17 Haz 2010

Taze Annelere...

Sanırım hamilelik kursuna yeni bir boyut eklemeliler. Hamilelik bitince olacaklara dair bir şeyler anlatmalılar. İstediğiniz kadar dediğim dedik, çaldığım düdük olun, istediğiniz kadar kimseleri takmam diyin... Anne olunca bu biraz değişiyor. Hem hormonların etkisiyle insan daha duygusal oluyor, hem yorgunluğun etkisiyle, uykusuzluğun etkisiyle zayıf düşüyor... Bu güne kadar tatmadığın ya da bu derece tatmadığın bir sorumluluğun etkisi seni sarsıyor.  Bir canlıdan, bir yavrudan sen sorumlusun. Onun yemesi, içmesi, büyümesi, gelişimi, hatta (abartırsak) zekası, boyu posu senden sorulur oluyor. Bütün bunları öncelikle dert eden biziz.

Çocuğumuz iyi beslensin, iyi büyüsün, akıılı olsun, iyi olsun, sağlıklı olsun, huzurlu olsun, ağlamasın, huysuz olmasın, canı yanmasın. Temel dertlerimiz bunlar oluyor, çok da normal, çok da güzel. Öte yandan inanılmaz bir "hassas nokta" sahibi oluyor insan. Bu konuda hep bir endişe, bir kaygı, akılda bir soru. Dışardan bakınca bu kadının dört tane klonu var dediğin, her içi hoppadanak halleden mükemmel annenin bile acaba yeterli miyim, çocuklarım iyi mi, kıvırabildim mi endişesi oluyor ve sanırım işin raconu biraz böyle. Bundan paronayak anne olmayı kastetmiyorum tabi ki. Elinin altında senin sorumluluğunda derdini anlatamayan bir minik. Kafada binbir soru olmasından doğal bir şey yok. 

Zamanla büyüdükçe, sen onu tanır oldukça, o derdini anlayıp anlatabilir oldukça bu kaygı biraz daha azalıyor. Kendine güven geliyor. Örneğin kızım ilk su istediğini anlatmaya başladığı zaman dünyalar benim olmuştu, çünkü yeterince içiyor mu, içmiyor mu insanın kafasına takılıyordu. Şimdi istemeden de içiriyorum ama neticede biliyorum ki susayınca söyleyecek, içim daha rahat. 

Annenin doğal bir huzursuzluğu oluyor. Her şey en iyi halindeyken bile. Sanırım bu gerekli de bir şey. Küçükken bir şeyleri atlamamak lazım. Acıktığını atlamamak, emzirmeyi unutmamak ya da mama almayı. Bence iyi anneliğin içinde bir miktar kendine güvensizlik, bir miktar kaygı var. Yanlış anlaşılmasın. Azıcıcık. Bir yanın acemi hep. İyi ki de öyle. Böylece yeniliklere açık, işaretleri okumaya hazır oluyorsun.

Kötü yanı şu. Açık bir yaran varmış gibi oluyor. Sen kendin acaba derken bir kaç kişi daha acaba derse o acaba büyüyüp karşına geçip oturmaya başlıyor. Halbuki sen acaba dediğinde büyüklerin "yok kızım bir sorun, bak gül gibi çocuğun var" demesi gerekirken, bazen kadınlar ordusu durumu büyütüyor. "Acaba iyi beslenemiyor mu" sorusunun yanıtı, eğer doktor sorun yok diyorsa, sorun yoktur. Alıyordur o alacağını. Ama insanlar nedendir bilinmez o hassas noktayı kaşımaktan, annenin kendine güven duymasını engellemekten, huzur bulmasını engellemekten kendilerini alamazlar. Senin buna üzülebileceğini düşünemezler. Kaşır da kaşırlar. 

Normal hayatın içinde biri bana gelip "bak kariyerin çok kötüye gidiyor, ne yapacaksın", "bak kilo almışsın ne olacak bunun sonu" filan dese kibar bir yanıt vermekte zorlanırım:) En kibarı "size ne, kendi işinize bakınız" olur. Aklına takmazsın, aman bilmeden konuşuyor işte der geçersin. Annelik olunca, özellikle ilk zamanlarda baş gündem madden bu oluyor. Aynı şekilde cevap vermek lazım ama veremiyorsun işte. Sen de şüpheleniyorsun. Özellikle bizim toplumsal modelimizde anne "aşırı derecede kaygılı, mutlu olmayan, çocuğun peşinde koşturan, elinde bir kaşık yediren, bi yandan da ağzını silen, üstüne dökmeden yeme şampiyonu" bir varlık. İdeal çocuk tombik yanak. 

5. Ay civarı kızımın kilosu öyle aman aman bir kilo değildi. Aman süt yetmiyor endişesiyle ve  doktorun demesiyle aldığım kaloriyi (gereksiz yere) arttırdığım ve altı güzel kilo ile hayatıma devam ettiğim dönem. Çok endişelenmiştim. Oysa doğum kilosu yüksek olan bazı bebekler tam da bu civarda daha normal kilolara dönerlermiş. Boy uzadığı sürece dert etmek gereksizmiş, boyu uzayan ama kilosu artmayan bebekler "hareketli" bebeklermiş ve gerçekten benim kızım yerinde durmayan cıva gibi bir şeydi. Gel de bana anlat bunu. Anlıyordum ama bir yanım "yetersizsin" diyordu. Çocuk açlıktan ağlamadığı halde. Annemin bak kızım aç çocuk ağlar, yırtınır bu çocuk mutlu! demesine rağmen. İnsan çok kendinden olmuyor.

Üstüne bir de sosyal bir hayattan ev kediliğine geçişi ekle. Kendi bedenin bedenin değil, ev senin evin ama hiç bu kadar uzun oturmamışsın içinde. Eşin şaşkın bir yandan, tanıdığı özgüveni yüksek kadın gitmiş, endişe memuresi gelmiş. Annelik çok muhteşem bir duygu ama hediyesiyle geliyor, geçmeyen kaygı hali. Bir yanım mutluluk, bir yanım soru işareti. 

Normal hayatımda eleştiri kaldırabilen, bir insanın lafıyla alt üst olmayan ben konu kızıma geldiğinde gerçekten sinirlenebilirim. Anneliğe dair, bu kadar kıran kırana tartışma olmasının nedeni de bu zaten. Ferber mi, Tracy mi, doğal annelik mi, beraber uyumak  mı, yatağında mı en iyisi hangisiiii konusunda bu kadar tartışma bundan var. En önemli konumuz, en hassas 
yerimiz. 

Ne yapılabilir... Destek almak lazım. Hayata pozitif bakan, bir telaşla hemen vahvahlanmayan insanlardan destek almalı. Ruha uçacak alan yaratmalı. Anneler dinlendirilmeli, dinlenmeli. Can kulağıyla dinlemeli, gerçek kaygısını anlamalı. Öte yandan zaman her şeyin ilacı. İstesek de istemesek de büyüyorlar zaten.

Not: Bitme Noktası...na ithafen.

iyi geceler.

6 yorum:

ayşe arslan dedi ki...

yazını çok beğendim,tam tamına doğru ifadeler ve bütün annelerin hisleri var bu yazıda,teşekürler

Bilges dedi ki...

benim icin guzel bir zamanlama bu yazı için...:D içime sindirmeye calısarak bikac kez okudum... iyki varsın...

Eyvah! Hamileyim... dedi ki...

Merhabalar,
Yeni keşfediyorum blogunuzu, ben de bir anneyim ve doğal olarak yazdıklarınızı yaşamışlığım çoktur :))

Yıllarca yayılıp kendi keyfime baktıktan sonra anne olmanın bana attığı tokadı ve yaşattığı mucizeyi paylaşmak için ben de bir bloga başladım, hep istemiştim ancak şimdiye kısmetmiş.. Umarım uzun soluklu ve samimi olmayı başarırım sizler gibi,

Sevgiler

Ayşe dedi ki...

supersin canim, benim icin mi yazdin sen bunu? :P

olmadık işler peşinde dedi ki...

yazılırını niye çok seviyorum biliyor musun? bir solukta yazıyorsun, çok içten, plansız, hesapsız. böyle karşılıklı oturmuşuzda, çay içip konuşuyormuşuz gibi:)

bu yazı çok kıymetli şeyler anlatıyor. diyeceğim çok şey var ama buraya yazmak istemiyorum. malum tartışmalardan birine davetiye olmasın diye. bi ara anlatırım.

annelik-babalık çok emek isteyen bi iş. yürekle yapılan. ölçüsü, ayarı, kıyası olmaz bence de.

Ozgur dedi ki...

ayşe arslan: çok teşekkür ederim:)

Bilges, çok sevindim. :) Büyüsün yavrular.

Eyvah hamileyim, olur tabi, olmaz mı. Yaşasın blogcular.:)

Ayşe'cim aklımın bir köşesi sende hep. Bütün iyi dileklerimi, enerjilerimi yolluyorum:)

OIP binlerce kelebek uçuştu birden:)