21 Ağu 2010

Vızıltılar...

Bu ruh halinde oturunca hep tuhaf şeyler yazıyorum. Okurlardan çok kendime yazıyorum sanki. Ela'nın yaptığı/söylediği/büyüdüğü binlerce anı var. Onlar sonra tatil yazılarında. Şimdi uzaktayım ve sanki başka bir dünyada yaşıyorum.

Bakıcı ablamız hala hasta ve hastanede olduğu için, benim mutlaka bu haftasonu eğitime katılmam gerektiği için Ela'yı anneanne, dede, teyzesine, C.ye ve komşulara emanet edip sevdiceğimin yanına bu sıcak şehire geldim. Geldim ama kalbim bu kez gerçekten ege'de kaldı. Ela orda. Bırakıp gidemedim, öyle zor, öyle zor ki. Tek tesellim, standart bir işte çalışıyor olsam daha fazla şehir dışı yolculuk olacağı, daha fazla ayrılık olacağı filan ama. Yok, insan kötü oluyor. Onu getirsem, kime bırakıcam. Annem de bizle gelse, burada oyalamakla, komşulu, havuzlu, denizli ortamda çocukla zaman geçirmek aynı şey değil. Sorgulamalar. Neticede belki ilerde okuyunca çok boşmuş diyeceğim duygu durumları.

Çocuğunun yanında olmaması çok garip bir şey. Yolda 2012 filmi vardı. İzledim. Zaten felaket filmi, çocuk babasından ayrı kaldı kavuştu filan derken iyice karardım. Bugün ne okusam, boğulan, yaralanan, hastalanan çocuklara dair. Uzaktayken algıda seçicilik bunlara da yöneltiyor zihni.

Tatilde Doris Lessing'in otobiyografisine bakacak zamanım oldu. 5 yıl önce okumuştum. Meğer hiç anlamamışım pek çok yeri. Çocuğunun her sabah 5te kalktığını görmezden gelmişim. 5te uyanan bir bebek, 5te uyanan bir çocuk, 5te uyanan bir okullu. Hep 5te kalkmış Doris Lessing. Az para, az konfor, yazma azmi. Koca yok. Tek anne. Sevgilisi geceden geceye geliyor ve ayrıca bir de kendi eşi ve çocukları olduğu için baba figürü değil. Bu ortamda Altın defter ve children of violance serisi çıkıyor. Bir de komunist partide çalışıyor. Bunları okuyunca bana çok şikayet ediyormuşuz gibi geldi. Yardımsız, ailesiz ve babasız. İnsan koşullara uyum sağlıyor, daha doğrusu kendini koşuldan bağımsız olarak var edebilmeyi öğreniyor. Enerjiyi doğru kullanmak demiş buna Lessing. Yazan kişi enerjisini yazmaya akıtacak, bu enerjiden çaldığı her an yazıyı zayıflatan bir etmen. Birilerine sürekli duygusal destek vermek, olmadık şeylere takılmak, öfke, çöp kitaplar, geçici işler. Hikaye. Konforu hayatının gerçeği, temel beklentisi olarak gören bizim kuşak için anlaşılmaz olabilir. Onlar 2.dünya savaşı sonrası kuşağı. Gerçek güvenlik diye bir şeyin olmadığını yaşayarak görmüş insanlar. Bir de yoksulluk herkes yoksulken daha kolay.

Sonra yazdığı diğer şeyler. "Şuraya şuraya gittim Peter için iyiydi(oğlu) ama benim için kötüydü. Falancalarla görüştüm, sıkıcıydı ama Peter orayı çok seviyordu." Her cümlede, her kelimede var annelik. Nasıl daha önce hiç anlamamışım hayret. Bir romanında düşünmüştüm gerçi. Altın Defter'de Anna, uçaktayken, uçak düşse de ölsem diye içinden geçirirken aklına kızı gelir. O anda ölme isteği geçer ve şöyle düşünür. Normalde çocuklara bizim(annenin) hayat verdiğimizi düşünürüz, oysa bazen tersi olabiliyor. Böyle bir şeydi yaklaşık.

Bu tatil zor geçti. Kızım ve annemlerle zaman geçirmek güzeldi ama sürekli sevgiliden/babadan ayrı olmak çok zor geldi bana. Ela çok eğlendi. Havuz, deniz, dede, anneanne, ona bayılan komşular, aslında hemen hemen tüm site ve yan siteler. Var bir şeytan tüyü. Gittiği her yerde çoluk çocuk, büyük herkese gülücükler, sohbetler. Yan komşumuza özzzkaaaaan diye bi bağırışı var. Bi de annemlerden de büyük yan komşularımız var, oğulları annemlerle yaşıt öyle söyliyeyim. Ela herkese teyze derken, Melek hanıma ısrarla Melek abla demeye devam etti. Biz Melek teyze dediğimizde de düzelterek Melek Abla dedi. Şu işin sırrını biraz daha konuşursa soracağım. Neden o abla da başkaları değil? Melek abla bu durumdan çok memnun o ayrı:))) Bir tanedir Melek ablamız.

Sonuçta kalabalık aile konusunda Mira'nın bahçesinin yazdıklarını bir daha yazmayayım. Hepsine bence de, bence de demiş olayım. Yazı burada: Kalabalık aile tatilimiz Harvey Karpın dediklerine sonuna kadar katılıyorum.


Êvde çok iş var. Bi kere kimselere bırakamadığım kitap yerleştirme işim var. Koyacam okumadığım kitapları kutulara kaldırıcam yine diye geldiler. Sonra klasikleri yerleştirirken ya Ela okumak istediğinde bunları diye aklıma takıldı. Sonra aa Dostoyevski ne zamandır okumadım du bakayım diye karıştırmaya başladım. Sanırım birazdan koliyi geri boşaltacağım. Ve okuyacak zamanım yok aslında. Hele okunmuşları tekrar okuyacak zamanım hiiiç yok. Yeni yazarlar keşfetmeli, yeni romanlar, yeni sesler. Ama işte bildğim halde içim gitmiyor kolilere. Biri bana dur desin. Kesin sadeleşme kararı aldık. Kıyafetleri de ayırıp ihtiyacı olanlara yollayacağım. Çok az eşya. Az eşya. Sade hayat. Aslında kullanmadığımız ıvır zıvırı ordan oraya koyup durmaktan istifleyip ayırmaktan nefret ediyorum. Ne biçim zaman kullanımı, nasıl bir israf. Ela'nın eski kıyafetlerine karar veremiyorum, eski eşyalarına. Kardeş olacak mı, olmayacak mı. Bu tatil olmamasına karar verdim ben kendi içimde. Sevgili hiç sallamadı. Ela bi 4-5 yaşına gelsin bakarız dedi attı konuyu. Kendi kendine bırakayıp hormonlar gerekeni yapar diye düşünüyor kesin. Du bakalım hormonlar mı yaman, akılcı zihin mi? (Bu sorunun yanıtı nedense hep hormonlar oluyor düşündüm de) Şu durumda kalsın kıyafetler. 


Bu atmama işinin garip yanları var. Mesela yazlıkta eski kıyafetlerimden buldum. Daha önemlisi annem kardeşimin oyuncaklarını saklamış. Ela oynadı onlarla. Bi sürü barbi var. Barbileri çişe tuttu. (Annem de koca kadın daha öğrenememiş mii diye bağırarak hepimizi gülmekten yerlere yatırdı) Sonra bütün tavşanların, ayıların, bebeklerin ve köpeklerin kalplerini ciğerlerini dinledi. Gözlerini kontrol etti. Zaman zaman ameliyata girdi. Ama ameliyata girdiği bıçakla et kesip köpeğe ve bana yedirmesi fenaydı tabi. Çok fazla resim yaptık. Artık kızımın eli kalem tutuyor diyebilirim.


Oyuncakları görmek insanda anıları canlandırıyor. Minik dolaplar, çekmeceler. Minik ızgara. Minyatür şeyler. Gerededen alınmış tahta beşik. Hayatında beşik görmemiş Ela bebekleri sallayıp ee ee dedi onda.  


Ev savaş alanı gibi. Bir yerden toplamaya başlamalı ve mükemmeliyetçi olmamalıyım. Enerjimi dikkatli harcamalıyım. Yeni bir yazıya kadar baybay diyor, daldan dala turizmin yolcuları olarak buraya kadar okuduysanız teşekkür ediyorum. Bi sonraki yolculuğunuzda da bizi tercih ediniz. baybaaay

6 yorum:

kuzunun annesi dedi ki...

Ne kadar cok degişiklik , ne kadar çok gelişme var kuzuda. Elanın sesini duymayalı çok olmuş , daha sık yaz annesi .

Gecenin 2 si uykum kaçmış , yorum yazıyorum .Aklıma hamilelik zamanları geldi , böyle gece gece hortlayıp ne yazmıssın check ederdim :)))Zaman cabuk geciyor . Selamlar

kirazsevdasi dedi ki...

acik havada zapti cok zor bu kuzularin... allah kolaylik versin ve tum kalbimle H.nin iyilesmesini dliyorum =)

yaniz ben bi manyaklastim, doruk beni zorladikca 'cocuklarimiz, kardesin' gibi abuk laflar ederken buluyorum kendimi :D
ilk 12 ay kiyafetlerini direk dagittim mesela, simdi o kadar rahat dagitamiyorum, biraz seneye de giyer de var ama biraz da belki him himmm diyorum,

velakin ustad, yine de gozde doktorumuz Karp a ben de cok katiliyorum, kalabalikta vakit de kolay geciyor, cocuk da daha uyumlu hale geliyor

opuyorum ozledim

şule-bilge dedi ki...

keyifli bir yolculuktu :D

burcu dedi ki...

ben de çok keyif aldım...

Ozgur dedi ki...

Kuzucum di mi eski gunlerdeki gibi. Evet ya hamilelikte ne okurdum ne okurdum, gece kalkar okurdum hey gidi:)
sevgiler o yone

kirazcim zooor zor, evlere sigmiyorlar artik. bak bak bak neler duyuyoruz:)

sule bilge, tesekkur ederim

burcu cok tesekkurler

:)

ÇokBilmiş dedi ki...

Doris Lessing ile ilgili bölümü okurken gözlerim yaşardı resmen :( Bu kadar yardım, bu kadar gelişmiş teknoloji varken ben neden üretemiyorum?! Çok kızdım kendime. Doktora tezimi bitirmem lazım, enerjimi doğru kullanmam lazım. Off of, ne zormuş annelik...