20 Eyl 2010

Geçen günler, dolanan düşünceler, koşturan bir kız...

Bugünler güzel günler, bir yandan çok yoğun günler. Kendime öğle tatili verdim, hızlıca yazıp çıkıcam. Beni yazmaya teşvik eden canım arkadaşım Sadece Anne'ye ve Bengi'ye özel teşekkürü borç bilirim:)

Bugünler yoğun günler, bir anlamda güzel günler. Geçen hafta çok mühim toplantımızdan sonra sevgiliyle hadi Emirgan yapalım dedik. Hafta içi kaçamağı. Eskiden çok giderdik, arkadaşlarla da giderdik. Mekanımız bal kaymak. Gittik oturduk ne görelim. Pek sevdiğimiz B. ve Y orada oturuyorlar. Bu hain arkadaşlarımız Dubai'ye taşındılar, görüşemiyoruz bir türlü. Sevindirik olduk. Onlar da hastanelerde koşturmuşlar, bin bir tesadüfün uçuca eklenmesiyle kendilerini Emirgan'da bulmuşlar. Y.'nin Emirgan sevgisi malum. Beraberce yemeklerimizi yedik. Sonra onları havaalanına uğurladık ve Bakırköy'e geçtik. Kısmet böyle bir şey herhalde. Çok ama çok sevindik. Fakat ne anlatmaya kalktıysam Bengi, aa evet şöyle olmuştu diyerek beni şaşırttı. Ne çok yazmışım meğer! Okunurmuşum da meğer. Hep şaşırıyorum buna. Sanki kendime yazıyorum arada yorumlar geliyor ya hani gelen yorum kadar okunuyor sanıyorum. Oysa yakın uzak bizi merak edip okuyan dostlarımız var.Ne güzel...

Cumartesi Ela'nın doktor kontrolü vardı. Boy kilo maşallah. İyiyiz çok şükür. Ordan çıktık mobilya baktık Ela Hanım'a. Karar vermek çok zor. Şimdi bebek yatağı ve 2 şifonyeri var odasında. Çadır var, alt açma masası kitaplık gibi bir şeye dönüştü. Şöyle bir genç odası olsa ferah olsa diyorum. Sonra da ya daha küçük bütün mobilyaları boyar mı, yapıştırma yapıştırıp batar mı, büyüyünce başka şeyler ister mi gibi sorularla gene ikea mı alsak diyorum. Bakalım düşüniciiz.

Cumartesi öğleden sonra arkadaşlarımızın bahçeli evine gittik. Pek güzel gerçekten, kocaman bahçe, içinde salıncak, dibinde çocuk parkı filan. Pek güzel döşemişler, özenmişler. Bizim evde asla en toplu halinde bile göremeyeceğimiz bir düzen hakim. Bir an ben de özeniyorum, sonra kendini tanı diye bir ses yükseliyor içimden. Pek güzel ama biz o değiliz ki. Dağınıkgiller. Kızımdan umutluyum. Kitaplar ve bilgisayar çok dağıtıyor ortalığı diye suç atayım. Hele şimdi... Salonda bir koca koltuk oyuncaklık görevi görüyor. Olsun. Neyse uzak filan derken bahçeli ev gerçekten güzel bir şeymiş. Annemlerle yaşadığımız evler hep bahçeliydi. Çok severim çimen olsun, ağaç olsun. Böyle apartman işleri hoşuma gitmiyor. Bahçe diyince olay değişiyor. Ela deli danalar gibi koşturdu. Bi babası bi ben bi arkadaşlar derken çok eğlendi minik.

Pazar günü güzel geçti. Öğlen uyuduk beraber. Öğleden sonra Damla'larla parka gittik. Çok güzeldi, çocukların peşinde koştur koştur. Topumuzu bir an olsun elimizden bırakmadık. Oturduk meyvelerimizi yedik filan çok güzel. Sonra Ela'yı örümcek soktu. Hemen parkın yaninda Acıbadem hastanesi olunca aldık acile götürdük. Doktor dedi örümcek diye. Antihistaminik verdi. Çok ağladı kuzum. Ama geçti. Doktor muayene ederken daha çok ağladı. O kadar doktor setiyle çalışmamız hiç işe yaramamış. Aletleri görür görmez yırtınıyor reesmen.

Geçenlerde bir arkadaşımla buluştuk uzun uzun konuştuk. Bugünlerde annelik üzerine düşünüyorum. Görüyorum ki çocuğu benimkiyle yaşıt annelerde böyle bir düşünme havası hakim. Büyüdüler ya artık ne yedi, ne içti, yürüdü, konuştu şeyleri geride kalıyor. Annenin kafası boşalınca da düşünceler sarıyor. Bugün geriye dönüp bakınca kafayı taktığımız şeyleri çok boş görüyorum.

Son tahlilde önemli olan anne ve babanın ne yedirdiği, içirdiği, emzirdiği, uyuttuğu değil... Kişilikleri, gelişmişlikleri. Armut dibine düşüyor çünkü. Yaşanmamışlıkların büyüttüğü egoların altında kalmasın çocuklarımız. Onları kendimizden koruyalım önce. Bu konuda daha fazla yazacağım.

sevgiler.

3 yorum:

egenin annesi dedi ki...

yaz... daha fazla yaz.. hep yaz.. olur mu?

Sadece anne.. dedi ki...

Oh bea!! :))

Ozgur dedi ki...

Yaziyim di mi:) Ohh motivasyon gibisi var mı:))))