16 Mar 2010

Annelik Seçimleri...

Dün okuduğum bir yorum düşündürdü beni. İş konusunda yazdığım yazı üzerine sanki derdimi anlatamıyorum gibi hissettim. Acele acele iki satır karalayınca kafadaki gibi olmuyor ekrandaki. Oradan nasıl bir çocuk istiyorum, iyi çocuk yetiştirmek ne demek gibi konulara daldım. Bugünlerde aynı anda okuduğum üç kitap var. Dokunmanın mucizesi, (Continuum Concept) ve Narsistik Aile (Narsistic Family). (Üçüncüsü Einstein evreni ile ilgili alakasız bir kitap) Onlar da etkiledi biraz.

Çocuk yetiştirirken boş bir sayfa hayal edip, tamamen özgür bırakrak onu kendisinin doldurmasını beklemek gibi bir olasılık yok. Her yaşın kendi özgürlük alanı var. 18 aylık olunca kendi kıyafetini, 18 yıllık olunca kendi okulunu seçebilir. Ama 5 aylıkken kıyafetini, 5 yıllıkken okulunu seçemez. Onun adına seçimleri biz yaparız. Odasına duvar süsü olarak deniz altı teması yaptık, anneannesi ona deniz altı kitabı aldı, şimdi balıklara bayılıyor Ela. O bayıldığından perdesi de balıklı oldu, pastası da. Ama... biz onun adına seçmiş, yönlendirmiş olduk. Anne ve babanın kültürü, eğitimi, dini, siyasi görüşleri çerçevesinde büyütüyoruz çocuğu. Örneğin Montessori'nin ilkelerine göre hareket edip etmemek bizim elimizde. "Seni kendi işlerini kendin yapabileceğin, farklılıklar açık, yaratıcı bir insan olarak, birey olarak yetiştirmeye çalıştık" aslında yine anne ve babanın sosyal ve kültürel yönelimi sonucu oluşmuş bir cümle.

Çocuk, anne ve babanın seçimlerinden bağımsız değil. Uzunca bir süre. Bizi biz yapan şeylerin başında ailemizin gelmesi tesadüf değil. Sonra sonra okudukça ve yaşadıkça kendimizi inşa etmeye başlıyoruz ama temeli anne ve babamız atıyor.

Örneğin benim için Ela'da mutlaka olmasını istediğim özellikler var. Bu özelliklere sahip olması için elimden geleni yapacağım. Açık fikirli olması. Tek bir fikre saplanıp kalmaması, alternatif düşüncelere yaşam alanı tanıması gibi. Dünyada inanlar kadar inanmayanların da olduğunu bilmesi, insanları bu nedenle ayırmaması. Ahlaklı olması: Hak bilir olması, dürüst olması, yalana dolana itibar etmemesi. Mert olması. Dünyaya ve doğaya saygılı olması. Dünyayı, hayvanları ve bitkileri kendisi için yaratılmış birer tüketim malzemesi olarak görmemesi. Doğanın kendisi gibi "canı" olan, yaşayan, o öldüğünde bizim de öleceğimiz bir kucak olduğunu görmesi...

Ve aslında bunlar benim politik, sosyal görüşlerimle örtüşen şeyler. Daha muhafazakar olsam, "dini bütün olması" derdim belki. Olmadığım için, "dini görüşünü kendi seçene kadar sordukça anlatma" yöntemini benimsemeyi düşünüyorum. Daha geleneksel olsam, "annesinin babasının sözünden çıkmaması" derdim. Bunu da demiyorum. Tersine kendi yolunu çizsin istiyorum. Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığını bilecek. Her milletin kendi tarih kitapları olduğunu bilecek. Evde kadınlar bunu, erkekler bunu yapar gibi cümleler kurulmayacak. "Erkek adam, ehehe" gibi yorumlar bizden uzak olsun. Oğlum olsaydı ne diyorsam, kızıma bire bir aynısını diyeceğim. Kendine bakabileceği kadar ev işi yapmasını isteyeceğim. Dolma sarması şart değil ama aç kalmasın. Cam silmesi şart değil ama kendi çevresini temiz tutsun. Yaratıcı ve zeki olmasını önemseyeceğim. Okuması için olanaklar yaratacağım. Tek boyutlu olmasın isteyeceğim, öğrendiği her şeyin "aslının", "özünün" peşinde olması için elimden geleni yapacağım. Huzurlu olması, rahat olması için kendime dönüp bakacağım, kendimle yüzleşmekten kaçmayacağım. Ailede huzurlu bir ortam yaratmaya çalışacağım. Evin "hepimizin rahat ettiği yer" olması için uğraşacağım. Kendi duygularını ifade etmesi için ortam yaratacağım. Onu dinleyeceğim. Eğer Öss birincisi olmak isterse de onu destekleyeceğim, heykeltraş olmak isterse de, üniversiteye gitmek istemezse de.

Yukarıda saydıklarım benim, özgüranne olarak kendi çocuğumu büyütürken önemsediğim ilkeler. Başka ilkeler de var, liste çok kısa değil. Belki bir yazıda tam listeyi veririm. Vurgulamak istediğim nokta şu: Bunlar BENİM doğrularım. Ben başka bir insan olsaydım, o liste de başka bir liste olurdu. Bunda yanlış bir şey yok. Eğer tüm anne babalar aynı olsaydı, aynı ilkelerle çocuk büyütseydi, tek tip insan yetiştirirdik ve ortam çok sıkıcı olurdu. Yukarıda saydıklarım "mükemmel insanın" tanımı filan değil. Anne ve babası olarak bizim hayat görüşümüz doğrultusunda şekillendirdiğimiz şeyler. Biri gelip, çok yanlış yapıyorsunuz diyebilir. Bunun doğrusu yok bana göre. Seçimi var. O seçimler "bizi biz yapan" kaynaktan geliyor. O nedenle ne kadarı seçim düşünmek lazım.

Şimdi ben ne yapsam, yapsam, "yaratıcılık önemli değildir" diyemem. "Kitap okuma boşver" diyemem, komik olurum. Evde kitapsız köşe yok. Tornavida görünce bayılan bir kız yetiştiremem, ben öyle değilim çünkü. Bu demek değildir ki, herkes böyle olmalı. Olmayanlar tu kaka değil. Hiç de bile.

Yeliz mutlu olmak amaçtır demiş. Her insan mutlu olmak ister ama zaten sorun nasıl mutlu olunduğunda gizli. Kızım kendine zarar vererek mutlu oluyorsa, başlarım lan mutluluğuna der girişirim mesela. Ya da ben böyle mutluyum diyip, aslında yapabileceği bir adımı korktuğu için atmıyorsa. Doygunluk önemli diye düşünüyorum. Hayatından tatmin olmak. Aşık olduğun adamla evlenmek işin bir yönüyse, çocuk sahibi olmak başka bir yönüyse, kendi bilgini becerini tatmin edebileceğin bir uğraşı içinde olmak başka yönü. Tutkuların varsa, onların peşinden gidecek kadar kendine güvenmek, cesur olmak... Yenilgi biriktirmemek, "yok böyle iyi" diyip oturmamak... Bunlar benim önemsediğim şeyler. Tutkuların yoksa da yoktur, herkes tutkulu olacak diye bir kural yok...

Ben anne olarak, okuyup araştırıp, kendimce en doğrusu olduğunu sandığım şeyi elimden geldiğince uygulamaya çalışırım. Ha sonuçta Ela der mi ki, aman yaratıcılıkmış filan salla, ben bir bankada memur olacağım. Olma mı diyeceğim, yoo. Hayal kırıklığına mı uğrayacağım, yoo. Taş attım da kolum mu yoruldu, şu yukarda saydığım şeyler çok emek mi istiyor. Bence hayır. Bunlar hayatımızı yaşarken bize yol gösteren şeyler. İlla ki bir ana okuluna gidecek. Seçerken kendi ilkelerimle uyumlu olanı seçeceğim. Evde film izlemek mi, çocuğumla oynamak mı seçimini çocuğumdan yana kullanacağım. Bu bir iş mi? Yoo. Gayet eğlenceli. Hem beni, hem onu eğlendirecek oyun neyse onu oynayacağız.

Idle parent, boş ebeveyn felsefesini de benimsediğimden, her dakika çocuğumun üzerine titremeliyim gibi bir halim yok. Bu demek değil ki onunla ilgilenmiyorum. Dirsek mesafesinde izliyorum, onun oyununa uyuyorum. Aktivite yapmaya karşı değilim çünkü şu sürpriz sepeti meselesinde çok eğlendik, projeye dönüşmediği, iş haline gelmediği sürece aklıma yatanı yaparım. (Başkaları projeye dönüştürüyor demiyorum bakınz, kendimden bahsettim. Projeci olduğumdan bu konuda kendimi kontrol ediyorum. Ela ile planlar programlar kilometre taşı, ölçümlemeler yapmaya girişmeyeyim diye. Kendimi bilirim ben deliyim. ) Gerçi Seda diyor ki evde yaptığımız eğitimli öğretmenin yaptığı gibi olmuyormuş. Olsun. Elimizden geldiği kadar...

Çok yazdım ama acaba anlatabildim mi bilmiyorum...

Bu yazı çok ama çok uyksusuz bir gecenin sabahında yazılmıştır.

34 yorum:

Parpali dedi ki...

Hem de çok güzel anlatmışsın. Ne kadar incelikli bir iş çocuk büyütmek diye düşündüm yine.

kuzunun annesi dedi ki...

Ben üniversiteye gitmeyecegim dese napardım bilmiyorum. Galiba ben biraz daha tutucu olacagım sana göre:)

meltem dedi ki...

Özgürcüm,
yine çok güzel yazmışsın, yine hislerime, düşüncelerime aracı olmuşsun, teşekkürler.

Aile ortamı duygusal,sosyal ve zihinsel gelişmenin temel taşı bence. Onun üzerine yavruların tepkilerini de dikkate alarak fazla kasmadan inşa etmeli. Bakalım nasıl becericeğiz bu işi elimize yüzümüze bulaştırmadan.
sevgiler
M.

Anne Café dedi ki...

bu sefer tam olarak anladım:)) herkes kendine göre büyütecek çocuğunu. en doğrusu benimki denmez. denirse ayıp olur. ama evrensel doğrular da vardır bir yandan. denge diyorsun ya. denge her şeyin anahtarı.
bir de kendi tercihlerini yapmak, çocuğu belli bir tarzda yetiştirmek aslında başka bir tarzı seçmemek, o tarzı da eleştiriyor ve beğenmiyor olmak anlamına gelir bana göre. eleştirme hakkımız da var diğer anneleri. ama yine denge girmeli devreye. ben daha iyi anneyim ben daha güzel şeyler buluyorum derecesine vardırmamalı işi. mükemmel çocuğu ben yetiştiriyorum iddiası taşımamalı. çok güzel çok anlamlı bir yazı. üzerine çok düşünülmüş, çok güzel bir denge kurulmuş fikirler.

yeliz dedi ki...

hmmm... yazdıkların güzel, yine üstünde düşünmek lazım. sen bana beyin fırtına yaptırıyorsun özgürüm, seninle biraraya gelsek sabahlar olmaz şerefsizim:)))
şaka bi yana, bir birey olarak mutluluğun bana göre tanımı, aslında benim çakırkeyif yazdığım yazının satır aralarına gizlenmiş, kestim yapıştırdım :)
“Hayatın zorlu yollarında düşe kalka ilerlerken yılmamayı başarabilen, hayatlarını bir ömür geçirecekleri seçimlerini yaparken sağduyulu olabilen, veya "ah ah şimdiki aklım olsa... " ile başlayan cümleler kurmayan “ bir kişi mutlu olur düşüncesindeyim. Bizi biz yapan her alan (aşk, evlilik, iş, sosyal hayat, dostlar…) için bu tanımı oturtabiliriz. Çocuklarımız için nasıl mı sağlarız bunu? tabii ki şimdiden yarına ahkam kesmek ne kadar doğru bilemem ama daha bugünlerde bunun için kendimizce uğraşmıyor muyuz? Gerek değer yargılarımızla benimsediklerimizle, gerekse bizi biz yapan geçmişimizden gelen özelliklerimizle yapmaya çalışıyoruz. Çok atıp tutmak gibi olacak ama bizlerin (okuyan, kafa yoran, seven, sevgisini gösteren, her daim çocuğunun yanında olmaya kararlı, destekleyici…..) yetiştirdiği çocukların, mutluluğu, kendine zarar vermekte bulacağına inanmıyorum. Tabii kimileri için tutkuları uğruna gitmek cesaretini gösteremeyip köşede oturmak da kendine zarar vermek olarak tanımlanabilir. Sonuç bi şekilde senin dediğine geliyor aslında… kendi değerlerimize gore şekillendireceğiz minikleri, biz verebileceklerimizi onlardan sakınmayacağız. Zamanı geldiğinde onları mutlu edecek seçimleri yaptıklarında ise sadece destek olacağız.
sevgiler

öznur dedi ki...

Çok güzel bir yazı . Duygular ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. Hayata farklı açılardan bakabilen bir annesi olduğu için Ela çok şanslı bence. Tebrikler yazıya bayıldım.

İlknur dedi ki...

Ozgurcum gercekten ellerine saglik. Butun yazdiklarin cok dogru. Butun bunlari yaparken bir de cevre faktoru olmasa keske. Bir taraftan istedigin gibi cocuk yetistirmek bir taraftan da bunlarla mucadele etmek var. Hele bir de genelden radikal bir yontem izliyorsan pesini birakmiyorlar insanin. Universiteye gitmemesine saygi sen duysan da etrafindakiler buna saygi duymazsa kulaklarini nereye kadar kapatabilir insan. Ne kadarini savusturabilir bilmiyorum.
Dedigin gibi biri dini butun olsun diye dogru bildigini ogretmeye calisirken bolca cocugun beynini yikiyorlar daha su yastan lafini duymalar ya da tam tersi durumda aile bir sey ogretmiyor diye cocuga acimalar...


Cocuk yetistirmek insanlarin bir nevi yeniden dogusu sanki kendi hatalrini eksikliklerini cocuklarinda kapatmak gibi bir hastalik var. O yuzden hic kimse elestiriyi kaldiramaz ama karsindakini elestirir durumda. Kendi dogrusuna gore yetisen cocuk mukemmel herkese gore. Digerlerinin topu yanlis yetisen cocuklar.

Evren dedi ki...

Mutluluk bana gore de soyut bir kavram. Ben sahsen 'bireyin mutluluguna', bunun pesinden kosulmasi gerektigine inanmiyorum. Benim de cocugum icin senin gibi guzel hayallerim var, kendi politik durusumla ortusen, deger verdigim seyler. Bu anlamda dilegim, dilegin olsun diyorum.

Ve dedigine katiliyorum, tabii ki kendi deger verdigimiz/inandigimiz seylere gore yetistirmeye calisacagiz cocuklarimizi. Ama kendimiz inandigimizi soyledigimiz seyleri kendi hayatimizda uygulamiyorsak, onlar icin soyle olsun, boyle yapsin diye hedefler koymak sanki biraz ikiyuzluluk oluyor --ve de narsistik mi demeliydim?

Kitap degerlendirmelerini bekliyorum. Sevgiler... :)

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Parpali teyze:)

Kuzunun annesi, herkesin seçimleri var. Ben de düşündüm 15inde evlenicem dese sen bilirsin demem diyemem.

Meltem,
Di mi:) Umarım başarırız...

Evren dedi ki...

Evet, sanirim vurguyu, "benim cocugum mutlu olsun, su olsun, bu olsun"dan "cocuguma daha yasanilabilir bir dunya birakmak icin ben ne yapabilirim"e cekmek gerekiyor. Sevgiler... :)

saricizmeli dedi ki...

Klavyene sağlık, arkadaşım.
Her seçiş bir vazgeçiş derler, ama çocuklarımız için yaptığımız seçimlerde vazgeçiş yok sanki? En azından ben öyle hissediyorum. Daha emin halde yapıyoruz seçimlerimizi, diğerinde aklımız kalmıyor.

Sevdiğim bir ana baba deyişidir, elimizden gelenin en iyisini yaptık.

Ben anne baba tavırlarında seçimlere değil çabaya göz atıp değerlendiriyorum aslında. Bir çocuk dünyaya getirdiysen, bir zahmet seçenekleri gözden geçir. En azından kendi olanakların dahilinde.

Örgüt kuramlarında taylor evrensel en iyi vardır ve tektir diyor, davranışçılar insan unsurunu atlamayın diyor, ama bir durumsal yaklaşım çıkıyor ki duruma göre en iyisini hesaba katın diyor, örgütü sistem olarak görüp. İlknur, çevre etkisi diyince aklıma geldi (bu aralar tez için kuramlarda doalnıyorum da:))


Bu aralar iki satır yanyana getirecek vaktim, vaktim olunca da halim olmuyor. Böyle dolu dolu girişler okumak da iyi geliyor. Düşünmeye sevk ediyor.

Ozgur dedi ki...

Anne Cafe,
Evrensel doğrular var. Kimse çocuğuna çal çırp demiyordur herhalde küçükken. Ya da diyor mudur? Bilmiyorum.

Ya bilmiyorum acaba bir tarzı tercih etmek diğerleri eleştirmek mi? Yani diyelim başka bir çocuğun annesi müzisyen. Evde 24 saat Mozart çalıyor. Buna ne diyebiliriz ki? Benim demek istediğim tercihlerimiz biraz da bizim hayata duruşumuzdan, karakterimizden geliyor.

Öte yandan eleştirilebilecek şeyler var. örneğin sütü olduğu, imkanı olduğu halde göğüslerim bozulacak diye vermeyen anneyi (ilk 6 ay) sanırım yargılarım ben.

Ozgur dedi ki...

Yeliz,
Valla zor işler bunlar. Bakalım daha neler göreceğiz:)

Ozgur dedi ki...

Teşekkür ederim Öznur, umarım öyledir...

Ozgur dedi ki...

Ilknur,
Nasreddin hocanın hikayesi gibi. Akıl veren çoktur hep. Elalem denilen kişiler bütünü yüzünden üniversite bitiren çok adam var. Tanıdığım en az on kişi var ki hayatı, isteği, tutkusu müzik. Demişler ki, önce okulu bitirrr sonra. Bunlar da iyi çocuklar olduklarından öyle yapmışlar. Gereksiz okunan bölümler... Üzerine müzisyenlik demeleeri ama 30unda. Geç biraz.

Elalemi biz takmazsak onlar da takmaz. Bıraksan yediğinden içtiğine evlendiğine her şeye karışırlar, duramazlar.

Ozgur dedi ki...

Evren, dediğin çok doğru üzerine de ekliyeyim. Kendin uygulamadığın sürece komik oluyorsun, işe de yaramıyor. Çocuklar açık yakalar.

Sen ormanı sev, yeşili koru de istediğin kadar. Kendin uygulamadıkça boş bunlar.

Öte yandan, kızım spor yapsın istiyorum, sağlıklı beslensin istiyorum. Kendim yapamıyorum çok iyi, kendim de yapmak istiyorum ve çabalıyorum. Eve kola sokmaz olduk mesela. Bu da bir adımdır...

KUZEY TAN dedi ki...

Yine çok güzel yazmışsın.
Kendi kendime Yıllarca kararlar alıp bugune geldim, Kuzey Tan olunca düşündüklerimin hepsini yapamayacağımı anladım. Şimdi kesin net planlar yapmamaya çalışıyorum. Hep kendi kendime dediğim "O bir birey. O sen değil."
Umarım başarırım.Mutlu bir bebek, mutlu bir çocuk, mutlu bir ergen olur.

Ege'nin Annesi; dedi ki...

aslında paralel düşünmekle birlikte aslında çocuklarımız sanki bizim 5 fazlamız veya 5 eksiğimiz olacak, çünkü her koşulda onları yetiştiren biziz ve yetiştikleri ortam düzen bizim düzenimize paralel olacak, ancak şu da bir gerçek ki bunu yaparken yapamadıklarımızın acısını çıkarmak ve kendilerini zora sokacak istek ve beklentilerde bulunmak yanlış geliyor bana yani bizim başarızsızlıklarımızn acısını yaşayıp aynı yamanda başarılarımızn gölgesinde kalmasınlar (genel konusur gibi oldum ama kişisel görüşüm:)sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Sarı Çizmeli,

Eheh, kolay gelsin tezinde. Bizleri de bilgilendir ara sıra.

Ben galiba çabaya göre de değerlendirmiyorum. Bazen verdiğin efor sonucu olumlu etkilemez, boşa uğraşmış durmuş olursun ya. Ya da eğitimsiz bir anne, öyle bir iletişim halindedir ki çocuğuyla, sen çocuk için uğraşıp didinirken aynısını kuramazsın.

Evrensel iyi varsa ve tekse, sanki ancak Tanrısal bir şey olabilir gibi geliyor bana. Onun dışında tek merkez yok, binlerce minik adacık...

Ozgur dedi ki...

Kuzey Tan'ın annesi, bence doğru yoldasın:)

Ozgur dedi ki...

Ege'nin annesi,
Bilmiyorum, bana bizden çok farklı da olabilirler. Ama değerlerin temelini biz atıyoruz, gerisi onlara kalmış. Zamanla kendi seçimleri belirleyecek olanları...

saricizmeli dedi ki...

Aynı şeyden bahsediyoruz.

"En azından kendi olanakların dahilinde." derken tam da bunu kastetmiştim.

annemin anlattığı öğrencisi vardı baba alkolik anne zar zor iş bulup çalışıyor. ama anne her akşam çay demleyip köyden gelen iğdeyi vb. masaya çıkarıp çocuklarıyla yarım saat mutlaka gün değerlendirmesi yaparmış.

işte bu, illa kitapların içinde, internette değil, kendi olanakların içinde gözden geçirmeyle ve çaba göstererek. kadın yorgunluktan bayılıyordur eminim ki. ama yarım saatini mutlaka çocuklarına ayırıyor.

Adsız dedi ki...

merhaba,sürpriz sepeti kaçırmışım, bizde Ela ile yaşıtız...birde şu Montessori (sanırım balanın ismi yanlış yazdım ama anlamışsındır)faaliyet kartlarıyla ilgili önerebileceğin bir site var mı...
teşekkürler

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

pek güzel yazıyorsun, kıskanıyorum demiş miydim?
anne babayla çok ciddi iletişim sorunu yoksa zaten kendi hayat görüşünü aşılıyorsun çocuğa. ebeveyn kitap okuyorsa ev de kitap doluysa çocuk zaten okuyor. (çok istisnai durumlar da var ama sanki o da bir tür tepki gibi geliyor bana)
ne kadar çok pc başında zaman geçirirsem Tuna da aynı anda TV'yi açtırıyor. kendimizi örpülemek için çok iyi bir fırsat aslında annelik.
bir de sanki çocukla hiç vakit geçirmiyor, aktivite falan yapmıyormuş gibi görünsem de :) öyle değil tabi ki. ama artık 18 aydan sonra şöyle bir şey oldu. ne yapacağına kendisi karar veriyor. kendi oyununu kuruyor ki bunun kurmacalı bir akitiviteden daha makbul olduğunu düşünüyorum.

Ozgur dedi ki...

Sarı çizmelim, evet ben de onu kastetmiştim... Bi de bazen dört başı mamur sofra donatırsın ama çocuğun asıl istediği makarnadır gibi bişi...

Ozgur dedi ki...

Adsız, ben de nurturiadaki önerilerden aldım. Dur linke bakayım:

http://www.nurturia.com.tr/groups/f1e7d497-0dfd-4050-9acf-9cbd010cd1b1/files

Bi de aslında ben şöyle bişi yaptım. Ela'nın ilk kelimelerim diye bir kitabı var. Sayfaları yırtılmış. Onun içindeki resimleri kestim laminasyonladım. Bir çeşit geridönüşüm oldu. Flashkart gibi şeyler. İnternette aratınca da bi sürü şey çıkıyor artık gerisi anneye kalmış. Bizim kız hayvan resimlerine deliriyor, bazen bilgisayarda bakıyoruz resimlere. Elinde olması daha iyi diye düşündüm.

Ozgur dedi ki...

Hülya seni aileden sorumlu devlet bakanına şikayet edicem, bakın ne biçim anne aktivitesiz annneee diye:)

hehehe.

Bakalım ela ne yapıcak merak ediyorum. Bugün koydum kartları, bakıyor ama önceden de bakıyordu zaten. Gelişmeleri yazarım. Kopyacı anneyim ben. Bi yerde bişi görüp hemen adapte etmeye çalışıyorum. Oldu oldu, olmadı naapalımcıyım.

sezer dedi ki...

çok teşekkür, nurturia'ya üyelik zamanım gelimişde geçmiş.
seni ve kisd' i sürekli takip ediyorum.''animal sounds'' oyunu da sayenizde pek sevdik.kızım eladan 1 hafta küçük o yüzden sürekli sizin bloğu yoklamaktayım.yaşıt olunca ''hımm bizde bunu deneyelim ''demek daha kolay ouyor itiraf etmeliyimki.özetle hayırlı bir iş yapıyorsunuz,teşkkürler,sevgiler ...Ela'ya öpücükler

sezer dedi ki...

çok teşekkür, nurturia'ya üyelik zamanım gelimişde geçmiş.
seni ve kisd' i sürekli takip ediyorum.''animal sounds'' oyunu da sayenizde pek sevdik.kızım eladan 1 hafta küçük o yüzden sürekli sizin bloğu yoklamaktayım.yaşıt olunca ''hımm bizde bunu deneyelim ''demek daha kolay ouyor itiraf etmeliyimki.özetle hayırlı bir iş yapıyorsunuz,teşkkürler,sevgiler ...Ela'ya öpücükler

Ozgur dedi ki...

Bekleriz sezer. Nurturia'da hem bilgi, hem geyik var:)

DeryAze dedi ki...

Özgür Anne bu yazınızı link vererek bloğumda yayınlayabilir miyim?

Ozgur dedi ki...

elbette:)

DeryAze dedi ki...

yayınladım :) teşekkürler.
http://www.deryaze.com/2010/10/ozgur-anneden-annelik-secimleri.html

Crocus dedi ki...

biraz geç okunmuş bir yazı ama iyi ki de okumuşum.Aslında PC başında uzun yazı okumayı pek sevmiyorum ama beni sürükleyip taa sonuna kadar götüren bir yazı olmuş...