27 Eki 2010

Bilimsel Sobe...

Yazdı, bir eposta düştü kutuma. Blog yazarlığı ve anne-baba bloglarıyla ilgili bilimsel araştırmalar yapan, tezler üreten arkadaşlarımız varmış ve araştırırken bana rastlamış. Yazdıkları o kadar içtendi, o kadar sahiciydi ki bir an beklemedim. Derhal yolladığı soruları yanıtladım. Bilimsel çalışmalar yapan, fikir üreten, sorgulayan bir insana yardım etmiş olmanın mutluluğuyla hayatıma devam ettim.

Sorulardan biri,"bu soruları mim halinde diğer blogcularla paylaşmak konusunda ne düşünürsünüz"dü. Olumlu yanıt verdim.. Benim tanıdığım blogcular, işin içinde bir de böyle ulvi bir amaç olunca elbette boş bırakmazlar isteğimizi diye düşündüm.

Bir kaç gün önce, bunu bir sobe olarak başlatma ricası geldi. Ben de sizlerle paylaşıyorum. Şöyle bir yöntem uygulamayı rica etti.  Bu sobeye katılanlar, şu adrese yazdıkları sobenin adresini ya da yazdıklarını yolluyorlar yazınca: annebabacocukbloglari@gmail.com.


Bu sobeler genelde bağlantılar üzerinden takip ediliyor ama bazen öyle oluyor ki bağlantı kırılıyor. Konu bilimsel bir çalışma olduğu için aman boşa veri gitmesin kaygısıyla böyle bir yöntem seçilmiş. Ama biz elbette yazacaklara ve sobeleyene link vermeyi ihmal etmeyelim. Şahsen ben çok merak ediyorum yanıtları. (Bir de keşke sosyolog olaydım da nurturia üzerinde araştırma yapaydım diye geçiriyorum bugünlerde)




sadeceanne, kitubi, pratikanne, annevebebişi, kirazsevdası, kuzununannesi,  hülyanıntunası, gününçorbası


Sobe!

Lütfen okuyan hemen üzerine alınsın ve yanıtlasın:) İlla sobelenmeyi beklemeyiniz....

Anne-Baba-Çocuk Blogları
“Mim” Soruları


1. Bir zamanlar “bebek günlükleri” vardı. Sizce bloglar onların yerini aldı mı?


Blog dışında ayrıca bir bebek günlüğü tutmuyorum. O nedenle sanırım aldı diyebiliriz.


2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?


Yazarlığı değil de okurluğu etkiliyor diye düşünüyorum. Tek kişi belirli sayıda kaynağa ulaşabiliyor. Bazen blogcu bir arkadaşınız hiç duymadığınız bir kavramdan/kitaptan/konudan bahsetmiş oluyor. Zenginleşiyorsunuz ve ona göre daha farklı bir yöntem geliştiriyorsunuz.


3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?


Genelde blog dünyasında anne-baba-çocuk bloglarını çok ciddiye almama hakim gibi geliyor. O nedenle ne kadar etkiliyor, nasıl etkiliyor bilemiyorum.


4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

Var. Örneğin bezsiz bebek konusunu okumamış olsaydım, kitabı duymamış olsaydım belki ben de herkes gibi 2 yaşına kadar beklerdim. Oysa okudum, eyleme geçtim ve önemli bir fırsatı kaçırmamış olduk böylece.


5. Anne-Baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğimiz toplumsal rollerden biri mi?


Kesinlikle meslek değil. Ayrıca çok sevdiğim bir mesleğim var, iki işim var. Anne olmak artık benliğimin bir yönü.


6. Anne-baba-çocuk blogları, babaları nasıl etkiliyor?


Genel anlamda nasıl etkiliyor bilmiyorum. Ama kızımın babası da, benim babam da bu blogun sıkı bir takipçisi. Bir kaç gün yazmasam babam arayıp hani yazı diye sitem ediyor. Kızıımın babası da yazdıklarım hakkında yorum yapıyor, düşüncelerini paylaşıyor.

7. Bloglar yoluyla gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimini değersizleştiriyor mu?


Zaman geçtikçe bilgiler değişiyor. Bir zaman doktorların söylediği bir şey, bir sonraki kuşakta tu kaka oluveriyor. Bazen gerçekten bilimsel gelişme nedeniyle böyle oluyor. Bazen de dalgalanma. İnsanın yolunu bulması zor. Bilgi biraz değersizleşiyor çünkü yeni bilgiler eskilerin yerini alıyor. Yeni kitaplar, internet. Blog da bu kanallardan biri. Ama deneyimi değersizleştirdiğini düşünmüyorum. Teoride ne kadar bilirseniz bilin, pratik başka bir şey. Kızımı ilk kez yıkarken annem yanımda olduğu için mutluyum:)


8. Anne-baba-çocuk blogları sözkonusu olduğunda, blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?


Blog yazmayı sürdürürüm herhalde ama zamanla konu kızımdan çok bana dönmeye başladı. Annelik eskisi kadar yoğun değil hayatımda. İlk başlarda gecem gündüzüm, emdi mi, içti mi, uyudu mu etrafında dönerken, o bağımsızlaştıkça ve büyüdükçe bu konuların hayatımdaki yeri azaldı. Blogumu seviyorum ama zamanla çok fazla anne blogu olarak kalamayacağını düşünüyorum.

9. Yazdığınız blog kapansa ya da kapatılsa bloglar yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?


Devam eder. Çok yakın ve özel ilişkiler kurduk. Zorluklarımızı, güzelliklerimizi paylaştık. Ben süreceğini düşünüyorum.

25 Eki 2010

İki Sobe burda, Üçüncü yolda...

Zamansızlıktan ilgilenemiyorum fazla. Taa ne zaman sobelenmiştim.

En popüler yazılarım:(anneyazar sobesi)


12 Şub 2009, 11 yorum

14 Ara 2008, 19 yorum

24 Ara 2008, 5 yorum

21 Şub 2009, 7 yorum

05 Ağu 2010, 20 yorum



Gördüğünüz gibi blogumu en iyi tanıtan şey yeşil kaka olmuş:) Bu konuda dertli çok... Bezsiz bebeği de katarsak, en popüler üç yazımın konusu ortaya çıkıyor:)))

Normal doğum hikayelerini birleştirdiğime seviniyorum. Hamileyken insan güzel, cesaret verici öyküler okumak istiyor. Kötü anı her yerde, iyisini buldu mu bırakmamalı. Eğer bildiğiniz güzel normal doğum anıları varsa, yollayın güncelleyelim..



Kitap Seçim Kriterlerimiz: (K.i.s.d)

Geldik zor sobeye...


1. Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?
İki çeşit kitap alma yöntemimiz var. Görerek, internetten. Görerek aldığımız genelde daha ihtiyaca yönelik oluyor. Gidip kitapçı geziyoruz uzun uzun. Ela'nın beğendiklerine bakıyorum. 
  • Yapıştırmalı kitaplara düşkün olduğu için onlardan alıyoruz. Orada yapıştırma sayısı ve grafik kalitesi önemli.
  • Öykünün bizim konularla ilgisi + çizimler belirleyici oluyor. (Hayvanlar, balıklar tercih konumuz. piramitlerle ilgili bir kitap aldıydık mesela sonradan hiç açmadı. (Bak sen!))
  • Genelde babası ve Ela gittiklerinde güzel kitaplar alıyorlar. (Babası etikete bakmıyor çünkü, kitapsa kutsal, sorgulanmaz alınır. )
İnternet üzerinden.
  • Tübitak yayınıysa koy sepete.
  • Basit öykü, güzel çizim, gündelik olmayan konu
2. Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?
  • Evet

3. Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz? (Kolay buluyorum felan diyen olursa-ki ben olsam derdim ya neyse- mızıkçı yazacam)
Şahsen hiç hoşlanmıyorum. Büyük konuşmayayım belki gerekir alırım ama şahsen kitap dediğin daha büyülü olmalı diye düşünüyorum. Var evde, hediye gelmiş de var ama ben okumasını sevmiyorum. Ela için şimdilik, resimler güzelse iyidir anlayışı hakim. Filfil serisi var, bir arkadaştan gelmişti. İşte filfil arkadaşlarına teşekkür ederim der! gibi. Bana çok ters. Ama Ela fil resimlerini seviyor. 
4. Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?
Evet. Grafik çok önemli. Çünkü (itiraf) ben aslında kitabı okumuyorum. Ela ile kitaba bakıyoruz. Teker teker nesneleri gösteriyoruz, onlarla kendimiz hikaye yaratıyoruz. Daha çok resimlere bakıp öyküyü ben uyduruyorum. Yazılan cümleleri beğenmiyorum. Duruma göre öykü değiştiriyor, Ela bir konuyu daha fazla önemserse biz de orayı uzatıyoruz filan. Doğaçlama gidiyor. Öykü güzelse benim işim daha kolay oluyor ama çizimler yol gösterici şimdilik. Zamanla bu iş belki tersine döner ama henüz durum budur.
Aradığım özellikler. Güzel olmalı. (Güzel nedir?) Bir kere çok cıngıllı çok karışık resimler yoruyor. Ama çok düz, kenarları belli balıklar mesela da sıkıyor. Meraklı minik dergisi tadında grafikleri çok seviyorum ben. Konu ne olursa olsun anlatacak çok şey çıkıyor. Mesela bi kız banyoda balık taklidi yapıyor olsun. Maketini yaparken arkada kitaplık oluyor, kitaplığın üzerinde gezen bir kedi oluyor, orada anne baba çocuk fotoğrafı duruyor. Çocuk uyurken kedi yatağa kıvrılıyor... Böyle detaylar oldu mu çok seviniyorum ben. Ela da seviyor... 
En sevmediğim şey de dımdızlak orta sınıf evi türü grafikler. Kalorifer peteği, cam, camdan gözüken manav. Yemek masası. Doğa olsun, evlerimiz zaten çok sıkıcı. Bomboş duvarlar olmasın kitaplarda. 
5. Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?
Bugünlerde en sevdiği kitaplar:
  • Denizdeki 1001 şeyi bulun. Daha önce Esra bize 1001 hayvanı bulunu hediye etmişti. Kitap aslında 3+ ve grafikler bana göre çok karışık ama Ela çok seviyor. Anlat anlat bitmeyen bir kitap. Denizdeki... halini ben de sevdim.
  • Doktorda... Tam adını bulamadım bi an. 3 çocuklu bir aile doktora gidiyor. Güzel çizimli bir kitap. Günün sonunda annenin suratındaki bezgin ifadeye ve içtiği çaya bitiyorum.
  • Çiftlikte. İçinde avav, mee, möö olsun on kuruş fazla olsun. Zürafa olsun, zebra olsun, aslan olsun... 

6. Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?
Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk. Hiç bir ahlaki sonucu olmayan, hiç bir şey öğretmeyen bir öykü olurdu bu. Fantastik olurdu. Bilim kurgu olurdu. Büyülü olurdu, harikulade olurdu, rengarenk olurdu, konuşan hayvanlar, yürüyen ağaçlar olurdu, Tolkien olurdu, Ursula olurdu, hobbitler olurdu... Bu yaşa ne kadar uygun olurdu bilmem ama her yaştan çocuklara (+3 olsun +73 olsun) uygun olurdu...
Bir sobe daha var başlatacağım. Akşama doğru ya da yarın sabaha pişmiş olur.

22 Eki 2010

Hayat İnan Çok Kısa...

Hayat biz planlar yaparken başımıza gelen şeymiş demiş John Lennon. Çok severim kendisini. Yüz Dünya Büyüğü diye bir eserim olsa onu mutlaka almak isterim. (Canım Kurt Cobain'i de yeri gelmişken analım.) Bizde zaten plana gerek yok, pilav olsun yeter. 

Bazen bir haber, bazen okunan iki satır, gündelik hayata damgasını vurabiliyor. O zaman ne metrobüs, ne bilmemnenin taksiti, ne de keşke şuraya bi kitaplık daha alsam, keşke düşünme pijamalarımı giysem gibi kaygılar pıss diye uçuyor. Nedir bizi hayatta tutan? 

Hayat inan çok kısa... diye başlayan şarkı, boşvermişim diye gidiyor. Tam tersi doğru bence. Hayat inan çok kısa, bu nedenle boşvermemeli. Bazen top defalarca ayağımızın ucuna geliyor. Fırsat fırsat üzerine. Sen vuramıyorsun. Kaçırıyorsun, başka yöne bakıyorsun, o anda aklında başka bir şey var. Top tekrar geliyor. Korkuyorsun aslında. İstesen en kralını atacağını bildiğinden korkuyorsun. Atmayı bilmediğinden değil. Şimdi ayağı kaldır, topa vur... En mükemmeli olmazsa sayılmaz, sen de adam mısın diyorsun içinden. Korkuyorsun. Halin yok, vaktin yok, enerjin yok, sular kesik, filan. Konfor illa da aldığın bilmemkaç milyar maaştan ibaret değil. Konfor alanın, kendini rahat hissettiğin her yer, henüz kurmadığın işlerini, çizmediğin resimlerini anlattığın dost ortamın da o konforun alası olabilir. 

Çocukken korksak da, utansak da, çekinsek de sokağa çıkardık. Öylesine cazipti ki sokak. Her zaman evden daha iyiydi. Büyük çocuklar, anlamını bilmediğin kelimeler, bazen kıran kırana koşturmacalar olsa da. İlla çıkılacak o sokağa. Çıkana kadar kıvranır durursun. Bir çıktın mı da girmek istemezsin. Çocuklar iyi, kötü, uslu, zekii, şımarık vs olabilirler. Ama tek bir ortak yanları vardır demiş Idle Parent kitabı. Tutku!... Çocuklar her neyi isterlerse tutkuyla isterler, sonuna kadar. Kendini yerlere atarak ağlamalarıyla da, unutmamalarıyla da, bir oyuncağı alamayınca dünyanın sonu gelmişcesine tutturmalarıyla.... Bir yaprağı on dakika incelemeleriyle, karınca görünce sevinçten hoplamalarıyla. Sonradan bir şeyler oluyor bu tutku işinde. Hayatım boyunca bakıyorum çevreme, o tutkusu ayakta olanları sevmişim, değer vermişim. Başka neyimiz var? Nedir bizi ayakta tutan?

O küçük anlamsız hobilerde gizli ruhumuz. O yazılamayan hikayede. Çizilemeyen resimde. Çok küçük gözüken, çok anlamsız minik bir kırıntı, bir çocuk kitabının içindeki bir sayfa, koltuğun arkasından merhaba diyen ördek. Peki benim kızım o ördekleri her bulduğundan neden sevinçle kıkırdıyor? Ben görmemiştim orda ördek olduğunu filan. Yeni gözlerim oldu Ela. Demek ki açmak gerek. Dün eğitimden dönerken, ağaçların altından geçtim. Tam geçerken bir rüzgar esti, bütün yapraklar döküldü. O anı durdurmak istedim, resmini çekmek, duvarıma asmak. Hayat bir an. Sonrası yok. O anda ne hissedebildiysen artık. Bütün yapraklar sarı sarı döküldü, sanki benim için. Halbuki her gün olan şeye binbir anlamı ben yükledim. Olsun. O yaprakları özenle toplayıp kağıtlara yapıştıran ve odasının duvarına asan benim kızım.O yapraklar için şükran doluyum ben.

Bildiğimizi sandığımız şeyler, gördüğümüzü sandıklarımız. Yeni bakışlarla yeniden başlamak... O küçük anlamsız gereksiz ıvır zıvıra değer vererek. Hayat inan çok kısa... 

21 Eki 2010

Vapur



Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden, 
teper ha babam teper 
paralanmaz 
teper taşlı yolları. 
Bir vapur geçer Varna önünden, 
uy Karadeniz'in gümüş telleri, 
bir vapur geçer Bogaz'a doğru. 
Nazım usulcacik okşar vapuru, 
yanar elleri..

27 Mayıs 1957


Nazım Hİkmet

20 Eki 2010

Deniz Masmavidir Ne Güzel...










Güneş doğar güneş batar
Ama insan uyumaz bazen düşünür
Geceler kısadır çabuk geçer
Ama insan uyumaz bazen düşünür

Deniz masmavidir ne güzel
Ama insanlar görmez bazen
Şiirler şarkılar masallar
Ama insanlar duymaz bazen
Üzme kendini ümitsiz gibi
Sevenin var bak ne güzel

MFÖ

16 Eki 2010

Sabah telaşları

Öyle güzel şarkılar çaldı ki radyo takside oldugum icin, içimden bağıra bağıra şarkı soyledimmm:) gri sabahların da güzel istosum.

11 Eki 2010

Evdeki bilim insanı....

Geçen hafta yazıyı yazdımm bir daha da gelip bir yanıt yazamadım yorumlara. Fırtına gibi bir hafta geçirdim. Geceler ikiden önce yatmadım. Sabahları kalkıp tıpış tıpış eğitimlere gittim. Bu süre zarfında metrobüsle haşır neşir olmayı, sabah trafiğini vs hatırladım. Hafta sonu çalışınca, bugün bakıcı abla izinli. Ben de çok özlediğim kızımla başbaşa bir gün geçiriyorum. Şimdi öğle uykusunda, uyanınca yeni aktivitelere akacağız birlikte...

Geçen hafta diş fırçasına macun koymaya başladık. Bakıcı ablamızla beraber gündüz fırçaladılar. Gece yatmadan birlikte fırçaladık. NAsıl bir tören havasında, nasıl bir anne bak dişlerimi böyle fırçalıyorum havasında. Tek sorun gün içinde ara ara diş diş diye fırçalamak istemesi, bak ama önce yemek sonra diş fırçamala diyince de kızması.

Bugün meraklı minik dergisini okuduk birlikte. Uzay konusu. Tabi uzay bizim için öncelike aydede demek. Aydede aşağı aydede yukarı. Okumak dediysem beraber resimlere bakıp isimleri söylüyoruz. Bir grup çocuk/büyük resmi var. İlla dede var içinde. Anneanne var. Önce onlar söyleniyor. Anane dede. Sonra anne baba. Elele tutuşmuş iki çocuk vardı kız erkek. Önce eya, baba dedi. Sonra  kenardaki kız çocuğuna anne dedi. Sonra çok aklına yatmadı bu durum. Eya dediğine anne dedi, babanın elini tutmuş ya. Ama onlar çocuk olduğu için o da aklına yatmadı, eyaa doduuk(doruk) dedi. Ellerrr. Elyla doruk elele tutuşmuş. Babası duymasın:P Anlatırken tam olmadı ama düşüne düşüne isim vermesi çook komikti. Başka birileri de anne baba oldu. Sonra uzayda üç uzay kıyafetli astronot vardı. Kim bunlar? tabi ki anne baba eya.. kim olucak... Yani bizim için uzay/ evren bundan ibaret şimdilik. Bir başka resimde uzay giysili insan da elbette anane. İçinde anane olmayan resim sayılmıyor bizim evde...

Öğlen ıspanaklı börek vardı. Ela'nın tabağına koydum. Bu arada artık mama sandalyesini hiç kullanmıyoruz. İlla sandalyeye oturacak ve bizim gibi yiyecek. Tepsiyi de masaya getirmiştim. Ela tabağından yerken (ben yemek istemiyorum tabi şişmanlatıyor diye ya) içimden geldi çatalla bir lokma kaçırdım tepsiden. Ela annee tabattt diye kızdı. Gittim mecburen kendime tabak getirdim. Ebet dedi. Öyle tepsiden yenir mi çok ayıp. Karşılıklı olarak tabak çatal şeklinde böreklerimizi yedik. Kural koyup kendin uymamak mı cık cık cık anneye eksi bir, Ela'ya artı bir veriyoruz:)

Meraklı minikte bir deney vardı. Bir kartonu boyuyoruz. Beraber boyadık. Sonra aliminyum folyodan yıldız yapıp üzerine yapıştırıyoruz. Bu hafta yapıştırma aktivitesiyle geçti. Gün içinde makarnaları kağıda yapıştırıp şekil yapmalar, yoldan yaprak toplayıp yapıştırmalar şeklinde bakıcı ablayla sanatsal aktiviteler içindeler. Geçenlerde ilk kez sulu boya yaptık beraber. Anne baba çocuk. Yani ne sanatçı varmış içimizde. Deli gibi boyadık. Fırça bulamadım evde parmaklarla bir sürü resim. Neyse ne diyordum. Aliminyum folyoyu kes yapıştır ama illaa Eyaa yapıştıracak... Yapıştırdık. Sonra bunu bir kabın içine yerleştirip üzerine su ekledik. Sonra el fenerini elaya verdim. Karanlık bir odaya girip battaniyenin altına girip fenerle yıldızları aydınlattık... Ne yapıyoruz Eya derken deneyyy (tam olarak deney dedi) diyince evde bir minik bilim insanı beslediğimizi bir kez daha anladım. Bu minikler doğuştan bilim insanı, sanatçı, müzisyen geliyorlar. Keşke sonradan bozmasak....

Bu arada yazmayı unutmuşum çarşamba günü Ela'nın babaannesi ve dedesi geldiler Antalya'dan. Babaannemiz resimden anlar, bizim evde de iki tane tablosu vardır. Ela'ya yaptığım resimleri görüp bende de bir cevher keşfetti.:) Kızım sayesinde çok geliştirdim kendimi çoookkkk...

Şimdilik bu kadar. Kendinize iyi bakın....

6 Eki 2010

Merak Ediyorum...

Günlerimiz hızlı geçmeye devam ediyor. En büyük gelişmeler dil alanında gibi geliyor. Cümleler daha düzgün ve uzun. Annne Eyann çiş geldi. Ara ara ek var, genelde yok. Çok hoşuna gidiyor değişik bir şey söyleyince. Deterjan dedi bugün sonra güldü. 

Ara ara şöyle bir düşünceye kapılıyorum. Diyelim biz öldük ve diğer taraftayız. Bir sürü sorgulamalar filan derken, şöyle bir sahne hayal ediyorum. Birisi şunu açıklasa mesela. Diyelim tamamen organik gıda tüketmek için elimizden geleni yaptık. Pazardan aldığımızla organik aldığımız durum arasında ne kadar bir fark oluştu? Gerçekten kasmamıza değecek bir fark oldu mu?

15 ay emen çocukla hiç emmeyen arasında tam olarak ne fark var, var mı? Üç metre ötede içilen sigaranın dumanı gerçekten bizi etkilemiş mi ne kadar? Böyle sayılar istiyorum. Hiç alkol almayıp, sigara da içmeseydiniz, her gün asansör yerine merdiven kullansaydınız yaşam süreniz % 3.2 oranında artacaktı aynı zamanda yaşam kaliteniz 4.7 oranında... yani böyle ölçümlere dayalı net bilgiler olsa... Bunu yaşarken elde edebileceğimizi sanmadığımdan artık diğer tarafta kısmet diyorum. 

Uht süt, pastorize meselesi var sonra. Çocuğumuza organik ama uht mi verelim, yoksa pastorize günlük süt mü verelim. Peki inekten çiğ süt alsak ve kaynatsak nasıl olur? Bu üç durum arasında tam olarak ne kadar fark var? 

Merak ediyorum gerçekten...