20 Oca 2010

Bir Yaş Güzeli ve Hayatımız...

Bir yaş gerçekten bir dönüm noktasıymış. Hayat bir yandan akıp giderken, ne çok değişiklik olduğunu insan bir anda anlayamıyor. Bir an geliyor, dönüp bakıyorsun geriye... O zaman anlar gibi oluyorsun. Kısa bir an.

Ela evimizin bir üyesi. Artık bebek denemez, henüz çocuk da değil. Ortada. Sabahları kalkıyoruz, oynuyoruz. Oyunlarımız daha eğlenceli. Sonra kahvaltısı, bakıcı abla geliyor. Sabah uykusu. Öğle yemeği. Sonra ben çalışıyorum. Arada geliyor, seviyorum. Biraz ilgileniyorum. Sonra öğle uykusu. Çalışmaya devam ediyorum. Bazen kaçamak yapıyorum. Dün blogcuanneyle buluştuk. Bugün bu yazıyı yazıyorum. Bitince tekrar işe döneceğim. Sonra akşam oyunlarımız. İstediği kitabı getirip kucağıma tımanıyor. Beraber okuyoruz, teker teker gösterdiği resimlerin isimlerini söylüyoruz. Hayvanlı kitapları seviyor. Özellikle yavru kedi taklidime çok gülüyor. Çıkardığım seslere inanamıyorum. Sonra anneannenin aldığı denizaltı kitabı var. Titi ile Piti dalgıç olmuşlar. Teker teker balıkların isimlerini söylüyoruz. Dalgıç teyze itiraz ediyor müren öyle sevimli bi hayvan değil bi kere diyor. Gülüyoruz. Kalamarların şapkaları var. Sen sevimli sevimli öğret hayvanları sonra da bak kalamar diye yedir, bakalım nasıl olacak.

Evin bir üyesi. Salon oyuncankları salonda duruyor. Odasındakiler odada. Kap kaçağı iç içe koyalım dönemindeyiz. Bugün pembe filimizi yıkadık şampuanla. Temsili olarak. Tuvalete gidiyoruz akşamları ve sabahları beraber. Ela'nın çok hoşuna gidiyor. Büyüdü ya hani.

Yemeklerimiz de büyüdü. Dün akşam köfte + pilav vardı. Köfteyi tercih etti. Normalde ısırarak yemeyi seviyor. Babası burada olsa ısırarak yedirirdi. Anne olarak benim aklım çıkıyor kocaman atınca ağzına. Ben de parçalayıp koyuyorum önüne. Teker teker yesin diye. Babası çok daha cesur benden bu konularda. Onu çok özlüyoruz ve arıyoruz. Bir kez daha anne baba dengesi önemli diye düşünüyoruz. Birinin eksiğini kapatıyor. Annenin bıraksan fazla korumacı olacak hallerini dengeliyor. Ki o kadar korumacı olduğumu sanmıyorum ama... Belki de daha cesur olmalıyım.

Kendi kendine yemeye bayılıyor. Muz, makarna, köfte, domates, peynir, ekmek, pilav, bisküvi gibi şeyleri kendi yiyor. Sulu şeyler için kaşık lazım. Bakıcı ablayla kaşık denemelerine başladılar. Yemek bitince biraz yemeğiye oynamak istiyor. Pirinçleri yere atıyor mesela. Orada durup alıyorum mama sandalyesinden. Kızmalı mı bilmiyorum. Bence yapmaması gerektiğinin farkında ama şu hayır deme konusunda kafam karışık. Sürekli yapma diyen anne olmak istemiyorum ama sanki bir şeylere de hayır demeli gibi. Sınırsız özgürlük, şımartma ihtimali, kısıtlama ihtimali. İnce çizgiler ne zor. Annelik denen şey bir ipin üzerinde dengede yürümeye benziyor. Allah'tan ip çok ince değil de düşmüyoruz ilk hatada.

Ela skype olayını öğrendi. Dün halıda oynarken kızım babayla konuşuyorum diyince (gtalktaydık) kafayı kaldırıp ekrana baktı hemen. Öyle yapınca skypa girdik. Kucağıma aldım hemen babayı gösterip eheh diye güldü. Parmağını uzattı. Babası burdayken parmak değdirmece oynarlardı. Sanırım onu yapmaya çalıştı. Babası da uzattı. İyi ki skype var.

Gündüzleri skypei açıyoruz, konuşuyoruz biraz. Sonra video açıkken karşılıklı çalışıyoruz sevgiliyle. Orada akşam. Gurbette akşam çok zor çok zor. Şikayet etmiyoruz. Neticede uzak ama askerde değil, çok uzun süre değil, iş için orada filan. Yine de gönül istiyor işte. Bu da mı sana yetmiyorr gönüüüllll.

Akşamları teyze geliyor. İyi ki o var. İki bacı oturuyoruz. Erkek arkadaşı ABDye döndü. Böyle ikimiz, sevgililer dünyanın iki farklı ucunda. Film izliyoruz. Film izlerken bir yandan çalışıyorum, biraz işkolik olmuş olabilirim. Evden çalışma konusunda çok endişelerim vardı. Daha önce freelance çalışırken kendimi kaybederdim. Bütün gün yemeği pc başında yiyerek filan. Hımm düşündüm de kahvaltı ve öğle yemeğimi pc başında yapıyorum yine. Olsun. Ara veriyorum, kızımla ilgileniyorum, arkadaşlarımı görüyorum arada. Umarım işler yolunda gider ve tekrar mesaigillere katılmak zorunda kalmam. Kalırsam da hayırlısı artık. Buna da şükür.

Aslında evden çalışabilecek olanları evden çalıştırmak lazım. Her meslek olmaz tabi, orada şansın etkisi var. Ama yazılım, yazmalı çizmeli işler, makina mühendislerinden çizim yapanlar, tek başına proje yapanlar filan evden çalışsın. Kör karanlıkta buz gibi havada trafik çek, ofise git. Hem zaman, hem para, hem enerji kaybı. Ela ile nasıl olur diye çok endişeliydim. Beni görünce gelmek istiyor. İstediğinde alıyorum. Biraz duruyoruz, sonra tekrar oyuna dalınca ben işin başına geçiyorum. Yirmi gün oldu. Fena değiliz. Evdeyken çok yer miyim diye düşünmüştüm. Kilo verdim. Kilo verdikçe moralim yerine geliyor. 1.5 hafta oldu dikkat edeli beri, 4 kiloya yakın verdim. Öyle şok diyet gibi bir şey yapmıyorum. Bol bol yiyorum ama makarna, pilav, hamur işi yok. Ekmek sınırlı. Zeytinyağlı, ızgara, salata bol. Hemen hemen her akşam devasa salata yapıyoruz. Pek severim de, üşeniyorduk eskiden. Şimdi üşenmemeye başladık. Üşenenin oğlu kızı olmazmış zaten.

Artık uyku sorunum olduğunu kabul etmem lazım. Sevgili gideli beri çok zor uyuyorum. Dün gece Ela melekler gibi uyandı maşallah. Oysa ben hiç uyuyamadım. Sabaha kadar. Biri beni yatır kaldır yapsın. Alıştım mı nedir. Önceki gece çok zordu. Ela uyumamıştı gece. Uyku hassas bir konu. Her yaşta.

Dün bir kez daha iyi ki bu blog işine başlamışım diye sevindim. Ne kadar iyi insanlar tanıdım. Ne kadar farklı anneler. Blogcu anne ile oturduk, sohbet ettik. Sanki eski arkadaşız, yıllardır görüşmemişiz de arayı kapatıyormuşuz gibiydi. Mira'nın bahçesi ile mailleştik. Çin ve Hong kong, çocukla yolculuk konusunda inanılmaz içimi rahatlattı. İşi erbabına soracaksın:) Onu okudukça özeniyordum zaten. Üşenmeye son. Yollara düşme vakti. Bu akşam alıyorum biletleri ve 13 Şubatta Ela ile gidiyoruz bir aksilik çıkmazsa.

Idle parenti tekrar elime aldım dün gece bir süre sonra. Giderek daha rahat bir anne oluyorum sanırım.(Hülya'ya selam:) Şu "aktivite yapmak" meselesi beni pek açmamıştı. Neden olduğunu Idle parent okuyunca üstüne nurturia'da sedaaydın yazınca aydım. "Planlı programlı, sanki proje yapar ki hesaplı haydi şimdi aktivite zamanı" geriyormuş beni. Hayatımın iş gibi geçmesini istemiyorum. Öte yandan çok eğlenceli şeyler de yapılıyor. Demek ki, aklında olacak yapılabilecekler, çocuk da sen de hevesliyken, modunuz olduğunda yapacaksın. Annem bana oyun hamuru yapardı, tuz seramiği derdik. Un, tuz ve su. Bazen sulu boyamın suyunu kullanırdı renkli olurdu diye hatırlıyorum. Çok eğlenirdik, bazen yalnız oynardım, bazen o da gelirdi. Hayatın akışı içinde çocukla oynamak dünyanın en güzel şeyi. Ama şimdi aktivite saati diyerek her gün aynı saatte bir şeyler yapmak bana göre değil. Uyku saat işi. Oyun değil. Akşamları kitap okuyoruz mesela, Ela tutup getiriyor istediği kitabı. Her akşam illa okuyacağız diye tuturmuyoruz, bazen başka bir şeye sarıyor.

Hayat akıp gidiyor, onlar büyüyor, biz büyüyoruz. Idle Parentta gene çok güzel bir bölüm var. Şikayet eden insan kimdir diyor, durmadan sızlanan. Özgür olmayan insan sızlanır. Kendini kendisinden daha büyük bir gücün iradesine teslim etmiş olan sızlanır. Çocukların sızlanmasını engellemek lazım. Büyüklerin sızlanmasını engellemek lazım. Memnun değil misin, değiştir. Zapla. Geç, başka bir boyuta geç ya da kabullen. Kader buymuş de. Ama birini yapmak lazım. Değiştiremeyeceğimiz şeyler var. Sızlanmak çaresizlik. Üstelik yarattığı negatif bulaşıcı. Keşke deme, iyi ki de. Çocuk tabi kalkacak arada gece bizim de uykumuz kaçmıyor mu de. Çok yorgun olunca yardım bul. Arada kaç, dinlen. Fedakar, cefakar anneler olmayalım, yükü çekmeyelim. Özgürce sevelim, özgürce oynayalım. Elimizden geldiğince.

Ne demiş Osho, aşk özgürleştirmiyorsa aşk değildir.



11 yorum:

Nihal dedi ki...

Özgür anne yazılarına bayılıyorummmm, blogunu baştan sona okudum Ela'nın doğumundan beri takipteyim çok da tatlı maşallah hamile kaldığımda bende blog açtım http://poyrazligunler.blogspot.com ve ilk yazımda senden bahsetmiştim blog açmama vesile oldun iyi ki de olmuşun :) Ela büyüdükçe güzelleşşiyor maşallah. Bize de bekleriz, kapı açık :)

k.i.s.d. dedi ki...

İçimden geçenleri yazmışsın yine Özgürüm.

Bu haftayı atlatalım buluşalım, ararım ben. Bu hafta pazar da dahil doldurduk yine, hayırlısı... :) allah sonumuzu hayretsin diyerekten yorumuma son veriyorum.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Nihal:) Ne kadar incesin. Çok sevindim böyle bir faydam olabildiyse, yaşasın blogcu anneler:)
Geldim, okuyorum. Sevgiler.

kisd, canım nasıl uygun olursanız. Hafta içi bakıcı abla olduğu için görece rahatım, haftasonu zor gibi. Sizin planlara da dahil olabilirim. Konuşalım. Sevgiler...

Sadece anne.. dedi ki...

Kısa bir yorum bırakıyorum bu sefer: seni okumayı çok seviyorum Özgür Anne :)

meltem dedi ki...

Ben de ozgur anneden ilham alan, yazilarini bikmadan okuyanlar klubu uyesiyim. Ama tembel blogcu odulunu de en cok ben hak ediyorum galiba:-)))

Ozgur dedi ki...

Sadece anne, ben de seni zevkle okuyorum.

Meltem, yaz yaz. Çok ilginç oluyor farklı perspektifleri görmek. :) Aman yaz yaz.

Defnenin Annesi dedi ki...

evden calisan anneler külübü kuralim mi? Ben yaklasik 3 aydir evden calisiyorum. Sadece ilk 2 hafta biraz zordu, sonra defne calismam gerektigini anladi. Bende bazen calisirken kendimi kaybediyorum, biraz önce oldugu gibi. Bir problem varde, cözene kadar ugrastim simdi rahat rahat uyuyabilirim... Aslinda birakmak gerek ama ben yapamiyorum... Deli gibi calisiyorum...
Defne'nin ana ögünleri ben veriyorum. Ama ona verirken kendim yemegi unutuyorum yada zaman kalmiyor, o yüzden bende 5-6kilo verdim. Hemde aslinda hicbirsey yapmadan...

Ozgur dedi ki...

Kuralım Defne'nin annesi:) Ödülleri çok, zorlukları az. Hadi bakalım:)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

bu sınırlar ve disiplin konusunda bıraksan post yazarım.
şimdi çocuk psikologu bir arkadaşım "ortamı güvenli hale getirip 1-2 yaş arası çocuklara maximum özgürlük vermek gerek" demişti. ben de bunu esas alarak çok çok pis işlere bulaşmadığı sürece dur demiyorum. (çok pisten kastım şu: geçen gün elindeki bir bardak ayranı halıya döktü mesela, o ha napıyon oğlum. dur çüş dedim. o kadar da değil di mi?)
bir de bu çocuklar bizim tepkimizi merak ediyor gibi geliyor bana. ne zaman buzdolabının kapağını aç-kapa yapmasını görmezden geldim, o zaman bıraktı. şimdi arada dolabın kapağını açıp "ııhh" diyor. yani "anne çemkirsene, böyle hiç zevkli değil"
aktivite meselesinde seninle tamamen hemfikirim. hatta post yazacaktım ama millet gene üstüme yürü korkumdan ses etmediydim :) planlı saatli olmuyor bu iş. bazen yemek yedirirken çok ince işler yapıyoruz, bazen parkta, bazen arabada.. ama ne öncesinde hazırlık yapıyorum ne bi şee.

yeliz dedi ki...

bazen ben de evden çalışabilirim gibime geliyor. bizim ofisi sadece kullanıyorum zira, hiç de gerekli değil. ama arcayla zor olur bee, neyse:) etkinlik mevzuu biraz beni de sıkmaya başladı. daha doğrusu ben hali hazırda bütün montessori kitaplarını okuma aşamasındayım, hadi etkinlik yapalım kısmına henüz gelmedim. Birebir uygulama çok doğru gelmiyor bana, doğaçlama olmalı... dur devamını post yazacağım:) sana yazdığım yorumlar genelde post kıvamında oluyor:)

Evren dedi ki...

Ya bu pilavlar bizde de aynıydı uzun zamandır, ben de arada eline kaşık çatal veriyordum ki kendi yemekle meşgul olup yere atma huyundan vazgeçsin diye; bazen işe yaradı, bazen sıkıldı çatalı kaşığı da beraber attı. Neyse bu hafta babycenter'dan gelen bültende gördüm (13 ay 1 hafta)ve yalnız değilmişiz diye size de haber vereyim dedim :)))

Bir de Hülya'nın dediğine katılıyorum. Tepki verince daha çok hoşlarına gidiyor hakikaten. Geçen lavaboda poposunu yıkarken numaradan ayağını kaydırdı, "aman" dedi; ben önce anlamadım; sonra baktım beni taklit ediyor kerata. "Aman"ı ne bilsin, sırf numara:)))

13 Şubat'a az kalmış. Şimdiden iyi yolculuklar diyorum. Bu arada 13 aylık bir bebekle yeni seyahatten
dönmüş biri olarak gece yolculuğu yapmayacaksanız yanınıza çeşit çeşit şeyler alın derim. Bizim YavruSu fazla hareketli bir bebek olduğu için 2 saatlik yolculukta bile bize dünyayı dar etti. Uçak da çok dardı gerçi o ayrı. Sırayla kitap, oyuncak, yine kitap, kapalı cep telefonu, kraker, bisküvi, çantadan daha önce hiç görmediği kolye, toka, kart ne varsa (hiç görmediği şeyler çok sıkıldığında bonus gibi oluyor, epey oyalıyor:) Biz laptop'a sevdiği müzik, vs. yüklememiştik, çok büyük hata ettiğimizi yan koltuktaki çocuğu görünce anladım, bunun da bir süre için hipnotize edici etkisi olabiliyor. Bir de "cee" ve "abra kadabra" oyunu için bir battaniye ya da bez parçası çok işlevli olabiliyor :))) Sağ salim gidip gelin umarım. İyi yolculuklar! 1 yaş güzeline sevgiler...