30 Eyl 2010

21. ay... Oyunlar, Öyküler...

Bu yazi kisd icin geliyor:)

21 aylik aktif, dinamik, heyecanli bir yavrusu olan her anne ve baba gibi aktivite, oyun, oyku bulmakta zorlandigimiz zamanlar oluyor. Bazen aniden bir oyun buluyoruz, sonra unutuyoruz. O nedenle hazir oturmusken aklima gelenleri yazarim. Hem baskalarina fikir verir, hem unutursak hatirlariz diye dusundum. Gecenlerde nurturia'da parmak oyunu yazisini okuyunca, pek sevindim. Aksam hemen evde denedik, Ela da cok sevdi. O nedenle biz de aklimiza gelenleri yazalim. Sevgili okur, ise yarayan her oyun, oyku kabulumuzdur, paylaşırsanız çok makbule geçer.

Ela'nın Çiftliğinde Kimler Var?

Bu çiftlik merakı bize Esra ve Ada'dan geçti. Ada dünya tatlısı benim kızımdan altı ay büyük akıllı bir bıdık. Önden gittiği için bol bol fikir alıyoruz kendisinden. Biraz da kendimize uyarladık. Başlarda Ela'nın tahta oyuncaklarını birleştirmek suretiyle dikdörtgen bir şekil oluşturuyorduk. Şimdilerde legoları beraberce kare ya da dikdörtgen şeklinde birleştiriyoruz. Sonrasında içine evdeki bilimum boydaki hayvanı koyuyorduk. Minik büyük farketmez. Herkes bir şekilde çiftliğe giriyor sonra kaçıyordu. Şimdi Ela'nın insiyatifiyle oyun şuna döndü. Ela çiftliğin içine girip oturuyor. Bu arada anne Ela'nın çiftliğinde kimler varr denen uyduruk şarkıyı söylüyor. Bütün hayvanlar teker teker Ela'nın kucağına yığılıyor. Ela seçtiği hayvanın ya da nesnenin adını bağırarak söylüyor. Çok komik bir oyun tavsiye ederim.

Öykü

Uyku ritüelimizin bir parçasını anlattığımız öyküler oluşturuyor. Bu genelde o gün olanlar oluyor. Ela sabah kalkmış, sonra kahvaltısını yapmış. O sırada baba uyanmış, beraber oynamışlar vs vs... Gün heyecanlı bir günse o öykü gerçekten onu çok eğlendiriyor. Gıkı çıkmadan dinliyor arada lafa karışıyor, düzeltiyor ya da sorulara yanıt veriyor. Onun dışında köpek ailesi öykümüz var. Köpeğin annesi havhavvhavv diyor yani diyor ki: yavrularımmm uyku zamanınız gelmedi miii, yavru köpek de diyor ki hev hev hev, yani çok uykumuz geldi anneciim. Bu fil, tavşan, kedi vs olabiliyor. Tema genelde uyku ama detaylar değişiyor. Çok yaratıcı değil ama bu yaşa bu kadar şimdilik... Büyüdükçe renkleneceğiz.


Oyun

Legolardan merdiven yapıyoruz. Ucuna trenraylarını koyuyoruz. Trenler ve bebekler biiyy ikii ucc diye merdivenlerden çıkıp sonra raylardan kayıyorlar. Yaşasın kaydıraklar...

Oyun

Çocuk tombalası. Bu oyuncağı yeni aldık. Zekids diye bir yerden. 5 adet kart var. iki sıra 3er hayvan resmi var. Her kartta toplam 6 hayvan var ve yaşadıkları yerlere göre sınıflandırılmış durumda. Bir de  hayvanların resminin olduğu yuvarlak pul gibi şeyler var. Bunları ters çevirip sıralıyoruz. Kartları bölüşüyoruz. Sıradan çekip çekip yerlerine koyuyoruz. Genelde Ela bizim kartlara da resimleri koyuyor. Birinci çinkoo ve tombala var ama bütün hayvanlar bitene kadar oynuyoruz. Bu oyuncağın hastasıyız. Evde de yapması kolay gözüküyor.

Oyun

Bir çeşit papaz kaçtı. Meraklı minik dergisinin eşleştirme kartlarını iskambil gibi topluyoruz. herkesin önüne teker teker dağıtıyoruz. sonra birer birer açıyoruz. eş bulan kazanıyor.

Resim yapmaca

Yaşadığımız olayları resmediyoruz. Genelde ben çiziyorum, Ela boyuyor. Ve ne çizeceğimi o söylüyor. Deniz çiziyoruz, ilk olarak mutlaka aydede çiziyoruz. Denizde bi tekne oluyor, anneanne ve Ela teknede geziyor. Teyze, enişte anne baba dede anane abla... denize giriyorlar. Ela banyo yapıyor vs.

Sonra kağıda ellerimizi koyup çevrelerini çiziyoruz. Ayaklarımızı da çiziyoruz. Bu ikeanın çizim rulolarından birini yere serip geniş geniş çiziyoruz. Daha masa alamadık Ela'ya alınca suluboya yapmak da planlarımız arasında. Yazlıkta annem Ela'yla tuz seramiği de yaptı. O da güzel. Henüz biz evde yapmadık. Planlarımız arasında.

Oyun

Koltuğun kenarına tırmanıp düşer gibi yaparak zıplamaca. Elleri aaaa diye yanlara sallayarak düşmece. Bu oyunu babasıyla buldular. Daha ne yaramazlıklar var anlatamıyacağım burda. Genelde hoplamalı zıplamalı oyunlar babayla zaten.

İlk anda aklıma gelenler bunlar, geldikçe yenilerini de yazarım. İyi eğlenceler!

29 Eyl 2010

Hırslı Anne

Bu toplumda hırs genelde olumsuz anlamlar içerir. Kötü bir şeydir hırs, insanları sürekli mutsuz eder, hayal kırıklığına uğratır vs. Zaten genelde de erkeklere yakıştırırlır. "Hırslı kadın" çok hoş karşılanmaz.

Halbuki bence insanın istediklerini gerçekleştirmek için çalışmasında, umut etmesinde hiç bir sakınca yok. Başkalarına bu yolda zarar vermedikçe, kendinle sınırlı kaldığın sürece faydalıdır üstelik. İşinde iyi olmak istersin, evinde iyi olmak istersin. Bu istek güzeldir. Belki birinci olmak istersin. Olabilirsin. Tek sorun birinci olarak kalmanın çok zor oluşudur. İyi olmak başarılabilir, oysa birinci olmak geçicidir. Bu sene güzellik kraliçesi olsan, seneye daha güzeli gelir. Sen ennnn iyi olsan da bir zaman sonra daha ennn iyisi gelecektir. O nedenle takıntı yapmadan "iyi olmayı istemek" boyutunda kaldığı sürece işe yarar. Kendinle yarıştığın sürece işe yarar. Sürekli birincii ben şeklinde gezersen yakın ve uzak çevreni yorduğun gibi, gereksiz bir ispat çabasına hapsolabilirsin.

Kadına yakışmaz. Anneye? Anneye hiç yakışmaz bizim toplumda. Anne dediğin sadece çocuğu için bir şeyler isteyen "müşfik/anaç/bağılayıcı/yumuşak"  biridir. Biz toplumca öyle olmasını isteriz. Peki olur mu? Hayır. Kadınlar erkeklerden daha "hırssız" değildirler. Sadece açık etmemeyi öğrenmişlerdir. Gizlerler. Hırslarını kendilerine bile itiraf etmezler. Mükemmel aile masalları, muhteşem romantik yemekler, çocukların sürekli birinci bennn halinde gezinmesi, yetinmemek, kendini övmek,... O hırslar çocuklara bulaşır sonra. O dev egoların yetiştirdiği mükemmel çocuklar, o çok akıllı çocuklar yıllarını psikiyatrist koltuğunda ya aslında bizim aile çok normaldi, çok mükemmeldi diye diye geçiren insanlar olurlar. Şanslılarsa! Eğer narsistik bir aileden geldiklerini anlayabilecek bir ortama düşmüşlerse. Ailemde tacizci yoktu, alkolik yoktu, dayak yemedim eeee ben neden böyleyim diye dolanırlar bir ömür boyu.Şanslı değillerse ailelerinin bitmeyen standartlarını tutturmaya çabasında debelenmeye devam. Asıl sorunun nerde olduğunu göremeyerek, bilemeyerek...

Şimdilerde ilk üç yıla odaklanma var. Detaylar o kadar artmış ki boğuluyoruz. Anne sütü, uyku, aldığı vitamin, şurup, anneden kopma, ayrılma, oyuncaklar, zeka gelişimi üç boyut... Bütün bunlar iyi güzel ama bunlarla egoyu şişirmemek gerekiyor. Mükemmel anne saplantısına girmemek gerekiyor. Kendini aşırı önemsemek ve o sözüm ona mükemmellik, o birinci ben halleri hedefin önündeki en büyük engel. Bu arada bir anne son derece standart gözüküp bir o kadar hırslı olabilir. Her kim ki durmaksızın başkalarının annelik hallerine karışmakta, en iyisini kendisi bilmektedir, bir dönüp kendine dikkatlice baksın. Haklı olmak/olmamak değil mesele. Kendi egon, kendi hırsın ve bunun yansımaları. Ara ara titreyip kendine gelmeli insan. Daha sonra başlıyor asıl sorunlar. Büyüdükçe, o senin minik bebeğin, seni mutlu etmek isteyen insandan bağımsız kontrol edilemeyeen bireye dönüştükçe.

O mükemmel resme uymaya çalışmak çok zor olabilir. Hele ki anne ve babanın duygusal ihtiyaçlarının karşılanması çocuğun duygusal ihtiyaçlarının önüne geçerse! Mükemmel olma ihtiyacı, ihtiyaç duyulma ihtiyacı, onaylanma ihtiyacı gibi. Anne/baba dediğin bunu bırakabildikleri ölçüde iyi anne baba. Odağı çocuğa verebildikleri sürece. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının zamansızlığa, korkuya, dinlememeye, önemsenmemeye anne ve babanın modlarına kurban gitmediği sürece.
.
Bu yazı yaz yaz bitmez. Şu kitabı tavsiye edeyim kaçayım. The Narcissistic Family

İyi anne, hırsına sahip çıkan annedir. Kendi sınırlarını bilen ve bunu çocuklarına yansıtmayan. Kendi şişik egosunu kontrol altına alabilen, örnek olabilen. Birinci bennn şarkısını susturabilen. Gerçekten birinci olduğunda bile.

26 Eyl 2010

Bize Kim Geldi Bilseniz...

Cuma günü ağır misafirimiz vardı. Daha onlar gelmeden önce Ela evde cevvbettt cevvvvdeeev cevvvdeeedd şeklinde çığırmaya başlamıştı... Sonra kendi izini süren deli ve onun izini süren dünyalar tatlısı oğlu Cevdet bize geldiler. Sohbet koyuydu, Cevdet çok ama çok tatlıydı. Ela ile güzel anlaştılar.Tadına doyamadık ailecek... Keşke yakın otursaydık dedik...
( Kızım fotoğraf makinası görür görmez hareketlendiği için bir doğru resim çekemedik tabi...)

Okul konusunu konuştuk. Nasıl bir eğitim istediğimizi. Aslında sorun okul seçiminden çok daha derin. Özel/devlet ikilemi de değil. Daha çok eğitim felsefesi gibi. Okumayı, yazmayı ve düşünen insanlar olarak, çocuklarımızın da bunlardan zevk almasını istiyoruz mesela. Konu derin.

Cevdet bey bir kısır severmiş onu öğrendik. Çok ilginç hareketleri var. Hiç bir yere tutunmadan kalkıyor mesela. Çok cin bir çocuk, bu yeni kuşak felaket zaten:) Onları beraber izlemek çok güzeldi. Ne kadar çok ortak kitabımız olduğunu tespit ettik kisd ile. (Pek şaşırmadık:) Sanal ortam filan derken gerçek dostlarla karşılaşmak ne güzel. Birbirimizi hiç tanımayabilirdik oysa.

Sonra trafiğe takılmamak için erken kalktılar. Doyamadık...


(Ela e-postalarını kontrol ediyor)

O gün misafir günümüzmüş, Erkin geldi bize sonrasında. Sonra biz kalktık onlara gittik. Ela ve Doğa yine çok güzel oynadılar. Doğa Ela'ya çoraplarını giydirdi. Oyuncaklarını paylaştı. Bir ara üçümüz top oynadık. Sonra Doğa'nın kuzeni Bora geldi. Evde üç çocuk, dört büyük, her yerde oyuncaklar:) Güzeldi. Artık daha sosyal olabiliyoruz, buna çok sevindik.

Bugün de öğleden sonra İkea'ya gittik. Ela'ya masa sandalye alacaktık. Tabi bir cumartesi günü ikeaya gitmeyeli çok olmuş! O ne kalabalık! Yalnız Ela çocuk reyonunda çok eğlendi. Açık alan anaokulu gibi bir şey. Her oyuncakla oynadı. Her tahtaya resim yaptı. Yemek kısmında, somon almıştık. Somonlarını yedi, ama asıl o dev brokoliyi tutup (limonlu bi de) ısıra ısıra yemesi görülmeye değerdi. Çevredekilerin ilginç bakışlarına hiç aldırmadı. Brokoliye ağaç, Ela'ya da zürafa dedik. Bu hoşuna gitti sanırım çünkü brokolilerin yapraklarını yedi, dallarını bıraktı:)



O kalabalığa dayanamayıp (aldıklarımızı bırakıp) çıktık. Daha sonra hafta içi sadece alışverişe gitmeye karar verdim. Gir/al/çık şeklinde. Nasıl bir insan seliydi... Kalabalığa dayanamıyorum, gürültü, koşturmaca. Ama burası İstanbul ve biz çocuklu bir aileyiz. Bugün bunu çok hissettim nedense. (Diğer herkesle aynı yöne yürüdüğümüz için olsa gerek) Sonra meydanda biraz oturduk. Yanımıza oturan 2.5 yaşındaki Yaren'le arkadaş oldu Ela. Sonra trene bindik, atlı karıncaya bindik. İnanılmaz geliyor bunlar. Ne kadar büyüdü? Bazen çok şaşırıyorum bu duruma.

Eve geldiğimizde biz perişandık, Ela cin gibiydi. Banyosunu yaptıktan sonra birden tam pamuk kız oldu, çok şeker oldu. Hadi yatalım mı diyince bay bayy diyip yatağa gitti. Dün gece huzursuz bir gece geçirmiştik. Umarım bu gece güzel uyur.

not: yarın babamın doğum günü... bu saat itibariyle yarın olduğuna göre böyle sanal sanal ben kutlayayım ilk dedim:) iyi ki doğdun babacım...

23 Eyl 2010

Özel Okul mu, devlet okulu mu? Nasıl eğiteceğiz?

Ertesi gün sezaryene girme ihtimalim vardı ve sevgili o heyecanlı gecede bu konuyu açmıştı. Hangi okula göndereceğiz? Nasıl yetiştireceğiz?

Bizim için ilk anda aklımıza gelen konular şunlar:

Kişilik gelişimi / değerler

  • Göndereceğimiz okul özgüvenin Allah vergisi değil kazanılan bir şey olduğunu öğretmeli. Özgüven başlı başına iyi bir şey değildir. 
  • İyilik, doğruluk, güzellik, dürüstlük, mertlik, onur ahlak, önemlidir.
  • Paylaşmak güzeldir, işbirliği rekabetten daha güzel sonuçlar verebilir.
  • Amaç başkalarından üstün olmak değil, kendi potansiyelinin en iyisini yapabilmektir.
  • Arkadaşlar aile kadar önemlidir.
  • Marka bağımlılığı, maddi şeylerle hava atma, karşılaştırma vs gibi ukalalıklar bizden uzak olsun.
  • Anne babaların etkisi sınırlı olsun.. (Okul aile birliği başkanının kızı başrolü kapmasın.) İlk fırsatta anne babalar olaya dalmasın. 
  • Öğretmenler adil, güvenilir, bilgili olsun
  • Kız/erkek ayırımına HAYIR.  Ne satır altında, ne üstünüde, ne de arasında! (Bunu bizzat yaşadım sinir bozucu)
  • Empatiyi geliştirmelidir.


Bilgi/yetenek seviyesi:


  • Amaç testte başarılı olacak çocuklar yetiştirmek değil, bir konuyu özümseyerek anlayabilen zihinler yetiştirmek olsun.
  • Felsefesiyle beraber anlatılmalıdır.
  • Okumak özendirilsin.
  • İnterneti yaratıcı bir şekilde kullanmak... Kes-yapıştır değil, bilgiyi al, üret, yorumla gibi.
  • Dünya yazarları olsun. 
  • Spor/resim/müzik/tiyatro/dans  bunu gönülden severek yapan/sevdiren öğretmenlere emanet edilsin.
  • Sonuç değil, süreç odaklı eğitim istiyoruz.
  • Çocuklar öğrenmeye aç doğuyorlar. Engellenmesinler yeter... 
Daha çok faktör var. İlk aklıma gelenleri yazdım. Bizim kız henüz 20 aylık düşünecek daha çok zaman/konu var mutlaka. Sizin kriterleriniz nedir? Nelere dikkat etmeli? Yoksa okul önemli değil önemli olan aileden aldığı temel mi? Öğretmen mi? Özel okul mu, devlet mi? Hangi özel okul? Ya da sadece öğretmeni mi seçmeli...

Kafamız karışık....

sevgiler.

21 Eyl 2010

Evde örümcek kız mı yetiştiriyoruz?

Örümcek ısırdı ya o kadar insan içinde kızımı, gözüm üzerinde. Ne zaman duvardan duvara uçmaya başlayacak diye heyecanla izliyoruz. Bizimki koltuktan koltuğa uçmaya devam ediyor. Hopp atla, şimdi de burdan atla şeklinde günlerimiz. Dün amcası ve yengesi geldiler bize. Tazecik balık getirmişler sağolsunlar. Palamut... Tavsiye ederim, balık alma zamanı gelmiş. Dün tesadüf ben de balık almıştım. Pişti olduk. Yaşasın balık. Ela pek eğlendi. Zıpladı, hopladı. Amcası askerden geldiği için uzun zamandır görmemiştik, sevindik.

Yazmayınca insan yazmayı unutuyor. Ela sürekli üçüncü tekil şahıl sahinde konuşuyor. Ela otuy diyo oturuyor, Ela kalk diyor kalkıyor. Anne Eya doydu, Ela indir diyor indiriyoruz. Sürekli bıcır bıcır halinde. Ayakkabıları çıpar diyor. Çorapları çıpar. Yanağını gösterip anne uff diyor. Ne oldu kızım yanağına diyince böcüü diyor. O yanakları lokma lokma yemek istiyor insan. Örümceğin ısırdığı yerin üzeri göze doğru kırmızıydı. Doktorun verdiği ilacı bastırarak sürünce geçti. Canım kızım.

Maşallah diyerek... Biraz uzakta duran anne olmaya çalışıyorum. Sevgiliyle biraz biraz uzak durma kararı aldık. Mesela ne zamanki oyuna dalmış oluyor. Hiç sesimizi çıkarmıyoruz ve kıpırdamıyoruz. Yani yapılması gereken bu mu emin değilim ama o kendi oynuyorsa yanına oturup da oyuna karışmıyoruz. Ne zamanki çağırıyor, (anne gel, otuy) o zaman dahiliz. Uzaktan izlemesi çok eğlenceli. Sürekli koşmayıp oturmasını görmek de. En çok çakma legolarla oynuyor bugünlerde. Orjinal legolarla da ben oynuyorum. Bu çakma lego dediklerim plastik olup da rengarenk olanlar. Taa kaç ay önce annem almıştı. Dur bakayım 23 Nisanda. Demek ki 15 aylıktan beri onlarla oynuyor. Uzun kuleler yapıyor. Birleştiriyor. Şimdi daha uzun oynuyor. Eğer benimle beraberse legonun market setini almıştık, onunla oynuyoruz ama daha çok ben oynuyorum sanırım.

Tahta parçalardan oluşan bir setimiz var. Hem tepesinden atmaya yarıyor hem birleştirip şekil yapabiliyorsun. Onunla koskocaman çiftlikler yapıyoruz. Başta küçük yapıyorduk, sadece hayvanlar girsin diye. Sonra Ela da girmek isteyince büyüttük. Sonra Ela babasını da sokmaya çalışırken baba yaralandı:) Dolayısıyla çiftlik işini iyice büyüttük. İçinde uçak pisti bile var yani düşünün boyutu.  Bu tahta oyuncaklar favorim. Tek kusurları kaygan oldukları için çok yüksek kule yapamıyoruz. Onun için jengaları kullanıyoruz ama kule gene benim işim. Ela'nın tahta kuleyle çok işi olduğu söylenemez.

Resim yapıyoruz. Daha çok beraber yapıyoruz. Ben yapıyorum, Ela da çiziyor. Şu aquadoodledan almış babası. Aslında pazardan alınan manyetikler de aynı işi yapıyor. Biz bi kaç tane kırınca aquadan aldık. Arada inanılmaz bir fiyat farkı var. İkisi de aynı işe yarıyor neticede. Güzel ürün. Ela özellikle oto koltuğundayken çok oyalanıyor onunla.

Sonra itiraf.comluk bir hikayemiz var. Şimdi biz Ela'ya hiç tv izletmiyoruz ya, arada yazlıktayken pcde kendi görüntülerinden oluşan videolardan izlediydi. (kısa) Sonra ben bayramda hastalandım, Ela da hastalandı. Öyle halsiz halsizken pcde bir çizgi filmden kısa parçalar izledi. Ve acayip yanlış bir iş yaptığımızı anladık. Bi defa diye bir şey yok çocuklar için. Bizim kız bayıldı. Her gün istemeye başladı. Kontrolü tekrar ele aldık ve tamamen kaldırdık. Onun yerine ipadde oyun oynuyoruz. Bir kaç oyun var. Bir tanesi bildiğimiz yapboz. Parmağıyla tutarak parçaları yerine yerleştirebiliyor. Ipadi açabiliyor, kapatabiliyor, istediği oyunu seçebiliyor. Bir oyun daha var, istediğin hayvanın üzerine basınca hayvan öne gelerek ses çıkarıyor (meliyor havlıyor vs) Onu da severek oynuyor. İnsan faydalı mı zararlı mı diye düşünüyor. İnteraktif olması avantaj. Beyin sadece alıcı moduna geçmiyor o iyi yanı. Ama hala iki boyutlu, hala ekran başında, o da kötü yanı. On dakikayla sınırlamayı düşünüyoruz şimdilik.

Böyleyken böyle derken bir öğle tatilinin daha sonuna geldim. Küçükleri gözlerinden, büyükleri ellerinden öperim. Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun. Aklınız başınızda, çocuklarınız sağlıklı, keyifler yerinde olsun.

20 Eyl 2010

Geçen günler, dolanan düşünceler, koşturan bir kız...

Bugünler güzel günler, bir yandan çok yoğun günler. Kendime öğle tatili verdim, hızlıca yazıp çıkıcam. Beni yazmaya teşvik eden canım arkadaşım Sadece Anne'ye ve Bengi'ye özel teşekkürü borç bilirim:)

Bugünler yoğun günler, bir anlamda güzel günler. Geçen hafta çok mühim toplantımızdan sonra sevgiliyle hadi Emirgan yapalım dedik. Hafta içi kaçamağı. Eskiden çok giderdik, arkadaşlarla da giderdik. Mekanımız bal kaymak. Gittik oturduk ne görelim. Pek sevdiğimiz B. ve Y orada oturuyorlar. Bu hain arkadaşlarımız Dubai'ye taşındılar, görüşemiyoruz bir türlü. Sevindirik olduk. Onlar da hastanelerde koşturmuşlar, bin bir tesadüfün uçuca eklenmesiyle kendilerini Emirgan'da bulmuşlar. Y.'nin Emirgan sevgisi malum. Beraberce yemeklerimizi yedik. Sonra onları havaalanına uğurladık ve Bakırköy'e geçtik. Kısmet böyle bir şey herhalde. Çok ama çok sevindik. Fakat ne anlatmaya kalktıysam Bengi, aa evet şöyle olmuştu diyerek beni şaşırttı. Ne çok yazmışım meğer! Okunurmuşum da meğer. Hep şaşırıyorum buna. Sanki kendime yazıyorum arada yorumlar geliyor ya hani gelen yorum kadar okunuyor sanıyorum. Oysa yakın uzak bizi merak edip okuyan dostlarımız var.Ne güzel...

Cumartesi Ela'nın doktor kontrolü vardı. Boy kilo maşallah. İyiyiz çok şükür. Ordan çıktık mobilya baktık Ela Hanım'a. Karar vermek çok zor. Şimdi bebek yatağı ve 2 şifonyeri var odasında. Çadır var, alt açma masası kitaplık gibi bir şeye dönüştü. Şöyle bir genç odası olsa ferah olsa diyorum. Sonra da ya daha küçük bütün mobilyaları boyar mı, yapıştırma yapıştırıp batar mı, büyüyünce başka şeyler ister mi gibi sorularla gene ikea mı alsak diyorum. Bakalım düşüniciiz.

Cumartesi öğleden sonra arkadaşlarımızın bahçeli evine gittik. Pek güzel gerçekten, kocaman bahçe, içinde salıncak, dibinde çocuk parkı filan. Pek güzel döşemişler, özenmişler. Bizim evde asla en toplu halinde bile göremeyeceğimiz bir düzen hakim. Bir an ben de özeniyorum, sonra kendini tanı diye bir ses yükseliyor içimden. Pek güzel ama biz o değiliz ki. Dağınıkgiller. Kızımdan umutluyum. Kitaplar ve bilgisayar çok dağıtıyor ortalığı diye suç atayım. Hele şimdi... Salonda bir koca koltuk oyuncaklık görevi görüyor. Olsun. Neyse uzak filan derken bahçeli ev gerçekten güzel bir şeymiş. Annemlerle yaşadığımız evler hep bahçeliydi. Çok severim çimen olsun, ağaç olsun. Böyle apartman işleri hoşuma gitmiyor. Bahçe diyince olay değişiyor. Ela deli danalar gibi koşturdu. Bi babası bi ben bi arkadaşlar derken çok eğlendi minik.

Pazar günü güzel geçti. Öğlen uyuduk beraber. Öğleden sonra Damla'larla parka gittik. Çok güzeldi, çocukların peşinde koştur koştur. Topumuzu bir an olsun elimizden bırakmadık. Oturduk meyvelerimizi yedik filan çok güzel. Sonra Ela'yı örümcek soktu. Hemen parkın yaninda Acıbadem hastanesi olunca aldık acile götürdük. Doktor dedi örümcek diye. Antihistaminik verdi. Çok ağladı kuzum. Ama geçti. Doktor muayene ederken daha çok ağladı. O kadar doktor setiyle çalışmamız hiç işe yaramamış. Aletleri görür görmez yırtınıyor reesmen.

Geçenlerde bir arkadaşımla buluştuk uzun uzun konuştuk. Bugünlerde annelik üzerine düşünüyorum. Görüyorum ki çocuğu benimkiyle yaşıt annelerde böyle bir düşünme havası hakim. Büyüdüler ya artık ne yedi, ne içti, yürüdü, konuştu şeyleri geride kalıyor. Annenin kafası boşalınca da düşünceler sarıyor. Bugün geriye dönüp bakınca kafayı taktığımız şeyleri çok boş görüyorum.

Son tahlilde önemli olan anne ve babanın ne yedirdiği, içirdiği, emzirdiği, uyuttuğu değil... Kişilikleri, gelişmişlikleri. Armut dibine düşüyor çünkü. Yaşanmamışlıkların büyüttüğü egoların altında kalmasın çocuklarımız. Onları kendimizden koruyalım önce. Bu konuda daha fazla yazacağım.

sevgiler.

19 Eyl 2010

Yaz Yazısı

Yazamadım, yazamadıkça yazamadım. Kafamda bir sıralama var. Anlatılacak çok şey var. Eğer öncekileri anlatmazsam sonrakileri de anlatamam gibi geldi. O nedenle anlatayım ve hayatımıza devam edelim:)

Bu yaza damgasını annemlerin yazlığı vurdu. Temmuz başında gitti, ağustos sonunda döndük. Ela her sabah erkenden uyandı, anneannesiyle sitede dolaştı, birbirinden lezzetli kahvaltılar yaptı. Denize gitti. Havuzda yüzdü. Evden çıkıp komşularımıza gitti,  misafircilik oynadı. Dalından meyve kopardı yedi. Kilo aldı, uzadı. Büyüdü. Akıllandı. Beyninde binlerce yeni bağlantı oluştu. Kavramları öğrendi, sözcüklere sözcük kattı. Sözcükleri birleştirip cümleler kurmaya başladı. Arkadaş edindi. Dedesi tak tak yaparken, o da tak tak yaptı. Anneannesiyle salıncakta sarılıp sallandılar. Teyzesi geldiğinde denizde beraber kuleler yaptılar, zıpzıp yaptılar, bacakları çırptılar. Ailecek denize girdiğimizde Ela'yı kucağında tutan kişi dışındaki tüm aile bireyleri "aman dikkat" dedi. Bacakları çırptı, kolları çırptı. Denize öyle korkusuzca gider girer oldu. Anneannesinin lezzetli yemeklerinden, dedesinin balıklarından mangallarından yedi. Öyle ki annesi toplamda üç beş kez anca yemek yaptı. Annesiyle resim çizdiler. Anne kendini çok geliştirdi bu konuda:) Yaşanan her olay sonrasında bir resim yaptık, hikayesiyle beraber. Meraklı minik dergisini kimbilir kaç kere okuduk. Haftasonları babası geldi.

Ela annane ve dedeyle zaman geçirmeye doyamadı. Annesi çalışmaya çalıştı. Mırın kırın bir internetin başında bol bol sinir oldu. Ela çok ama çok mutlu oldu. Dün babadedesiyle telefonla konuşurken, yazın buraya gelmenizi çok isterdik ama Ela'nın orada da çok mutlu olduğunu biliyorduk dedi. Telefonlarda şakıdı.

Kızım büyüdü. Geçenlerde sevgiliyle konuşurken şunu düşündük. Bir insan tanıyorsun, anne babasını biliyorsun. Onu o kişi yapan kişiler olarak anne ve babayı düşünüyorsun. Oysa resimde görmediğin öyle çok insan var ki. Dedeler var, anneanneler, babaanneler, teyzeler, amcalar var. Çocuğun hayatına büyük ölçüde dahil oluyorlar ve bir insanı insan yaparken aslında ilk anda görülmeyen inanılmaz bir katkıda bulunuyorlar. Bazen anneler benim gibi kuralcı oluyor, ama tatilde esniyor kurallar. İyi de oluyor bazen. Bol bol bahçe suladı  Ela. Bahçeyle beraber hepimizi de suladı zaman zaman.

İki kötü olay oldu yazın. Bakıcı abla hastalandı. Aklımız onda kaldı. Sonra annemde bel fıtığı çıktı. Ela'nın peşinde koşmaktan, kucağına almaktan, ya da denizde onunla hoplamaktan... Annem enerjisi Ela'ya denk olan tek aile bireyimiz sanıyorum. Hepimiz yorulsak da o durmadan koş koş durumundaydı. Yoruldu. Buna çok üzüldük. Bir an önce iyileşsin. Geçmişler olsun. Geçsin gitsin.

Komşularımızdan bahsetmemek olmaz. Hemen hemen her gün beraberdik. Ela'nın dilinde Neee (neşe) Özkkhahaaannnnn(Özkan) Meeabla/meelek (Melek abla ) Sürekli tabaklar geldi gitti. Bu yemek paylaşma işine bayıldım. Keşke normal hayatımızda uygulayabilsek. Diyelim bir yemek yaptın. Bir tabak komşuya veriyosun, o da sana veriyor. Özellikle de çocuk varsa al sana bir çeşit yemek daha. Bazen yemek yapıyorsun ama içinden bir his hani bir şey daha olsaydı keşke diyor. Tammm o anda bir tabak biber dolması. Ela dolmaları ve parmaklarını yiyor. Çocuk sahibi olmak insanın sosyal yapıyor.

Bir evin bir kızıydı ya küçük hanım, tatilde beş evin bir kızı oldu düşünün. Anlatmakla olacak gibi değil...

Bazı ayrıntılara girelim.


Güneş:


Uzun kalacak olmanın avantajıyla sabah erken ve akşam geç gidebildik. Bu sayede hiç güneş kremi sürmedik ve hiç kızarmadık. Götürdüğüm kremleri aynen geri getirdim. Nemlendirici vs gibi kremlerden de sürmedik. Gün içinde bol bol banyo yaptık, sıcaklarda saçımızı ıslatıp gezdık. Yalnız Ela'nın uyuduğu odaya bir klima aldık. O sayede sıcaklarda Ela (ben de:) rahat uyuduk.

Güvenlik:


Yine uzun kalacağımız için güvenlik önlemlerine özen gösterdik. Babam merdivenlerin hem başına hem de sonuna birer kapı yaptı. Yukarıdaki özel yapım, aşağıdaki ikea kapısıydı. Ela yukarda uyurken bu kapılar bana huzur verdi diyebilirim. Uyanık olduğunda ise biiiiy biiiy diyerek tüm merdivenleri çıkıp indi. Eğer çıkarken bir basamağa yardım ettiysek kendimizi tutamayıp, hemen geri inip o basamağı tekrar çıktı. En çok zaman geçirdiğimiz balkonun (balkon dedim ama veranda) merdivenlerine de kapı geldi. Mama sandalyesi olarak (Esra çok teşekkürler tekrar) İkea'nın antilopunu kullandık ve pratikliğine hayran olduk. Babam bol bol bahçede yıkadı.

Yemek/İçmek:


Egenin sebzeleri, meyveleri, köyden gelen sütleri, ev yapımı yoğurt, ayyan. Anneanne yemekleri. Erişte çorbaları, daldan meyveler. Bunlar güzel yanı:) Bol bol pasta, börek, mercimek köfte ve bilimum karbonhidratlı yemek:) Önceleri kekler gittikçe endişeleniyordum (ev yapımı tabi) sonra bıraktım. Biraz kilo aldı ama boy da uzadı. Zaten yürümeyi unutup sürekli koştuğu için yediklerinin hepsini yaktı.

Sinekler

İlk günlerde yediler. Cibinlik ve kapıları kapalı tutma, tel pencere, dikkat, klima derken kontrolü sağladık.

Aklıma gelenler bunlar... Başta annemler ve kardeşim olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürleri borç bilirim:)
i.

Yazı Yazmadan Olmaz...

Neden mi yazamıyorum?

Yaz'ı yazmadan olmaz!

18 Eyl 2010

Biz Eskiden eskiden...

Çok güzel bir gün geçirdik. Kızımız büyümüş, boyu uzamış, kilosu artmış. 20 aylık ama 24 aylık ortalamasını geçmiş:) Arkadaşlarımızla buluştuk, çimenlerde koştuk. Yedik içtik eğlendik. Eve geldim, facebookta eski resimlere baktım. Anne karnındaki hallerine. Ne çok merak ederdik içerde ne yapıyor diye, hey gidi. O zaman da hareketliydi minil.

12 Eyl 2010

Yazmadikca

Yazmadikca yazamiyor insan. Oysa hayat ne hizli akiyor. Anlatamadigim koca bir yaz var. Uc kelimeli cumlelerin siradanlasmasi var. Uttt, ayyyaannn, uduumm diye istediklerini zaman zaman bagirmasi var:) Durmadan beraber resim yapmamiz, bu anne, baba, deyze, anane, dede, abla diye gostermemiz var. Arabasina binip geri manevra yapiyor olusu var. Cantasini koluna takip baybayy annee diyerek arabasina binip gidisi var.

Gun icinde surekli bunu da yaz, sunu da yaz diye aklima yazip yazip kaybettiklerim var.
Ela buyudu.

8 Eyl 2010

Pembe Balonlarla Uç Nehir...

Bugün miniğe güle güle demek için blogcu anneler ve nurturia anneleri olarak Bebek'teydik.
Çok hüzünlüydü. Onun için küpeler taktık, pembeler giyinmeye gayret ettik. Gülümsemeye çalıştığımız oldu ama başaramadık.
Balonlar uçtu, bakakaldık arkasından.
Yarım kaldık.

Güle güle güzel melek.

7 Eyl 2010

Gule gule Nehir...

Alternatif evrenlerden birinde onu pembeler içinde gülerken hayal ediyorum. O hayale el sallıyorum... Güle güle güzel melek.
Ailene, o guzel insanlara sabir diliyorum. TÜm sevdiklerine, sevenlerine...

Seni hiç görmeden çok sevdik biz. Güle güle güzel çocuk.