20 Ara 2010

Ömür Dediğin...

bir insan ömrünü neye vermeli
para mı onur mu taş diken bir yol
ağacın köküne inmek mi yoksa
savrulup gidiyor yaprak dediğin


Yoğun günler geçiriyoruz. Sürekli uykusuz, sürekli çalışma halinde. Verim yüksek. Şikayet yok, çünkü tamamen seçtiğimiz, istediğimiz hayatı yaşıyoruz. Bu günlerde yollardayız. Sürekli arkadan korna çalan adama şaşırıyorum. Yol veriyorum ve kırmızı ışıkta yan yana bekliyoruz. Nereye yetişiyor, soruyorum kendine? Ya da birinden mi kaçıyor? Kaçması daha anlamlı. Peki kaçabiliyor mu?


yüreğin ürperir kapı çalınsa
esmeyen yelinden hile sezerler
künyeler kazınır demir sandıkta
tükenip gidiyor ömür dediğin

Bugün tesadüfen bir sayfasını açtım Idle Parent kitabının. Çalışıyorsun, yanına çocuğun geliyor. Somurtuyorsun, işim var şimdi değil diyorsun. Gerçekten işin var mı, gerçekten? Oysa o noktada bırakıp çocuğun yanına gitsen, o beş dakikayı versen. Bazen oluyor bu, o beş dakikayı verdiğinde aklın işte kalıyor. Onu anlıyor çocuk. Senden iyi biliyor senin aklını. Yemiyor. Yemiş görünüp arıza yapıyor, tüm varlığınla ona kalana kadar. Artık daha rahat bırakıyorum kendimi. İş yoğun bile olsa, onun zamanı başka, kızın başka. Hatta bazen ne kadar yorulursam, kızla da o kadar iyi ilgileniyormuşum gibi geliyor. Oynarken dinlenmeye başlıyorum belki de.


İnanılmaz bir haftasonu geçirdik. Hastaydım geçen hafta. Ela da idrar yolları enf. olmuştu. Hafta sonu ikimiz de daha iyiydik. Karambolde bir de arka azı çıkmış. Hamdolsun. Hoş gelsin. Cumartesi Doğa'larla buluşup Beyaz Fırın'a gittik. Oyuncak dediğin iki masa, iki eski tahta, biraz kalem boş kağıt. Saatlerce oynadılar. Biz de çay içtik. Pazar burdaydı Doğa. Deliler gibi oynadık. Oyunlarımızı uzun uzun yazmalıyım aslında. Çok zorlanıyorum oyun bulurken. Yazınca sanki ben yaratıcıymışım, süper anneymişim gibi oluyor. Hiç alakası yok esasen. Tam tersine... Yaratıcı olamadığım için taklitçiyim. Okuduğumu hemen kopyalıyorum. Çünkü aslında ee şimdi ne yapalım Ela modundan hoşlanmıyorum. Sıkılıyorum. Biz ailecek oyun oynamayı seviyoruz ama birinin birini oyalamasını değil. Hepimiz eğlendiğimizde herşey muhteşem oluyor. Ela o zaman onyüzmilyon kat eğleniyor.Oyun önemli.



dışı eli yakar içi de seni
sona eklenmeli sözün incesi
ayrılık gününün kör dereleri
bölünüp gidiyor nehir dediğin


Barış imzaladım sanki pek çok şeyle. Annevebebişi beni en düşündüren blogger son zamanlarda. İlla bir şey yapması gerekmiyor. Bakışını sevdiğim. Egolardan, bençokönemliyimlerden çok sıkıldım. Daha az önemli olmayı başarsak ne kadar rahatlayacağız aslında. En hızlı biz gitmekten vazgeçsek, yandaki aracın önüne geçmeye çalışmasak, yol versek, bir kamyonun arkasında tıngır mıngır sallana sallana gitsek, aldığımız hizmetten memnun olsak, durmadan eleştirmesek, şikayet etmesek, illa benim dediğim olacak demesek, illa benim hediyem. Ben ben ben diye başlamasak cümlelere. Benim de ... diye anlatmasak. Daha çok sen, daha çok biz. Daha çok evet, hayata evet, çocuklara evet...


Çok sevdiğim bir arkadaşım, eski işyerimin güzel yüzü hamileymiş. Tüp bebek deniyorlardı, kendiliğinden oluvermiş tüpsüz. Çok sevdiğim başka bir arkadaşım Ankara'da, bir diğeri İzmir'de, bir diğeri Selanik'te hamile. Bizim ekip çoğalıyor ey ahali. Korkun bizden. Birer birer de olsa artıyoruz. Nurturia'da yeni arkadaşlar, anneler, bloggerlar. Bazen gizli bir cemiyetmişiz gibi geliyor. Kaçın analar geliyor. Binlerce güzel çocuk.


Yılbaşı çekilişi oldu nurturia'da. hediye aldık, hediye verdik. O kadar mutlu olduk ki. Tanımadığımız insanlar, bir yanı yabancı, bir yanı çok yakın. Kaygılar kardeş, korkular kardeş. Yöntemler çok farklı olsa da. Annelik bir felsefe işi. Bir teori aslında, pratikle sınanıyor. Ama öncelikle ne olmak istediğin önemli. Geriye dönüp bakınca şunu demek istiyorum taze anne halime. Daha çok sarılma, daha çok kucak, daha az endişe. Kucağımdan indirmedim kızımı ve her defasında uzun uzun emzirdim. Tenime yasladım. Öğle emmelerinde beraber uyuduk yatağın ortasında. Aşka en yakın olan, bazen aşktan yoğun olan ama aşk olmayan duygunun adı nedir? Evlat sevgisi.Ela'nın dediği gibi ya da. Anne fil ne demiş kızım? (çok hissederek) yavvvvyuuuummmmmm

Bir söz duydum nurturia'da gene. Çocuk fındıkmış, torun fındık içi. (O nedenle anne babalar çocuğun kabuğunu kırarlarmış ama fındık içine dayanamazlarmış:)


harcanıp gidiyor ömür dediğin


Doğrular/yanlışlardan öte... Üç yanlış bir doğruyu götürmüyor. Felsefe farkı var. Kimi her daim dibinde olmayı seçiyor, kimi eliyle beslemeyi, kimi koynunda uyutmayı. Kendi felsefesini bulmuş anne huzurlu oluyor. Ordan oraya savrulan hıuzursuz. Sanki anneliğimin ikinci yılını tamamlarken en rahat günlere vardım. Gerçi kızıma bakınca ne kadarı bizden, ne kadarı doğuştan sorgulamadan edemiyorum. Yaptığımız yanlışlar olmuştur illa. Doğrular da. Mesela bilinçli olarak aşırı uyarılmadan korumaya çalıştık. Televizyondan, videodan, aşırı hareketten, kontrolsüz gürültüden. Uykularına önem verdik. Düzene önem verdik. Hem ona, hem bize uydu. Bir çocuğum daha olsa bunu yaparım sanki.


Şeklin değil, özün peşinde olduk. Almış olmak için almadık. Sürekli yaptığımız şeyin etkisi nedir ona baktık. Hem haz olarak, hem zaman olarak, hem zihinsel olarak.Sürekli kitap okumadık, ama hep masal anlattık. Dönem dönem okuduk, dönem dönem kapak açmadık. Dönem dönem resim yaptık, sonra bıraktık. Bulduk, unuttuk oyunları sürekli. Tombala günlerimiz vardı bak, geçti şimdilerde.


Çok uzun oldu yazı, kimse okumayacak. Çok iyi bir anne olduğumu düşünmüyorum. Bilmediğim çok şey var. Mesela beyin araştırmacısı (neurosciencı) olmayı çok isterdim. Sanırım bugünlerden akademisyen olmadığım için pişmanlık duyuyorum biraz. Her doktora bitirenle çok gururlanıyorum. Okumak değil, bitirmek. Bitirmesi zor. Ama çok fazla akademik arkadaşım oldu son günlerde, besleniyorum onlardan. Bu da güzel...


Ben de gidip yatsam mı acaba? Gece Eya uyanıyor bir an, ben de uyanıyorum. O hemen geri uyuyor, benim uykum kaçıyor. Hemen bir yazı yazmaya başlıyorum kafamda. En güzel yzılarımı hep 6:15de yazıyorum ne yazık ki sizin haberiniz olmuyor. Sonra da söyledim sözümü diye kağıda geçirmiyorum, üşeniyorum.


Bir ömürde ne kadar değişik ben oldu, hepsi biraz ben, biraz sen, biraz o. Her temastan kalan izler. Çoğalır engeller, yürür gidersin, yüreğin taşıyıp götürür senin...


Hadi iyi geceler...

15 yorum:

Sadece anne.. dedi ki...

Okudum işte sonuna kadar, sen derdine yan :)) Açma arayı diyeceğim ama açınca da başka bir güzel mi oluyor ne?.. :)

Elifnur dedi ki...

Ben de sonuna kadar okudum. Cok da guzel bir yazi olmus, eline saglik.

aysema dedi ki...

Ben de...

OiP dedi ki...

çok güzeldi... tam özgür anne:))

Ozgur dedi ki...

sadeceanne, elifnur, aysema, oyip...
teşekkür ederim çok:) iyi geceler...

Anne ve Bebisi dedi ki...

O kadar guzel yazmissin ki; cok guzel gibi klise bir cumleden daha fazlasini bulamiyorum soyleyecek :)

perinin sectikleri dedi ki...

Ne guzel yazmissin ozguranne... Sonuna kadari birak, birkez daha okunmayi hakediyor.

Ozgur dedi ki...

annevebebişi:) Çok sevindim.

perinin seçtikleri, çok teşekkürler..

Bengi Gülsüm dedi ki...

hemen hemen her gun girip bakiyorum yeni yazi var mi diye, cok sukur bugun var, hem de cok guzel..

Zeynep dedi ki...

Eline, diline sağlık, sonuna kadar ve tekrar okunmayı hak etmiş bu yazı.
Sevgiler,
Zeynep

therru dedi ki...

süpersin özgür anne, 2010'un free your mind ödülünü sana vermek istiyorum :)

Berna dedi ki...

Okunur ki bu =)
Henüz bir anne değilim ama bir gün olursam, senin gibi bir anne olmak isterim...

DeryAze dedi ki...

Çok güzel bir yazı gerçekten de. eline sağlık. benim de otobüslerde geliyor aklıma "güzel" yazılar. gideceğim yere varana kadar bir yazı, dönerken başka bir yazı yazıyorum kafamda. hiçbiri bloga yetişmiyor :))

Buse dedi ki...

Merak ettim Cogito'nun hangi sayısı o fotoğraftaki? Sevgilerimle.

Ayşe dedi ki...

birisi pink brain blue brain okuyor galiba?

askolsun, iyi anne degilim ne demek...gordugum en tatli, en ozgur annelerden birisin sen... toplumun sosyal construction'larina bakma sen...

optum cok cok.