3 Şub 2010

Lost Lost Diye...


Lost Lost diye nicesine sarıldım. Sabah uyanır uyanmaz hemen rapidshareden indirdim üç bölümü, az önce de izledim. (Karışıklık olmasın, biri 6. sezon 0. bölüm. Bugüne kadar olanların özeti. Onu da izledim.)

Başlangıç...

Sene 2004. Sevgili daha kimseler bilmezken keşfedip bana anlatmıştı. Demişti ki, yeni bir dizi var. Her bölüm, karakterlerden birinin geçmişi anlatılıyor, her birinin ayrı bir hikayesi var. İzlemeye başlamıştık. (Daha sevgili değildik o zaman). İlk 4-5 bölümden sonra karakterler arkadaşınız gibi oluyor. O gün bu gündür, lostun çıktığı günün ertesi bölüm indirilir, altyazı çekilir. Birileri o alt yazıyı Türkçe'ye çevirir. (Bir kere ben de çevirdim ama çeviren kişiler cidden hızlılar. ) İzlersin. Çoğu zaman sabredemeyip öğle tatillerinde işte izlediğimiz oldu cümbür cemaat nefesimizi tutarak.

Akan Zaman...

Sağolsunlar, sezonlar arası çok zaman bıraktıkları için, insan "oohoo o tarih gelir mi "dediği zamanların geldiğini görüyor. Hamileyken, doğurucam, Lost başlayacak diye bekliyorduk. Ela doğdu, Ocak'ta başladı 5. sezon. Şubat 2010 hiç gelmeyecek gibiydi. Geldi.

Karakterler ve Hayatın Anlam(sızlığ)ı

Hayata anlam yükleyen bizleriz. Tutunduğumuz şeyler ne kadar yalandır aslında ama görmeyiz. Arabasının markasını düşünen adam lost adasına düşünce neyi düşünecek? Ya da kredi taksiti ödeyen bir kişi neyi dert edecek? Osho sorunlarımızı kendimiz yaratıyoruz, çünkü onlara ihtiyacımız var diyor. Haklı bence. Lost bildiğimiz hayatı sorguluyor. İçinde bulunduğumuz resimden biri kesip çıkarıp başka bir resme yerleştiriyor. Açılış sahnesinde olduğu gibi. Jack babasının cenazesinde giymek için aldığı takım elbiseyle çayır çimenin ortasında yere yatmış. Takım elbise ve vahşi orman. Ormanda giymek için en yanlış kıyafet.

Tutunacağın evin, araban, mesleğin, annen, baban, nefretin, sakatlığın, hastalığın olmadan sen kimsin? Pişmanlıkların neler? İkinci bir şansında yaptığın hataları tekrarlamama ihtimalin nedir? Körü körüne inanç nelere yol açar? İnanmamak nelere yol açar? İkisinin arasındaki ayrım nedir? Yıkım her zaman iyi bir şey midir?

Her bölümünde yanıtladığının 2 üzeri kadar soru sordurdu. Artık yanıtlardan vazgeçtim çoktan. Belki de 6. sezon tanıtımında dediği gibi, bizler satranç taşlarıyız, siyah ve beyaz. Sorun şu ki, kim siyah? Kim beyaz? Bu dizinin ters köşe olayını seviyorum. O diyardan böyle bir karmaşa çıksın. Halbuki biz hep bilmez miyiz izlerken, bunlar iyi adamlar, bunlar kötü adamlar. Lostta bilmiyoruz. Herkesi parmağında oynatan adamı da parmağında oynatanlar varmış. Olmaz mı... "Her zaman en iyi yüzücüler boğulur" derler.

Geçmiş...

İnsanların hayatlarına konuk ediyor sizi. Normal hayatımızda değdiğimiz insanları ne kadar tanıyoruz? Bize hitap eden yanları dışında kalan yönleriyle bir ilişkimiz oluyor mu? Çocukluk hikayelerimiz hafızamızın oyunu. Hayatımızın değişik dönemlerinde başka şeyler anımsıyoruz. Baştan yazıyoruz, keyfimize göre. Dizide geçmişi izlerken, bugünün şifreleri kırılır gibi oluyor. Sadece oluyor, çünkü geçmiş sadece ipucu, fazlası değil. Soluduğun her nefeste geri dönüş şansın var, vazgeçme şansın var, seçmeme hakkın var... Farketmek zor.

Bilgi...

Verilerin birbirini tutmadığı bir diyarda, geçmiş deneyimlerimizin işe yaramadığı bir yerde, eski bildiklerinize mi güvenirsiniz, yeni bilgiye yer açar mısınız? En fazla uyumu gösteren hayatta kalır mı?

Zaman...

Zamanda ileri, geri gitmeler, kuantum, zaman uzay halleri, en alakasız insanı bile bir düşündürmüştür sanıyorum.

Seviyorum tutmayın beni...

Nefesimi tutup izliyorum. Beni böyle alıp götürmesinin tadını çıkarıyorum. Tamamen teslim oluyorum, o gerçekliğe giriyorum. Benimle aynı duyguları paylaşmayanların, paylaşanlardan çok olduğunu biliyorum... Ama yapacak bir şey yok. Seviyorum işte, var mı diyeceğin...


12 yorum:

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

en iyi lost çevirisini pınar batum yapıyor. yarın olsun hemen. cuma akşamlarımızın merak kaynağı

Ozgur dedi ki...

Siz dizimaxta mı izliyorsunuz? Biz divxplanetten indiriyoruz. Dizi rapide düştükten sonraçevirisi oluyor. Böylesine bir organize işler, üstelik gönüllü. Çok şaşırıyorum çok... (Böyle dedim gerçi şimdi baktım daha Türkçe altyazı düşmemiş:)

Tekir dedi ki...

biz lost yemezmiş gibi bi de flash forward'çı olduk :)

gunebakan dedi ki...

ah canım, biz ilk dadandığımızda, 2. sezon digiturkte gösterimdeydi. ilk sezonu gece 4'lere kadar izlediğimizi bilirim. eşimle izleyip izleyip, bir bölüm bitirince birbirimize bakıp, bi bölüm daha patlatır mıyız, hadi patlatırız diye kendimizden geçerdik.
son sezonun son bölümlerini hamilelikte uyuyalıverdiğim için doğru dürüst izlemedim ve olaydan biraz koptum. çok uzadı, ben bu kadar uzun olaylar örgüsünü takip edemiyorum, balık hafızalıyım biraz ama lost bir numaradır bu tür diziler arasında. ondan sonra heroes, fringe falan çıktı ama hepsi çakma lost etkisi yarattı bende.
bir tek yenilerden flash forward' ı çok beğendim ben de. indirmeye vaktim olmuyor, çarşambaları bekliyorum.
bu arada şubat 2010 bana da çok uzak gelirdi. yuhhh o kadar beklenir mi derdim, geldi de geçiyor yahu...

şule dedi ki...

2010 u sırf bu yüzden dört gözle bekliyordum.
güzel tesbitlerde bulunmuşsun.
hadi gari başlasın :d

Ozgur dedi ki...

Tekir, biz de biz de... O da ara verdi mahvolduk...

Ozgur dedi ki...

Günebakan, sen de büyüttün çocukları. Daha dün gibi hamileyim diyişin. Oh maşallah:)))

Lost pek güzel. Yani yok onun gibisi...

Ozgur dedi ki...

Şule, gene sorular, gene sorular:)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

biz rapidden indiroyrduk ama şimdi limit neyin getirmişler sanırım. daha yeni sezon için kaynak araştırması yapmadık.

bir de şu özlü sözü sarfetmiş olayım: lost'tan dost olmaz :)

Ozgur dedi ki...

Öyle deme Hülya, eski lost düşman olmaz, diyip de sitem etme...

Şule-Bilge'sMum dedi ki...

1-2 yi izleim şimdi soluksuz.
hülya rapid değil torrent den indrin çok basit.

Aklımdakiler... dedi ki...

Evet evet evet ben de kendimi o adanın kıyılarında hissetmeyi severdim ta ki emre kuzum doğana ve "uyku biraz daha uyku" dilenene kadar... Hele ilk başladığımızda 1 ve 2. sezonun tümünü sabah 10 dan gece 4 e kadar nonstop seyredip 10 günlük bayram tatilinin içine etmiştik. hay gidi günler.. hey gidi gençlik...