22 Eki 2010

Hayat İnan Çok Kısa...

Hayat biz planlar yaparken başımıza gelen şeymiş demiş John Lennon. Çok severim kendisini. Yüz Dünya Büyüğü diye bir eserim olsa onu mutlaka almak isterim. (Canım Kurt Cobain'i de yeri gelmişken analım.) Bizde zaten plana gerek yok, pilav olsun yeter. 

Bazen bir haber, bazen okunan iki satır, gündelik hayata damgasını vurabiliyor. O zaman ne metrobüs, ne bilmemnenin taksiti, ne de keşke şuraya bi kitaplık daha alsam, keşke düşünme pijamalarımı giysem gibi kaygılar pıss diye uçuyor. Nedir bizi hayatta tutan? 

Hayat inan çok kısa... diye başlayan şarkı, boşvermişim diye gidiyor. Tam tersi doğru bence. Hayat inan çok kısa, bu nedenle boşvermemeli. Bazen top defalarca ayağımızın ucuna geliyor. Fırsat fırsat üzerine. Sen vuramıyorsun. Kaçırıyorsun, başka yöne bakıyorsun, o anda aklında başka bir şey var. Top tekrar geliyor. Korkuyorsun aslında. İstesen en kralını atacağını bildiğinden korkuyorsun. Atmayı bilmediğinden değil. Şimdi ayağı kaldır, topa vur... En mükemmeli olmazsa sayılmaz, sen de adam mısın diyorsun içinden. Korkuyorsun. Halin yok, vaktin yok, enerjin yok, sular kesik, filan. Konfor illa da aldığın bilmemkaç milyar maaştan ibaret değil. Konfor alanın, kendini rahat hissettiğin her yer, henüz kurmadığın işlerini, çizmediğin resimlerini anlattığın dost ortamın da o konforun alası olabilir. 

Çocukken korksak da, utansak da, çekinsek de sokağa çıkardık. Öylesine cazipti ki sokak. Her zaman evden daha iyiydi. Büyük çocuklar, anlamını bilmediğin kelimeler, bazen kıran kırana koşturmacalar olsa da. İlla çıkılacak o sokağa. Çıkana kadar kıvranır durursun. Bir çıktın mı da girmek istemezsin. Çocuklar iyi, kötü, uslu, zekii, şımarık vs olabilirler. Ama tek bir ortak yanları vardır demiş Idle Parent kitabı. Tutku!... Çocuklar her neyi isterlerse tutkuyla isterler, sonuna kadar. Kendini yerlere atarak ağlamalarıyla da, unutmamalarıyla da, bir oyuncağı alamayınca dünyanın sonu gelmişcesine tutturmalarıyla.... Bir yaprağı on dakika incelemeleriyle, karınca görünce sevinçten hoplamalarıyla. Sonradan bir şeyler oluyor bu tutku işinde. Hayatım boyunca bakıyorum çevreme, o tutkusu ayakta olanları sevmişim, değer vermişim. Başka neyimiz var? Nedir bizi ayakta tutan?

O küçük anlamsız hobilerde gizli ruhumuz. O yazılamayan hikayede. Çizilemeyen resimde. Çok küçük gözüken, çok anlamsız minik bir kırıntı, bir çocuk kitabının içindeki bir sayfa, koltuğun arkasından merhaba diyen ördek. Peki benim kızım o ördekleri her bulduğundan neden sevinçle kıkırdıyor? Ben görmemiştim orda ördek olduğunu filan. Yeni gözlerim oldu Ela. Demek ki açmak gerek. Dün eğitimden dönerken, ağaçların altından geçtim. Tam geçerken bir rüzgar esti, bütün yapraklar döküldü. O anı durdurmak istedim, resmini çekmek, duvarıma asmak. Hayat bir an. Sonrası yok. O anda ne hissedebildiysen artık. Bütün yapraklar sarı sarı döküldü, sanki benim için. Halbuki her gün olan şeye binbir anlamı ben yükledim. Olsun. O yaprakları özenle toplayıp kağıtlara yapıştıran ve odasının duvarına asan benim kızım.O yapraklar için şükran doluyum ben.

Bildiğimizi sandığımız şeyler, gördüğümüzü sandıklarımız. Yeni bakışlarla yeniden başlamak... O küçük anlamsız gereksiz ıvır zıvıra değer vererek. Hayat inan çok kısa... 

9 yorum:

k.i.s.d. dedi ki...

Bu yazıyı ister kendin için yazmış ol, ister bir farkındalık oluşturmak için.. En çok da benim için yazmışsın sanki. Özellikle konfor alanı kısmı... Çok doğru tespitler... Eline sağlık, zihnine..

Ege'nin Annesi; dedi ki...

"Konfor alanın, kendini rahat hissettiğin her yer, henüz kurmadığın işlerini, çizmediğin resimlerini anlattığın dost ortamın da o konforun alası olabilir". ben bu cümleye bayıldım, çok doğru...

aysema dedi ki...

İşte bu... An'ı yakalamak ve de farkında olmak...

sirâr dedi ki...

Çok güzel.

eylem dedi ki...

Geçen o yapraklardan biri kafama düştü.hem de öyle sert bir şekilde çarptı ki!artık beni görmüyorsunuz der gibiydi.korkunç bir yabancılaşma içindeyiz biz şehir insanları!

anneyazar dedi ki...

İşte bu, tüm soruların cevabı burada aslında.

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Anları kaçırmamak için el kitabı gibi :) ama en çok da şu iki renkli zebra modeli ayağın karşılıklı duruşmuş hallerine bayıldım. Yüz yüzesiniz ne güzel. Birbirinize bakıyorsunuz büyük bir aşkla..
Hayat çok kısa ve siz hiç ayrılmayın..

Red Riding Hood dedi ki...

Birçok kişinin başından geçenler ,..Çok güzel anlatılmış çok beğendim yazını sevgili Özgür anne .

Ozgur dedi ki...

kisd, sana yazdım:)

Egenin annesi, teşekkür ederim

aysema:))

sirar, teşekkür:))

eylem, arada sarılmak lazım.

anneyazar:)))

Gülen'cim, amin amin. geçen senden foto:)

Red Riding, çok teşekkür ederim:)