecek olanları evden çalıştırmak lazım. Her meslek olmaz tabi, orada şansın etkisi var. Ama yazılım, yazmalı çizmeli işler, makina mühendislerinden çizim yapanlar, tek başına proje yapanlar filan evden çalışsın. Kör karanlıkta buz gibi havada trafik çek, ofise git. Hem zaman, hem para, hem enerji kaybı. Ela ile nasıl olur diye çok endişeliydim. Beni görünce gelmek istiyor. İstediğinde alıyorum. Biraz duruyoruz, sonra tekrar oyuna dalınca ben işin başına geçiyorum. Yirmi gün oldu. Fena değiliz. Evdeyken çok yer miyim diye düşünmüştüm. Kilo verdim. Kilo verdikçe moralim yerine geliyor. 1.5 hafta oldu dikkat edeli beri, 4 kiloya yakın verdim. Öyle şok diyet gibi bir şey yapmıyorum. Bol bol yiyorum ama makarna, pilav, hamur işi yok. Ekmek sınırlı. Zeytinyağlı, ızgara, salata bol. Hemen hemen her akşam devasa salata yapıyoruz. Pek severim de, üşeniyorduk eskiden. Şimdi üşenmemeye başladık. Üşenenin oğlu kızı olmazmış zaten.

Artık uyku sorunum olduğunu kabul etmem lazım. Sevgili gideli beri çok zor uyuyorum. Dün gece Ela melekler gibi uyandı maşallah. Oysa ben hiç uyuyamadım. Sabaha kadar. Biri beni yatır kaldır yapsın. Alıştım mı nedir. Önceki gece çok zordu. Ela uyumamıştı gece. Uyku hassas bir konu. Her yaşta.

Dün bir kez daha iyi ki bu blog işine başlamışım diye sevindim. Ne kadar iyi insanlar tanıdım. Ne kadar farklı anneler. Blogcu anne ile oturduk, sohbet ettik. Sanki eski arkadaşız, yıllardır görüşmemişiz de arayı kapatıyormuşuz gibiydi. Mira'nın bahçesi ile mailleştik. Çin ve Hong kong, çocukla yolculuk konusunda inanılmaz içimi rahatlattı. İşi erbabına soracaksın:) Onu okudukça özeniyordum zaten. Üşenmeye son. Yollara düşme vakti. Bu akşam alıyorum biletleri ve 13 Şubatta Ela ile gidiyoruz bir aksilik çıkmazsa.

Idle parenti tekrar elime aldım dün gece bir süre sonra. Giderek daha rahat bir anne oluyorum sanırım.(Hülya'ya selam:) Şu "aktivite yapmak" meselesi beni pek açmamıştı. Neden olduğunu Idle parent okuyunca üstüne nurturia'da sedaaydın yazınca aydım. "Planlı programlı, sanki proje yapar ki hesaplı haydi şimdi aktivite zamanı" geriyormuş beni. Hayatımın iş gibi geçmesini istemiyorum. Öte yandan çok eğlenceli şeyler de yapılıyor. Demek ki, aklında olacak yapılabilecekler, çocuk da sen de hevesliyken, modunuz olduğunda yapacaksın. Annem bana oyun hamuru yapardı, tuz seramiği derdik. Un, tuz ve su. Bazen sulu boyamın suyunu kullanırdı renkli olurdu diye hatırlıyorum. Çok eğlenirdik, bazen yalnız oynardım, bazen o da gelirdi. Hayatın akışı içinde çocukla oynamak dünyanın en güzel şeyi. Ama şimdi aktivite saati diyerek her gün aynı saatte bir şeyler yapmak bana göre değil. Uyku saat işi. Oyun değil. Akşamları kitap okuyoruz mesela, Ela tutup getiriyor istediği kitabı. Her akşam illa okuyacağız diye tuturmuyoruz, bazen başka bir şeye sarıyor.

Hayat akıp gidiyor, onlar büyüyor, biz büyüyoruz. Idle Parentta gene çok güzel bir bölüm var. Şikayet eden insan kimdir diyor, durmadan sızlanan. Özgür olmayan insan sızlanır. Kendini kendisinden daha büyük bir gücün iradesine teslim etmiş olan sızlanır. Çocukların sızlanmasını engellemek lazım. Büyüklerin sızlanmasını engellemek lazım. Memnun değil misin, değiştir. Zapla. Geç, başka bir boyuta geç ya da kabullen. Kader buymuş de. Ama birini yapmak lazım. Değiştiremeyeceğimiz şeyler var. Sızlanmak çaresizlik. Üstelik yarattığı negatif bulaşıcı. Keşke deme, iyi ki de. Çocuk tabi kalkacak arada gece bizim de uykumuz kaçmıyor mu de. Çok yorgun olunca yardım bul. Arada kaç, dinlen. Fedakar, cefakar anneler olmayalım, yükü çekmeyelim. Özgürce sevelim, özgürce oynayalım. Elimizden geldiğince.

Ne demiş Osho, aşk özgürleştirmiyorsa aşk değildir.



Anneli Kızlı...


Renkli bir aileyiz gördüğünüz gibi.
Kar yağdı çorapları giydik.
Bugün blogcuanneyle tanıştık, doyamadık.
Sonrasında eve gelip güzel çalıştım, aferin bana.
Bir de uykusuzluğa bir çözüm olsa...
Departed güzel bir filmmiş.
Hala kitap mimini yazmadım.
Aslında yazmak istediğim başka şeyler vardı, onları da yazmadım.
Tembel blogger ödülleri de olmalı.





19 Oca 2010

Bu ne beter çizgidir bu


Öyle Bir Yerdeyim Ki

Öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil ne kurbağa
Bir yanım mavi yosun
Dalgalanır sularda
Dostum dostum
Güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe

Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah Allah
Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil, kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun çalkalanır sularda


Dostum, dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe

Öyle bir yerdeyim ki bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah, Allah dölüm düşmüş sokağa.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

18 Oca 2010

Kurtlu muyuz, kurtluyuz...

Hisse senedi gibi yükselip alçalıyor kararlar, bi diyorum oturalım oturduğumuz yerde, bi diyorum kalk Ela gidiyoz Hong Konga, bi diyorum Ela kalsın ben gideyim, bi diyorum ben kalayım Ela gitsin... Bir takım rezervasyonlar yaptım oturduğum yerden. Bakkala gidesim yok, kalkmış nerelere gideyim diyorum. Ama zaten bizim bir arkadaşın kuşak tanımı buydu, bakkala gidemeyip Arjantin'e gidengillerdenmişiz biz.

Pek enerjisizim bugün, hafta sonu yorgunluğu çöktü. Hava da karanlık. Ellerim üşüyor.

Yani ben sevgili yokken, okuyacaktım, yazacaktım, neler neler yapacaktım neler. Canım bişey yapmak istemiyor. Bahar gelsin artık...






16 Oca 2010

Ela'dan Bir İlk ve Yeni Kareler.






Ayıptır söylemesi, bugün ilk kez oturağa çiş yaptık. Sonra da kıkır kıkır güldük. Pek mutluyuz... Yaşaasın.



15 Oca 2010

Pozitif Doğum Hikayeleri, Blogcu Anne ve Bizim Doğumumuz...

Ne zamandır bahsetmek istiyordum, fırsat bugüneymiş...

Blogcu Anne güzel bir blog başlattı. Pozitif Doğum Hikayeleri

Doğuma girmeden önce deliler gibi doğum hikayesi aramış, çok az normal doğum anısı bulabilmiştim. Bunun üzerine benim gibi olanlar mutlaka vardır diye düşünüp bulduğum linkleri bir sayfada yayınlamıştım. Ana sayfamda duruyor. Eğer rastlarsam mutlaka güncelliyorum:


Google analyticsten takip ettiğim kadarıyla normal doğum diye aratıp bu sayfayı bulan çok. Bir nebze faydamız olabildiyse ne mutlu. Blogcu anne iyi ki bu işe bir blog adadı da, daha derli toplu, daha geniş kapsamlı bir ağ oluştu. Bundan böyle anneler vajinal doğum hakkında öcüdür, kötüdür, çok risklidir gibi ön yargıları yenmek için kendilerini daha güçlü hissedebilecekler. İyi ki böyle insanlar var, üşenmiyorlar, oluşturuyorlar, yazıyorlar. Kendim yapmışım gibi gurur duyuyorum. Oh diyorum, bir sorumluluktan kurtuldum:))) Teşekkürler Blogcu anne.

Sonra kendisiyle yazıştık, o kadar istememe rağmen normal doğum yapamadım ben kalbimde bir cız. Kısmet değilmiş. O güne kadar hep normal doğum okumuşum sezaryen beni hazırlıksız yakaladı. Blogcu anne ile düşündük. Bizim hikayemizi de blogunda yayınlama kararı aldık. Sezaryen ama niyetimiz iyi :)

Yazıyı okumak için:


Üzerinden zaman geçtikten sonra, belli duygusallıklar geride kaldıktan sonra yazdığım bir yazı oldu. Blogcu anneye teşekkür ederiz hikayemizi yayınladığı için.

Bir Kaç Söz...

Ana baba taht yaparmış, baht yapamazmış diye bir söz var. İnsan ne kadar istese de bazen şartlar normal doğuma el vermeyebilir. İnsanın sütü gelmez, gelir sorunlar çıkar. Bazen erken biter. Bazen bebekler kilo almaz olur. Bazen hastalanır. Bazen boyu hop hop uzar, bazen uzamaz. Bazen erken yürür, bazen geç yürür. Demek istediğim ne çok işkence ediyoruz kendimize. Hayatı biraz olduğu gibi kucaklamak lazım. Önce seçim yapmak ama olmadığında teslip olup artık kendimizi üzmeyi bırakmamız lazım.

Kadercilik gibi demek istemiyorum. Her şeyi bırakın demek istemiyorum. Gebeler, normal doğum için düzgün doktor seçin, haklarınızı bilin, elinizden geleni yapın mutlaka. Bu bir şans, değerlendirin. Ama... Bazen olmuyor işte. Olmuyorsa olmuyor. Çok üzülmeyin, çok dertlenmeyin. Süt konusunda bir önceki yazıdan sonra çok huzursuz oldum, İlknur da üzüldüm diyince. Bence şu önemli, biz elimizden geleni yapacağız. Süt varken vermiyorum len demedik ki çocuğa. Çocuklar bazen iştahsız oluyor, ne yapalım, elimizden gelen çareleri deniyoruz. Olursa oluyor, olmazsa işte doktora gidiyoruz, uğraşıyoruz.

Bloglarda yazarken bazen her şeyi anlatamıyoruz. Hayatımız el bebek, gül bebek lay lay lom geçiyormuş gibi geliyor. Gözüktüğü gibi olmayabilir. Bazen bir konuya insan üzülüyor, üzüldüğünü farketmiyor, yazamıyor. Ben Ela ne zaman geceleri uyuyor, ne zaman düzeni bozuluyor bilmiyorum. Bir öyle yazıyorum, bir öyle. Biraz anlık. Bazen ne yedirsem diye düşünüp duruyorum.

Yani anne dediğin çocuğu için elbette en iyisi olsun ister ama son tahlilde hiç biri ona verdiğimiz sevgi kadar, onu kucaklamamız kadar, niyetimiz kadar önemli olamaz. Anne sütü alamamış mama yemiş ee. Benim kocam bildiğin pirinç maması yemiş ama boylu poslu süper bir insan. Bütün notları pekiyi. Yani küçük şeylere dertlenene kadar şöyle mutlu anneler olsak, daha rahat olsak. Göreve dönüştürmeden içimizden geldiği gibi oynasak. Düzen olsa ama bazen bilerek bozsak. Çocukları sabah 8-akşam 5 mesaisine yetişeceklermiş gibi yetiştirmesek, esnek olsak. Ama her dediklerini yapıp küçük tiranlar yetiştirmesek, ilerki hayatlarında karşılaşacakları insanların ahını almasak...

Yani şöyyyyle bi rahatlasak. Minik mikropları çok dert etmesek, ateşi dünyanın sonu sanmasak. (Kendime diyorum hişşşt.) Yani önlem almakla obsesif olmak arasındaki sınırı çizebilsek... Azıcık burunları aksın bişey olmaz. Soğukta dışarı da çıkalım. Aşırı korumacı hiper anne olmasak.

Benim adım hıdır, elimden gelen bıdır. (Yani: my name is hıdır, this is all I can do!)

Anneler üzülmesin, şeker de yiyebilsinler.

sevgiler.

14 Oca 2010

Öylesine

Bugün Ayşe geldi bize, heyoo. Çok özlemişiz, çok sevindim. Minik Ayşe minik Ayşe yine gel, yine gel...

Sevgiliyi yolladık Çin'e sosyal olduk. Bundan böyle geziyoruz. Çağırın gelelim, öyle bi durum. Daha iyisi siz bize gelin. Çocuklu bir arkadaşımız vardı, geçen gitmiştik, Ela ile çok güzel oynamışlardı. Onları aradım bi akşam gelin diye. Meğersem Doğa o gün bugündür ne zaman Ela'lara gidicez diyormuş. İçim parçalandı neden daha önce aramadım diye kendime kızdım. İnsan bazen çok abuk subuk davranıyor. Ara gitsin işte, istemeyen işi olan gelmez zaten.

Osho filan okurken şunu farkettim. Bilinçsiz meditasyon denen bişeyden bahsediyor. Mesela kendini kaptırıp çocuğunla oynarken. Eğer aklında bişey varsa Ela hooop diyor. Noluyoruz? Kafanı tamamen oyuna vermen şart. Karşılıklı çay içiyoruz, Miki Fare ve File içiriyoruz. Oyuncak bıçak çatal kullanıyoruz filan.

Bir şey daha var. Eskiden ben salonda emzirirdim, emzirirken kitap okur, bişeyler izler, sohbet ederdim ama bu ilk 3 ay civarıydı. Ela için çok farketmiyordu, zaten o kadar sık emiyordu ki, hayatın içinde idare ediyorduk. Ne zamandır bilmiyorum son 4-5 aydır herhalde, akşam emmelerimizi yatak odasında tamamen karanlık-loş bir ortamda yapıyoruz. Oda emmeyle eşleşti. Parmağını gösterip istiyor odaya gidelim. Artık meme dışında giremiyoruz yatak odasına, çağırışım yapıyor. Emzirme zamanında Ela ile karanlıkta otururken kafam boş. Normal hayatımızda ayırmadığımız bir zaman. Kendi kendine, kızınla, karanlıkta... Onun düzenli nefes alıp verişini dinlerken...

Ne zamana kadar gider bilmiyorum... Sürdüğü sürece güzeldi.



Yazı Geldiğinde...

Bazen zorluyorsun, haberler veriyorsun. Bazen yazı gelip yüreğine oturuyor ve zorla kendini yazdırıyor. Şimdi olduğu gibi oysa ne yazacağımı bilmiyorum bile. Uykum var, başım ağrıyor ama hayır yaz yaz yaz bir kenara yaz. İyi yazayım bakalım ne yazacaksam.

Dün sevgili gideliberi ilk kez uyudum. Ela gece uyanmaları bıraktı. Ben de yatakta dönmeyi bıraktım. Sanırım sevgilinin gidişine (ne kadar alışılabilirse) alıştık. Ya da ilk şoku atlattık diyelim. Beş saat bile olsa üç saat bile olsa kesintisiz gece uyunacak kardeşim. Bir haftadır karanlıkta uyumadım bir saat olsun ve serseme döndüm. Huysuz oldum. Bir kaç gecedir, hatta bu gece her sese koşmayacağım dediğim günden sonra Ela'nın uykuları düzeldi, benimki düzelmedi.

Raising our kids, raising our selves diye bir kitap okuyorum bir yandan, Tutunamayanları okumaya devam ediyorum yavaş okumaya gayret ediyorum. Doğu bilgelerinden sufi hikayeleri okudum bugün de. Bazılarını kesinlikle anlayamıyorum. Bugüne kadar hep benim anlayışım kıt diye düşündüm, oysa İdris Shah'ın ingilizce yazdıklarını çok daha iyi anlıyorum. Derleme yapacaz derken öyküler değişiyor mu? Çeviri mi kötü. Ya da benim anlayışım o noktada değil henüz...

Karşı pencere var tvde. Evdekiler izliyor, sesi geliyor. Müzikleri ne güzel ve hüzünlü. İnsanın aşık olup, bir hastalığa tutulup, ayrı kalıp çok acı çekesi geliyor resmen. Biz kızımla her akşam dans saati yapmaya başladık. Youtubedan seçip dansediyoruz beraber. 70ler 80ler bizden sorulur. Abba gimme yi kesinlikle çok seviyor. Boney M filan da favori. YMCA olsun, tangolar olsun. Pek eğleniyoruz. En ufak bir müzikte oynayan bir kızım var. Öğrenmeliyiz bu işleri.

Youtubeda arar duruken tangolardan ilk dans videolarına geldik. Düğün için dans etmeyi öğrenen çiftler. Biz tango öğrenmiştik ama basitçe tabi. Çok güzeldi, çok eğlenmiştik ama biz tabi solda sıfır kalıyoruz videoları izleyince. Thriller dansı yapan mı dersin, Time of my life - dirty dancing (zıplama sahnesi dahil) yapan mı dersin. Aratın izleyin, çok hoş. Beni bu tarz uyarlamalarda en çok etkileyen nokta şu. Orada sevdiklerinin, arkadaşlarının eşin dostun bütün değer verdiğin insanların önünde normal koşullar altında utanabileceğin bir gösteri yapıyorsun. Kolay değil. Buna rağmen uğraşmışlar, yapmışlar, çekmişler, koymuşlar. Pek taktir ediyorum bunları. Nasıl desem, biraz klişe duruyor, çok rahat bir kuyuya düşmek. Ama aldırmıyorlar, yaşamaya bakıyorlar. Aferim:)

Ela bugünlerde bana sarılıyor, kafayı yaslıyor. Öylece duruyoruz. Kıpırdamadan. Uzun uzun.

Salı günü kadıköyde işlerim vardı, hava ne güzeldi. İşlerim erken bitince Moda'da oturan bir arkadaşımı aradım. Umudum yoktu ama uygunmuş. Denizatında oturduk. Muhteşem manzara, uzun zamandır görüşmemişiz. Akşama epeydir görüşemediğimiz bir arkadaşım geldi. Kabuğumuzdan çıkıyoruz yavaş yavaş...

Bugün karşıya gittim. Vize işlerini halledemedim ama İtalyan turistlere rehberlik etmiş oldum. Kime niyet, kime kısmet...

Sarı Çizmelinin hediyesi geldi, hemen sardım Ela'yı sabah uyanınca. Yumuşacık bir battaniye. Battaniyelere sonsuz saygım var. Çok seviyorum onları...



Ödüllendirildik...

Hilal bize çeşitli kategorilerde ödül vermiş. Heyoo. İçimdeki çocuk bu ciddi bi sorumluluk dedi:)

Ben de ödülü dağıtmak istiyorum.

1. "Aaa hiç böyle düşünmemiştim" dedirtenlere
2. Okuduğumda gülümsetenlere
3. Çocuklarına oyun ve oyuncak uyduran, "çocuklar gibi eğlen"meyi bilenlere
4. Dünyayı çocukların gözünden anlamaya çalışanlara
5. Yeni şeyler denemeye açık olanlara
6. Şaşırmayı bilenlere

----


ve daha çok var ama başkalarına da ödül verecek insan kalsın diye bırakıyorum....

sevgiler...

12 Oca 2010

Anlar.

Düzenin dışına çıktığımız anları hatırlarız en çok. Okulu kırdığımız günü. Kaçırdığımız uçağı. Gecenin ortasında uyandığımızda annemizin bizi yedirmek içim mutfağa götürdüğünde elimize alıp bırakmadığımız ve onlarla uyuduğumuz mandalinaları. Detayları unutmayız. Gecenin köründe annem ve teyzem kahvaltı yapıyoruz, her nasılda gece kalkmama ses çıkarılmamış ve sırf onlarla daha çok kalabilmek için açım dememe inanılmış. Bitince yatmaya itirazım yok. Teyzem annem ve ben çok eğleniyoruz beraber. Bugün kızım teyzesi ve ben çok eğlendik Ela uyanınca. Acıkmıştı gerçekten, derdini anlıyoruz. Parmağıyla mutfak, mutfakta önce su. Daha sonrasında yemek istedi. Bi güzel yedi meyveyi, uyumakta zorlandı ama elinde mandalinalarla öylece teyzesinin kucağında bir güzel. Unutulmaması gereken bu anlar çok değerli. Düzen olduğu için değerli çünkü olmadığında bozmanın ne anlamı var. Plan yapmadan plan yapınız. Ne olursa olsun plan yapınız ama illa olacak diye tutturmayınız adamın asabını bozmayınız. Olursa ne güzel, olmazsa napalım. Denk gelirsek görüşelim, birbirimizi hafife almayalım, ciddiye alalım ama ciddi olmayalım. Demek istediğim aslında ince çizgileri sevelim. İnce çizgiler olmasa, hassas dengeler olmazsa ne tadı kalırdı inceliklerin. Neyi hatırlardık o zaman. Hafıza seçici geçirken her şeyi hatırlamak mümkün değil. Saldım çayıra yapmadan, mümkün mertebe öğrenerek ama kasmadan. Saate bakarak ama bağımlısı olmadan. Planlar yaparak ama teslim olmadan yaşanacak hayat, kendi koyduğumuz kuralları esneterek ama ortadan kaldırmadan.... Esnemek dediğin nedir ki zaten... Bugün az önce tutunamayanları tekrardan okudum ben...





11 Oca 2010

Kısa kısa...


Bugün arkadaşlarımız geldi, Kirazsevdası ve Doruk. Birinci Tekir Şahıs ve Ada. Çok ama çok sevindik...
Birinci Mavmav Şahıs ve Ada Ela için yedi tane ağaç almış, kızımın dikili yedi ağacı var artık...
Hülya'nın yolladığı tshirt de geldi, pek şeker. Teşekkür ederiz.

Doğum gününü bir kez daha kutladık, bir kez daha mumu üfleyemedik:P

Güzel bir gündü....

Çok teşekkür ederiz her şey için...



Yıkılmadık Ayaktayız... zzz.. z...

Perşembe ve Cuma bakıcı abla hastaydı. Sevgili de yok. Kaldık mı yavruyla başbaşa? Ela babası gideli beri huzursuz. Akşamları kapıya bakıyor. Belki ben huzursuzum ona yansıyor. Geceleri saat başı kalktık. Sabah altı dedi mi ayaktayız. Kardeşim cuma öğleden sonra izin alıp geldi. Cumartesi pazar kardeş ve enişte desteğine rağmen zor geçti. Özellikle uykusuzluğun birikmesi kötü. Ela uyuduğunda yatıp uyuma kısmı da yalan oldu. Geceleri uyuyamıyorum. Uykudan ölüyorum amaaa uyuyamıyorum. Bugün sabahtan 1 saat, öğleden sonra 2.5 saat uyudu Ela. Ben de uyudum. Teyzoş da uyudu. Hepimiz keyifli uyandık da kendimize geldik. Sevgiloşun yokluğunu çok hissediyoruz... Hem manen, hem de madden. Meğer ne çok, ne çok iş yapıyormuş. Tadımız yok pek. Kocası askerde olan, uzakta olan pek çok kadın varken şikayet ediyormuş gibi olmak fena. Bu gece uyanmaları olmasa... Zor, yine zor.

İnternetten aradım durdum. Gece uyandığında dayanın gitmeyin diyor. Bugün bunu deneyeceğim, dayanabildiğim kadar. Peki ayağa kalktığında ne olacak? Onu söylememişler. Uyku konusu tam düzelmişti. Sabaha kadar deliksiz uyuduğumuz gibi yedide kalkıyorduk ne zamandır. Belki yeni döneme alışmadır, etkilenmişizdir beraber diye düşünüyorum. Çarşambadan beri böyleyiz. Gırrr. Olsun, bugün güzel bir gündü.

Bugün sevgiloşla google talktan sesli konuşurken (Ela klavyeden mesajlar yazdı babaya) sonra kucağımdan inip hızlı hızlı gitmeye başladı. Meğer sevgilinin resmine gidermiş. İçim bir tuhaf oldu. Yarın vize işlemleri için görüşücem. Bir an önce gidelim... Gerçi Çin en fazla bir aylık vize veriyomuş. Olsun.

Ela arabasının düğmelerine basıyor, müzik çalınca da oynuyor. Oynamayı pek seven bir kızımız var. O halleri çok ama çok tatlı. Yemek yerken iki farklı türden yemeği beraber yemeyi seviyor. Bu bu diyerek yönlendiriyor, bi ondan bir ondan.

Geceleri uyumadan emiyoruz. Çok fena yapışıyor yakama. Yatak odasında emzirdiğim için orası emme haliyle eşleşti. Her istediğini parmağıyla gösteriyor, canı meme istediğinde parmak yatak odasını gösteriyor: Bu. Koca kız oldu kucağıma sığmıyor.

Ben uyuyayım şimdi gidip... horrrrr

8 Oca 2010

Benim Annem, Güzel Annem...

Annelerin dünyası için bir yazı yazdım. İşte burada: Benim annem, güzel annem.

(Son dakika: Bazı devlet sırları açıklanmış oldu:)




7 Oca 2010

Ela ile Bir Gün...

Bugünü kaydetmek istedim. Bakıcı ablamız hastalanıp doktora gidince kızımla başbaşa kaldık. Bazı anlar..

* Skypeda baba ile konuşurken "aaa babaaa" ve sevinç çığlıkları.

* Skypeda anneanne ile konuşurken el sallaması. Sonra sanki anneanne arkasından bakıyormuş gibi gidip oyuncağıyla oynayıp, sonra dönüp anneanneyi görmek için eğilmesi. (Yavrum benim)

* Yer: Ela'nın çadırının önü. Oyun: Evcilik. Anne çay fincanı takımına hayali çayları doldurup içiyor, Ela'ya veriyor, Miki Fare'ye veriyor, Ela hanım kıkır kıkır kıkır kıkır... Plastik çatallarımızla hayali yemekleri yiyoruz, Ela tavşanı kıkır kıkır. Yani yamukluk olduğunun farkında, oyunu anlıyor, sonra o da yemek yiyormuş gibi ağzını şapırdatıyor... Çay fincanlarının tabakları var. Tabakla beraber fincanı tutabiliyor, ama ne zaman hayali yudumunu alıyor, tabağı eğiyor, böylece fincanı tekrar tabağa koyduğunda yere düşüyor, Ela kızıyor. Bu olay dört beş kere olunca gıcık oldu, ama sonra sonra daha usta tutmaya başladı.

*Annenin sırtı ağrıması üzerine yere yatıp oynamaya başlıyorum. Ela üstüme tırmanıp karnıma kafasını yaslıyor, karnıma puf yapıyor. Uzunca bir süre gülüp eğleniyoruz.

*Skypeda anneanne bombili bili bom söylerken Ela kucağımdan fırlayıp gidip sehbaya tutunup dans etmeye başlıyor. (Dönüp anneanne bakıyor mu diye bakıyor yine...)

*Akşam yemeği yerken, fazla ekmek vermek istemiyor Anne. Yemekten veriyorum, yiyor. Sonra ekmek istiyor. Biraz verdim sonra elimde kalanı attım ağzıma, bak kalmadı anlamındaki işareti yaptım. Döndü ve ekmek sepetini, gösterdi, aloo kimi kandırıyon anneeee.


Teşekkür Yazısı

Ela'nın doğum günü törenlerle kutlanmaya devam ediyor. Yeliz'im ve yeniannem büyük incelik gösterip hediyeler yollamışlar yavruya. Uzun telefon görüşmelerinden sonra mng kargo da, yurt içi de bugün geldi. Ne görelim...
Sadece Ela'ya özel bir kitap. İçinde fotoğrafı. Benim adım, babasının adı, arkadaşlarının adı... Doruk var kitapta:) Böyle bakakaldık resmen. Çok ama çok iyi bir fikir. çok sevindik. Yeliz'im tam Ela'lık harika bir hırka göndermiş, küçülüp giyesim geldi. Rengi muhteşem.
Kutlamalar, ,iyi dilekler, gelen yorumlar...
Bizi merak edenler, ne işiniz var çinde diyenler...
Ne kadar çok dostumuz olmuş.
Ne kadar şanslıyız.

Sizler için bir şarkı seçtim...


Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem...

Kocaman sevgiler....

Akan Giden Düşünceler...

Yok Ela değil ben bu sefer. A. gittiğinden beri defalarca uyanıyorum gece boyu. Sıçrayarak. Belki Ela'nın sesine daha da kulak kesilmem gerektiği için. Dün defalarca baba baba diyerek gezindi evde içim parçalandı. Gitti ama gelicek diyoruz. Allah kimseleri ayırmasın sevdiğinden.

Havalar güzel. Soğuk ama güzel, yağmursuz en azından. Her gün parka gidiyoruz mutlaka. Komik tavşan şapkamızı, eldivenlerimizi takıyoruz. Şeker oluyoruz şeker.

Dün birinci tekir şahısla buluştuk hızlıca. Ne iyi geldi, ne iyi geldi. Ela'nın pasaport işi tamam. Vizeyi almak gerek şimdi. 9 saat sürmüş uçak. Çok uzun sayılmaz, ben çook daha uzun uçuşlar yapmıştım önceleri. Hatta otobüsle yazlığa git daha uzun. Tek fark yanımda Ela yoktu. Belki slingi alır uçakta dolaşırız diye düşündüm. Hatta slingi takar öyle uyuturup Ela'yı kucağımda. A. Çin'de muz ve mandaline yemiş. Bildiğimiz meyve:)

Evde çalışma denemelerim sürüyor. Ela beni her gördüğünde gelmek istiyor ama biraz daha düzene oturttuk gibi. Akıp giden zamanları bir yerlerde bulsam...

Çok büyüdü kızım. Akşamları kitap okumaya devam. Anneanne ve İlkay teyzesi sağolsun bi sürü kitabımız oldu. Teker teker parmaklarını koyup "bu" diyor. Ben de köpek hav hav, kedi miyav miyav diyorum. Hepsinin ismini sayıyoruz. Yazmayı unutmuşum, bir süredir Ela'ya (bir aydır filan en az) kulaklar nerde diyince kulağını gösteriyor. Yalnız burun nerde diyince benim burnumu gösteriyor. Kardeşimle benim kirpiklerimizi yakalamaya çalışıyor. El, ayak nedir biliyor.

Dün ilk kez sokakta yürüdü. Hep evdeydi şimdiye kadar.

Uyumadan önce dişleri gıcırdatıyor. Dişler eğri mi çıkacak yoksa? Bir dişçiye göstermeli mi acaba.

Hala kitap mimini yanıtlamadım Damla'nın aylar oldu.... Dur yazayım en kısa zamanda.



5 Oca 2010

Doğum Günü Anılarımız...



Yaşarken yazacak vakit olmadı. Geçip giden zamanları uhuhu bir yerlerde bulsam... Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem... Gözyaşına bakıp bakıp seni hatırlarım. Gittiin şimdii sen. Bi dakika, adana çık aradan. Buraya kızımın doğum gününü yazmaya karar verdim, sevgilinin çine gittiğini yazıp da duygusallaşmayacağım işte. Ela'ya anlatmaya çalıştık sonradan sürpriz olmasın diye. Baba gitti ama gelecek. Belki de o gelmeden biz gideriz, kimbilir. Hayırlısı.

Ne diyordum, Ela'nın doğum günü yani 31 Aralık günü gün güzel başladı. Hava güzeldi, kızımın babanesi ve dedesi öğlene doğru geldiler. Kahvaltı hazırladık, çay içtik. Sonra işlere başladık. Ela hanım günlük gezmesine çıktı bakıcı ablamızla. Biz de giriştik mutfağa. Bir kaç gün önceden taşınma kalıntılarını toparlamaca gibi işlerle uğraştığımdan, üstüne Ela'nın diş durumu, ateş derken feci yorgun ve uykusuzdum. Ama beden kendini toparlıyor işte. Kayınpederin bahçesinde soba yakmaları gerekmiş. O da uykusuz. Yine de herkes Ela'yı görüp yorgunluğu filan unutuyor...

Bir gün önceden bakıcı ablamız meşhur tarçınlı havuçlu kekinden yapmıştı ancak fırını koyduğumuz tahta hafif eğimliymiş, kekimiz hafif eğimli oldu. Kasten öyle yaptık deriz dedik geçtik. Kayınvalide kendi spesiyallerine girişti. Babamız işten erken geldi. Akşama doğru annem ve babam geldi. Annem sabah 6:30a kadar deli gibi yemek yapmış, sarmalar, dolmalar, börekler, kurabiyeler, rus salatası, zeytinyağlılar... Bak bak bitmez. Bir de babamla taşıdılar da taşıdılar. Pek şanslı bir insanım. Kızım da öyle:)

Blogcu annelerden pek çok hediye geldi. İlkay'ım ve kisd'den gelmişti, Yeniannemin ve Yeliz'in hediyeleri kargocu amcalara takıldı. Mng ve yurtiçi kargoya sitemlerimizi yolluyoruz. Kaç kere aradım bilmiyorum. Bu ince davranışları için çok sevindik, biraz mahçup olduk. Ne güzel, ne güzel!

Teyze ve enişte pasta alma işini üstlenmişlerdi. Yol boyu enişte, teyzeyi aha şimdi gitti pasta diye korkuta korkuta getirmiş. Pasta (pastacı rapunzel teyzemizin ellerine sağlık) muhteşem. Sanat eseri. Ela'nın duvarındaki stickerlar üç boyuta bürünmüş gözümüzün üzerinde. Dolaba koyarken panik anne. Aman olmaz, sığmayacak dikkattt diye ortamı gerdim biraz. Ama Allah'tan anlayışlı insanlar özellikle babam. Beni bir heyecan sardı zaten elim ayağım titriyor. Rapunzel teyze hediye kurabiyeler de yollamış, ne güzel, ne güzel. Sofra hazırlandı, derken konuklarımız geldi. Ela'nın amcası ve yengesi, yengenin annesi ve babası geldiler. Ama henüz hazır değilim bennnn. Evi süslemiştik biraz, evet sakiniz. Son yemekler sofraya gitti, pasta yerleştirildi, mum tamam. Tek kusuru var pastanın öyle güzel ki kesmeye kıyamıyoruz.
Gittim Ela'yı giydirdim, yavru bir melek. Ama hiç tadı yok. Her zamanki neşeli çocuk değil. Gülüyor filan ama hatrımız için biraz. Kucaktan kucağa dolaşıyor. Giyindim ben de. Şişmanım ama güzelim.




Mumlarımızı üfledik, fotoğraflarımızı çektik. Hediyelerimizi açtık. Bir sürü kıyafetimiz oldu, yün örgüler, trikolar, anneanne ve dede çoşmuşlar. Babaanne örgü kıyafetler getirmiş. Teyze ve enişte Ela'nın ilk arabasını almışlar, chicconun 4 fonksiyonlusu. Amca ve yenge ta ABDlerden oyuncak getirmiş (konuşan helikopter), kayınvalidesi ve yengesi ciciler almış kızımıza. Ne güzel...

Ela hanım yılbaşına damgayı vuruyor. Gündüz güzel uyuduğu için istisna yapıyoruz, geç yatıyoruz biraz. Anne rahat bir nefes alıyor. 3 2 1. 2010 geldiiii. Gece 12den sonra sevgiliyle çıkıp bir tur atıyoruz sokaklarda. Azıcık sakin zaman.




Cumartesi kayınvalideler, pazar annemler gidiyor. Ev yemek dolu, yiyoruz sürekli. Babam ve annem gitmeden evin şeklini değiştiriyoruz, tam içimize sinecek hale geliyor. Çok güzel oluyor. Bin türlü sorunumuzu minik periler gibi dokunup dokunup çözüyorlar. Sabitlenmemiş dolap, kitaplık kalmıyor. Ela'nın oyuncak çay takımıyla çay ikram ediyoruz birbirimize. Onları da yolcu ediyoruz sonra.

Pazar günü kızkardeşin işi var, dışarıda. Sevgili gidip çeşit çeşit peynir alıyor. Şarap peynir gecesi yapıyoruz, güzel bir film izliyoruz. Yaşasın Tarantino amca sen hayatta mıydın? Artık anlıyorum ki annenin çiçekli böcekli aile filmi izleyelim dönemi hayırlısıyla kapanmış. Farklı, derin, anlamlı filmlere hazırım. Karamsar da olsa. Bir yıl geçti anneliğimde.

Gerçekten çok şanslı insanlarız, şükrediyorum sürekli. Bir yılda ne çok şey değişti. Kızımız büyüdü, ben acemilikten daha bi kendine güvenen anneye dönüştüm. Sevgili iş değiştirdi, ben işe döndüm, istifa ettim, yeni bir maceraya atılıyorum. Sevgili Çin'e gidiyor. Taşındık, mekan değiştirdik. Bir sürü yeni arkadaşımız oldu. Eski ve çocuklu arkadaşlarımızla yeni bir ilişkimiz oldu.

Uykusuz geceler geçirdik ama haksızlık etmeyeyim. Görece çok az. Ela uyumlu, sakin ama çok hareketli bir bebek. Gülmesine ve saçına toka takmasına bayılıyorum. Güzel bir yıl geçirdim. Çok şey öğrendim. Çok dost kazandım. Blogcu arkadaşlarımızla beraber güldük, okuduk, öğrendik, uykusuz kaldık zaman zaman.

Önümüzde yeni bir yıl. Bakalım ne gibi maceralar bizi bekliyor...

Kar Demem Kış Demem Gezerim de Gezerim...






Bu da vesikalık resmimin resmi...

4 Oca 2010

Doğum gününden kareler...






Yazacak çok şey... Yorgun ama mutlu anne... Yazacak zamanı olacak.... Misafirli, kalabalıklı, eğlenceli doğumgünü... Güzel videolar, kötü fotoğraflar... Muhteşem pasta (Teşekkürler Pastacı rapunzel... Kesilirken içim gitti. )

Yeni dönem başlangıcı. Yeni yıl olduğu için değil. Öyle denk geldi. K.is.dden heveslendim osho okuyorum. Tutunamayanlar'ı bi daha okuyorum. Aşk'ı gece uykum kaçtı meselleri okudum bir tek.

Çok yorgunum.... İlkay mesaj atmış foto koy diye, onu kıramadım. Yorumları okudum yanıt veremedim. Samanlıkta samanı kaldıramadım. Haydi ben kaçtııımmmm.

İyi bir hayat dilerim miniklere...