27 Nis 2010

Anneanneler, Babaanneler, Dedeler ve Bebekler... Duygular

Geçenlerde Çalışan Annenin Hayatı: Bakıcılı Yaşam hakkında yazmıştım. O yazıya gelen yorumlardan biri bir soru sormuş. Aile büyükleriyle çatışma yaşamıyor musunuz, olay nasıl çözülüyor diye. O ara çok sıkıştığım için birbirinden güzel yorumlara yanıt veremedim. Şimdi en azından bu soruyu kendimce yanıtlayayım istedim.

İlk tespitle başlayalım önce.

Söz konusu çocuk yetiştirmekse her konuda aynı fikirde olan iki insan bulmak mümkün değildir.


İkinci tespit:

Duygular ve düşünceler birbirinden farklıdır. Duyguyu doğru yanıtladığınızda düşünce buharlaşabilir.


Önce Duygular...


Hamile kalır kalmaz bu gerçekle yüzleşirsiniz. Ailedeki ve çevredeki herkesin kendi düşünceleri vardır. Bir süre kayınvalide ve peder sezeryanın daha sağlıklı olduğu konusunda beni ikna etmeye çalışmışlardı mesela. Neden? Çünkü onların zamanında genelde doğal doğum yapılırdı ve birbirinden tehlikeli anılar anlatılıp dururdu.  Henüz teknoloji yetersiz olduğu için sezeryanla sağlıklı doğabilecek çocuklar kaybedilirdi. Bir başka arkabanın kızı sezeryanlı doğumunu çoktaan planlamıştı bile hiç bir sağlık problemi olmamasına rağmen. İnsanın kendi tecrübeleri, çevreden duyduykları bu tarz kararları etkiliyor. Bu konuyu konuşunca doktorumla konuştuğumu, konuyu araştırdığımı vajinal doğumun hem bebek, hem anne için daha sağlıklı olduğunu onlara anlattım. Bir daha bu konu açılmadı. Yine de sonuçta sezeryanle doğurunca derin bir nefes aldıklarını biliyorum:)

Doğumdan sonra ise asıl karmaşa başlıyor. Karar verecek o kadar çok şey var ki... Ne sıklıkta emzirmeli, uyku konusu nasıl olmalı, ne vermeli, anne sütü mü, mama mı, nedir. Üstüne bir de lohusa bunalımları ekleyin. Tam karmaşa. Sevdiğim bir arkadaşımın sözü: Siz lohusayken evdeki herkes lohusa olur. Ortalık uçuşan duygulardan geçilmez. Bence hayattaki en zor dönem. Allah lohusalara ve çevresindekilere sabır versin.

Ortamda bu kadar duygu olunca çatışmalar olması kaçınılmaz. Bir kere bebek daha çok küçük. En ufak bir ağlama, kakadaki bir değişiklik, az kilo alma gibi şeyler büyük paniklere yol açabiliyor. Anneanneler ve babaanneler korkuyor. Çok doğal çünkü o minik yavru bir mucize, tamamen bize muhtaç. Onlardan tecrübeli söz sahibi insanlar olmaları ve hiçbir şeye karışmamaları "aynı anda" bekleniyor. Yani "vaziyete hakimim" ve "ee naapçam şimdi" soruları aynı anda soruluyor. Ortamdaki duygu patlamasını hesaba katın. Bilinçaltı defterler açılıyor. Babaanneler ve anneanneler kendi çocuk sahibi oldukları zamanki travmaları daha dünmüşcesine hatırlamaya başlıyorlar. Kendi anneleri ve kendi kayınvalideleriyle olan ilişkileri... Çocuğun geçmeyen ishali ya da ateşi, sütün kesilmesi, kilo almayan bebek.... O dönemki korkular canlanıyor. Ela'nın yeşil kaka yaptığı bir dönem, doktorun normaldir demesine rağmen, kayınvalidemin sabaha kadar endişeler içinde uykusuz kaldığını, kıvranıp durduğunu biliyorum. Çocuk hasta sanarak... Kilo alıyor mu diye endişelendiği için bize tartı almıştır yine aynı şekilde. Annemin Ela'nın çok ağlayıp azıcık kasıldığı bir anda çok paniklediğini nefes alamıyor sandığını biliyorum. Hiç kimse için kolay bir dönem değil.

Geçenlerde "Çocuğumuzu büyütürken kendimizi büyütmek" kitabından bahsetmiştim ya. Orada bir methoddan bahsediyor. Çocuğunla bir çatışma yaşadığında tepki vermeden önce bir duracakmışsın. DUR ve kendini incele. Ne hissediyorsun? Karşındaki insan senin nerene dokundu? Kendi hislerini tanımla. Bunu bulduktan sonra tepkisel bir şekilde davranma ve ilgini tamamen karşıdakine ver. O ne hissediyor, ne yaşıyor. Gerçekte  ne demek istiyor? Örneğin "çocuk yeterince beslenmiyor olabilir mi" sorusu "sen ne biçim gelinsin bi çocuğu emzirmeyi beceremedin" demek istemiyor olabilir. Kendi duygumuzu olaysan soyutlarsak karşındakinin sorusundaki duyguya değil mesaja yanıt verme ihtimalimiz olabilir. Eğer karşımızdakinin sorusunu ve duygusunu anlayıp, onu onaylayabilirsek ya da ona göre yanıt verebilirsek meselenin kendi kendine çözülme ihtimali var.

Kayınvalidem o şekilde panikleyip, yeşil kaka yüzünden uykusuz kalınca ben ne yaptım. Önce alınır gibi oldum, sonra kendime geldim. Farkettim ki gerçekten korkmuş ve aslında gizli gizli dertlenmiş. Onun duygusuna kapılmadım, bence o kadar panik olacak bir şey yoktu çünkü. Doktoru onun yanında aradım, söylediklerini aktardım. Rahatlattım. Aramızda güven oluştu.

Duygular daha önemli. Anneanne kendi tecrübesine yeterince değer verilmediğini, kızının yeni yöntemleriyle kendisini sürekli eleştirdğini düşünebilir. Kayınvalide ne yapacağını şaşırmış, kendini yabancı bir evde, eli ayağına dolaşmış, "ne söylese yanlış" bir his içinde bulmuş olabilir. Geline başka tepkileri olabilir. Dedeler oğullarla ve damatlarla rekabete girmiş olabilir. (Sana geldi, bana gelmedi, gördün mü?)

Benim fikrimce önce duyguları çözmek lazım. Bu ilişkiler yumağında aklı başına en erken gelen kişi, (anne, baba, dede, anneanne, babaanne, teyze amca) artık her kimse derhal kafayı çıkarsın, derin nefes alsın ve en yakınındakini çekip kurtarsın. Şu onaylamaları yapmak bence olayı çözer.


  • Sen iyi bir annesin, çocuğuna çok güzel bakıyorsun. Maşallah bak ne güzel yemesi yerinde, neşesi yerinde. Araştırıyorsun, öğreniyorsuni torunumuza harika bakıyorsun, dört dörtlüksün.
  • Sen iyi bir anneannesin, hem tecrübenle kızının yanındasın, hem ona destek oluyorsun, hem bebeğe bakıyorsun, iyi ki varsın.
  • Sen iyi bir babaannesin, gelininin yanındasın, ona destek oluyorsun. Eski kayınvalideler gibi değilsin, her işe koşuyorsun. İyi ki varsın. 
  • Sizin tecrübeniz ve yaşanmışlıklarınız bize yol gösterecek ve bizim için çok önemli. Ama aynı zamanda yeni yöntemler ve kitaplar var, doktorların söylediği yeni şeyler var ve ben onları uygulamak istiyorum. Amacım sizi kırmak değil. Tecrübeye değer veriyorum ama bunları kendimce uygulamak istiyorum.
  • Benim için önemli olan şu, şu ve şu, ne olur bu, bu ve bu konusunda çok yorulmayın... 
  • Sen iyi bir babasın, kızıma ve torunuma çok güzel bakıyorsun.
  • Sen iyi bir dedesin, uzaklardan kalkıp geliyor, hepimize destek oluyorsun.
  • (Sen iyi bir bebeksin, aferim sana tavşan)

Aile içindeki taraflar bu tarz onaylamaları aldıktan sonra eleştirilmediklerini anlayıp, kendilerini güvende hissedeceklerdir. Çocuğun annesinin ve babasının yerini hiç kimsenin alması mümkün değildir. Öte yandan anneanne-torun, dede-torun, babaanne-torun, dede-torun ilişkileri bambaşkadır. Onların arasına kızlar ve oğullar giremez. Çocuğunuz size anlatmayacağı fıkrayı dedesine anlatabilir.

Duygular güvene oturduktan sonra düşünceler daha kolay.

Çok fazla konuda aynı fikirde olmadığımız oldu. Fikirleri çözmek, duyguları çözmekten daha kolay.

"Anneanneler, Babaanneler, Dedeler ve Bebekler...  Duygular II" bir sonraki yazı. Devam edecek... 

6 yorum:

''çokoprenses'' dedi ki...

evet devamını bekliyoruz:)

anneyazar dedi ki...

Kiraz sevdasının yorumunun her satırına katılıyorum buna arkadaşım lohusa kısmı da dahil :))
Ve sen Özgür Anne sosyal bilim camiası seni kaptırdığı için kafasını duvarlara vuruyor:)

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler çokoprenses:)

Kiraz'ım evet ya alınıyoruz, elimizde değil. DUygulara kapılıyoruz işte insanız. Bi kapılmasak, bi aklımızdakini söylesek... :)

Anneyazar, çok teşekkür ederim, gurur duydum.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler çokoprenses:)

Kiraz'ım evet ya alınıyoruz, elimizde değil. DUygulara kapılıyoruz işte insanız. Bi kapılmasak, bi aklımızdakini söylesek... :)

Anneyazar, çok teşekkür ederim, gurur duydum.

Anne Café dedi ki...

Alınganlık, lohusanın ve çevresindekilerin ana duygusu. İnsan geriye baktığında anlıyor, keşke o anda o krizi yönetecek gücümüz olsa... Annelerin babaannelerin kendi doğumlarıyla karşılaştırıp eskilere üzülme ve bir de onunla uğraşma meselesini bizzat yaşadım. Bence lohusalara profesyonel iki kişi lazım: Akıl sağlığı yerinde bir hemşire ve akıl sağlığı yerinde bir bakıcı (yemek, temizlik, dışarı işleri, bebek bakımı için) Aaah ah ne güzel olurdu ortam:))
Ama bu yazıların hamileler için çok faydalı olacaktır eminim. Hazırlıklı olsunlar, gardlarını alsınlar:) Teşekkürler. Blog dünyasında bu konuda bir boşluk vardı, bu yazılar iyi oldu. sevgiler

Ozgur dedi ki...

Anne Cafe, bence bizim toplumda iletişim zayıf olduğu için hiç bir konu tamamen kapanmıyor, öyle olunca da açık kalıyor. Bence hemşire iyi fikirmiş.