20 Şub 2010

Yeni Bir Yıl, Hong Kong Macerası. Hoşgelmiş Kaplan Yılı...

Biletler ayırtıldı, otelde yerlerimizi ayırttım. Booking.com sağ olsun. Alternatif rezervasyonlar yaptım. Ela ile gideceğimizi planladığımız için bebek için yatak opsiyonları seçildi... Derken, tek başıma gitmeme karar verdik. Son ayarlamalar yapıldı. Uçak biletini aldım. Otel rezervasyonunu kesinleştirdim ve yola çıktım.

Atatürk Havaalanına erkenden gittim. Geç kalma telaşındansa erken gider, kitabımı okurum dedim. Benim uçağa yakın İş bankasının Millenium Launge'u vardı. Oraya kuruldum. Yemekler, salatalar, içkiler, kahveler. En güzeli sakin bir ortam, koltuklar. Philosophical baby kitabımı açtım. Okumaya daldım. Vakit geldi, uçağa gittim ki, online rezervasyonumda ayırttığım yer nanay olmuş. THY uçağı değiştirmiş. İç hat uçağı gibi bir şey. 9 saatlik yolculuk için insan bir film, bir oyun bekliyor. Yok. Bildiğin Antalya uçağı. Daha kötüsü görevliler son dakikada haberdar olmuş o gün uçacaklarından, çok gerginler. Herkesin yeri değişmiş, yolcular gergin. Böyle bir sinir harbi halinde yola çıktık. Allah'tan yemekler güzeldi. Yanımdaki Brezilya'lı abla Fransız, ben Türk şarabına (kırmızı) dadandık. Biraz sohbet, biraz yan koltuktaki tahmini 9 aylık Hint bebeğe maymunluklar. Biraz daha kitap. Yol boyu okudum. Gerçekten çok ilginç bir kitap. Zihin felsefesi ile ilgilenen herkese anne/baba olmasa bile tavsiye ederim.

Hong Kong'a vardık. Nedense bir an bile sevgiliyle nasıl buluşacağız diye düşünmemişim, "o beni bulur" hisleri. Buldu da... Karşılaştık. Lunar yeni yıl, sevgililer günü, kavuşma günümüz. En romantik kavuşma halleri, düşen çeneler. Hemen hotel shuttleını bulma ve otele gidiş. Otelimiz Harbour Grand Hong Kong. Ela da gelecek diye güzelinden seçmişiz. Hatta, 15 Şubat'ta meşhur bir havai fişek gösterisi var, otelden izleriz diye manzaralı oda istemişiz. Gel gör ki bizim odayı başkasına vermişler. Sigara içilen oda ister misiniz? Hayır. "O zaman odanızı yükseltiyoruz, olur mu?" Olmaz mı... Hayatımda gördüğüm en güzel oda. Baştan başa cam, muhteşem liman manzarası, salon bizim salondan büyük... İnanamıyoruz. 22.Kat. İkinci balayı...

Biraz nefeslenip, yerleşiyoruz. Getirdiğim kaşar peynirlere dadanıyor sevgili. Özlemiş. Etimekler, beyaz peynir. Sonra çıkıyoruz, yeni yıl parade'i var Nathan Road, Kawloon'da. Biz Hong Kong adasındayız. Metroya atlayıp liman altındaki tüp geçitten Kawloon'a varıyoruz. Yağmur çiseliyor ama yağmıyor. Getirsek olurmuş Ela'yı. Ama ne kalabalık. Ana baba günü, felaket. Göremiyoruz bile geçiti. Fenalık geliyor bana zaten. Ara sokaklarda dolanıyoruz, pek güzel. Enerji akıyor sokaklarda. Ela'ya kırmızı elbiseyi alıyoruz. Zaten bütün dükkanlara Ela diye diye bakıyoruz. Bir lokanta buluyoruz, öz hakiki çin yemeği arayışında. Oturuyoruz, yemekler güzel. Chopstick kullanmayı unutmuşum. Sevgili Miyami san olmuş, ben çekirge. Biraz acemilik çekip alışıyorum tekrar. Çilekli bir içki içiyorum, çileğin tadı harika. Yanımıza Alman bir grup oturuyor. Türk olduğumuzu anlıyorlar, pek konuşkanlar. "Ne yediniz, tadı nasıldı, biz de İstanbul'dan geldik" diyorlar. (Aynı ekiple iki kere daha karşılaşıyoruz sonra.) Kimseyle sosyalleşecek halde değiliz, konuşacak çoook konumuz var. Neyse, yemekler bitiyor, kalkıyoruz. Yılbaşı nedeniyle %20 servis bedeli süpriiz. Öyle olsun. Dolanmaya devam. Gece saat ilerliyor, ille de feribot diye tutturmam üzerine limana yürüyoruz. 1881 Heritage'ın orda mola verip biraz daha dolanıyoruz.


(Bu arada şöyle matrak durumlar var. Bu feribot denen şey gerçekten güzel. Sevgili Bostancı-adalar diye dalga geçti ama manzara muhteşem. Gece, şehrin ışıkları vs. Fiyatı da 2.5 HKD. 5 HKD 1 TRL. Kısacası feribot 50 kuruş bizim paramızla. Otelde bazı turlar var, günü birlik transit tur broşürleri. Gayet pahalı turlar, tanıtımda, "üstelikk ferry dahil" diye yazmış terbiyesizler. 50 kuruş!)

Ertesi gün havai fişek gösterisi var. Meşhurmuş. Yeni yıl fişekleri. Bu arada Kaplan yılına giriyoruz. O gün bizim yakada (Bir taksici karşının taksisiyim abi şeklinde Kawloon'a gitmiyorsanız götürmem dedi. ) dolanıyoruz. Havai fişek gösterisi bizi fazla açmıyor. Atlayıp Hong Kong'un barlar sokağı tabir edilen bölgesine gidiyoruz. Gecko Lounge diye meşhur bir şarap barı var.




Tam bize göre. Oralarda bizim gibi kayıp batılılarla beraber (Çinliler çay içer, pek alkol içmezmiş) sigara yasağı nedeniyle elinde bira dışarda takılanların arasından geçip gecenin içine giriyoruz. Tanışıp kaynaşanlarla dolu etrafımız. Burdaki gibi açık hava sobaları var. Kendimi evimde hissettim. Eski komşu sayılır mı? )

Zaten düzensiz olan uykularım iyice kaçıyor, jet lagin etkisiyle saat 5 ayaktayım. Gecelerin adamı olmuşuz zaten geç geliyoruz. Sabah 7 gibi dayanamayıp sevgilinin başına ekşiyorum hadi Buda'ya gidelim. "Tatildeyizz sabah yedii" diyor, dinlemiyorum. Kaaaaalk. "Ne Buda'sı, yat uyuuu" diyor. "Hayıırr, uyursam uyanamam, kalkkk." Nazım geçiyor, sevgili suratsız. Kalkıyor, "sevildiğini bil" diyor ve Buda'ya doğru yola çıkıyoruz. Alternatif ulaşım feribotla ama hava yağmurlu ve soğuk, metroyu tercih ediyoruz. 1.5 saate yakın sürüyor yol. Disneyland'dan bir sonraki durak.

Bahsetmeden geçemeyeceğim, Octopus kart diye bir şey var. Sevgili Shenzen sınırından geçince almış. Hemen el koydum. Bu karta para yüklüyorsun. Otobüs, dolmuş (bu arada bildiğin dolmuşlar var), metro, tramvay hatta Starbucks'da geçiyor. Geniş kullanımlı akbil gibi bişi. Pek sevdim, pek benimsedim. Geri veresim gelmedi.

Buda Lantau Adasında. Oldukça yüksek bir yerde. Teleferikle çıkılıyor. (Otobüs de var) Ngong Ping 360 adresinden detayları görebilirsiniz. Teleferik 5.7 km imiş. İniyorsun, yürüyorsun. Budist tapınağı geçiyorsun. Wisdom path(Bilgelik yolu) denen bir yol var. 200 basamak çıkıyorsun, dünyanın en büyük açık hava Buda'sı orada. Teleferik için öyle bir sıra var ki otobüse binmediğimize pişman oluyoruz. O sırada sabırla beklerken bilgelik yolunu yürümüş kadar oluyoruz. Sonunda sıra bize geliyor. İki seçenek var kristal kabin ve standart kabin. Kristal kabinin dibi cam. Gökten giderken aşağıya bakınca uçuyormuşsun hissi için. Kristal kabinden gidiş dönüş bilet alıyoruz. Kristal kabine biniyoruz ve uçuyoruz. Aşağıda göl, orman, dağ. Dağ yolu patikasında yürüyen insanlar. Bizimle kabine binen Çin'li arkadaşlar nasıl hareketli. Sürekli ayaktalar, sürekli fotoğraf çekiyorlar. Kabin sallandıkça gıcık oluyorum biraz. Sonra tam alışıyorum kii bulutların arasına giriyor kabin. Stephen King, Sis romanının içindeyiz. Dağın tepesinde, bulutların arasında. Önüm, arkam, sağım solum bulut....

Devamı Yarın...


11 yorum:

Senay Gorur dedi ki...

Merhaba Ozgur Anne :)

Harika bir yazi olmus yine, Hong Konga gidesim geldi ....

Nihal dedi ki...

Bayılırım arkası yarınlara, gören beni thriller okuyorum sanır öyle heyecanla okurum, beklerim yani :)

banu dedi ki...

ne güzel gezmişsiniz... anlatımındaki ışıltıdan belli yenilenmişsin :)) Davemını bekliyoruz...

k.i.s.d. dedi ki...

Özgürüm hoşgeldin tekrar, beni de gezdirdiğin için teşekkür derim bi de. senden esinlenerek ben de bi Silopi macerası yazayım ehihii, eline sağlık harbiden çok güzel yazıyorsun bunu. Devamını merak ettim.

Ozgur dedi ki...

Senay, tavsiye ederim kesinlikle:)

Nihal'cim ilk fırsatta arkası yarın:=)

Banu, çok teşekkür ederim:) Gitmek güzel, dönmek güzel, yazmak güzel...

k.i.s.d, yaz tabi ya. Okudum bile.

Seren dedi ki...

Özgür'cüm aman devamını merakla bekliyorum,sahiden benim de gidesim geldi..hoşgeldin bu arada :)

Demir's luv dedi ki...

Ne kadar mutlu oldum,sevindim.
Bu kadar keyifli zaman geçirmiş olmana, yenilenmene ve reboot olmana anlatamam.
Her fırsatta bunu yapmalısın, bir şekilde.
Mutlu kadın=mutlu anne=mutlu çocuk=mutlu aile=mutlu toplum
sevgiler canım
cumartesi görüşürüz, gelmiyorum deme sakın!!!

turkuaz kıyılar dedi ki...

Hong Kong'da harika bir hafta geçirmiştim...sayende yeniden gitmiş gibi oldum Özgür anne...
Anlatım harika zaten...
sevgiler...

Ayşe dedi ki...

ay ne guzel anlatmissin... iyi gelmistir ikinize de...

Ozgur dedi ki...

Hoşbulduk Seren, değişiklik lazım arada mutlaka...

Demir's Luv, artık bi dahakine Ela'yı da götürürüz gibi...

Turkuaz Kıyılar, çok sevindim:)

Ayşe çok ihtiyacımız varmış. Çok tazelendik...

olmadık işler peşinde dedi ki...

Çok kıskandım yau. Biz iki yıl önce kurban bayramı için yapmıştık bir uzakdoğu planı. hamilelik durumları olunca yattı.

Çok güzel anlatmışsın. Ne iyi yapmışsın gitmekle:))