29 Mar 2010

Huysuz Yazı: Anlamadığım Şeyler, Sevmediğim Huylar

"Kime Kulak Vermek Gerek?
Nasreddin Hoca kasabaya gideceği zaman küçük oğlu tutturmuş “Ben de geleceğim!” diye. Nasreddin Hoca almış oğlunu da yanına, bindirmiş karakaçana. Hoca da arkasında yaya olarak yürümeye başlamış. Yolda köylülerden birine rastlamışlar. Köylü söylenmiş yüksek sesle: “Ne günlere kaldık! Babası yürüyor, oğlu eşeğe binmiş.”
Bunun üzerine Hoca çocuğu indirmiş, kendi binmiş eşeğe ve tekrar yola koyulmuşlar. Kasabaya yaklaşırlarken karşılaştıkları bir başka kişi ise kaşlarını çatarak, “Ne zalim adam, çocuğu yürütüyor, kendi eşek sırtında göbeğini büyütüyor.” demiş.
Nasrettin Hoca bu sefer çocuğu da bindirmiş eşeğe ve düşmüş yine yola. Biraz ilerlemişler ki bu sefer bir başkası eşeğin sırtında iki kişi görünce, “İnsafsızlık bu!” demiş. Hoca şaşmış bu olanlara. İkisi de inmiş eşekten ve başlamışlar eşekle birlikte kasabaya doğru yürümeye. Tam kasabaya girmişler ki bir adam şaşkınlıkla, “Yahu merkep boş gider mi?” demiş. Nasrettin Hoca kaşlarını çatıp sonunda oğluyla beraber sırtlanmış eşeği. Alıntıdır: "

Anneliğe dair o kadar çok tartışma noktası var ki. Binlerce anne, binlerce çocuk, binlerce yöntem. İnsan oradan oraya savrulurken, çocuk bir yandan büyürken, her gün yeni bir şeyle karşılaşırken bazen ne yöne bakacağını şaşırıyor. Hangisi doğru, kim haklı? Bize hangisi uygun. Hem anneye, hem çocuğa. Kabul edilebilir, edilemez olan nedir.

Kutuplar halinde düşünmeye çok meyilliyiz, bir şeye taraf olmak, tersine karşı olmak gibi algılanıyor hemen . Kendi annelik tarzımızda seçtiğimiz bir şeyi yaparak, aslında karşı tarafı eleştirmiş oluyormuşuz gibi. Buna katılmam mümkün değil. Sanki şöyle gibi geliyor. Ben mühendisim, bunu tercih ettim, demek ki etmeyenleri eleştiriyorum. Öyle değil, olmamalı. Şu anda kızımı emziriyorum. Bırakmış da olabilirdim. Bir yaşına kadar emzirmek yeterli diye düşünüyorum. Ama altıncı ayda bırakanı eleştirmiyorum ya da üç yaşına kadar vereni. Anne olduktan sonra eskiden hassas olduğum pek çok konuda törpülendim. Farklı hayatlar, farklı bebekler olduğu, ihtiyaçların değişebileceğini kabullendim. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrı.

Ancak "benim yaptığımın dışındakiler yanlıştır"  diye düşünenler çoğunlukta olabilir. Bir arkadaşım normal doğum savunucusuydu, normal yapmayacağı belli olunca sezaryeni savunmaya başladı. Eski halini de unuttu. Benim hatırladığım her ikisini de gerçekten gönülden ve şiddetle savunması oldu. Bebek doğduktan sonra da benzer şekilde iddalı tavrı sürdü. Biraz kişilikle ilgili. Kimi insan daha iddacı oluyor ve nedense tüm dünyayı kendi fikrine ikna etmeye hevesli oluyor. Sahip olduğu düşünceleri ve halleri militanca savunuyor.

Düşündüm de, benim de ciddi ciddi savunduğum şeyler var. Çok önemsediğim. Sınırlarım var. Newyork'ta sabahın beşinde bir barda tanıştığım uyuşturucu içen altı aylık hamile kadın gibi. Çok uç örnek oldu ama hoşgörüm bunu kapsamıyor. Kadının zaten bağımlı olduğunu, bunu yapması için hayat koşullarının onu zorladığını düşünebilirim, bir dereyece kadar empati kurabilirim ama sonuç değişmiyor. Kadın bir kurban. Ne koşulları var kimbilir. Sanırım elimde olmadan yargılıyorum o noktada. Tabi gidip de fikrimi yüzüne bağırmam gerekmiyor. O ayrı bir konu. Geçmişten bir gün. Sokakta sigara içiyordum, bir teyze gelip "içme evladım" dedi.  "Sana ne" diyebilirim. O kadın da bana "sana ne" diyebilir ve haksız da olmaz. Birbirimize "karışma" sınırı var. Ama düşünme sınırı yok.Aslında bakarsak gerçekten de "bana ne". Ama burada yazabilirim. Ve evet, yargılıyorum.

Neleri yargılıyorum diye düşünürken şunları buldum.

1- Sütü olmasına rağmen ilk altı ay memelerim bozulacak diye süt vermeyen bir anneyi,
2- Çocuğunu kaynar bir kazanın yanında başıboş bırakan kişileri,
3- Hamileyken ya da emzirirken aşırı derecede sigara, alkol ve uyuşturucu madde tüketen anneyi, yeni annenin ve bebeğin yanında fosur fosur sigara içen babayı ve eş, dost, akrabayı,
4- Bebeği TVye emanet edeni,
5- Evliliği kurtarmak için bebek yapanları,
6- Çocuğa zarar verebilecek eylemleri bile bile yapanları, fiziksel ya da duygusal şiddet uygulayanı, taciz edeni
6- Çocuğunu sevmeyenler, kucaklamayanları kınıyorum.

Empati kurabilirim, çok zor koşullarda kalmışlardır, kabul edebilirim. Ama elimde değil. Bunlar benim sınırlarım. Her insanın anne, baba olması şart değil. Siz de "sana ne" diyebilirsiniz tabi.

Bunun dışında nasıl uyuttuğu, ne yedirdiği, içirdiği, hangi aktiviteyi yaptığı yapmadığı... O kadar mühim değil bence. Dünya bunların etrafında dönmüyor.

Öte yandan şunlar da tespit ettiğim bazı anne halleri. OIP olsam da çizebilsem keşkem...

1- "Gelin itiraf edelim"ciler, "hangi anne yapmaz ki"ciler:  Örnek: "Hangimiz tv karşısında yemek yedirmiyoruz ki?" Ee, şey. Biz yedirmiyoruz. Yani insan yedirebilir, yedirmeyebilir. O ayrı. Ama sen yediriyorsun diye herkes aynı şeyi yapmak zorunda değil. Benim çocuğum 11de uyuyorsa, bütün çocuklar aslında 11de uyuyor da anneleri söylemiyor gibi bir şeyi idda etmem komik.

2- "Siz yapamıyorsunuz ondan"cılar: Diyelim çocuğum 11de uyuyor ve ben bunu tercih ettim. Sen 8'de uyutamıyorsun ondan böyle diyorsuncular. Neden öyle olsun ki?

3- "Otomatik cümleciler": "Her kız gibi", "her erkek gibi", "her kadın gibi" diye "her"le başkayan "her" cümleye gıcık oluyorum.

4- "Ay kesin benimdir"ciler. Bu huy bende de var, her yazıda acaba beni mi kastetmiş diye kıllanıyorum. (OIP hariç, o direkt beni kastetti eminim) Ama yazıyı yazan kişinin benden haberi bile olmayabilir.

Sonuç itibariyle annelik serüveninde kendimi Nasreddin Hocanın fıkrasındaki hoca gibi hissediyorum zaman zaman. Okuduklarımdan etkileniyorum. Sonra bir noktada seçiyorum, uyguluyorum.

Bunları ne zamandır yazmak istiyordum. Zeynep'in yazısını okuduktan sonra yazdım. Ona yanıt gibi filan değil kesinlikle.  Ordan yola çıkıp düşüncelerimi yazıp, kendimce "böyle düşünüyorum" demiş oldum:)

sevgiler, iyi haftalar.

23 yorum:

Alkan dedi ki...

hiçte huysuz olmamış! çok da güzel yazmışsınız.

ama gelin itiraf edelim, her ebeveyn gibi siz de bazı şeyleri yapamadığınız için yargılıyorsunuz :)))

şaka bir yana, insan okuyup, düşünüp kendi doğrularını kimsenin ne dediğine bakmadan yapmalı. başka türlü olursa eşek tepemize biniyor işte. farklı olaylarda eşeğin kim olduğu değişebilir!

Ozgur dedi ki...

Puhahah muhteşem bir cümle:) Teşekkürler ben di mi, hemen üstüme alınayım:)

Ege'nin Annesi; dedi ki...

gerçekten doğru, düşünmek serbest ama iş yargılamaya gelince kendimize yakın olanalrı bir nebze anlıyoruz da ama sanırım çok uç gelenleri yargılıyoruz...şu kategorileri bende değişik bir biçimde yazmıştım :)))

http://annerenkler.blogspot.com/2010/03/bir-kisi-bir-kadn-ve-bir-bebek.html

Ozgur dedi ki...

Güzel yazıymış Ege'nin annesi:)

Sen Gelince dedi ki...

Kolay yoldan adam asma sanırım içinde olduğumuz toplumun en büyük sorunu... Söz konusu bebekler ve annelik olduğunda durum daha da ağırlaşıyor...

Benim de hoşgörü gösteremediğim belli başlı hassas konular var... Üç aşağı beş yukarı seninkilerle aynı... Dikkat ettim yaşım ilerledikçe daha esnek ve hoşgörülü oldum... Yani bende öyle... Olgunlaşma mı, kendini törpüleye çalışma mı, farklı bakış açaları olduğunu kabullenme mi bilmem...

Farkında olmadan ya da gayet farkında olarak birini yargıladığımda içimden şöyle düşünmeye çalışıyorum... Evet bebeğine kolayla suyu karıştırıp içiriyor, evet televizyon seyrettiriyor, evet hiç aktivite yapmıyor, araştırmıyor, okumuyor ama belki benden daha güzel annelik yapıyor... Benden daha sabırlı, benden daha hoşgörülü, benden daha pozitif... Ve onun çocuğu belki benim çocuğumdan sırf bu yüzden bile daha mutlu, daha uyumlu olabilir... Ki her annenin farklı öncelikleri olduğu gibi benim en büyük önceliğim mutlu, bedenen olduğu kadar ruhen de sağlıklı bir çocuk yetiştirebilmek... İşte bu noktada durup bir kez daha düşünmek istiyorum...

Uzun oldu sanırım ama ben de bu vesileyle içimdekileri dökmüş oldum:)

MISSRED'S DIARY dedi ki...

Ben de yaklaşık 1 ay sonra anne olacağım ve gerek internetten gerekse kitaplardan bir sürü şey okudum bebek bakımıyla ilgili. O kadar farklı düşünceler var ki en sonunda okumamaya ve insanları dinlememeye karar verdim, kafam karıştı çünkü. Nasıl araba kullanmak kitaptan okuyarak öğrenilemezse çocuk yetiştirmek de daha ortada çocuk yokken öğrenilemiyor sanırım. Nedense insanlar her çocuğun farklı, her ailenin farklı kısaca her insanın farklı olduğunu kabullenemiyorlar, bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olanları saymıyorum bile. Velhasıl ben de kimseye yorum yapmıyorum ve yaptırtmıyorum artık, çünkü insan açıklama yapmaktan sıkılıyor. Ayrıca hamileyken sigara içen, doktor kontrollerine gitmeyi gereksiz bulan ama ben saçlarımı organik boya ile boyattım diye beni eleştiren birine ne anlatabilirim ki??? Böyle o kadar örnek var ki mesela normal doğum yapmak istediğimi her fırsatta dile getirdiğim bazı kişiler eğer sezaryen olmak durumunda kalırsam kına yakacaklar, resmen mutlu olacaklar bunu da biliyorum çünkü onlar normal doğumu akıllarından bile geçirmemişler, planlı sezaryen olmuşlar. Ben bunu bir seçim olarak görebiliyorken onlar neden benim seçimlerimi anlamıyorlar ben de bunu anlamıyorum.

yeliz dedi ki...

özgürüm gel bunu mim yapalım, herkes içinde yargıladıklarını yazsın, döksün rahatlasın.
:)

Ozgur dedi ki...

Sen Gelince,
Kim en iyi anne diye yarışmaya gerek yok. Amaç güzel çocuklar yetiştirmek. :)

Ozgur dedi ki...

Missred,
Doğunca göreceksin. Şöyle emzir, böyle emzir, şunu yap, bunu yap, uyut, uyutma... Gider. Aklına yatan, senin karakterine huyuna suyuna uyan yöntemleri yaz bir kenara, çocuğa da uyarsa ne ala. Uymazsa bir başkasına geç. Biraz deneme yanılma gibi oluyor sanırım:)

sevgiler, güzel doğumlar.

Ozgur dedi ki...

Yeliz, aman yapmayalım:) Negatifler uçuşmasın.

Benim amacım içimi döküp rahatlamaktan çok sadece uç örnekleri yargılıyorum gibi bir şey demekti aslında:)

ilknur malcı dedi ki...

özgürcüm yaaa
bazı şeyler var ki ben şahsen yuhhh diyorum yaaa
yani ne önyargıdan ne de empatisizlikten.gayri ihtiyari verilen bir tepki oluyor o kadar bariz ki.

FADİŞ dedi ki...

Bahsedilen sevilmeyen davranışlara bir örnek vereyim. Daha evliliğinin başında dayak yemeğe başlayan genç kadın annesinin evine sığınır ve bir süre sonra bir şekilde tekrar dayakçıya geri döner. Döndükten kısa bir süre sonra evliliğini kurtarmak ve dayağa bir son vermek için hamile kalır. İkiz beklemektedir. Aradan geçen iki ayın sonunda bir dayak daha atılır, kadın hastaneye kaldırılır, kocadan şikayetçi olunur, koca evden altı ay uzaklaştırma alır fakat gel gör ki kadın iyileştikten sonra kendi tabiriyle evini özler ve tekrar döner.Bir ay daha dayak yemez ve sonra tekrar dayak yer. Bunların ardı arkası kesilmez, tekrar hastaneye yatar, bu kez kararlı mıdır bilinmez, tekrar evine döneceğinden şüphelenilir. Bir kısır döngü içinde ömürlerini mutsuz geçirirler. Kocayı biraz araştırdığında babasının da annesini periyodik olarak dövdüğü ortaya çıkar. Çocuk yapmak hiç bir zaman evliliği kurtarmaz, insanlar tedavi olmazsa iyileşmez, Dayak yiyende atanda acilen tedavi altına alınmalıdır. Bu ve benzeri hikayeler sandığınızdan daha fazla var. İkizlere gelince daha doğmadan bir travmanın şahidi oldular, umarım, ömürleri boyunca bu travmanın acısını çekmezler.

KUZEY TAN dedi ki...

Özgür ellerine, klavyene sağlık çok iyi anlatmışsın.
Yazayım dedim bende bir yazı bu hafta sonu sonra "boş ver sanki hiçç stresin yokmuş gibi uğraşma saçma sapan yorumcularla" dedim. Ama saol sen hepimizi çok güzel ifade etmişsin.
Yazının huyuda , suyuda, tadıda tam yerinde. Devam et

Ozgur dedi ki...

İlknur, insan diyor da, dememeye çalışıyorum ben de. Empatimi geliştirmeye çalışıyorum. Her zaman olmuyor. ama sınırı da var elbet.

Ozgur dedi ki...

Fadiş, Allah tez zamanda ıslah etsin diyorum. Bunlar yaşanıyor malesef ve bazen bana çok boş konuşuyormuşum gibi geliyor.
Eğitim de değil çare. Başka bir şey lazım. Tedavi gerek... Çok haklısın.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Kuzey Tan'ın annesi, biraz gergin yazdım ben de, yanlış anlaşılır mıyım diye. Anlaşılmak ne güzel:)

FADİŞ dedi ki...

Özgür, özür dilerim. Moral bozucu olmak istemedim. Sıcağı sıcağına bu haberi aldığımda birden paylaşıverdim. Bir daha ki sefere güzel haberler paylaşacağım. Her günümüz güzel geçsin.
Bu arada annem bile her buluşmamızda beni eleştirir,özellikle ne yedirdiğim konusunda hiç anlaşamayız. Anneme göre benim oğluş çok zayıf. Daha çok karbonhidrat, daha çok protein. Bense alması gereken tüm besinleri zamanında ve yeterince verdiğimi düşünüyorum.

Ozgur dedi ki...

Fadiş, olur mu öyle şey. Mutlaka paylaşmalısın. Hayatta her an güzel şeyler olmuyor, bunlar da konuşulmalı elbette. Biz çocuğa tv mi izletmesek filan derken neler oluyor neler.

Annelere gelince, bir önceki kuşak ve özellikle ondan önceki kuşakta aman yesinler hissi oluyor. Sanırım o dönemlerde zayıflık problemmiş. Oysa şimdi obezite problem olacak gibi gözüküyor. Zaman değişiyor...

olmadık işler peşinde dedi ki...

Kara para aklama gibi anatomiyi sende aklıycam. İtiraf ediyorum: Hevet seni çiziyorum!!! :p

*bence yazdıklarını çizebilirsin, ilk deneme gayet başarılıydı;)*

irem dedi ki...

Bazen anneleri cok acimasiz buluyorum birbirine karsi, herkes kendi yonteminin en guzel yontem oldugunu dusunebilir ve buna hakki vardir fakat adi uzerinde o kendine ve cocuguna gore en guzel yontemdir. Baska annelerin baska cocuklarin da kendine gore en guzel yontemleri vardir. Mesela ben kizim 6-9 aylik doneminde gezdim de gezdim, ulkeler arasi gezdim sehirler arasi gezdim. Ama kimseye bakin ben ne kadar rahat,esnek bir anneyim siz neden gezmekten korkuyorsunuz diye kimselere hava atmadim, cunku buna hakkim yok. (Boyle diyen anneler gordugum icin bu ornek aklima geldi.) Cunku biliyorum ki bazi anneler cocuklarinin uyku duzenine benden daha fazla riayet ediyorlar ve bu kotu birsey degil. Kendimi baska anneleri yargiyacak kadar uzman gormuyorum.
Bir kitap okumustum; Working Mothers Guide to Life. Kitapta genel olarak anneleri 4 gruba ayiriyordu. Stratejik planlayici (guclu planlama ve organizasyon yetenekleri var ve uzun donemli planlar yapmayi seviyor), kamp yoneticisi (cok fazla organize degil ama sorunlardan cok korkmuyor, hayati kamp yeri olarak goruyor, elbette problemler cikicak ve ben bir sekilde cozecegim modunda), dunya annesi (earth mother, sakin ve dogal bir yapiya sahip, rekabetci degil, akisina birakiyor, cocukla sunu bunu yapsam diye kafa yormuyor ama cocugun problemlerine samimi ve dogal olarak zaten ilgileniyor) ve en son tutkulu ruh (passionate spirit,duygulari on planda, her an birseyden etkilenip birsey yapabilir mesela bir film izleyip cocuk sahibi olmaya karar verebilr, dolayisiyla plandan programdan ziyade nasil hissediyorsa oyle yasamak daha uygun bu gruptaki annelere). Tek bir grup tanimlamayabilir bir anneyi belki ikisinden de birseyler almistir. Ben biraz stratejik planlayici ile dunya annesinden birseyler aldigimi dusunuyorum. Bir tarafim dur bakalim bir organize olalim derken bir tarafim kervan yolda duzulur modunda.
Hayatin da boyle oldugunu dusunuyorum. Biraz ondan biraz bundan derken hayat corbasi cikiyor. Her annenin tecrubesi benim icin cok degerli, dinlerken cok keyif aliyorum, nasil hayatlar varmis ve nasil da basa cikabilmisler sorunlarla diye hayret duyuyorum ama kucuk annelik detaylarindan dolayi birbirini yargilamak dogru gelmiyor. Elbette cocugunu doven, taciz eden ebeveynler konumuz degil, onlari zaten tasvip edemeyiz. Ama baska bir anne detay bir konuda evladina farkli davraniyorsa bu hemen onun cocugunun psikolojisi bozuk olur, ne fena anne etiketi yemesine neden olmamali. Cocuklar guclu varliklar, kucuk sorunlarla basa cikabilir ve her cocuk buyuyunce annesi bir kusur bulur ama bilir ki annesi bu dunyada onu en cok seven kisidir.

Ozgur dedi ki...

OIP biliyordum, biliyordum. Gerçekten kırk kere söyleyince oluyormuş. Senin de bende gönlün var yaşasın:)

Ozgur dedi ki...

"Cocuklar guclu varliklar, kucuk sorunlarla basa cikabilir ve her cocuk buyuyunce annesi bir kusur bulur ama bilir ki annesi bu dunyada onu en cok seven kisidir."

Ne kadar güçlü bir söz, ne kadar anlamlı İrem.

Çok etkilendim ve duygulandım. Eline sağlık...

O anne kategorileri de ilginçmiş. Ben dünya annesi olmak isteyen bir kamp yöneticisiyim sanki:) Normal hayatımda plancı ve tutkuluyum nasıl oluyorsa:) Bir öyle, bir böyle.

Ama çok haklısın. Hayat zaten zorken bir de birbirimizi geriyoruz. Ben de yapıyorum bazen ama yapmamak istiyorum...

sevgiler kocaman.

Irem dedi ki...

Tesekkur ederim Ozgur.
Evet hepimiz yapiyoruz yargilamayi, dogamizda var ama merhamet, anlayis da dogamizda. Hayat ogretiyor, annelik ogretiyor iste. Annelik biraz da bu yuzden guzel, hamdim pistim oluyoruz biraz.
Sevgiler