14 Oca 2010

Yazı Geldiğinde...

Bazen zorluyorsun, haberler veriyorsun. Bazen yazı gelip yüreğine oturuyor ve zorla kendini yazdırıyor. Şimdi olduğu gibi oysa ne yazacağımı bilmiyorum bile. Uykum var, başım ağrıyor ama hayır yaz yaz yaz bir kenara yaz. İyi yazayım bakalım ne yazacaksam.

Dün sevgili gideliberi ilk kez uyudum. Ela gece uyanmaları bıraktı. Ben de yatakta dönmeyi bıraktım. Sanırım sevgilinin gidişine (ne kadar alışılabilirse) alıştık. Ya da ilk şoku atlattık diyelim. Beş saat bile olsa üç saat bile olsa kesintisiz gece uyunacak kardeşim. Bir haftadır karanlıkta uyumadım bir saat olsun ve serseme döndüm. Huysuz oldum. Bir kaç gecedir, hatta bu gece her sese koşmayacağım dediğim günden sonra Ela'nın uykuları düzeldi, benimki düzelmedi.

Raising our kids, raising our selves diye bir kitap okuyorum bir yandan, Tutunamayanları okumaya devam ediyorum yavaş okumaya gayret ediyorum. Doğu bilgelerinden sufi hikayeleri okudum bugün de. Bazılarını kesinlikle anlayamıyorum. Bugüne kadar hep benim anlayışım kıt diye düşündüm, oysa İdris Shah'ın ingilizce yazdıklarını çok daha iyi anlıyorum. Derleme yapacaz derken öyküler değişiyor mu? Çeviri mi kötü. Ya da benim anlayışım o noktada değil henüz...

Karşı pencere var tvde. Evdekiler izliyor, sesi geliyor. Müzikleri ne güzel ve hüzünlü. İnsanın aşık olup, bir hastalığa tutulup, ayrı kalıp çok acı çekesi geliyor resmen. Biz kızımla her akşam dans saati yapmaya başladık. Youtubedan seçip dansediyoruz beraber. 70ler 80ler bizden sorulur. Abba gimme yi kesinlikle çok seviyor. Boney M filan da favori. YMCA olsun, tangolar olsun. Pek eğleniyoruz. En ufak bir müzikte oynayan bir kızım var. Öğrenmeliyiz bu işleri.

Youtubeda arar duruken tangolardan ilk dans videolarına geldik. Düğün için dans etmeyi öğrenen çiftler. Biz tango öğrenmiştik ama basitçe tabi. Çok güzeldi, çok eğlenmiştik ama biz tabi solda sıfır kalıyoruz videoları izleyince. Thriller dansı yapan mı dersin, Time of my life - dirty dancing (zıplama sahnesi dahil) yapan mı dersin. Aratın izleyin, çok hoş. Beni bu tarz uyarlamalarda en çok etkileyen nokta şu. Orada sevdiklerinin, arkadaşlarının eşin dostun bütün değer verdiğin insanların önünde normal koşullar altında utanabileceğin bir gösteri yapıyorsun. Kolay değil. Buna rağmen uğraşmışlar, yapmışlar, çekmişler, koymuşlar. Pek taktir ediyorum bunları. Nasıl desem, biraz klişe duruyor, çok rahat bir kuyuya düşmek. Ama aldırmıyorlar, yaşamaya bakıyorlar. Aferim:)

Ela bugünlerde bana sarılıyor, kafayı yaslıyor. Öylece duruyoruz. Kıpırdamadan. Uzun uzun.

Salı günü kadıköyde işlerim vardı, hava ne güzeldi. İşlerim erken bitince Moda'da oturan bir arkadaşımı aradım. Umudum yoktu ama uygunmuş. Denizatında oturduk. Muhteşem manzara, uzun zamandır görüşmemişiz. Akşama epeydir görüşemediğimiz bir arkadaşım geldi. Kabuğumuzdan çıkıyoruz yavaş yavaş...

Bugün karşıya gittim. Vize işlerini halledemedim ama İtalyan turistlere rehberlik etmiş oldum. Kime niyet, kime kısmet...

Sarı Çizmelinin hediyesi geldi, hemen sardım Ela'yı sabah uyanınca. Yumuşacık bir battaniye. Battaniyelere sonsuz saygım var. Çok seviyorum onları...



3 yorum:

Adsız dedi ki...

Oh ne güzel misler gibi sarılın sımsıkı :) benim kuzumda Eladan 24 gün küçük bizde de başladı omuz keyfi...Pzt.günü işe başlıyorum içim çok sıkılıyor ne kadarda hazırım desemde öyle olmadığını farkettim sanki herşey yarım kalacak. 1 Yaşımıza günler kaldı bir sürü düşünceler uçuşuyor havada sanırım çok doluyum yazıp yada konuşup rahatlamak istiyorum o kadar çok şey varki güzel haberlerinizi görünce ben de mutlu oluyorum işe başladığınız dönemdeki olumlu telkinleri aklıma getirmeye çalışıyorum aslında size sormak istediğim paylaşmak istedeğim şeyler var sizin içinde bir mahsuru yoksa mail adresim ceylansibel@hotmail.com

Ozgur dedi ki...

Mail attım, sevgiler.

Hilal dedi ki...

Battaniyelerrr:) Hastayım onlara. böyle polar olsun, penye olsun, örgü olsun ayyy yetmiyor:) Her bebek mağazasında gidip dokunuyorum onlara deli gibi.