1 Mar 2010

Sessizlik Lüften...

Deprem mi oluyor diye uyandım. Tak diye bir sesle. Üst katta ya bir şey düştü, ya bir mobilya çekiyorlar bu saatte. Ela da uyandı, korktu. Gittim sakinleştirdim, uyuyor şimdi. Benim uykum nereye kaçtı? Peki gecenin bu saatinde türkü! çalarak geçen arabaya ne demeli? İçi mi yanmış? Bizim de yanması şart mı?

Nedir bu egoyu dağa taşa yayma isteği? İlla açacak adam müziği, neden?

Bugün çok güzel bir gün geçirdik halbuki. Oyunlar oynadık, güldük, eğlendik. Beraber kutulardan birini kapladık. Sonra katladığımız kutuyu davul yapıp çaldık. İçine başka kutular koyduk, koyduk, çıkardık. Babayla skype yaptık. Babaya balık ve miki getirdik. Çok güzeldi...

Dün gece 7.5 saat kesintisiz uyudum desem. (Ela 11 saat maşallah!) Hem gece, hem kesintisiz. Mucize gibi bişey. Aynı performansı bu gece de beklerken evdeki ses, evdeki ses! Kıl oldum abi.

Aslında başka şeyler yazmak istiyordum yine buraya geldim.

Anneanne dede gitti geçen hafta. İnsan kolaya nasıl alışıyor. Haftaiçi gene iyi ama haftasonu Ela ile yalnız olmak zor. Konfora alıştıktan sonra daha da zor. Zaten bizde bir anneannegittidepresyonu oluyor. Beklediğimiz bir şey. Cumartesi günü kabus gibi geçti. Cuma gecesi sıfır uyku. Cumartesi gündüz Ela toplam 1 saat uyudu. İkimiz de uykusuz, huysuz. Gene iyi atlattık. Ela'nın dört azı dişi de çıktı en azından o dönem geçti diye seviniyoruz. Yalnız ilk gün zorsa, ikinci gün çok güzel geçiyor. Bunu da artık biliyoruz. Pazar güzel uyandık. Ela kocaman kahvaltısını yaptı, sütünü içti ılık ılık bardaktan. Peynirler, organik keçi boynuzu pekmezimiz, tahıl, süt, ekmek. Sonra nar istedi, verdim. Kahvaltıda nar yiyen güzel.

Kardeşim çok çalışıyor. İşyerine gidip "bi dakka bakar mısınız acaba" dememize ramak var ailecek. Sonra eskiden eskiden sabah 5te eve geldiğimi hatırlıyorum. Kimse "kal nolur" demediği halde. Annemler bize fazla sorumluluk vermiş. Bütün işlerde bak sorumluluk bana kalır. Kardeşe de öyle. Ela'yı sorumsuz yetiştiricem. Dünyanın yükünü taşımasın:) Böyle şeyler planlanabilir mi? Sanmıyorum. Armut dibine düşer, mum dibine ışık vermez, ön teker nereye giderse... Filan filan. Kardeşimle gurur duyuyorum yanlış anlaşılmasın. Ama işte anne yüreği yorulmasın istiyosun, minik o. (Ne miniği be kosskoca teyyze olmuş. Şirin teyze...)

Bütün haftanın yorgunluğu, üstüne bugün de çalışınca kardeşe güzel kahvaltı hazırlayalım dedik. O uyanınca Ela ile başbaşa bıraktım onları büyük pazar kahvaltısı alışverişine gittim. Ekmek, sucuk alıp gelicektim, ama neden hep böyle oluyor? Torbaları yüklenip gelmişim. İki gün sonra araba gelicek tamirden sabretsene. I ıh. Taşıyacam illa. Bi sürü şey aldım, hepsini ama lazımdı (lazım cidden) diyerek. Kasadaki kıza söyledim, sizin gibi çok var dedi. Gene kurtulamadım sıradanlıktan. Sırada beklerken bi tane çok huysuz görünüşlü abi vardı. Hani filmlerde entel görünüp sevdiği kadına bağırıp döven tipler olur ya top sakallı ve çok sinirli. Surat beş karış. Dışardan böyle mi görünüyorum acaba diye durduk yerde paronaya yaptım. Bari gülümseyeyim dedim. İnsan zorlamayala gülümsese bile kendini hemen iyi hissetmeye başlıyormuş. (Bende öyle oluyor, teori doğru) Blink'te mi okudum? Yani önce duygu sonra kas değilmiş. Önce kas sonra duygu oluyormuş. Neyse ben güldüm kendi kendime. Baktım huysuz görünüşlü adam da gülüyor. Kasiyer kız da. Gül dünya seninle güler demek. Hımmm.

Büyük kahvaltımızı yaptık. Krepler filan. Yarından itibaren boğazımdan geçene vize uygulamasına başlıyorum. Bugün köprüden önceki son çıkıştı yediklerimiz. Bitter de yedik. Bitsin artık. Ela krepi pek seviyor. Yarasın kızıma. Yalnız iki gün üstüste yoğurt yemedi anlamadım neden.

Ela çok fena çekmecelere dadandı. Mutfakta hepsini açıyor. İyice kontrol ettim, tehlikeli olma ihtimali olan herşeyi kaldırdım. Bi de çöp var. Çöp atma bahanesiyle sürekli gitmek istiyor ama sanki ayrıca bir ilgisi de var. Oyun oynarken mutfağın kapısını kilitledim bir ara. Tekrar kontrol edicem. Banyoya ikeanın merdivenini koyduk. Ela artık onun üzerinde elini yıkıyor. Şu çocuklar için basamak vardı ikeada. Öyle bir şey almanın zamanı geldi.

Sabahtan 1.5 saat uyudu, öğle uykusunu gene atlattı minik. Bakıcı abla varken saat gibi, bana gelince yarabbi şükür. Anneyle oynamaya doyamıyor çocuk diye kendime pay çıkarayım. Hafta sonu diye kaçamak yapıyor. Ya da ben beceremiyorum uyutmayı. Yatmaya gittik, öyle şirinlikler maymunluklar yapıyor ki feci güldük...

Bu arada Ela'nın kamyonuna ilgi güzel. Geçen kamyonun arkasında fil taşırken kardeşim görmüş? "Kurban bayramı mı?" Bugün de ördek taşırken gördü: "Banvit?" Daha önce jengalarda da Elaoğlunakliyat demişti. Ayrıca bugünün önemli başlıkları arasında YMCA şarkısındaki "young man" kısımlarında Ela'nın "anneee" diyerek eşlik etmesini saymadan geçemiyeceğim.

Bugün Ela'ınn ev kurcalaması sırasında bir kutu içinde alınmış ve hiç kullanılmamış 6-7 tane emzik çıktı. Birini aldı attı ağzına. Bi de bana bakıp gülüyor. Ah ah emmedin ki onları tavşan kızım. Çok geç. Zaten attı hemen. Bu arada daha önce bahsettim mi bilmiyorum, benim kızım bir diş fırçası canavarı. Annemin bir tane almasıyla başladı. Özel bir sevgisi var diş fırçalarına karşı. Şu anda 3 tane var ama oyuncak niyetine. Bugün 4. fırçayı aldım. Doktora sorucam acaba fırçalamaya başlamalı mı diye. 12 tane diş. Az değil. Ama bilmiyorum. Sanki olur derse Ela ohh bugünleri de gördüm çok şükür diyecekmiş gibi geliyor. Pek hevesli.

Bu arada memeler strikes back filmini anlatmadım sanırım. Ben gitmeden önceki hafta Ela memeyi bırakmıştı. Yokken de içmedi doğal olarak. Döndüğümde aklına geldi, annne meemee diyiince o anın duygusallığı içinde olur didim. Tekrar başladık. Zaten önceden günde 1 kez akşamları içiyorduk. Şimdi gene akşam bir kez. Yanlış yaptım sanırım. İşin ilginci süt bitmemiş. Emdikten sonra bakıyorum daha var. Gerçi eski hevesi yok. Yavaş yavaş gidecek sanırım. Acele etmemeye karar verdik gibi. Du bakalım.

Daha da uykum kaçmadan gidip yatayım ben. Yoksa yarın pişman olacağım...

Unutmadan... Ela için bizim yatak odası yasak bölge gibi bişeydi çünkü orayı emmeyle eşleştirdiği için girdiği anda memmme anne memme diye başlıyordu. Şimdi oda umuma açıldı. İstediği gibi girip çıkıyor. Bu vesileyle kitaplığı da keşfetti. Odadaki kitaplıkta bilgisayar kitapları var, kocaman ve renkli renkli. Onları istedi, vermedim. Sonra gitti odasına kendi kitaplarından birini getirmiş, oraya koyalım, onlardan birini alalım gibi bir şey demek istedi sanki. Çok tuhaf değil mi bu? Ya da kitap istediğimi anlamadı kadın dedi ondan mı getirdi. Akıllı bıdık bunlar...

4 yorum:

Ayşe dedi ki...

ya bu kadar buyudu mu bu hatuncuk? cekmece karistirmalar, lavaboya erismeler falan... gozlerim doldu annesi.

Ozgur dedi ki...

Ayşe, bir yaşını geçince öyle bir ivmelendi ki büyümesi...:)

kiraz dedi ki...

ah o ust komsular!!!
cok dertliyim be ozgur

Ozgur dedi ki...

Kirazım normalde çok gürültü oluyor ama genelde anlayışlı yaklaşıyoruz. Dün ne oldu bilmiyorum. Belki kazayla olmuştur ama ciddi Ela da ben de hopladık. Toplu yaşamak zor. En iyisi şöyle müstakil bir ev olsunnn. Olsun di mi:)

Hışş taşınsanıza buraya? 3 tane boş daire var:)