27 Nis 2010

Anneanneler, Babaanneler, Dedeler ve Bebekler... Fikir Ayrılıkları

Önceki yazılar:

Anneanneler, Babaanneler, Dedeler ve Bebekler... Duygular I
Anneanneler, Babaanneler, Dedeler ve Bebekler... Duygular II

Bütün aile sakin bir limanda. Küçükler büyükleri sayıyor, büyükler küçükleri öpüyor. Duygular konusunda bir güven ortamı oluştu ne güzel.

Yine de bu bütün konularda hem fikir olacağınız anlamına gelmez. Birinci tespit ne diyordu?

Söz konusu çocuk yetiştirmekse her konuda aynı fikirde olan iki insan bulmak mümkün değildir.

Size eğitimi, yaşı, bilgisi, yakın olan bir arkadaşınızla bile yüzdeyüz anlaşamazken bir önceki kuşakla yüzde yüz anlaşmayı beklemek fazla iyi niyetli bir düşünce olur. Çocuk yetiştirmede trendler öyle hızlı değişiyor ki.

Bence burada bir ayrım var. Eğer bebeğe anneanne ya da babaanne bakıyorsa tutarlılık daha fazla önem kazanıyor. Bizim gibi anneanne ve babaanne uzaklardaysa biraz daha esneklik düşünülebiliyor. Bizim durumda bakıcımız ile aynı fikirde olmamız önem kazanıyor.

Fikir ayrılığı olduğunda ne yapıyoruz. Düşünelim. Örneğin bizde hem bizimkiler, hem eşimin ailesi oto koltuğu konusunda takıntılı olduğumu düşünüyorlardı. Bu bizim toplumun genel fikri üstelik. "Zavallı çocuk o koltukta acı çekiyor, üstelik geri geri gidiyor, midesi bulanıyordur" hisleri ile dopdoluyuz. Ama sonra
http://www.kitubi.com/2009/12/16/TrafikKazalarındanEnÇokÇocuklarEtkileniyor.aspx adresindeki resmi gösteriyorsun. Mühendis olan babam bir bakışta konuyu anlıyor. Neticede oto koltuğu meselesini çocuğum olana kadar ben de bilmiyordum, Kitubi olmasa belki bu kadar üzerinde durmayacaktım. Bilmemek ayıp değil, anlatmamak ayıp. Birinci çare, yine duygulara kapılmadan neden gerekli olduğunu anlatmak. Eğer karşıdaki insan bunu anlıyor ama yine de gereksiz buluyorsa, kural budur diyip ısrarcı olmak çözüm olabilir. Birileri size takıntılı desin, siz de "evet ne var" diyin en fazla.

Başka bir örnek. Ela 10 aylıkken anneannesi artık bir lazımlık alalım dedi. Ben de içimden "daha neler bu yaşta aa" gibi şeyler söyledim önce. Sonra annem alalım, siz 12 aylıkken bu iş bitmişti diyince şüpheye düştüm. Sonra bezsiz bebekçilerle tanıştım, utandım, özür diledim. Gittik oturak ve adaptörü aldık. Ela da rahat rahat çişini, kakasını yapmaya başladı. O beni ikna etti. (Bakıcı ablamız bu konuda çok çekimserdi. Bezsiz bebek kitabını okuyunca ikna oldu ve şimdi baş savunucumuz)

Ama tabi burada hem eşimin ailesinin, hem benim ailemin, okumaya, bilgiye çok önem vermesi, bilimi önemsemesi, araştırmaya inanması gibi faktörler var. Eğitimli oldukları için körlemesine inatlaşma, cahil ısrarcılığı, batıl inançlar gibi şeyler yok. En fazla farklı ekollerin söyledikleri üzerine tartışma yaşıyoruz. Sonrasında bir taraf diğerini ikna ediyor.

Eğer eminseniz ısrar edin. İlk başta itiraz duymak çok normal. "Ne var canım tvde biraz izlese ne olur" diye başlayabilir. Anlatın. Tekrar anlatın. Bunun sizin için önemli bir kural olduğunu gösterin. Kendi koyduğunuz kurala kendiniz uyun.

İçinize atmayın. İletişimi sağlamaya, söylemeye devam edin. Duygu dilini kullanmayın. "Beni üzüyorsun, neden böyle yapıyorsun" demeden. "Bu yaptığımız çok yanlışmış çünkü..." dilini tercih edin.

Eğer konu sizin için gerçekten önemliyse aman SUSMAYIN!

Olmuyorsa şu yöntemler denebilir.

Yüzleşme

Sakin bir ortamda, tercihen bebek uyumuşken, karnınız tokken, çay içerken sakin ve eleştirisiz bir dil kullanarak istediğiniz olmadığında ne düşündüğünüzü, endişelerinizi aktarın. Bu konunun sizin için neden önemli olduğunu anlatın, karşınızdakini dinleyin. Ortak bir yol bulmaya çalışın. Güvenin tam olduğu, konuşacak zamanın olduğu durumlarda işe yarayabilir.

Karşılıklı taviz

Eğer anlaşılamıyorsa ve süre sınırlıysa iki tarafında dediği biraz olacak, biraz olmayacak şeklinde bir yaklaşım izlemek. Örneğin anneanne çişe tutmak istiyor, siz kesin karşısınız, sadece sabahları bir kez tutması konusunda anlaşıyorsunuz.

Yumuşama

Eğer inada bindiyse konu biraz yumuşayana kadar bekleme. Sorunu çözmeye değil, duygular hafifleyene kadar ertelemeye yarar.

Zorlama

Ben annesiyim, benim dediğim olacak yaklaşımı. Özellikle çocuğun sağlığı söz konusuysa, örneğin hijyenle ilgili bir sorun varsa, tavizsiz sert yaklaşım etkili olabilir. Neticede söz hakkı sizde!

Daha büyük hedefe odaklanma

Mühim olan nedir? Çocuğun sağlığı mutluluğu. Eğer tartışılan konu çok da önemli değilse, fazlaca inada bindirmemekte yarar var. "Kesin kuralları" hem çocuk, hem de çevre için minimumda tutma hem uygulaması kolay, hem daha az stressiz bir yöntem. Her şeyi kontrol edemeyiz. Bizim kesin kurallardan örnekler:

TV, DVD kesinlikle yok. Biz yokken çok zor durumda kalınırsa kısa süreliğine açılabilir.
Uyku 8:30u geçmemeli (olağan üstü durumlarda esneyebilir)
Her çeşit araba yolculuğunda oto koltuğu ve emniyet kemeri zorunlu.
Normal günlerde yemek masada yenir. (ziyaretler sırasında esniyor bu kural)
Bağırmak, ses yükseltmek yok
Televizyon, bilgisayar vb elektrikli aletlere fazlaca yaklaşmak yok.
Çikolata yok. Tuz, şeker çok az miktarda, tercihen hiç. (ziyaretlerde esniyor)
Aklıma ilk anda bunlar geldi.

16 yorum:

anneyazar dedi ki...

Güzel çareler, bebek yetiştirme konusunda sıkıntı yaşayan, birbiriyle çelişen eşler bile faydalanabilir bu yazıdan;)

Mehtap dedi ki...

Türkiye'ye gittiğimizde orada kullanılmak üzere yeni bir oto koltuğu alınmasına, bu koltuğun biz nereye gidersek gidelim taşınmasına rağmen bizimkilerin oto koltuğuna oturtmadan YH'yi markete götürdüklerini öğrendiğimde çok sinirlendim(onlara belli etmedim tabii) ve oto koltuğun ne kadar önemli olduğunu bizimkilere anlatabilmek için uzman tv'den kaza esnasında bebeğe ne olabileceğini gösteren bir video izlettim. Onlar da ikna oldular. Mayıs ayında oto koltuğu Türkiye'de heryerde zorunlu hale geleceği için çok mutluyum.
Bahsettiğin konu sadece oto koltuğuyla sınırlı değil elbette.
BPA içermeyen ürünler kullanmak, tatlı- tuzlu yedirmemek.... mevzularında abartılı davrandığımızı düşünseler de iyi niyetli olduklarını bildiğimizden, onları anlayışla karşılıyoruz.

Ayşe dedi ki...

+biz et yemiyorsak o da yemiycek...:)

Selen dedi ki...

Bu gorus ayriliklari bebeklikle kalmiyor, hatta cocuk buyudukce daha ciddi bir hal alabiliyor. Tuz, cikolata vermeyi yasaklayabiliyorsun da, cocugun aklina sacma sapan seyler sokulmasina mudahele etmek, korku kulturunden uzak tutmak cok daha zor. Karanlik korkunctur, kum pistir, butun hayvanlar tehlikelidir gibi bilincsizce yapilan yorumlar cocuklari ciddi anlamda etkileyebiliyor. En kotusu de gorus ayriliklarinin cocugun onunde yasanmasi. Zor yani...

Vuslat dedi ki...

Dediğin gibi eğitim ne kadar önemli. İnsnalar karşısındakini dinleyebiliyorsa, senin arkandan "o öyle dedi ama ben gene de bildiğimi yaparım, ruhu duymaz" mantığındaysa insanın işi çok zor. Çocuk üzerinde benim, eşimin ve annemin farklı görüşleri o kadar olumsuz sonuçlar yarattı ki. Annem " ben kaç çocuk yetiştirdim", eşim " ben çocuk doktoruyum", bense "neden benim dediklerim dinlenmiyor, bakın araştırdım, doğrusu buymuş" tavrında yenilikçi kişilik! Ah ah...Çalışan annenin işi zor. Hem çocuğu bütün gün görme, en temel ihtiyaçlarını ona bakanlar karşılasın hem de üzerinde hak iddia etmeye çalış! Bu ne cüret canım!!Anne olarak çocuğa bakan kişiye hem minnettar olma hem de kendi istediklerinizi dile getirmeye çalışmanın bitmez sıkıntısı. Bir taraftan da karışan, vıdılanan eşler.

saricizmeli dedi ki...

serine sağlık, binom açılımı olmuş.
harika olmuş.

kirazsevdasi dedi ki...

organik baglar var, engelleyemedigin.
istesende kuseyim gorusmeyeyim diyemedigin, uzak durmak bi care oluyor, bi yere kadar...

yalniz olmanin acisini cok ceksem de, bu konulari dusununce iyi ki uzaktayiz dedigim zamanlar daha agir basiyor...

gunebakan dedi ki...

vallahi ne yazık ki, ikinci çocuğumu ve lohusalığımı da heder etmiş bulunmaktayım. oysa ki tecrübeliydim ben değil mi?
olmadı işte. ikinci çocuk evdeki birincinin de varlığıyla daha buhranlı oldu.
kayınvalide iki çocuk büyütmüş ya, aman aman. evin bilgesi kesildi. halbuki, ben hamileyken birinciye, "inşallah kardeşin senin gibi yaramaz olmaz, uslu akıllı olur" diyerek ağlatmışlığı vardır...
sonra yine sütüme taktı. çocuğun kolik ağlamaları için, aç bu çocuk diye tutturdu, öyle kötüydüm ki, mama verilmesini, 2 haftalıkken biberon verilmesini bile kabul ettim. bu da kendimi affedemediğim konulardan biridir. şimdi belki de ufaklığın emmeye olan ilgisizliğinin nedeni budur. oysa ki çocuk ilk 2 haftada yarım kilo almıştı. aklım neredeydi o zamanlar, neden direnmedim bilmiyorum. eşim de aman bebek yeter ki ağlamasın diye ondan yana tavır aldı. neyse sonuçta hala sütümü verebiliyorum bir şekilde ama aylardır çok çabalıyorum...

ilk çocuğumda da, senin öyle hem sağıp, hem emzirecek kadar sütün yok kızım, 6 ay emzirebilirsen ne ala demişti. 1 yaşına kadar emzirdim kızımı.
yani iyi ki uzakta diyorum bunları hatırladıkça. böylesi ile başetmek çok zor. ama imkansız değil. uzak tutup, senin taktiklerin bazılarını uygulasam belki böyle olmayacaktı.
eline sağlık, harika bir yazı dizisi olmuş yine...

gunebakan dedi ki...

bu arada bizdeki kurallar da benzer.
oto koltuksuz gidilmez. (aman canım kucağımıza alıveririzi kısa mesafe, noolur derler genelde)
yemek masada yenir.
balık illa ki bitirilir.(diğer yemeklerde ısrar yok, sadece balık bitecek:)
uyku saati 9dur

Ayşe dedi ki...

butun yorumlari tekrar okudum. Sanirim olay sinirlari bastan cizmekle ilgili- kalplerini kiricam falan diye cok da dusunmemek gerekiyor belki. Tabii bu sutun yetiyor mu, ve bizim de bir bildigimiz var kizim, sizin kotulugunuzu ister miyiz mafyalariyla biraz zor olabilir. Su anda haricten gazel okuyor olabilirim, ama anne bloglarini cok uzun zamandir okuyan dusunen bir insan olarak bu hakki kendimde goruyorum.

Mesela, henuz cocuk falan dusundugum yok, su doktora bitsin de, biz et yemiyoruz. Et derken kirmizi et, beyaz et, kiyma. Balik yeniyor. I love my mother in law, she's really nice, but she couldn't get used to the fact that we're fish eating vegetarians. Oradayken illaki bir-iki sefer tavuk/kofte/et uclusunden bir kombinasyon pisiyor. Esim kirilmasin diye azicik yiyor, ben salata veya z.yagli yiyorum. Biz/ben ne yedigimin farkindayim, ve yememeyi tercih edebilirim. Ama ya cocuklar?
The same thing goes with the TV. Evde TVmiz yok, arastirmamin bir kismi bu konuda, ve cocuklarin TV izlemesi iyi degil. But I have some concerns about this as well.

aysema dedi ki...

Yazılar da yorumlar da harika...
Lütfen yazın, çok yararlanıyoruz. İnsan farkına varmadan pek çok yanlış yapabiliyor. Blog ortamını seviş nedenlerimden biri de bu. Her şey ayrıntıda gizli, konuşurken akla gelmeyenler yazarken daha anlaşılır oluyor.

Öğrenmenin yaşı yok. Amaç mutlu insanlar yetiştirmek değil mi?

Sevgilerimle...

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler anneyazar,

Mehtap, evet zorunlu hale gelecek olmasına ben de çok seviniyorum....

Ayşe, anne sensin, senin dediğin olur:)

Selen, anlıyorum. Ama anne ve babanın yaklaşımı dengeler diye düşünüyorum.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler anneyazar,

Mehtap, evet zorunlu hale gelecek olmasına ben de çok seviniyorum....

Ayşe, anne sensin, senin dediğin olur:)

Selen, anlıyorum. Ama anne ve babanın yaklaşımı dengeler diye düşünüyorum.

Ozgur dedi ki...

Vuslat, bence en tehlikelisi "aman anlamaz nasılsa" yaklaşımı. O durumda ne yapılabilir bilmiyorum:(

Sarı çizmeli:)

Kirazsevdası, anlıyorum canım. İşte görüşmeyi kesemesek de en azından etkilenmeyi kessek...

Ozgur dedi ki...

Günebakan, bu süt konusundaki takıntıyı hiç anlayamıyorum. Sen kendine dikkat et, geçmişi de düşünme artık. Aslan gibi iki kızın var ne güzel:)

sevgiler

Ayşe, çok iyi anlıyorum. Yani belki et yememenin de aslında çok sağlıklı olduğuna dair broşürler, bilgiler aktarılabilir. Bu konuda ciddi olduğunuzu vurgulamak için başbaşa konuşulabilir. TVye gelince, tamamen katılıyorum. Araştırmalarının sonuçlarını ilgiyle izliyorum... Et olayı zor ama gerçekten. Bizim toplumda çok alışıldık bi durum olmadığı için çok çaba harcamanız gerekebilir. Sanki bilgi seviyesini arttırmak çözüm olabilir gibi?

Ozgur dedi ki...

Aysema,
aynen öyle:)