1 Mar 2010

Çocuklarımızı yetiştirmek, Kendimizi Yetiştirmek

"Raising Our Children, Raising Ourselves: Transforming parent-child relationships from reaction and struggle to freedom, power and joy"*

"Çocuklarımızı yetiştirmek, Kendimiz Yetiştirmek: Ebeveyn çocuk ilişkisini mücadele ve tepkiden, özgürlük, güç ve sevince dönüşürmek..."

Yaralıyız ve çoğu zaman farkında değiliz. Kendimiz dediğimiz kişi kim? Acıyan yerlerimizi bantlamışız yok saymışız. Görmezden geliyoruz. Küçükken gülmüşler bize mesela. Diyelim ki ilk kez gözlük taktığınızda dalga geçmişler. "Dört gözzz" demiş anneniz babanız ya da dedeniz iyi niyetle. Espri olsun diye. Acıtmak için değil. Gülmüşler size. Siz de gülmüşsünüz çünkü öbür türlüsünün acayip kaçacağını anlamışsınız. İçiniz acımış, utanmışsınız belki. Ama gülüyorsunuz hoşunuza gitmese de. Norm bu. Beklenen bu. Onaylanmayan duygularını bastırma evrenine hoş geldin minik. Ne kadar da neşeli bir aile bu. Sonra bu dalga geçilen dörtgöz, büyüyüp kendi çocuğu olduğunda ve gözlük taktığında ne yapıyor. Eğer bu konuyu bastırmışsak, kendi duygularımızla yüzleşmemişsek tam olarak şunu yapıyormuşuz gülerek: "dörtt göööz"

Buna benzer küçük küçük yaralar. Kendi duygularımız. Bir minik olayda aniden ortaya çıkan duygular, kızgınlık, öfke belki nefret. Kendi duygularımız görmezden gelinmişse çocuğumuzu yetiştirirken biz de onun duygularını görmezden gelmeye çalışırmışız. Anlatması zor ve burada yazdığım kadar basit değil. Kitabı okumanız lazım. Herkesin derdi başka, herkesin yarası ayrı. Kimse mükemmel değil. Bu yaşımıza kadar öğrendiklerimizin sonucuyuz. Duygularımız var. Bazen esip görlüyoruz, bazen üzgün oluyoruz. Sorun bunları hissetmek değil. Sorun bunların kontrolsüzce ortalıkta dolaşmasına izin vermek.

İngilizcede "it is not about you" derler. Yani "konu sen değilsin". Çocuklar söz konusu olduğunda anne ve babalara bunu her gün bir kaç kere söylemek gerek. Konu sen değilsin, konu çocuk. Senin duygun değil, çocuğun duygusu. Kendi duyguna sahip çık. İletişimi engelleyen kendi duyguların olabilir.

Çocuğu dinlemek, onunla iletişim kurabilmek istiyorsan yoldan çekilmen gerek önce. SALVE diye bir yöntemden bahsediyor kitap. Şöyle adımları var. S: Kendini çocuğun davranışından ve duygusundan ayır. En zoru budur. Kendinle konuşmaya başla. İçinden geçenleri sessizce söyle. Belki "bencilsin sen" diye bağırmak istiyorsun çocuğa. Peki bu işe yarar mı. Bir faydası olur mu. Karşıdakini incitmek ve senin öfkeni tatmin etmek dışında neye yarar. Hiçse tekrar düşün. Zihnini süzgeçten geçir tekrar. "Asla öğrenemeyecek", "böyle yapmamalıydı" gibi cümlelerin üzerinden geç. Gerçekten öyle düşünüyor musun? Sonra bu düşüncelerin ışığında bir an durmasaydın ne diyecektin, nasıl davranacaktın düşün. Sonra bu düşüncelerin etkisinde olmasan ve bu olay olsaydı ne yapardın onu düşün. O düşüncelerden kendini bağımsızlaştır, kendine yeniden bak. "Böyle yapmamalıydı" "ben böyle yapmamalıyım"a dönüşsün. Seni yolundan çıkaran duygularının farkına vardığın anda, kendi gerginliğini bıraktığın anda çocuğuna tekrar bak.
A: Şimdi yapmak gereken şu. Tamamen kendi içinde geçirdiğin anlardan sonra dikkatini tamamen çocuğa ver. İç sesini durdur ve ona bak.
L: Dinle! Sonra tekrar dinle, biraz daha dinle. Sadece sözcüklere değil, beden diline de bak. Gözlerinin içine bak. Kendini ifade etmesine yarayacak soruları sor.
V: Duygularını onayla.
E: Çocuğunun yolundan çekilerek ve ona güvenerek mutsuzluğunun gitmesine izin ver. Ona güven, onun için bir şeyleri düzeltmeye çalışma. Öyle yaralanmış durma. Çocuklar kendilerini yetkin, güvenilmiş ve ana babasal duygulardan bağımsız hissettiklerinde kendi çarelerini üretirler. Eğer duygusunu ifade edebilirse tekrar özgürlüğünü ve odağını kazanacaktır. O duyguya takılıp kalmadan yoluna devam etsin...

En zor adım birinci adım. O anın etkisinde hareket etmemek. Çocuk yanlışlıkla reçel kavanozunu devirmişken bunu kasten yaptığını düşünüp bağırmak ne kolaydır. Sonraki pişmanlık, üzüntü? Bir an durup aslında seni harekete geçirenin kendi gerginliğin, kendi duygun, kendi geçmişin olduğunu görebilseydin... önleyebilirdin. Sakin kalabilirdin.

Diyor ki, çocuklar kendilerini sık sık çaresiz hissederler. Büyükler için tasarlanmış bir dünyada yaşarlar. Konuşmakta zorlanırlar, elleri her yere uzanmaz. Bizlerin onlar için el ayak olması gerekir. Amacımız onların kendilerininde kontrol edebileceği bir ortam sağlamaktır. Onları arabaya atar işlerimizi halletmeye gideriz, sıkılırlar. İtiraz edince, "uslu dur" deriz. Sözümüzü kesmelerine sinirleniriz ama bol bol sözlerini keseriz. Kendimiz duygularımıza kaptırıp ani davranışlarda bulunuruz. Bu da çocuğun kendini daha çaresiz hissetmesiyle sonuçlanır.

En çok yapılan yanlışlardan biri çocukla oynarken onun oyununun rolünü çalmamızmış. Onun başlattığı oyunda biz oyuncu olmalıyız. Oyunun ana kahramanı değil. Eğer oyunun yönünü değiştirmeye ya da kendi istediğimiz şekle sokmaya kalkarsak onun gücünü elinden almış oluyormuşuz. Böylece çocuk kendini daha güçsüz hissediyor ve sinirleniyor.

Diyor ki kitap:
"If you have a need to control your child, most likely you have experienced too much helplessness in your own life. In playing these games you may experience healing for yourself as well. The need to control is out of your control yet the choice to control as the weakness that it is, you will be able to feel powerful when you don't surrender to its grip. It takes emotional strength to flow with your child and not to yield to your impulses. In relating to children, your power comes from letting go and not from hanging on to your reactions."

Eğer çocuğunuzu kontrol etme ihtiyacı duyuyorsanız, çok büyük ihtimalle kendi hayatınızda kendinizi aciz hissettiniz. Bu oyunları oynarken (çocuğun başlattığı) kendiniz de iyileşebilirsiniz. Kontrol etme ihtiyacı kontrolünüz dışında olabilir, ancak kontrol etmeye çalışmayı zayıflık olarak görmeyi tercih ederseniz, kendinizi buna bırakmadığınızda güçlü hissedeceksiniz. Çocukla beraber akmak ve anlık güdülere kendini kaptırmamak duygusal güç ister. Çocuklarla olduğunuzda gücünüz, tepkilerinize tutunmakten çok, salıvermekten geçer.
(çevirmen olmadığım için biraz acemice oldu. daha iyi çevirisi olan varsa memnuniyetle buraya kopyalarım.)

Özgüven geliştirmek için...
  • Sadece o istediğinde yardım edin. O istemeden yardım etmeye kalkmak onda "demek ki kendim yapamıyorum" hissi yaratır
  • Hata yapması için izin verin. Kendi başına yapamayacağı bir şey olduğunu bilseniz bile (zararsız olması koşuluyla) ona deneme özgürlüğünü tanıyın.
  • Seçimlerini destekleyin. Sonuç beklemeden.
  • Onun yaptıklarını düzeltmeyin, eleştirmeyin. Zaman tanıyın. Yeri sildiğinde, siz de üstünden bir kere daha silmeyin. Bekleyin, zamanla iyileşir zaten.
  • Övmeyin. Övmek çocukta "alkış için bir şeyler yapma" isteği doğurur. Sürekli onaya ihtiyaç duyar. Mutluluğunu paylaşın.
  • Kendi ajandanızı dayatmak yerine onu olduğu gibi kabul edin. Sürekli beklenti yaratmayın.
  • Çocuğunuzu başkasıyla karşılaştırmayın.
Many of us enjoy and even encourage our children's laughter, creativity, and other pleasing ways of self expression. However, when a child gives vent to pain, anger, jealousy, loneliness, disappointment, or grief, we are apt to stop the healthy flow of feelings, thereby hindering his development and interfering with his emotional well being. The tendency to look for ways to fix situation can distract us away from noticing the child's need to unleash his feelings. Many small events like a scraped knee, a cancelled visit, an insult, or a disappointment don't require solutions even if the child reacts with tears or rage. Although we must avoid dramatizing and adding more to the child's response, we can calmly listen, validate, and let him be. He can then experience himself as capable of handling emotions.

Çoğumuz çocuklarımızın kahkahalardan, yaratıcılıklarından ve diğer hoş kendini ifade şekillerinden hoşlanırız, hatta cesaretlendiririz. Fakat, çocuk ne zaman ki acı, öfke, kıskançlık, yalnızlık, hayalkırıklığı, üzüntü hissetse, hemen onun bu sağlıklı duygu akışını durdurmak için müdehale etmek isteriz ve onun duygusal iyiliğine karışmış oluruz, gelişimini engelleriz. Durumları düzeltmek için yollar ararken çocuğumuzun kendi duygularını gösterme çabasını farketmeyiz. Sıyrılmış bir diz, iptal olmuş gezi, hakaret ya da hayal kırıklığı, çocuk ağlasa ve köpürse bile çözüm istemez. Dramatize etmesini önlemeli, çocuğun tepkisine fazlasını eklememeli ama sakince dinlemeli, onaylamalı ve olduğu gibi olmasına izin vermeliyiz. Böylece kendisinin duygularıyla başa çıkabileğini hissedebilir.
(Çeviri için yukarda dediğim gibi. Keşke ünide alsaymışım çeviri dersini)

Yani özetle... Merkezde olmayı bırakın. Kendi duygularınızı fark edin. Sürekli bir şeyleri düzelticem, çocuğumu acıdan koruyacağım diye kendinizi kasana kadar iki durup çocuk ne anlatıyor dinleyin. Anlatmak istemiyorsa zorlamayın, ama istiyorsa el verin. Doğru soruları sorun. Kendi hayat hikayenizden başlatmayın.(sormadıkça) Onun duygularını görmezden gelmedin. Düşünce, "acımadı ki" demeyin. Onu kontrol etmeye çalışmayın.

Acı, kıskançlık, üzüntü, depresif duygular, nefret... insanca şeyler bunlar. İnsan olmanın parçası. Bunları yok saymak, bedenimizin bir kısmını görmezden gelmemiz gibi bir şeydir. Ne zaman ki bir yerimizi görmezden geliriz, bir arıza çıkar. Beter oluruz.

Önemli olan sakin olabilmek. Ama duyguları bastıran sakinlik değil. Farkına varan, gören sakinlik. Kendini durdurup gözleyebilen sakinlik. Eğer bunu yapabilirsek, o "dur" anında durup kendimizi kendi duygularımıza bırakmak yerine karşımızdakina bakabilirsek, dinleyebilirsek... O zaman kendi yaralarımızı, otomatik tepkilerimizi de görüp iyileşeceğiz. Eski yaralar yavaş yavaş kapanacak. Bir daha benzer bir şey olduğunda içimizden aynı otomatik ses yükselecek belki, ama ona teslim olup eylemde bulunmayacağız. Duygularımızı seçemeyebiliriz, ama eylemlerimizi seçebiliriz.

Başkalarını daha net görüyoruz ama kendimiz kör noktada kalıyoruz. Böyle olmak zorunda değil...

Kitap bir tarz affedici bir anlayışı da getiriyor. Mesela benim akrabalarımdan birisi, kızım için hoşuma gitmeyecek bir yorum yaptı, sonra da "kızıyor musun böyle diyince" dedi gülerek. Ben kızmadım, çünkü yaşlı olduğu için çok da aldırdığım yoktu, ona karşı hassas değildim, kalkanım vardı belki. Ama soru ilginç. "Kızıyor musun?" Çünkü o sorunun sorulma amacı kızman zaten. Bunu yapmasının sebepleri ise yetiştiği çevrede gizli. Kendi yaralarında. Kendi geçmişinde. Konunun ne benimle ilgisi var, ne de kızımla. Can sıkıcı. Keşke şöyle garip diyaloglar olmadan iletişim kurabilsek.

Karşı tarafın yerine kendimizi koyabilsek, emin değilsek yorum yapmasak. Bize söylendiğinde hoşumuza gitmeyeni söylemesek. Emin değilsek espri yapmasak, dalga geçmesek, imalarda bulunmasak. Ne var canım şaka yapıyordum diyerek sosyal sadizmi körüklemesek. Efendi olsak... Kendimizi iyileştirsek...

O "sütün yetiyor mu" mafyası vardı ya hani, işte onlara da sorulmuş zamanında böyle.

Bazen bana öyle geliyor ki iki kişi ne kadar nadir, sadece o anda ve sadece birbirleriyle konuşuyor. Geçmişleri, kendi duygularının gölgesinde algıladıkları olmadan.

Otantik anlar yaşamanız ve yaşatmanız dileğimle. İyi geceler.

* Sonradan eklenen not: Kitabın tam adı:

Raising Our Children, Raising Ourselves
Yazar: Naomi Aldort.

Bu kitap benim başka bir blogdan öğrendip de aldığım bir kitap. Yalnız nerede okuduğumu bir türlü hatırlayamadım. Çikolatalı pasta, anne ve bebişi, cemuyurken'den yasemin olabilir. Onların kitap önerilerinden hep çok faydalandım çünkü. Hafıza zayıflığım nedeniyle özür diler, bana bu kitabı tanıtan blogcu arkadaşımıza teşekkürleri bir borç bilirim.

26 yorum:

Damla dedi ki...

Sütün yetiyor mu mafyası süpermiş :)
"aç o aç, emzir"

yeliz dedi ki...

hmmm güselmiş... yeni bir kitap okumaya başladım, etkili anne baba eğitimi (adı da güsel, çocuk eğitimi değil önce biz eğitileceğiz)... oradaki ilk bölümlerde benzer bir yaklaşımı hatırlattı. Ebeveyn sorumluluğunu yüklenmeyin, çocuğunuz sizi insan olarak görsün. ona ebeveyn gibi değil insan gibi yaklaşmayı öğrenin, önce bi durun düşünün gibi bişeyler.

SERRA dedi ki...

hımm evet ben betül'e yadım istemediği halde yardım ettim ve o büyüdükçe herşeyde benden onay bekler oldu , aslında ben bu yardımı ona en doğrusunu öğretmek için iyi niyetle yapmıştım , alın size bir itiraf:( tecrübe süzgecinden...

Hilal dedi ki...

Mm güzel kitapmış. Bende sanırım övme konusunda bazı sorunlar çıkabilir. Kızımı şimdilik bir şey yapmadığı için övmüyorum ama öğrencilerime çok yapardım. Çok değişik, özgün projeler geldiğinde kendimden geçerdim. Vay be, şuna bakın filan diye bazen de abartılı sevinç gösterilerim olurdu, mesela çocuk ingilizce bir şarkı öğrenmiş onu söylüyor.
Yaralar konusu çok doğru. "Şimdi ne yapmaya çalışıyorum?" Ne bileyim, çocukluğumdaki kendimle mi? arada bir sormalı insan. Anneliğin kendi annenin anneliğiyle sık sık karşılaştırılması filan bu gibi şeyler. Dİkkat edecek çok şey var da dediğin gibi kasmadan dikkat etmek lazım. Öyle cool cool:)
Paylaştığın için teşekkürler!

Ozgur dedi ki...

Damla, evet işte onları da baymışlar zamanında aç bu çocuk diye. Yer etmiş... :)

Yeliz, bu kitabı da tavsiye ederim. Bu daha çok iletişime, anlamaya yönelik. Önce çocuklara, sonra büyüklere uygulamak lazım. Şu egonun mızıldanmalarını kesip karşıdakini dinlesek ne çok sorun çözülecek.

Serra, bundan böyle güvenin arttıkça daha az yardım edersin belki. Çocuklarımız bizim herşeyimiz. İstiyoruz ki hayatı onlar için kolaylaştıralım. Bazen biraz fazla yapıyoruz. Kelebek olmalarına izin vermek lazım. sevgiler.

Hilal, övme şöyle olmalıymış. Mesela atıyorum yerleri sildi ve çok sevindi bu duruma. Onunla beraber sevinmek ve duygusunu paylaşmak güzelmiş. "Aferin, süpersin" vb gibi övgüler kötüymüş.

Kendi çocukluğumuzu düşünüp de kötü olduğuna karar verdiğimiz şeyleri bilince taşıdığımız için yapmamaya gayret ediyoruz. Bir de bilinçsiz olanlar var. Farkındalık arttıkça bunları da tespit edeceğiz. Büyümek lazım.

saricizmeli dedi ki...

süpersin, çok faideli bir yazı pek çok zamanki gibi. (büyüklerde övme nasıl bir etki yaratıyor göreceğiz:P)

FADİŞ dedi ki...

Paylaşımın için teşekkürler. Bilgi paylaşıldıkça çoğalır, sen bunun en güzel örneğisin.

Limonlu Turta dedi ki...

Çok faydalı bilgiler bunlar, çeviri için de teşekkürler. Kitabın tam adını, yazarını belirtebilir misin?
Sevgiler,
ç.

Adsız dedi ki...

cok guzel hareketler bunlar! alkişşş! bak yanlismis alkisss delisi olmak :)dorugu kastettim alkis delisi derken, aman diyim...

ah ben de bir baslasam, geri donsem kitapligima...

kiraz

KUZEY TAN dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş.
övmeden vazgeçmek için bize kolay gelsin
Kitap özetlerine bayılıyorum.Reklam hakkı almalısın yayın evinden ....

aysema dedi ki...

Övgü yok, sadece seviniyorum seninle birlikte...

Hepinizi öpüyoruz. Sevgiler.

ElfAna dedi ki...

Dun gec saatlerde okumaya basladim; baktim ki sallaniyorum, sekmede acik biraktim ve bitirdim. Pek guzel alintilar. Ben cok begendim ve uzerinde bir kez daha dusundum.

Ozgur dedi ki...

Sarıçizmelim, benim için çok geç. Siz kaçın kendinizi kurtarın. O OIPin bahsettiği yorum var mı diye bakıp duran, bakalım kimler bana aferin diyecek diye çırpınan zavallı aferin budalası benim bennn. Sevin beniieeaaaaahhüüühühüh.

Ozgur dedi ki...

Fadiş, çok teşekkür ederim:)

Ozgur dedi ki...

Limonlu Turta, merhaba.

Tam adı:

Raising Our Children,
Raising Ourselves

Yazar:

Naomi Aldort


http://www.naomialdort.com/book.html

Ozgur dedi ki...

Kiraz, alkışlamamak da çok zor be kirazım insanın içinden geliyor. Bizimkiler daha küçük, büyüdükçe dikkat ederis...

Ozgur dedi ki...

Kuzey Tan'ın annesi çok teşekkür ederim:)) Yapması zor, söylemesi kolay. Okuması kolay, uygulaması zor. Yavaş yavaş... kendimizi de yetiştiricez işte.

Ozgur dedi ki...

teşekkürler annem:)

Ozgur dedi ki...

Çok sevindim ElfAna:)

YesiM dedi ki...

Cok guzel bir yazi olmus Ozgur anne, kitabi listeme aldim bile. Eyleme gecmeden once dur ve kendine bak, zor ama cok cok gerekli bir hareket. Denicem ve eminim ki cok faydasini goricem, sagol paylastigin icin.
Sevgiler,

Ozge dedi ki...

Ben gizli okuyuculardanim sevgili Özgür Anne...Bayıldım yazıya! Bu yazıyı kaynak göstererek mail grubu ile paylasmak istiyorum ben. (belki uyesisindir mail grubunun bilemiyorum ama:))

Ozgur dedi ki...

Merhaba Özge, kaynak gösterdikten sonra sevinirim ben:) Bilgi paylaşılsın, yayılsın. Sevgiler.

Zuzuların Annesi dedi ki...

Harikasın ne diyeyim?
Bir solukta okudum yazını ve verdiğin tavsiye bilgileri...
Tşk.ler...

OzGe dedi ki...

Selam Ozgur Anne
Kitabı nereden edinebilirim acaba? D&R ve Remzi de bulamadım da...

Ozgur dedi ki...

Teşekkür ederim zuzuların annesi:)

Ozgur dedi ki...

OzGe, ben amazondan sipariş vermiştim.

http://www.naomialdort.com/book.html

sevgiler...