22 Şub 2010

Hong Kong II


Öncesi için:

Nerde kalmıştık? NGONG Ping 360 Cable Car ile dağların, göllerin üzerinden uçuyoruz. Bizim Çin'li aile kabin içinde ayakta oynadıkça, kabin sallandıkça huzursuz oldum. En atraksiyonlu kabine binmişiz bilmeden. En sonunda durup da inince rahatladım. Bugüne kadar sadece bir tane kabin aşağı düşmüş. Çok rahatlatıcı bir bilgi değil benim açımdan.

Bulunduğumuz yer Lantau adasının tepesi. Kabinde yolculuk ederken uzaktaki havaalanına inip kalkan uçakları izleyebiliyorsunuz. Soğuk. Normalde üşümeyengillerden olan bizler donuyoruz. Sevgili montunun önünü kapatıyor. Yedek şalı çıkarıp kafama doluyorum. Çevremizde her yaştan ve her milletten insan var. Puşetlerde çocuklar, slinglerde bebeler. Bacaklar çıplak. Ve gerçekten her yaştan insan, dağ taş demeden geziyor. İnsan kendini düşünüyor tabi. Çocuğu arkada bırakmışsın. Getirsek olur muydu. Olurdu. Neden olmasın. Getirirdik ama biz altına bir de kilotlu çorap giydirirdik. Kendimiz de üşüdüğümüz için. Diğer anne babalar da, çocuklar da üşümüyor gibiydi. Pek taktir ettim hepsini.


İndiğimiz yerde pek çok dükkan, yiyecek içecek mekanı ve anı olsun diye ıvır zıvır satan yerler vardı. Yani Buda'yı düşününce, böylesine kapitalizmin merkezine mi geldik yoksa hissi insana çarpıyor biraz. "Rahmetli Buda bunları görse mezarında ters dönerdi" diyip acıkmış olmamıza rağmen zincir restorantlara itibar etmeyip, tapınağa doğru yürüdük. (Tabi uzun zamandır gitmediğim içim mesela Sultanahmet camiinin dibinde starbucks var mı bilmiyorum?)
Öncesinde okumuşum Buda kimdir nedir, kendi cümlelerimle sevgiliye bir bir anlattım bir yandan. Eğer çevrede Türkçe bilen vardıysa ve duyduysa onlara bu vesileyle selam ederim.

Tapınağın önünde dev soba benzeri şeyler vardı. Gidip gidip bir takım tütsüleri alıp, onun içine koyuyorlardı (Budistler?). Tapınakta yemek için biletimizi aldık. Sıraya girdik. Neden sonra sıra bize geldi ve oturduk. İlk olarak çorba geldi. Bildiğimiz mısır çorbası. Chopstick kullanma heveslilerine tavsiyem, ilk denemelerini, acemiliklerini mısırla denememeleri olacaktır. Ağır ve büyük ve coss diye çorbaya geri düşebiliyor. Diğer yemekler, pilav (Ela'nın pilavı gibi lapa ve tuzsuz) sebzeler, mantar, fena değildi. Vejeteryan yemeğiydi zaten. Afiyetle yedik.



Sonrasında karnımız doymuş ve ısınmış olarak Buda'nın basamaklarına yöneldik. Tin Than Buddha yani büyük Buda demekmiş. Görece yakın bir tarihte yapılmış. 268 basamağı tırmandık. Diğer heykelleri gördük. Bizimle gezenler Buda'nın önünde eğilip dua ediyorlardı. Biz kenardan geçtik. İçinde bir müze vardı, dolaştık ama hakkını verdiğimiz söylenemez.

Manzara çok güzeldi. Yeşil, bulutlar. Buna rağmen dönüş yoluna düşüp, tekrar teleferike kendimizi attığımızda memnun oldum. Bu defa daha sakin yol arkadaşlarımız vardı, biz de yolculuğun keyfini çıkarabildik. Tekrar metro ve otel.

Cidden yorulmuştuk. Bir süre dinlendik. Sonra tekrar dışarı çıktık akşama doğru. Central'a gidip caddelerde dolandık, amaçsız. Yine herkes dışarda, elde biralar. Pek sosyal ortam. Kendimize yeni bir mekan bulduk. Sohbet, keyif ortamı.

Ertesi gün, artık yeni yıl geçtiği için meşhur Çin lokantalarının açılacağı gündü. Dim Sumla ünlüymüş bu Hong Kong diyarı. "Yemezsek ölürüz" lokantası da yine Central'a yakın bir yerde bulunan "Lin Heung Tea House"imiş. Niyet ettik gidicez, bir güzel dim sumlardan yiyeceğiz filan. En ideal saati sorduk, hazırlandık. Nokta atışı, doğrudan lokantadayız. Bir de ne görelim... Hong Kong'da yaşayan tüm Hong Kong'lular hah tatil bitti en iyisi gidip şurda dim sum yiyelim demiş. Turistler de (biz dahil) hücum komutuyla kendini orada bulmuş. Açız. Yağmur yağıyor. Açız. Beklemekle olmayacak, artık bi dahaki sefere diyerek çıktık dışarı. Karşıda bir lokanta var, e tamam canım bu da olur derken... İnanılmaz bir sıra daha. Cadde boyu yürüyoruz. Ne kadar Çin lokantası varsa, o kadar sıra var. Gerçekten yani beklemişler ohh tatil bitti, neden dışarda yemiyoruz demişler.

Artık umudumuzu kesmişken, gözümüz küçücük bir dükkandaki bizim mantılara benzer dumplinglere takılıyor. Olur mu olur. Sevimli, genç Çin'li bir çiftin yanına yancı olarak oturuyoruz. Mekan minicik. Arkamızda 6 tane sarışın ABDLi abla kendilerini gayet evlerinde hissederek muhabbet ediyorlar. Sanki hanımlar bu hafta Hong Kong'da buluşalım demişler gibi. Yemekler çok ama çok lezzetli. Buradaki Çin lokantalarına basar. Acaba biz de mantıya değişik şeyler koysak nasıl olur? Patlıcan, kabak mesela? Hem kızarmış, hem haşlanmış yedik. Yedik de yedik. Yanımızdaki Çin'li çifti güldürdük. Soslar konusunda yardımcı oldular. Bundan böyle Taksim'de bir yerde otururken yanıma yöreme turistler oturursa şunu koyun, yoğurtla yiyin gibi yorumlar yapacağım sanırım. Gerçekten fark ettirdi lezzeti

.Çıkışta rastgele gittiğimiz lokantanın da meşhurgillerden olduğunu öğrenmiş olduk. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Parmaklarımızı yedik. (Domuz etiyle sorununuz varsa Pork olmayan dumplinglerden de yiyebiliyorsunuz.)

O gün de gezindikten sonra, biraz yorgun düştük. E lost'u dowloada da koymuştuk. Otelde kısa bir ara verip, lost'umuzu izledik. Uçakla yolculuk yapmadan önce Lost izlemek ne kadar akıllıca bilmiyorum.

Victoria's Peak, Hong Kong'un yüksek bir tepesi. Hong Kong Adasında yer alıyor. Gerçekten muhteşem bir manzarası var.

Arkası Yarın...

11 yorum:

fazi dedi ki...

okurken gezdim,yoruldum,dinlendim :)

k.i.s.d. dedi ki...

Uçak, yolculuk, Lost Lost Lost!!!
Lost!! Infinite loopa girdim çıkamıyorum Lost!

Ozgur dedi ki...

Fazi, ne mutlu bana:)

k.i.s.d, Uçağa binmeden online checkin de arkalardan yer seçtim. Sevgiliye dedim ki uçak düşerse ben tail sectionndayım, beni orda ararsın. Sonra uçak değişince en öne oturunca eyvah dedim. SEvgili beni yanlış yerde arayacak...:)

Ozgur dedi ki...

Tabi pek sevgili insan bu laflara gülmediği gibi "benden uzakta delirmiş, yazık" şeklinde yaklaştı.:P

k.i.s.d. dedi ki...

aaa nasıl gülmez, ilahi!

blogcuanne dedi ki...

Ohhh, sefan olsun, ne de güzel gezmişsin.

Blogunun yeni düzeneği de hayırlı olsun bu arada... Anlaşılan genel bir bahara hazırlık söz konusu bloglar aleminde :)

ilknur bodur dedi ki...

ozgur anne sen bizi niye listenden cıkardın
oysa biz seni takipteyiz :((

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler blogcu anne, tadilattayız. :)

Ozgur dedi ki...

İlknur bakıyorum, teknik bir arıza oldu sanırım...

olmadık işler peşinde dedi ki...

O çin matılarından burada davetlerde, kokteyllerde ikram ediyoruz. Gerçekten çok lezizler.. Ben adını çakma sanıyordum, gerçekmiş meğer:)

Ozgur dedi ki...

OIPciğim, dumpling deniyor onlara. Ben buralarda Çin Mantısı deniyor diye öyle didim. Kötü çeviri değil ama bence. Resmen mantı ayol. Kadın yaparken aa biz öyle katlamıyoruzzz diye gösteresim geldi. Bi de dana gibi bunlar. Adamlar işi biliyor bizim gibi kendilerine işkence etmiyolar. Neymiş bi kaşığa kırk tane sığacakmış hıh!