3 Haz 2010

Yazamıyorum.

Yazacak ne çok şey var ama uyanık saatlerimi hep iş başında geçirir oldum. Normal hayat gereksinimleri beni işten uzaklaştırınca sinirleniyorum bi de. Yemesek, uyumasak, hep çalışsak. "İşin hobi olması" böyle bir şey. Yorulmuyorsun çalışırken.

Dün akşam annelerle buluşup sohbet ettik. Çok keyifli bir akşamdı. Seda ile buluşup Montessori okulu hakkında daha fazla konuşma şansımız oldu.

Şunları düşündüm akşam eve dönerken... Zihinsel ve entellektüel beceriler kazanılabiliyor. Yani çocuğun zekiyse, okumaktan, öğrenmekten hoşlanıyorsa, görüneni değil özü arayan bir yapıdaysa okul onu eğitmese de kendi kendini eğitecek yönemi buluyor, öğretmeni buluyor. Kendisine uymayanla yapamıyor zaten. Oysa duygusal eğitim daha farklı ve zor. Sabır, metanet, cesaret, azim, saygı, kendine inanmak, ne istediğini bilmek, sadece ve sadece istediğinin peşinden gitmek, kolaya kaçmamak, hile yapmamak, yan yollara sapmamak... Bunlar önemli. İnsanın kendi hayatının lideri olması. Bunu yaparken ne komşunun, ne ana babasının, ne devlet büyüklerinin, ne bilmemkimamcanın ne dediğini sallamadan  kendi yolunda yürümek. Yani biraz Mustafa Kemal gibi olabilmek. Zor şartlar altında kaldığında düşünmek, üzülmek ama yolu açmaya devam etmek.

Ne yazık ki böyle bir insan değilim belki ama çocuğum böyle olsun istiyorum.

Salak salak konuşan, eksik bilgiyle ahkam kesen, doğru dürüst bilgisi olmadan ukalalık taslayan, bilimsel bilgiye inanmayan, uzmanları adamdan saymayan ya da uzmanları tanrılaştıran insanlardan olmasın. Kendine dönük olmasın. Sadece kendisi acı çekiyor, herşey onunla ilgili, dünyanın merkezine yerleştirdiği egosuyla merkezde oturmasın istiyorum. Şikayet etmesin, eyleme geçsin istiyorum. Elbette istediği ve seçtiği eylemlere.

Kendi adıma da daha sabırlı, daha azimli olmayı isterdim. Daha az konuyla daha yoğun ilgi duyarak uğraşmayı.

Başım ağrıyor. Neyse ki hava serin.

Allah tüm miniklere öncelikle sağlık versin.

----------------------------------------------------------------------


 HAZİRANDA ÖLMEK ZOR    
 
                                       orhan kemal'in güzel anısına 
 
işten çıktım 
sokaktayım 
        elim yüzüm üstümbaşım gazete 
 
sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sokakta tomson 
        sokağa çıkmak yasak 
 
sokaktayım 
gece leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
yaralı bir şahin olmuş yüreğim 
uy anam anam 
haziranda ölmek zor! 
 
havada tüy 
havada kuş 
havada kuş soluğu kokusu 
hava leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
ne anlar acılardan/güzel haziran 
ne anlar güzel bahar! 
kopuk bir kol sokakta 
              çırpınıp durur 
 
çalışmışım onbeş saat 
tükenmişim onbeş saat 
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım 
anama sövmüş patron 
       ter döktüğüm gazetede 
sıkmışım dişlerimi 
ıslıkla söylemişim umutlarımı 
             susarak söylemişim 
sıcak bir ev özlemişim 
sıcak bir yemek 
ve sıcacık bir yatakta 
             unutturan öpücükler 
çıkmışım bir kavgadan 
                    vurmuşum sokaklara 
 
sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki 
             dallarda insan iskeletleri 
 
asacaklar aydemir'i 
asacaklar gürcan'ı 
       belki başkalarını 
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim 
dökülüyor etlerim 
               sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
       sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
               ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
        hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
        asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
               budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
             ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
        yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
                               kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
        gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
              ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
                    gitme korkusu
ah desem
       eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
       tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
               güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
       ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
                     bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
       n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
              ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben
nerdeyim ben
       nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
        kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
            göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
       ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
              söyler hangi güzelliği?
kökü burda
        yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
       göçtü memet diye diye
              şafak vakti bir çınar
           silkeledi kuşlarını
                         güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
                                                                      memet!»
gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
       uy anam anam
       haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
              bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku
        kim bu umut
ne adına
              kim için?

«uyarına gelirse
       tepemde bir de çınar»
             demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
              geride kalanlara

nerdeyim ben
        nerdeyim?
kimsiniz siz
        kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
       taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
                      3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı 
                    şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
                    iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
       yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
              iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı 
                      nâzım ustanın

gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
              şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
 
Hasan Hüseyin 
                                                              

1 yorum:

Toprak Büyürken dedi ki...

çocuk eğitimiyle ilgili yazdıkların iyi geldi.Hassas dengeleri düşünürken nası tutturucaz bu dengeyi diye düşünürken üstelik.Nazım Hikmet ayrıca iyi geldi.