7 Kas 2010

Çocuklarda Cinsiyet Farkları, Doğuştan mı, Sonradan mı?

Çocuklarda cinsiyet farklılığı üzerine yapılan bazı deneyleri okumuştum ama üzerinden zaman geçti. Genelde benim okuduğum kaynaklar, sadece cinsiyet değil, karakter özelliği gibi algıladığımız bazı şeylerin de aslında yetiştirme tarzıyla ilgili olduğunu söylüyordu. İlk çocuk olmak, ilk erkek olmak, kardeş sayısı, evin küçüğü olmak... Mesela ilk doğanlar, daha muhafazakar ve daha lider kişilikli olurken, en küçükler devrimci ve radikal olurlarmış. İlk doğanlar ailenin derdini tasasını yüklenirken, sonuncular daha ferah, daha rahat olurlarmış. Evde bir kız, bir erkek çocuk varsa bu durum her bireyi etkiliyor filan.

Evren'in yazısı vesile oldu. Tekrar bir bakayım dedim, ben o tarafa bakmayalı ne araştırmalar yapılmış, neler çizilmiş. Şu yazıyla karşılaştım:


Kitabı okumadım ama yazıdan bir iki bölümü çevirme isteği duydum. Yapılan bir araştırmada yeni doğmuş bebeklere cinsiyeti belli etmeyecek kıyafetler giydirilmiş. Gözleyenlere (kız bebek olmalarına rağmen) erkek bebekleri gözledikleri söylenmiş. (Aslında erkek olan bebekler için de kız denmiş.) Erkek olduğu sanılan kız bebeklerin daha "sinirli ve stresli" olduğu söylenmiş. Kız sanılan erkek bebekler için de "mutlu ve sosyal" olduğu söylenmiş. Bebeğin kız ya da erkek oluşunu bilişimiz bizim "algımızı" değiştiriyor.

Başka bir araştırmada kız bebekler ve erkek bebekler birebir aynı motor gelişime sahip olmalarına rağmen, kız anneleri onları azımsamış. Daha çok küçüklerken bizim cinsiyet hakkındaki fikirlerimiz aslında çocuklarımızı kısıtlıyor. Kızlar efendi gibi oturur, oğlanlar hareketlidir diye düşünen kişiler kızlar oturmadığında huzursuz olacak, oğlanlar koşturduğunda oğlan işte diyip geçeceklerdir. Bunu böyle söylememize bile gerek yok. Farkında olmadan inanmamız yeterli.

Yazıya bakarsak, "kadın beyni daha holistik canım" gibi yıllardır laf arasında kullandığımız teoriler de toplamda 14 beyin incelenerek yapılmış 1982deki bir makaleye dayanıyormuş. Yapılan 50 başka çalışma ortada fark görememiş. Bir yerde bir yazı okuyoruz ve hop aklımızda kalıyor. Önyargımızı pekiştiriyorsa ya da hoşumuza gidiyorsa anlatmaya devam ediyoruz. Kulağa da ne güzel geliyordu oysa holistik beyin:)

Dört yaşına gelindiğinde artık cinsiyetler arasında farklar gözlenmeye başlıyormuş. Kurulan göz teması, duygusal ifade yeteneği, sözel yetenek... Ama yazarın iddası bunun aslında anne ve babaların çocukla kurdukları temasla ilgili olduğu. "Erkek çocukların duygusal olarak daha uzak ve daha az sözel" olması bir çeşit kendini gerçekleştiren kehanet oluyor diyor yazıda. 

Oyuncak meselesine gelirsek... Genelde şu iddayı duyarsınız diyor: Bebek/kamyon tercihi o kadar erken bir zamanda yapılır ki çoğu insan bunun doğuştan olduğunu sanır. Çocuklar 6-12 ay arası cinste de bebekleri tercih ediyorlarmış.  Bir yaş civarı hangi cinsiyette olduklarını algılayıp o cinsiyetle özdeşleşmeye çalışıyorlarmış. 

Benim okuduğum bir başka kitapta (raising our children, raising ourselves) kız çocukları düştüğü zaman ailelerin ya hep kaldırdığını, ya da hiç kaldırmadığını ama tutarlı davrandığını okumuştum. (biz çok kötü düşmedikçe kaldırmıyoruz, ah vah etmiyoruz, kendi kalkıyor.) Oysa erkek çocuk sahibi aileler, bazen kaldırıp, bazen kaldırmıyormuş yerden. İlginç bir fark. 

Kitabı sipariş edeceğim amazondan. Okudukça daha fazla bilgi vermeye çalışırım. Gerçekten de ilginç bir konu. İyi yahu, benim kızımda tuhaflık yokmuş. Oyuncakçıda taciz edilsek de gönül rahatlığıyla mekanik oyuncaklarla oynayabilir, dedemiz tamir yaparken gidip yardım edebilir, iki çekiç de biz sallayabiliriz. 

iyi pazarlar:)

31 yorum:

blogcuanne.com dedi ki...

Bu da bir nevi sobe oldu desene. Bir post da ben yazmak istedim. Ama yorum yazmak daha kolayıma geldi. :)

Biz iki kız kardeş büyüdük. Şimdi iki oğlum var. Annem hep "yok, erkek çocukları farklı, çok farklı" deyip duruyor.

Daha önce annelik deneyimim olmadığı için bilemiyorum. Bir kız-bir erkek anneleri daha iyi yorumlar bunu belki. Ama ben de iki cinsiyetin kodlamalarında bir farklılık olduğuna katılıyorum. Bunu, Deniz'in eve gelen kız ve erkek arkadaşlarına bakarak da görüyorum.

Çocukların dört yaştan itibaren cinsiyetlerinin farkına vardığı da bir gerçek. Deniz bu aralar açık açık erkek arkadaşlarıyla oynamayı tercih ettiğini ifade ediyor.

Ozgur dedi ki...

blogcuanne,

Ben de merak ediyorum. Acaba oğlum olsa nasıl olurdu, nasıl davranırdım. Mutlaka farklı yapacağım şeyler olur muydu? Daha mı mesafeli olurdum acaba? Bilmek çok zor.

Kitaba göre, aslında farklılıklar genetik değil. Kodlandığı için değil de yetiştirme, algılama şeklimizden öyle oluyormuş . Bir yaşından itibaren cinsiyeti farkedip ona göre taklit etmeye başlıyorlarmış çevredekileri.

Mesela anneanneyle Ela az önce evdeki hayvanları uyuttular, üzerilerini örttüler. Ela erkek olsaydı bu oyunu oynarlar mıydı? Bilmiyorum. Belki.

Ozgur dedi ki...

Açıkcası ben doğuştan gelen bazı farklar olduğunu ama abartıldığı ya da sanıldığı kadarının doğuştan olmadığını, farkların yetiştirme algılama, kültürel kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Tabi neticede araştırmaların ne dediği önemli:)

kirazsevdasi dedi ki...

ben bu konuya cok farkli bir bakis acisi getirmek istiyorum;
tamamen genetik, DNA ile ilgili degil evet,
etkisi var evet, ama yonlendirmeyle de ilgili evet,
hic yonlendirmesen de ayni sey olabilir ona da evet!

ve ve veee anne babanin meslegi haliyle ilgisi diyecegim ben.
kadin oldugum halde 10 yil boyunca araba parcasi tasarimi yaptim ben!
makina muhendisinin calisabilecegi zilyon tane dal varken, bilerek isteyerek, planli bir sekilde stajdan itibaren sadece bu dal uzerinde calistim.
e baba da muhendis.
kardesim simdi bizim cocuk araba sevmesin napsin alla allaaa :))

sulandirarak bitirdim kabul ediyorum ama anladiniz siz...

Ozgur dedi ki...

Kiraz:) Bence onunla da ilgisi var elbet.

Cinsiyet kalıplarına ters örnek kadınların ve erkeklerin varlığı beni mutlu ediyor. Ayrıca yapılan bir araştırma empati açısından kadınlar ve erkekler arasında fark olmadığını göstermiş. Doritim ne kadar empatik bir çocuk... Öyle işte.

blogcuanne.com dedi ki...

Bak şimdi düşündürdün beni Özgür Anne. Bilinçaltımda ben yönlendirdim mi, Deniz'im kız olsa farklı mı oynardım diye bir düşünce aldı beni.

Biz bugün Deniz'le kurabiye yaptık birlikte. Benim kolyemi takmak istemişti bir gün, takmıştı da. Ama çok abartılı bir şeydi, parktaki çocuklar alay eder diye korkup bir punduna getirip çıkarttırmıştım. Dün ilk kez "büyüyünce kulağımı deldiririm" gibi bir şeyler söyledi (babanın da kulağı delik)

Deniz kız olsaydı acaba ben onu farklı şekilde oynamaya yönlendirir miydim? Belki.

Bu konuyu hiç bu kadar derinliğine düşünmemiştim, ihtiyaç hissetmemiştim. Evet, bizim evimizde tencere tava takımı da var, ama arabalar çoğunlukta. Ama ben neyle oynadığından çok (şiddet içeren şeyler olmadığı sürece) nasıl büyüdüğüne dikkat etmeye çalışıyorum sanırım. Babası yemek yapmayı çok sever, evde olduğunda da genelde o yapar. Deniz de meraklı şimdi o yüzden.

Oyuncaklar eğlenmek kadar öğrenmek için de var elbet. Ama oyuncakların öğretemeyeceği birçok şeyi anne baba vermiyor mu aslında?

Blog yazısı gibi oldu, pardon :)

Ozgur dedi ki...

Blogcuannem, bence oyuncaklar değil aslında asıl sorun. Evren'in yazısı nedeniyle bir odaklanma oldu sanki ama benim asıl derdim oyuncak değil.

Diyelim bizim evde de diyelim yüz tane araba olsun. Eğer Ela onlarla oynadığında içten içe "tüh" diyorsam,gördüğü diğer kızlar hiç onlarla oynamıyorsa, ben o başka oyuncaklarla oynadığında, bebek mesela pekiştirip aferin diyorsam... gibi bir şey bu sanki.

Oyuncak konusuna çok takılmıyorum esasen. Önyargılar beynimizde, zihnimizde. Bunda da kimseyi, sende var, bende yok gibi ötekileştirmek istemiyorum. Hepimizde var, hem kültürel kodlar olarak, hem pırtık pırtık sözümona bilimsel bilgi kırıntısı olarak.

Diyolar ki kadınlar 3d düşünemez. Test yapıyorlar. Evet cidden düşünemiyor çıkıyor. sonra başka bir testte kadınlara siz aslında 3d düşünmede erkeklerden daha iyisiniz bunu test edicez diyolar, kadınlar 3d erkeklerden daha iyi yapıyor. Yani bilimin bilimselliği de şüpheli zaman zaman:) Hangi test, kim yapmış, kaç örnek, yöntem ne.

Kitabı okuyalım bakalım neler öğreneceğiz.

Dürüstçe düşündüğümde ister istemez erkek olsa farklı davranırmışız gibi hissediyorum. Ben davranmasam da çevreden biri e erkek tabi diyecekti. Şimdi de e kız tabi deniyor.

Mesela kendimle ilgili bir özeleştiri yapayım. Şu Sabiha Paktuna Keskin'in kitabı geldi eve. Çok ciddiye aldığım bir kitap değil ama meraktan baktım, Ela hangi yaşın hangi özelliğini yapıyor diye. Ve şaşırarak gördüm ki benim sandığımın aksine motor gelişim, hareketlilik kısmı diğer yönlerine göre açık ara ilerde. Test doğru mudur yanlış mıdır bilmem. Ama önyargısal olarak kızıma zihinsel sosyal beceriyi bedensel, hareket becerisinden daha çok yakıştırmışım. Gözümün önünde erkenden yürüdüğü koştuğu halde. O nedenle bana gerçek payı var gibi geliyor...

sevgiler.

Ozgur dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Selen dedi ki...

Benim bir kizim, bir de oglum var. Ben ikisine de ayni sekilde davranmaya ozen gosteriyorum. Bence kodlamalari kesinlikle farkli ancak bu fark iki cocuk arasindaki fark mi, yoksa cinsiyet farki mi emin degilim. Eger cok objektif olmayi basabilirsem, kizim ve oglum arasindaki farklari iki kiz cocugu yahut iki erkek cocugu arasinda da gorebiliyorum acikcasi. Buyume esnasinda kim olmalari gerektigine dair cok fazla ve kati kaliba maruz kaliyor cocuklar, anne baba ozen gosterse bile cevreden surekli akiyor bu mesajlar, onyargilar, belirlenmis rollerin kaliplari...

Evren dedi ki...

Oncelikle tartismayi boyle bilimsel bir zemine cektigin icin tesekkurler Ozguranne!

Ben de bazi arastirmalarin linkini verip benzer seyler soylemeye calismistim, sanirim cevirsem daha saglikli olacak... oyuncak secimi sadece bir yansimasi, yoksa tabii ki daha milyon tane sey var. Bir arastirmada ornegin, annenin bebegin cinsiyetini ogrendigi ultrasondan sonraki ses tonunun, cinsiyete gore nasil farklilik gosterdiginden bahsediyor. Yani bebekler daha fetusken, cinsiyetlerinin hicbir sekilde farkinda degilken, bizim ses tonumuz onlari farklilastirmaya basliyor.

Bir de su var, diyelim ki anne ve baba, kesinlikle cinsiyet ayrimi yapmiyor, cunku zaten onlar da o sekilde yasiyorlar, hersey ortak yapiliyor, varsayalim :) Yine de toplumsal cinsiyet denen bir sey var; bizim disimizda insanlar cocuklarimizin kiz veya erkek olmasina gore farkli davranislar sergileyebiliyorlar.

Bu konuyla ilgili cok fazla okudum ben de... Dedigin dogru. Arastirmalar konusunda cok uyanik olmak lazim. Kac kisiyle yapilmis, metodlar, sonra onyargi olayi... Dogru duzgun arastirma bulmak kolay degil. Bu iki kitabi okumamistim. Hemen ekledim Amazon listemize :) Sagolasin!

SlingoMOM dedi ki...

Daha geçenlerde aklima takilmisti Koray benim bilezigimi takmaya kalktiginda. Ne yapsam karar veremedim. Bekledim. Takti. 'Saat' dedi. İçimden nasil bir 'oh' cektim bilseniz. Sonra da 'hadi cikart banyoya girelim, zaten o sana biraz buyuk' falan dedim. Acikcasi nasil davranmaliydim, dogru mu yaptim, yanlis mi yaptim bilmiyorum.

Benim tedirginligim cok yakin bir tanidigin oglunun cinsiyet tercihi yapmasiyla cikti aslinda. Henuz 4 yasindayken efemine hareketlerinden suphelenip pedagog'a goturmusler. 'Baba cok ilgisiz. Ogluyla daha fazla vakit gecirmesi gerekiyor.' denmis. Baba yine kulak asmayip cocugu gormezden geliyor. Cocuk su anda 20 yasinda ve kadin kiyafetleri giyiyor. Aile perisan. Bir abisi var. Ama o oyle degil. Baba her ikisine de ilgisizmis ustelik. Anne de hatali davranmis sanirim. Cocugu alip gunlere, manikure, kuafore goturuyormus. Ne dogru ne yanlis bilmiyorum ve hatali davranmaktan korkuyorum. Onume cikan her kitabi okuyorum.
Ozguranne bugun yapacagim ilk is bu kitabi almak olacak.
Tesekkurler
irem

Ozgur dedi ki...

Selen,

Bana hep bir kız bir erkek daha zor gelmiştir. İnsan davranışlarını nasıl ayarlar, neler yapar diye. Böyle düşünmeniz, ne güzel aslında.

Anne baba olarak elimizden gelen tek şey farkındalıklarımızı arttırıp çaba göstermek.

Ozgur dedi ki...

Evren, ne demek, ben teşekkür ederim konuyu açmış oldun. İyi oldu. Herkes bir durup düşünmüş oldu en azından.

O ses meselesini okuyunca aklımda kalmış gerçekten. Ses tonu cidden değişiyor bence de. Ama bir yerde de şöyle bişey okudum. Mesela kızlarda duyma erkeklere göre daha gelişmiş. O nedenle bir erkeğin normal sesle konuşması kız kulağına bağırma gibi gelebiliyormuş. Benzer şekilde sınıfta arkalarda oturan bir erkek çocuk da bayan öğretmeni duymuyor olabiliyormuş. Bak gene yaptım okuduğum bilimsel makaleden örnek verdim ama tabi neye dayanılarak yapıldı bu çalışma bilmiyorum. Yani belki de ses tonunun değişmesinin nedeni vardır. Hani tiz sesle konuşurmuşuz bebekle, çünkü kulakları ona daha yatkın olurmuş hikayesi gibi.

dur çoştum yine.

Cinsiyetten kaçış yok. Bir yerden yakalıyor insanı. Mesela kızlık zarı muhabbetini ben evde duymadım. İlkokulda birileri yalan yanlış bişeyler anlattı abuk sabuk...

Kendimizi değiştirelim, dünya değişsin...

Ozgur dedi ki...

Slingomom,

O konu hassas biraz. Erkek çocuğu olanların bu konuda daha rahatsız olduğunu gözlüyorum. Bizim kız arabayla oynasa tepki alsa da o kadar da değil ama oğlan çocuk bebeklerle oynayınca aileler daha panikliyor. Efemine korkusu.

Ama bildiğim kadarıyla bu tarz yönelimler anne karnında maruz kalınan testesteron miktarıyla da ilgili. Yani sadece sonradan olmuyor. Bir de çok erkek çocuk sahibi ailelerde en küçük çocukda ihtimal artıyor gibi yazılar okumuştum. O da anne bedenindeki hormonlarla vs ilgiliydi sanıyorum.

Öte yandan... eşcinsel, ya da transeksüel de olsa çocuğumuz o şekilde kabullenmeli ve farklılıkları kucaklamalıyız diye düşünüyorum. Çok homofobik bir toplumda yaşadığımız için zorlanacakları kesin, o nedenle öyle bir durumda bizim desteğimiz önem kazanıyor. Cinsiyet filan diyoruz da mühim olan insanlık aslında...

Söylemenin yapmaktan kolay olduğunu da kabul ediyorum.

sevgiler.

banu dedi ki...

Biz 3 kardeşiz ben en büyük kızım ve iki erkek kardeşim var - yaşlarımız çok yakın... Küçükken oyuncaklarımızın tamamen ortak olduğunu net hatırlıyorum. Özellikle benim ve bir küçük erkek kardeşimin tutku ile bağlandığı bebeklerimiz vardı - annem halen çocuklarımıza vermek üzere saklıyor.

Oyunlara gelince; kardeşlerimle merdiven altında evcilik de oynuyorduk, legodan uzay üssü de yapıyorduk, bileklik örüyorduk, kiraz ağacını kale yapıyorduk, hatta bir kardeşim benim saçıma iple yapılan örgülerden bile yapabiliyordu...

Ancak tüm ortak oyun ve oyuncaklara rağmen iki erkek kardeşimin tamamen bensiz oynamayı tercih ettiği - benim de hiç dahil olmak istemediğim - çok oyunu vardı.
Muhtemelen daha kızsal tabir edilen evcilik vs. oyunları kurmada ben ön ayak oluyordum. Annem ve babamın legolar dışında bizimle oyun oynamadıklarını düşünürsek, iki oğlanın durduk yere evcilik oynamaya karar verdiklerini çok düşünmüyorum. Ancak durduk yere güreşmeye başladıklarına çok şahit olmuşumdur - evde bunlar ile güreşen kimse olmamasına rağmen :))

Evet anne babanın evdeki doğal yaşamı erken dönemde ilk rol model oluyor ama hemen akabinde evdeki veya çok yakındaki bir büyük çocuk da rol modelliği üstleniyor. Babaanneler, anneanneler, dedeler, halalar, amcalar, teyzeler, dayılar da var... onlar olmasa bakkal amca, bakıcı abla... Biz yapmasak da güzel prensesimiz, küçük erkeğimiz diye sevilmeden büyümeleri mümkün değil... Bizim yapmamız gereken çok da kasmadan uç noktaları törpülemek ve bunu yapmaktan vazgeçmemek. Bu iş ilk 2 yaşta nispeten daha kolay ama şimdi şimdi evdeki cadım büyüdükçe o kadar da kolay olmayacağını gözlemleyebiliyorum. İki numara ile farklı gözlemlerim de olacaktır elbet...

Kitabı fırsat bulursam ben de okumak isterim ama senin notlarını heyecanla bekliyorum.

Damla dedi ki...

Farklı cinsel organlar, farklı üreme yapıları, farklı kıl dağılımı, farklı günlük-aylık biyolojik rutinler, farklı biyolojik görevler (çocuğu doğurma,emzirme gibi), farklı kas gücü (toplum etkili olmasa bile farklı iş kollarına yönelmek için tek başına geçerli sebep), farklı ses yapısı... Bunların hiçbirinde toplumun bir katkısı yok.

"Her şey, oyuncak seçimleri, meslek seçimleri, tüm davranış biçimleri toplumdan geliyor, hepsi" dersek hormonları çok çok hafife almış oluruz bence. Pekiştirici, yanlış yöne götürücü, bir tarafı ezici faktörler var ama bunlar bahsettiğim "etkileri yapan faktörlerdir" olsa olsa.

Evren'in yazılarında tanıdığım annelerin yorumlarını okuyorum. Kız çocuğu olan anneler, erkek çocuğu olan anneler ve hem kız, hem de erkek çocuğu olan annelerin duruşlarında belirgin bir farklılık var.

Belki de ilk çocukları kız olan anneler, eğer erkek çocukları olmadığı için erkek çocuklarının kendi çocukluklarından farklı olduğunu gözlemleme şansına sahip değiller, o yüzden toplumsal faktörlere daha çok pay biçiyorlar belki diye düşündüm. Yani belki Ilgaz değil bir kızım olsa ben de oğlanları anneleri böyle yapıyor diyecektim, bilmiyorum. Bir de gözlemlerimizle ilgili çocuklarımız kendi cinsiyetlerini farkına varıp sahiplendiklerinde daha iyi emin olabiliriz. Başka ailelerin çocuklarını ne kadar yönlendirdiklerinden emin olamasak da, kişi kendini bilir en azından.

Toplumsal etki iki yönlü. Nasıl bir kesim ayrıştırma yönünde baskı yapıyorsa, bir kesim de farkları törpüleme yönünde baskı yapıyor olabilir farkında olmadan. Benim bu konuya "farklar yoktur" yaklaşımı ile ilgili kaygılarım da var. Bence kadınlarla erkekler farklıdır, ve ben bu farkların olmasını çok seviyorum. Mesela fantastik roman çok severim, çok da farklı yazar okudum ve içlerinde Ursula K. Leguin diğerlerinden çok net bir şekilde ayrılır. Hepsini çok severim ama Ursula'nın farklı olmasını ayrıca severim ve bence yazdıklarındaki temel farklılık onun kadın olmasından gelir (toplum öyle yaptı onu diye değil, zaten öyle diye). Acaba kızım olsa, kızımı toplumun olumsuz etkilerinden korumak için farkında olmadan "erkek gibi" yetiştirme, "kızsal" konulardan uzak tutma çabasına girip bu çeşitliliği törpülemeye çalışıyor olur muyum? Olumsuzlukları azaltacağım diye, bana göre var olan bir takım güzel farklılıkları göz ardı edip kızımı onlardan yoksun bırakır mıyım?

Bunu arıyordum:
http://www.mytvblog.org/?p=66

Bir de bunu buldum, ama henüz izleyemedim:
http://www.youtube.com/watch?v=ecd43CQo7xU

Damla dedi ki...

Araştırmalar gerçekten çok yanıltıcı, tarafsız olsun olmasın http://en.wikipedia.org/wiki/Correlation_does_not_imply_causation kategorisinde.

Mesela aynı araştırmanın sonuçlarından mavi renk çocukları daha sinirli yapıyor, pembe daha sakin yapıyor, kız ve erkek çocuklar da yapılarına uygun şekilde pembe ve mavi renkleri seçiyor demekki sonucu da çıkartılabilir (kuran eşşektir ama kurulabilir sonuçta :) )

* YeLiZ * dedi ki...

En yakin Amerikali arkdaslarimdan biri(kendileri gay olur) Disney'e ve tum cizgi filmlere sovuyor "hep kadin+erkek olayi var,bunlari seyredip buyuyen cocuklar ilerde ben de bir anormallik mi var ?diye dusunuyor" dedi.
Lezbiyen /Gay icerikli masal kahramanlari,cizgi filmler ister misiniz? Bunu normal gorecek kac kiz annesi olabilir ki?
Aslina bakarsaniz,derin dusunurseniz arkadasim hakli ama o cizgi filmler ozendirici olmaz miydi? O zaman cocugunuz cok istese de o cizgi filmi seyrettirmez ve dolayisiyla yonlerdirmis olurdunuz.

Oglumu araba,trene ben yonlendirmedim,oyuncak secimine mudahalede de bulunmadim ya da bulunmuyorum AMAAAA elbise giymeye kalksa,etek diye tuttursa,ruj surse ,Barbielerle oynamak istese mudahalenin ,yonlendirmenin allahini yaparim .Dogruya dogru !:)

Kiziniz pantolon giysin ,misket oynsin,tren sursun ne var ki.Onlar zaten sadece erkeklere has seyler diil.

Ozgur dedi ki...

Banu,

Çok ilginç gerçekten. Ben de senin gibi düşünüyorum. Farkındalığı arttırmak önemli. O nedenle kitabı bir an önce almak istiyorum:=)

sevgiler

Ozgur dedi ki...

Damla,

Ben erkek annelerine bişey demedim:) Aslında kendi gözlemlerimi değil de kitabın tanıtımında yazanları çevirdim. Bilmiyorum açıkcası. Mesela erkeklerin sadece yemek yaptığı, kadınların sadece araba kullandığı bir toplumda yetişmiş olsak ne olacaktı. Yani ne doğuştan ne sonradan anlamanın çok kolay bir yolu yok gibi gözüküyor bana. insan beyni ortama uyum sağlıyor.

bedensel farklılıklar elbette var ama ne kadar belirleyici. bence bu konuda yorum yapmak tek bir çocuğu ya da eş dost çocuklarını gözleyerek değil de daha geniş kapsamlı şekilde yapılmalı.

"Farklılıklar yoktur" gibi bir yaklaşımdan bahsetmedim ben aslında? Tam tersine... farklı bir kadın olarak farklılığımın tanınması isteği benim ki. Bütün kadınlar süslüdür, bütün kadınlar doğuştan anaçtır, bütün kızlar bebek sever... söylemi bence farklılaşmayı teşvik etmek yerine dışlıyor. Ursula Teyzemizin Karanlığın Sol Eli isimli kitabını çok severim. Cinsiyeti sorguladığı...

Açıkcası benim yapılmalıdır, edilmelidir gibi ifadelerim, düşüncelerim yok. Zaten çocukları biz yetiştirdiğimiz için cinsiyet dışındaki pek çok konuda da etkiliyoruz. kendi zaaflarımız, yenilgilerimiz, inançlarımız, mesleklerimiz, yeteneklerimiz... eğer farkındalığımızı arttırıp kendi yönlerimizi fark edebilirsek belki olumlu bir etkisi olur hallerimizin. belki de yolu yoktur.

bu arada:) araştırmada mavi pembe giydirmemişler. gender natural kıyafetler giydirmişler:)

Damla dedi ki...

Özgür Anne, senin yazdıklarından bunlar çıkıyor demedim aslında, daha çok konu ile direkt ilgili olduğunu düşündüğüm kendi görüşlerimi yazdım. Bu konuda yakın zamanda yazılanlar, Evren'in yazısı, senin Evren'in yazısına yorumun, diğer yorumlar, Evren'in yorumlara tepkisi, Evren'in vesilesi ile senin bu yazıyı yazman, Nurturia'da yazını duyurduğun güncellemene gelen yorumlar, vs bana bunları düşündürdü.

Bu arada ben de yetiştirmenin etkisini göz ardı etmiyorum.

Blog yazarını yazmaya iten nokta gözlem, kendinde ya da başkasında. Sen mesela kızında bir tuhaflık olmadığını yazmışsın. Toplum böyle diyor, ben kızımda gözlemlemiyorum diyorsun. İlle Ela da pembe hastası olur demiyorum ama, belki Ela tam bunu gözlemleyeceğin yaşa gelmemiş olabilir diyorum.

İki değişken arasında ilişki kurulduğunda birinin diğerine yol açtığını söyleyerek yanlış sonuçlara varan araştırmalara örnek vermeye çalışmıştım senin araştırmayı. Önce doğru okusam daha iyi olurmuş :)

Damla dedi ki...

Bir de (hep taksit taksit ya :) ), doğuştan mı, sonradan mı demişsin ya başlıkta. Ben hepsi toplumsal değil derken, bazı farklılıklar doğuştan geliyor demek istemiyorum da, bazı farklılıklar hormonlardan, temelde testesterondan geliyor demek istiyorum.

Ozgur dedi ki...

Damla,

Hepimiz çok doluymuşuz, konu da epeyce genişledi.

Gözlem değil sadece, kendimden bildiğim şeyler. Belki de ayrı bir post yazmalı bu konuyla ilgili. 30 yıldır yaşadığım, evdeki elektronik eşyaları söküp geri takmamdan, tamirat merakımdan, basketbol sınıfındaki tek kız olmamdan... okuduğum bölümden, kadından yazılımcı mı olurmuş triplerinden... uzun bir yol bu. Süslenmemelerden, tuvalete yalnız gidebilmekten... Anaç olmamaktan, o kadar empatik olmamaktan, sevimli sevecen yumuşacık olamamaktan, doğuştan sakin ve sosyal(!) olmamaktan, doğum günlerini yıl dönümlerini unutmaktan... Yani o kadar nokta var ki kadın steriotipine uymadığım. Çocuklukta bu daha yoğundu. Sen de koşuyorsun, o da koşuyor, ona aferin var sana otur var. Biliyorum senin demek istediğin böyle olsun değil.

Mesele sadece Ela değil yani. Örnek anaokulundayken ben pembe renginden nefret ederdim. Bütün pastellerim biterdi, pembe sapasağlam dururdu. Çok net hatırlıyorum, çünkü bir gün suçlu hissetmiştim pembe boyaya karşı. Siyah severdim, mavi severdim. Arabalarım vardı, kumandalı. Bisikletim. Kamyonla nakliye işleri yapardık ciddi ciddi. Sokakta çamurun içinde, ağacın tepesinde uzaycılık oynar, paraşütle(!) (kollarımızı bırakıp serbest düşme) dünyaya inerdik. Kız erkek karışık. Bu açıdan kendimi şanslı görüyorum.

Öte yandan anaokulundan bizim eve 23 nisanda sürmemiz için kırmızı oje vermişlerdi. Teyzem de sürmüştü. Onu da hatırlıyorum.

Hormonlara gelince... Etkilerini kim inkar edebilir, doğum sonrası hallerimiz ortadayken. Hormonlar genel olarak ruh hali değişimleri, risk alabilme, enerji, saldırganlık vs gibi konularda etkililer.

Baba olan erkeklerde testesteron düşerek onları daha duygusal yapıyormuş diye bir şey okudum. (wiki) Ama yine de meslek seçimi, eğilim, genel hal tavırda en etkili şey bence kültürel tanımlar. Çevrede yaşanan "erkek olmak ne demektir?" "kadın olmak ne demektir" sorusuna verilen yanıtlar. bu da sadece anne ve sadece baba değil, ilişki kurulan tüm kadın ve erkekler rol modeli olabiliyor...

Konu bitmez:)

Ozgur dedi ki...

Damla,

Hepimiz çok doluymuşuz, konu da epeyce genişledi.

Gözlem değil sadece, kendimden bildiğim şeyler. Belki de ayrı bir post yazmalı bu konuyla ilgili. 30 yıldır yaşadığım, evdeki elektronik eşyaları söküp geri takmamdan, tamirat merakımdan, basketbol sınıfındaki tek kız olmamdan... okuduğum bölümden, kadından yazılımcı mı olurmuş triplerinden... uzun bir yol bu. Süslenmemelerden, tuvalete yalnız gidebilmekten... Anaç olmamaktan, o kadar empatik olmamaktan, sevimli sevecen yumuşacık olamamaktan, doğuştan sakin ve sosyal(!) olmamaktan, doğum günlerini yıl dönümlerini unutmaktan,... Yani o kadar nokta var ki kadın steriotipine uymadığım. Çocuklukta bu daha yoğundu. Sen de koşuyorsun, o da koşuyor, ona aferin var sana otur var. Biliyorum senin demek istediğin böyle olsun değil. Ama iş hayatında birisi gelip sana e kadınlar daha duygusal filan dediğinde uçan tekme atma isteğimi sınırlayamıyorum:) Gözlemlerime göre iş hayatında erkekler kadınlardan daha duygusal ve haset davranabilirken üstelik.

Mesele sadece Ela değil yani. Örnek anaokulundayken ben pembe renginden nefret ederdim. Bütün pastellerim biterdi, pembe sapasağlam dururdu. Çok net hatırlıyorum, çünkü bir gün suçlu hissetmiştim pembe boyaya karşı. Siyah severdim, mavi severdim. Arabalarım vardı, kumandalı. Bisikletim. Kamyonla nakliye işleri yapardık ciddi ciddi. Sokakta çamurun içinde, ağacın tepesinde uzaycılık oynar, paraşütle(!) (kollarımızı bırakıp serbest düşme) dünyaya inerdik. Kız erkek karışık. Bu açıdan kendimi şanslı görüyorum.

Öte yandan anaokulundan bizim eve 23 nisanda sürmemiz için kırmızı oje vermişlerdi. Teyzem de sürmüştü. Onu da hatırlıyorum.

Ozgur dedi ki...

Damla,

Hepimiz çok doluymuşuz, konu da epeyce genişledi.

Gözlem değil sadece, kendimden bildiğim şeyler. Belki de ayrı bir post yazmalı bu konuyla ilgili. 30 yıldır yaşadığım, evdeki elektronik eşyaları söküp geri takmamdan, tamirat merakımdan, basketbol sınıfındaki tek kız olmamdan... okuduğum bölümden, kadından yazılımcı mı olurmuş triplerinden... uzun bir yol bu. Süslenmemelerden, tuvalete yalnız gidebilmekten... Anaç olmamaktan, o kadar empatik olmamaktan, sevimli sevecen yumuşacık olamamaktan, doğuştan sakin ve sosyal(!) olmamaktan, doğum günlerini yıl dönümlerini unutmaktan,... Yani o kadar nokta var ki kadın steriotipine uymadığım. Çocuklukta bu daha yoğundu. Sen de koşuyorsun, o da koşuyor, ona aferin var sana otur var. Biliyorum senin demek istediğin böyle olsun değil. Ama iş hayatında birisi gelip sana e kadınlar daha duygusal filan dediğinde uçan tekme atma isteğimi sınırlayamıyorum:) Gözlemlerime göre iş hayatında erkekler kadınlardan daha duygusal ve haset davranabilirken üstelik.

Mesele sadece Ela değil yani. Örnek anaokulundayken ben pembe renginden nefret ederdim. Bütün pastellerim biterdi, pembe sapasağlam dururdu. Çok net hatırlıyorum, çünkü bir gün suçlu hissetmiştim pembe boyaya karşı. Siyah severdim, mavi severdim. Arabalarım vardı, kumandalı. Bisikletim. Kamyonla nakliye işleri yapardık ciddi ciddi. Sokakta çamurun içinde, ağacın tepesinde uzaycılık oynar, paraşütle(!) (kollarımızı bırakıp serbest düşme) dünyaya inerdik. Kız erkek karışık. Bu açıdan kendimi şanslı görüyorum.

Öte yandan anaokulundan bizim eve 23 nisanda sürmemiz için kırmızı oje vermişlerdi. Teyzem de sürmüştü. Onu da hatırlıyorum.

Ozgur dedi ki...

Damla,

Hepimiz çok doluymuşuz, konu da epeyce genişledi.

Gözlem değil sadece, kendimden bildiğim şeyler. Belki de ayrı bir post yazmalı bu konuyla ilgili. 30 yıldır yaşadığım, evdeki elektronik eşyaları söküp geri takmamdan, tamirat merakımdan, basketbol sınıfındaki tek kız olmamdan... okuduğum bölümden, kadından yazılımcı mı olurmuş triplerinden... uzun bir yol bu. Süslenmemelerden, tuvalete yalnız gidebilmekten... Anaç olmamaktan, o kadar empatik olmamaktan, sevimli sevecen yumuşacık olamamaktan, doğuştan sakin ve sosyal(!) olmamaktan, doğum günlerini yıl dönümlerini unutmaktan,... Yani o kadar nokta var ki kadın steriotipine uymadığım. Çocuklukta bu daha yoğundu. Sen de koşuyorsun, o da koşuyor, ona aferin var sana otur var. Biliyorum senin demek istediğin böyle olsun değil. Ama iş hayatında birisi gelip sana e kadınlar daha duygusal filan dediğinde uçan tekme atma isteğimi sınırlayamıyorum:) Gözlemlerime göre iş hayatında erkekler kadınlardan daha duygusal ve haset davranabilirken üstelik.

Mesele sadece Ela değil yani. Örnek anaokulundayken ben pembe renginden nefret ederdim. Bütün pastellerim biterdi, pembe sapasağlam dururdu. Çok net hatırlıyorum, çünkü bir gün suçlu hissetmiştim pembe boyaya karşı. Siyah severdim, mavi severdim. Arabalarım vardı, kumandalı. Bisikletim. Kamyonla nakliye işleri yapardık ciddi ciddi. Sokakta çamurun içinde, ağacın tepesinde uzaycılık oynar, paraşütle(!) (kollarımızı bırakıp serbest düşme) dünyaya inerdik. Kız erkek karışık. Bu açıdan kendimi şanslı görüyorum.

Öte yandan anaokulundan bizim eve 23 nisanda sürmemiz için kırmızı oje vermişlerdi. Teyzem de sürmüştü. Onu da hatırlıyorum.

Axius dedi ki...

Benim kızımın "erkek gibi" diyebileceğim bir kız arkadaşı var.Çocuğu 2.5 yaşından beri tanıyorum, şimdi 8 yaşında.Çok da haşarı bir çocuk. Geçenlerde sınıfın en yaramazı 2 oğlanla beraber ayakta durma cezası almışlar. Cezalı oldukları süre boyunca 2 oğlan kıkır kıkır gülerken erkek Fatma'mız ağlamış...Cinsiyet farkı kendini bir yerde gene de gösteriyor demek ki diye düşündüm.

Evren dedi ki...

Damla,
Acaba Ursula K. Le Guin kadin oldugu icin mi farkli yaziyordu, yoksa icinde yasadigi toplumdan, kadin kulturu ile hasir nesir olmasindan ve etkisinde bulundugu feminist hareketten dolayi mi? (Bkz. linkteki soylesinin ilk sorusu ve cevabi: http://www.swarthmore.edu/Humanities/pschmid1/engl5H/leguin.interv.html)
Bunlari ayristirmak pek kolay degil sanirim. Oldugun kisi olmanda toplumun etkisinin olmadigini iddia etmek biraz fazla geliyor bana. Cunku bu sistem, okulundan tut, medyasina, aile ortamina kadar birlikte isleyen bir sistem. Ataerkil sistem de bu sistemin bir parcasi, aslinda bir nevi superordinati: tarihler ve uluslar ustu bir sistem. Ve bu sistemin, tek tek cinsiyetler icin bictigi roller, beklentiler, kaliplar ve daha bir suru sey var. Bunlardan siyrilmak cok da kolay degil. Ayrica siyrilsak bile, bu siyrilma surecinin, olusan farkindaligin da ayri etkileri olacaktir bizim uzerimizde ve yazim tarzimizda. Dolayisiyla Ursula'yi Ursula yapanin yalnizca kadin olmasi oldugunu iddia etmek ancak Ursula hicbir sekilde toplumla etkilesime girmemis oldugunda mumkun olabilirdi diye dusunuyorum ki kendisi soyleside feminist hareketin yazim tarzi uzerindeki etkilerinden zaten bahsediyor.

Testesteron meselesine gelince, bu konuda kesin bir arastirma yok bildigim kadariyla. Cunku senin de dedigin gibi correlation vs. causation olayi var ki bu konudaki arastirmalarin cogunu gecersiz kiliyor. Bak mesela burada alternatif bir arastirma var: Rethinking Testesterone (http://www.slate.com/id/1005049/). Bilinenlerin tam tersini soyluyor.

Damla dedi ki...

Ursula'nın cinsiyetler konusunda ne düşündüğünün, feminist olup olmamasının bir önemi yok benim söylemek istediğimde. Ursula'nın kitaplarındaki sosyal derinlikten, gerçekçiliği bir kademe arttıran detaylardan, duygu çeşitliliğinden söz ediyorum. Bunları içinde bulunduğu toplum da, rol aldığı toplumsal olaylar da etkilemiştir elbette, bunların etkisi yoktur demiyorum. Sadece bu iki cinsiyet fabrika çıkışı aynıdır, toplum bunları farklı görüyor değildir diyorum. Ve benim olduğunu düşündüğüm bu farklılık varsa, ve biz bu yokmuş gibi davranırsak, bazı güzel şeylere yazık etmiş olabiliriz demeye çalışıyorum.

Evren dedi ki...

Damla, senin ne demek istedigini anliyorum. Ve fakat olayi salt biyolojik cinsiyet uzerinden tartistigimizda biraz indirgemeci tartismis olmuyor muyuz diye supheye dusuyorum. Yani biyolojik ve toplumsal cinsiyeti birbirinden ayirmaya calismak ne kadar mantikli, bu konuda suphelerim var. Cunku kadin olup da, sosyal derinlik, detaylar ve duygu cesitliligi konusunda sig yazan yazarlar oldugu gibi, erkek yazarlardan benzer derinlik ve detaylari gosterenler de var. Kiyaslamak ne kadar mantikli ama Yasar Kemal geliyor benim aklima.

Bu insanlarin biyolojik ozelliklerinin yanisira, icinde bulunduklari kultur, sosyal cevre, politik kosullar ve edindikleri farkli kimliklerin de etkisi vardir sanirim. Ben de biyolojik farkliliklari gormezden gelmeyelim demiyorum :) sadece diger etkenleri de gozden kacirmayalim, bir butun olarak inceleyelim diyorum.

Damla dedi ki...

Ya iyi tamam ya :P