25 Oca 2011

İçimizdeki Patron

Ancak kendimize izin verdiğimiz oranda özgür olabiliriz...

Çalışmak/çalışmamak pek çok annenin sık sık düştüğü ikilem. Çalışan dertli, çalışmayan dertli. İşin bir de başka bir yönünden kısaca bahsetmek istiyorum.( İçimdeki patron amma uzun öğle arası verdin demeden hemen önce...)

Bir seneyi aşkın süredir evden çalışıyorum. Daha önce evden çalıştığım dönemler olmuştu. Bu seferkinin farkı bir patronun olmaması. Ya da ben öyle sanmıştım. Meğer patronların en kötüsü başımda beklermiş de haberim yokmuş. İçimde yaşıyor, yediriyorum, içiriyorum. Gerçi haksızlık etmeyelim. Çocuk hasta olunca izin veriyor sağ olsun. Süt iznine filan da karışmadı. Emziren kadına sabah 5de kalk Bursa'ya git gibi abuk sabuk isteklerde de bulunmuyor.  Onun derdi çolukla çocukla işle güçle değil. Benimle uğraşıyor.

Sabahları hemen mesainin başına geçiyorum. Bilgisayarı açıyorum. Öyle alışveriş sitelerine girmiyorum. Zaman hırsızı onlar. Gazete de okumuyorum. Kahvaltımı ekran karşısında hızlıca yapıyorum. Öğle arası vermiyorum genelde. Ekran başında onu da yiyorum. Ara ara Eya yanıma kaçıp gelince onu alıp öpüp kokluyorum. Bazen içerden gelen sesini dinliyorum kaçak kaçak. Bazen beni görüp de dikkati dağılmasın diye tuvalete gitme işini erteliyorum. Gölge gibi geziniyorum evin içinde. Bazen kahkahalarını duyuyorum ve gidip karışmak istiyorum oyuna. Çoğu zaman akşamı bekliyorum.

Mesai 6da bitiyor. Trafik olmadığı için, 6da evdeyim. 6-6:15 arası. Saat 4:30 gibi kendimi sorgulamaya başlıyorum. Bugün ne kadar iş ürettim, verimli miydim? Eksik iş kaldı mı? Suçlu hissediyorum. Yetiştirmek için son bir gayret gösteriyorum. Çok enteresandır ki saat 5 ila 6 arasının her dakikası çok kıymetli. O arada verimlilik tavan yapıyor.

Eskiden aynı zamanda bir işte çalışıp dönem dönem evden çalıştığım olmuştu. Genelde çok yoğun zamanlardı ve geceleri de çalışmak için yaptığım bir şeydi bu. Çok çalışırdım. Kendimi kaybederdim çalışırken. Şimdi öyle değilim. Öyle olmamaya çalışıyorum. 6dan sonra tamamen Ela'ya adanıyorum. O uyuyana kadar. Uyuyunca tekrar ekran başındayım. Dizi filan izleyeceksek bu 12den sonraya artık beynimizin iş üretemez hale geldiği noktaya kalıyor. O da uykusuzluk demek. Üstüne gece Eya uyanırsa ertesi gün zombi şarkısı kafamda çalıyor.

Oysa... oysa üretkenlik durmadan çalışmak değildir. Üretmek için nefes almak gerekir. Arada dışarı çıkmak, bir kahve içmek. Beni denetleyen kim? Gitsem öğlenleri bir saat kitap okusam bana kim karışır? Tatil ettim ulen desem arkadaşlarımla buluşsam? Yaysam bütün gün. Hastalık iznim bile yok okuyucular. Vermiyorum kendime. Hasta da olsam geçiyorum ekran başına. Her dakika verimli değilim. Bazen dağılıveriyorum. O zaman işte çok suçlu hissediyorum kendimi. Hem de nasıl. Patron dışarda olsa, dağıldığım an hemen açık havaya çıkar bir kahve içerdim. Bir arkadaşla geyik yapardım. Öğle tatilinde avmye giderdim ya da başka bir mecraya... Diyeceğim o ki, içteki patron, dıştakinden daha sıkı, senin zayıf noktalarına daha hakim. Arada sus bakiyim demek gerek ona.

Geçen eğitimden çıktığımda, trafik olmasını beklediğim bir yerde trafik olmayınca acayip hayal kırıklığına uğradım. Bu arada bahsettim mi bilmiyorum ama her yere arabayla gider oldum. Araba kullanmaya bayılır oldum. İnsanlar trafikten şikayet ediyorlar. Oysa... Ben kendimle başbaşa kalıyorum o an. Yalnızım. Yalnızlığın ne kadar güzel, özlenesi bir şey olduğunu damarlarımda hissediyorum. Seçilmiş yalnızlık. Trafikte bir şarkı çalıyor. Bağırarak söylüyorum. Deli bu kadın. Evet, hiç acelem yok sevgili İstanbul'lular. Bütün yollar sizin olsun. Peki... evine uzak yoldan git... Biraz dolaş da git diyorsunu di mi. Olmaz, çocuğum bekler. İçimdeki anne/patrona onun hesabını veremem. Bir an önce eve gitmem gerek... O nedenle trafik, sen beni anlarsın. Bir ev daha tutmalı, gizli bir ev.... Düşünme evi. Düşünme pijamalarımızı giyip sadece düşüneceğimiz.


Nerden nereye geldim.

Diyeceğim o ki özgürlük aslında işte çalışmak, evde çocuk bakmak, part time,full timeda değil. İçimizde. Daha az mesaili ama daha az ücretli işler var. Düşününce seçenek var. Arayınca bulunuyor. Ama sorun dışarda değil. Sorun o kişi, bu kişi değil. Kendimizi özgür bırakmayı öğrenmemiz lazım. Özgür anne adının hakkını veremedim. Bu yazı kulağıma küpe olsun.

sevgiler, patron çaarıyo gitmem gerek...

12 yorum:

anne kaleminden dedi ki...

harikaydı... zaten bireysel çalışanlar daha doğrusu özel işi olanlar, kendi kendinin patronu olanlar çook daha disiplinli oluyorlar her zaman :)

mine dedi ki...

Ben de evden çalışan bir anneyim ve oğlumla ilgilenmediğim her anı (gündüz bakıcısıyla bu arada) çalışarak geçiriyorum. Bu yazı benim de kulağıma küpe olacak, çok güzel ifade edilmiş her şey. Hatta başladığım ve iş yoğunluğuyla yarım kalan, evden çalışan anne yazımı da bitirip bir küpe daha takacağım. Eline, yüreğine sağlık ÖZGÜRanne.

Bir Annenin Paylaşımları dedi ki...

harika bir yazı ... kesinlikle sana katılıyorum, şyerinde bol bol kaytarıyorum ama evden çalıştığım dönemde ki , yine önümüzdeki seneyi öyle geçireceğim daha fazla baskı uyguluyordum kendime... bu biraz yapı sanırım.

Deli Anne dedi ki...

Beim eşim de yurt dışında olmadığı zamanlarda ve yoğun iş yoksa home office çalışır genellikle. Haftada 1 uğrar işyerine. Ama rahat ettirmez kendine evden çalıştığı zamanlarda. Çalışmaya daha çok zorlar kendini eğer evdeyse.. içindeki patron mu vicdanı mı ne bilmem rahat vermez ona. Daha öyle sert öyle yoğun öyle koşullarda çalıştı ki sanırım bu şartlarda çalışınca kaytarıyormuş olmaktan çekiniyor. 1 saat iş yapmamışsa 5 de bten mesaiyi illa 6 ya çekiyor.

ÇokBilmiş dedi ki...

Saygı duydum içinizdeki patronlara... Ben de evden çalışıyorum ama benim içimde bir patron var ki gevşek mi gevşek, habira kaytarmama göz yumuyor. Ben ne yapsam da bu kadar disipline olsam bilemiyorum...

blogcuanne.com dedi ki...

Harikasın sen. Başka bir şey diyemem.

sirâr dedi ki...

Özgür, daha ne denir?!..

Kiraz Çekirdeği dedi ki...

Ozgur anne'cım ben de evde calısmak ıstıyorum... Oh ne guzel ya, evımde olayım da nasıl calısırsam calısayım cocugu, kocayı kahvaltı hazırlayıp ugurlar onlar gelene kadarda calısırım ıste, kımseye laf anlatma derdı yok, ev bosya ondan boyle keyfım ;) canın gezmek ıstıyorsa gez toZ aksam gel calıs tam benlık ıs ya ;)

yeşilanne dedi ki...

Kendimi özgür bırakmayı öğrenmeden önce, içimdeki patrona yürü be demem gerek..

KUZEY TAN dedi ki...

benim içimdeki patron çok fena ama sadece bana. dışarıdıkilere karşı süper içimdeki patron. ben performansın günde 9 saatin 9 saati iş çıkarmak olmadığını anlatmıyorum. Arkadaşına "merhaba, bugün nasılsın" demek performansı öldürmez diye anlatamıyorum. sen süper ifade etmişsin. gel biizmkilere de anlat.

Ozgur dedi ki...

Bu yorumlar üzerine bi yazı daha yazasım geldi hemen:)

anne kaleminden, harcadığın sana ait ya o açıdan belki.


mine... di mi, di mi:) damdan düşenin halinden...

bir annenin paylaşımları, evet yapı biraz da. katılıyorum...

deli anne, yazık eşine. anlıyorum onu.

çok bilmiş, belki hedefler net değildir, olabilir mi? ben çok hedef koyuyorum kendime, uyamazsam stres oluyorum mesela.

blogcuanne, çok teşekkür ederim:) ne diyim bilemedim:)

sirar: beni mahcup ediyorsunuz kuzum.

kiraz çekirdeği, evden çalışınca yine konuşalım. bu arada şu kadar zamandır evdeyim kocana kahvaltı hazırladın mı diye sorarsanız hayır bir kez bile hzırlamadım. işin doğrusu kendime de hazırlamıyorum. hızlıca kepek ekmek-peynir-domates üçlemesi, hazırda varsa çay...

yeşilanne, hepsinin zamanı var. bir de evde bakıcı var:)

kuzeytan: o da başka bi yanı. benimki de başkalarına benden iyi davranıyor. taktı bana kesin:P

yeşilanne dedi ki...

Dimi ozguranne, gelecek dimi o zaman. Benim içimdeki patronda zaman, mekan, sınır tanımaz olacak dimi. Yürü be koç diyeceğim dimi bir gün ona.. Cesaret cesaret.. Dua dua dua..