6 Eki 2010

Merak Ediyorum...

Günlerimiz hızlı geçmeye devam ediyor. En büyük gelişmeler dil alanında gibi geliyor. Cümleler daha düzgün ve uzun. Annne Eyann çiş geldi. Ara ara ek var, genelde yok. Çok hoşuna gidiyor değişik bir şey söyleyince. Deterjan dedi bugün sonra güldü. 

Ara ara şöyle bir düşünceye kapılıyorum. Diyelim biz öldük ve diğer taraftayız. Bir sürü sorgulamalar filan derken, şöyle bir sahne hayal ediyorum. Birisi şunu açıklasa mesela. Diyelim tamamen organik gıda tüketmek için elimizden geleni yaptık. Pazardan aldığımızla organik aldığımız durum arasında ne kadar bir fark oluştu? Gerçekten kasmamıza değecek bir fark oldu mu?

15 ay emen çocukla hiç emmeyen arasında tam olarak ne fark var, var mı? Üç metre ötede içilen sigaranın dumanı gerçekten bizi etkilemiş mi ne kadar? Böyle sayılar istiyorum. Hiç alkol almayıp, sigara da içmeseydiniz, her gün asansör yerine merdiven kullansaydınız yaşam süreniz % 3.2 oranında artacaktı aynı zamanda yaşam kaliteniz 4.7 oranında... yani böyle ölçümlere dayalı net bilgiler olsa... Bunu yaşarken elde edebileceğimizi sanmadığımdan artık diğer tarafta kısmet diyorum. 

Uht süt, pastorize meselesi var sonra. Çocuğumuza organik ama uht mi verelim, yoksa pastorize günlük süt mü verelim. Peki inekten çiğ süt alsak ve kaynatsak nasıl olur? Bu üç durum arasında tam olarak ne kadar fark var? 

Merak ediyorum gerçekten... 


21 yorum:

nehirineylemleri dedi ki...

Çok çok hassas olmamak lazım sanırım. Ben kızımı 15 ay emzirdim, bakalım zamanla göreceğiz nası olucak. Ben 40 gün bile emmemişim ama sağlıklı bi insan olduğumu söyleyebilirim. Yani aslında tek doğrusu olmayan, bi miktar göreceli meseleler:)
Ve sevgiler
Haaa bu arada ben organik pazardan almaya çalışıyorum, yetişebildiğimce:)

nehirineylemleri dedi ki...

Çok çok hassas olmamak lazım sanırım. Ben kızımı 15 ay emzirdim, bakalım zamanla göreceğiz nası olucak. Ben 40 gün bile emmemişim ama sağlıklı bi insan olduğumu söyleyebilirim. Yani aslında tek doğrusu olmayan, bi miktar göreceli meseleler:)
Ve sevgiler
Haaa bu arada ben organik pazardan almaya çalışıyorum, yetişebildiğimce:)

IŞIK ÖRSEL İMİR dedi ki...

ben de çok merak ediyorum, biz de süte geçtik artık ve ne yapacağımı şaşırıyorum. Ne sinir, annelerimiz hiç bu kadar sorgulamamış ve biz büyümüşüz, gayet de sağlıklıyız. Fazla sorgulamaktan çıkıyor belki de sorun.

Ayşe dedi ki...

hehee- geri bildirim gibi yani- sorgulama sonunda, senin yaptiklarin bak bu gibi marjinal farka sebep oldu diye...

optum.

ilknur malcı dedi ki...

ahh özgüranne vahh özgüranne :)

gercekten bu dünyada okudukça, gördükçe ve duydukça gerçekten aralarındaki farkı anlayamıyoruz.sonuc olarak ortaya bir çok doğru çıkıyor.senin de dediğin gibi bu soruların cevabını ancak öldükten sonra şöyle bir istatistik yapılıp meydana asıldıktan sonra öğreneceğiz gibime geliyor.

yeliz dedi ki...

geçen ilginç bi bakış açısı -forward mail - geldi paylaşayım:
1. Yürümek, sağlık için iyi olsaydı, Postacılar ölümsüz olurdu
2. Balina; tüm gün yüzer, sadece deniz ürünleri yer, bol su içer ve şişmanlar.
3. Bir tavşan bütün gün hoplasa DA, zıplasa DA sadece 15 yıl yaşar.
4. Bir kaplumbağa ise; hiç çalışmadan, hiçbir şey yapmadan 450 yıl yaşar.
SONUÇ: EGZERSİZ Sağlıklı yaşam için herşey demek değildir...

herkes her istediğini yapsın da ben yargılamaya karşıyım. ben nasıl 12 ay emzirdim, emziremeyeni tuu kaka demiyorsam, oğluma hiç yoğurt mayalamadım diye insanlar beni yargılamasın veya 3 yaşına kadar emziren beni küçümsemesin.

konu dağıldı, neyse.. kısaca öyle abartıldığı kadar bir fark olduğuna inanmıyorum, bunlar bu gibi detaylara takılanların abartması!

sevgiler

Defnenin Annesi dedi ki...

Ben tatilden sonra budha moduna gectim. Bu konu ile daha dün bende bloguma yazdim. Herseye kafa yormaktan cok yoruldum. "ne bu ya" dedim kendi kendime. Herseyi arastir, en iyisi yapmaya calis, aktivite diye kafa yor. Herseyin fazlasi zarar. Defne 2 yasina kadar sekersiz büyüdü, 20 ay emzirdim. Ama artik 2-3 günde bir kahvaltida nutella yiyor, cünkü bende yiyorum. Televizyona karsi hic ilgisi yok cünkü ben televizyon izlemiyorum. DVD izliyorum yani seciyorum oda DVD'di izliyor yani seciyor ve kapatiyor. Saglikli besleniyoruz, sagliksiz beslenmeme gibi bi sansi yok zaten, bol sebze ve meyve. Dislerini düzenli fircaliyor,fircalamama gibi bir alternatifi hic olmadi. Spor yapiyoruz, oda gördügünü yapiyor. Sonucta kendimizden cok farkli bir cocuk yetistiremeyiz. Tuvalet egitiminide biraktim artik, bunun tamamen gelisimle alakali birsey oldugu kanisindayim. 6 ay fazla pampers kullansa ne olacak ki? 1,5 yil kullanmis zaten 6 ay fazla veya az!!! Iste böyle, carpe diem...

ilal dedi ki...

3 sene süt teknolojisi okudum..ankara ünv. ziraat fakültesinde..bölümün süt işleme merkezinde birçok farklı kaynaktan gelen çiğ süt le karşılaştım ve bunları inceledim..organik yapılarından mikrobiyolojik yapılarına kadar..salmonella vrüsü ile bile karşılaştığımız oldu..öyleki inek memesinden makina ile sağılıp ,daha önce etüvde dezenfekte edilmiş tüp içerisindeki sütlerde bile çeşitli bakteri ve virüsler çıkıyor...
gelelim uht süt meselesine,eko annedede okudum bu süt olayını.. verdiği iki linki henüz inceleme fırsatı bulamadım...sanırım sorun yüksek sıcaklıkta proteinlerin bozulmaya uğraması....
gözümle gördüğüm için inatla söylüyorum bunu hep:)
uht nin mantığı yüksek ısı,anlık ısıl işlem...bu durumda bakteriler ve virüsler zarar görüyor ama protein,şeker ve yağ yapılarındaki hidrojen bağları çözülmüyor...
el değmeden ve hava ile teması sağlanmadan da tetrapak kutulara koyuluyor.burada uzun ömürlü olmasını sağlayan tetrapak kutu...
pastörize günlük sütlerde genelde şişelerde sunuluyor.fakat uygulanan ısıl işlem ve süre aynı...eğerki şişelerin hijyenine ve dolum standartlarına güveniyorsanız günlük süt yanlısıyım...diğer organikler ve pazar arasındaki farka gelince..en güzel örneği domatesde verebilirim..pazardan aldığımız domatese benzeyen,yeni nesil kırmızı bir sebze,,tadı yok,kokusu yok ,çoğu zaman içi yeşil...bu bile yememe sebebi benim için...Antalyada seralarda birde arı kullanılıyor yetiştirmede..tam olarak mantığına kafa patlatmadım.fakat bu iş için yurtdışından ithal edilmiş ve köydeki bir fabrikada seri üretilmiş arıları salıyorlar seraya...neyapıyorsa yapıyor..domatesler hormonsuz(!) yetişiyor...ama tat aynı tadsız tad.
ben yine de hasas davranma taraftarıyım...amacım çok yaşamak ,yaşatmak değilde sağlıklı yaşlanmak...ben ölürken kızımın anılarında ağrılı,sancılı,hastanekoridorlarında çaresiz bekleyişlerle dolu görüntüler bırakmamak...Biz elimizden geleni yapalım bu konuda da takdir ilahinin olsun.
gelelim neden 3 sene okudum...kısmet değilmiş:(ailemin sağlık sebepleri nedeniyle bırakmak zorunda kaldım..sonrasındada dönmeyi istemedim:)
sevgiler

fazi dedi ki...

kızım olmadan önce çok fazla düşünmediğim bir çok konu hakkında bende meraklı oldum.meraklı olmak zorundayız gibi sanki çünkü,ortada önceden varolmayan ve hayatına (çoğu zaman) isteyerek dahil ettiğin bir canlı var.Onun için en iyisini istemekten alıkoyamayan bir kişiliğe dönüşüveriyorsun.Zaten blog annelerinin bir çogu merak için, araştırmak için yola çıkan annelerin blogları.Bu da çok iyi bir şey.Merak ,araştırma gerektirir.Araştırma ise yeni fikirler doğurur.Yeni fikirler yeni buluşları,uygulamaları getirebilir. Ben kendi hesabıma kızım ve tüm sevdiklerim için doğal olandan yanayım.Olabildiğince doğal.parlak kıpkırmızı kocaman bir elma yerine daha eğri büğrü elma kadar elmayı tercih ederim.Özellikle hormon konusunda çok hassas olabiliyorum.Çünkü hastaneye hergün bir sürü çocuk erken ergenlik ,(göğüslerde şişlik, erken adet görme,kemik yaşı ileriliği,kıllanma...)şikayetiyle başvuruyor.Bunun en önemli nedenlerinden biri de hormon metabolizmasında ki dengesizlik..
Dünyanın hormonlu ,yapay tohumlardan temizlenmesini istiyorum.Ama hiçbir durum diğerinden bağımsız değil ne yazık..

k.i.s.d. dedi ki...

Daha dün aynı şeyi düşünüyordum inanamadım okuyunca :)

Evren dedi ki...

Sut konusunda Ilal yazmis sagolsun.
Diger sorgulamalara gelince, hepimiz benzer sureclerden geciyoruz saniyorum. Fakat okudukca, arastirdikca, isin boyutunun saglikla sinirli kalmadigini ve cok daha ciddi meseleler oldugunu goruyor insan. Ornegin organik tarim yalnizca insanlarin sagligi icin degil, topragin sagligi ve dolayisiyla dunyanin sagligi icin de cok onemli. Cunku gunumuzde pestisitler kullanilarak yapilan tarim sonucu topraga gecen zehirli ilaclar, sulara geciyor ve yasam dongusune katiliyorlar, tabii olan sadece insanlara degil, burada yasayan diger canlilara da oluyor. Yalnizca canlilara olsa yine iyi, tum ekosistemi etkiliyor. Tarimin yol actigi baska bir sey de genetigi degistirilmis yeni turler, canlilar ortaya cikarmasi, varolan canlilarin sistemini degistirmesi, otla beslenen inege GDO'lu gidalari yedirerek, E.coli bakterisinin uremesine sebep olmasi, ya da tavuklar hizli kilo alsinlar diye arsenik icirilmesi!!! Ve daha neler neler. Bizim aklimiz almiyor bunlari okurken, cogu zaman bunlari yapanlarin insan olamayacagini dusunuyorum. Ancak, ote yandan isin sosyal politik boyutu da var. Bu sistemde calisan (kullanilan demek daha dogru olur sanirim) insanlar var; oyle yoksullar ki, oyle yoksullastirilmislar ki, baska careleri yok belki de hayatlarina mal olacak bu fabrikalarda calismak zorundalar. Kot iscileri bunlardan yalnizca cok kucuk bir bolumu...

Bundan 200 sene once olmayan hastaliklar var sonra. Ornegin 2003 yilinda cocuk olumunde kazalar 1 numarali sebepken artik kanser 1 numara olmus. Doganin bozulan dengesi yeni grip turlerini ortaya cikardi sonra. Ve bu yeni sistemin (200 yil dunya tarihinde yeni sayilir) getirdigi, henuz bilmedigimiz daha baska bir suru zarari var.

"Yeni kosullara adapte olmak icin dogal seleksiyon olacak, insanlar bu yonde evrimlesecek" deniyor mesela belki oyle olacak ama dunyanin kaynaklari bu kadar hizli bir sekilde tuketilirken ve dunya bu kadar hizli bir sekilde kirletilirken nasil olacak ben de bunu cok merak ediyorum. Bir suredir bunlari dusunuyorum. Bazen yazilan kitaplar, ortaya atilan teoriler, okullar, isler ve saireler anlamini yitiriyor. Eger gelecek kusaklar olmayacaksa bazi seyler bos geliyor.

Ama tum bunlara ragmen guzel seyler de oluyor. Ornegin cevre konusunda aktif olarak calisan insanlarin sayisi giderek artiyor. Dun GDO etiketinin zorunlu hale getirilmesi konusunda bir yazi okudum, umutlandim. Sonra gecen gun Selen yazmisti, hic su kullanmadan kumas boyayabilen makineler yapilmis, bu gercekten cok buyuk bir sey, atik su yok.

Ama yine de yapacak cok is var. O yuzden kim neresinden ne kadar tutarsa o kadar iyi olur. Bence organik tarimin desteklenmesi bunlardan biri. Belki dunya icin kucuk bir adim ama herkes destek olursa ureticilere baski yapip dogayi zehirlenmekten kurtarabiliriz. Bilemiyorum daha cok dusunmek ve tartismak gerekiyor, cozum uretmek, bu konuda aktif olmak gerekiyor diye dusunuyorum...

* YeLiZ * dedi ki...

Sut isini cok arastirdim.Sikagoda "raw milk "dagitim yapan bir yer buldum ama emin olamadim,organik pastorizeye devam dedim,hala da dusunurum ara ara
benim de kafamda cok soru isareti var
Bunlarin cogu annelikle ilgili
Bak soyluyorum inanmiyorlar ;biz tirlatiyoruz yavas yavas
Yakinda "kafasi hunili anneler grubu"nu kuracagimdir !
:)

gunebakan dedi ki...

aynen ben gibi fazla mühendis gördüm seni özgür annecim.
ben bu annelikte bu alanda ilk şokumu, büyük kızı ilk doğurduğumda, doktorun "günde 7 kere kaka yapması da normal, 7 günde 1 kere yapması da" sözünü duyduğumda yaşamıştım. nasssı yani, ne biçim bir range bu diye. ben de rakamlar, sonuçlar, oranlar, yüzdeler isterim hep ve aynı şeyleri senin gibi zaman zaman çok düşünüyorum. bu yaptıklarımız istatistiksel olarak anlamlı bir sonucun bir parçası mı acaba? neyse. sadece bildiğim bazı şeyleri paylaşayım, marka vereceğim ama reklama girer mi bilmem.
bu sene bize ISO14001 çevre yönetim sistemi denetimi için gelen denetçi gıda mühendisi idi. istanbuldan geliyordu. Alanında saygın bir denetim kuruluşu olduğunu söyleyebilirim. Keskinoğlu firmasına da denetimlere geldiğini söyledi. ben tavuk konusundaki endişelerimi dile getirince, keskinoğlu firmasına bu anlamda güvenebileceğimizi söyledi. gördüğü kadarıyla, GDO, antibiyotik kullanımı ve hijyen konularında güzel çalışmaları varmış. ne kadar doğru veya gördükleri günlük rutinde ne kadar tekrarlanıyordur bilemem.
bir diğer konu da yine aynı şirkette denetçilik yapıp, sonra ayrılmış bir arkadaşımız var. o da sakıpağa süt ürünlerinden başka eve almam diyor. birçok firmayı görmüş, güvenini en çok sakıpağa kazanmış. süt olarak da günlük pastorize süt alıyor kendi evine.
tetrapak firmasında da arkadaşım çalışıyor. sütlerin uzun ömürlü olması, uht teknolojisi ve kullanılan ambalaj ile sağlanıyormuş ve başkaca bir katkı vs yokmuş. onlar da uht sütleri tüketiyorlar yıllardır.
benim çevremden aldığım bilgiler bu yönde, paylaşmak istedim konusu açılınca.

Ozgur dedi ki...

Öncelikle bu kadar geç yanıt verebildiğim içim çok özür diliyorum:((


@nehirineylemleri: Elimizden geleni yapıyoruz elbette. Ama kafayı takmanın sonu yok:) Gerçekleri bir bilebilsek:)) Sevgiler...

@ışık: Bir de zaman değişiyor. Bizim eve sütçü gelirdi, annemle tereyağ yapardık, miss gibi olurdu kokusu. Şimdi aynı imkanı bulmak ayrıcalık haline geldi...:(

@ayşe: Evet aynen öyle:) hani tüm nedenleri sıralarsın da bazı nedenler sonucu diğerlerinden çok etkiliyordur... ne bileyim söylesinler sınav bitince doğru yanıtları bize:P

Ozgur dedi ki...

@ilknur malcı: bir an gözümde canlandı dediğin, dev bir liste, herkes o anda ne derdinde biz gitmişiz hımmm yumurtayı günde 2 versek de olurmuş, hımm iyi yapmışız diye listenin altında sorgulayan tipler, çok komik bir sahne:)))

@yeliz: nee yoğurt mayalamadın mı...:))) heheh sorma o yargılamalar bitmez. en iyisi kendi doğrumuzu bulup ona tutunmak. Zaman içinde değişmiş, kültürden kültüre değişmiş... Çok bilinmeyenli denklem. Elimizde bir fener yol bulmaya çalışıyoruz... Gelen mail de komikmiş cidden.

Kayınvalide ve peder tüm yaz balık yemişler. Dede balığa çıkıyor, tutuyor akşam kızartıp yemişler yanına salata... İkisinin de kolestrol tavan yapmış. (ızgara yeselerdi iyyidi aslında ya) neyse aklıma o gelsi balina diyince dur onlara aktarayım da gülsünler

Ozgur dedi ki...

@defnenin annesi: carpe diyem, korpe diyem..Çocuk büyüdükçe genişlemek daha kolay sanki di mi? Ne kadar küçük, o kadar endişeli... Büyüdükçe insana dönüştükçe ben de daha rahatladım aslında...

@ilal: verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim:( arılar bildiğim kadarıyla döllenmeyi kolaylaştırmak için. ve ilaç attığında arılar öldüğü için arılı domates aslında ilaç kullanılmadan üretilen domatesmiş. fekattt kayınpeder kendi gözleriyle görmüş ki o arılıdır yazan yapıştırmalar illa ki arılı domateslere yapışmıyor... çok ama çok garip bir yerde kim kime dum duma yaşıyoruz. ama ideali de yok. food inc. belgeselini izleyince insan gerçekten karamsar oluyor..

Ozgur dedi ki...

fazi kesinlikle katiliyorum. Bir de su var tabi, daha bebekken, hucreler durmaksizin yapilanirken alinan besinlerin etkisi, ya da solunan havanin etkisi bize gore cok daha vahim sonuclar verebilecegi icin titizleniyor insan. ote yandan oyle bir bilgi yigini var ki insan yolunu bulurken dusunmeden edemiyor. Hepsinin bir zaman/emek maliyeti var.

Ozgur dedi ki...

Evren çok haklısın. GDo ve diğer meseleleri ben de buradan yazmaya çalışıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Uzunca yazmışsın zaten, düşünecek çok şey var...

Benim vurgulamak istediğim daha ölçümsel bir şeydi esasen, orada endişe duydum. Yani sorguladığım mesela organik tarımın gerekliliği değil:)

sevgiler...

Ozgur dedi ki...

kisd:) canımsın..

yeliz: tırlatıyoruz di mi:)

Ozgur dedi ki...

günebakan, sanırım herkes bir yönünü tutuyor. biz şu anda yazlıkta bildiğimiz ineğin sütünü, evde pastorize inek sütü veriyoruz. evde uht organik süt bulunduruyorum hani olur da günlük bulamazsak diye... bilmiyorum. ...

Evren dedi ki...

Ozguranne,
Ben senin ne demek istediğini anlıyorum. Ve bu konularda gerçekten çok büyük bir bilgi kirliliği var. Benim kaygılandığım nokta sağda solda meselenin çok sınırlı tartışılması ve insanların sırf popüler olduğu için organik pazarlara akın etmesi, ancak kendi yaşamları dışında başka hiçbir şeye müdahil olmamaları, bir nevi yaşam tarzı çevrecilik halleri. Bu konuda biraz tepkiliyim; kusura bakma, yine yorum haddimi aşıp senin blogu demeç vermek için kullanmış gibi oldum.

Neyse daha ayrıntılı tartışmak dileğiyle... Sevgiler, Evren.