28 Şub 2011

Bir Kadın Girişimci Öyküsü: Gereko

Kadınlar daha fazla girişimci olmalı. Özellikle de biz kadınların derdine derman olacak girişimlerin şansının çok olduğuna inanıyorum. Bir de girişimci doğuran girişimlerin. Mesela Nurturia:  Orada tanışıyorsun birbirinden güzel ve akıllı annelerle, beraber bir şey yapıyorsun, üretiyorsun, yaratıyorsun.

Bu anlatacağım girişim öyküsü de girişimci dostu. Kendisi bir kadın, bir anne ve bu işle uğraşmak için işini gücünü bırakmış bir arkadaş. Bizim kabileden...

Ne yapar bu site kısaca anlatayım. Hepimiz çocuğumuzun doğum gününde bir heves pasta yaptırıyoruz değil mi enteresan şekilli? Eğer tanıdığımız varsa ne güzel. Yoksa nerden bulunur, çocuk için böyle doğal malzeme kullanacak bir o kadar şeklen güzel olacak pastayı yapan kişi? Gereko'ya giriyorsunuz. Benim böyle böyle bir ihtiyacım var diyorsunuz, bu hizmeti veren kişiler size teklif gönderiyor. Çocuğa parti yapayım, özel hoca tutayım, efendim nakliyeci seçeyim, boyacı bulayım... gibi işlerde deli gibi araştırma yapmamız gerekir. Evi taşırken eşimin 15 firmayla teker teker görüşüp fiyat aldığını bilirim. Bu derde deva olan bir yer gereko.

Bu site tüm bu araştırma sürecini ortadan kaldırıyor ve işinizi kime yaptıracağınıza karar vermenize yardımcı oluyor. Kullanımı çok basit, ihtiyacınızı hem de ücretsiz olarak gereko.com'a tanımlıyorsunuz, 1-2 gün içinde firmalar/kişiler size teklif veriyor, siz de en beğendiğiniz teklifi seçiyorsunuz, hepsi bu kadar! Bu hizmeti almak tamamen ücretsiz, sizden sadece hizmet aldığınız kişiyi değerlendirmeniz bekleniyor.
Diğer taraftan site evden çalışan, kendini işini yapan kişilerin yeni müşterilere ulaşmasını sağlayan güzel bir yol aslında. Örneğin siteye şimdiden evden butik pasta yapan bir çok bayan pastacı kayıt olmuş, site'deki pasta ihtiyaçlarına teklif vererek yeni müşterilere ulaşabiliyorlar. Tabiki aynısı özel ders verenler, çeviri yapanlar, tasarım yapanlar için de geçerli.

Hani evden çalışan kadın girişimci diye konuşuyoruz ya nasıl olur diye. İşte bu şekilde çalışmak isteyen annelere de aslında bir yol, yöntem gösteriyor. Yeter ki ihtiyacı olanla hizmeti veren kolay ve hızlıca buluşsun.

Benim çok aklıma yatıyor. Hatta keşke biz taşınmadan filan olaydı da o kadar araştırmayaydık diye düşünüyorum. Bundan sonra artık...

Bu vesileyle girişimci anne arkadaşımıza da başarılar diliyorum ve böyle güzel bir fikri hayata geçirdiği için kendisini tebrik ediyorum.

24 Şub 2011

Montessori Sevenler İçin Eğitim Fırsatı ve Kadın Girişimciler

İki duyurum olacak arkadaşlar. Birincisi Montessori sevenler, merak edenler, öğrenmek isteyenler için. Ben bunlardan biriyim ama vakitsizlikten gidemediğim seminerler için ah vah etmekten başka seçeneğim yok. Klonlanmak istiyorum. Neyse. Vakti olanlar için gelsin. Bilgiler şöyle:

Sevgili Eğitim Gönüllüleri,

2010 yılında hayat bulan derneğimiz, Mart-Haziran 2011 döneminde Emel
Çakıroğlu Wilbrandt'ın  "Montessori ile Çocuk Eğitimi Sanatı" eğitimlerine başlıyor.

Eğitim, Türkiye'de bir ilk olan veli  inisiyatifi Montessori okulumuzda
gerçekleşecektir. Katılmak isteyenlerin, katılma amaçları ve kısa özgeçmişlerini
içeren bir yazıyı 22 Şubat 2011 tarihine kadar, yonetim@montessori.org.tr adresine 
e-posta atmaları gerekmektedir.

Kurs frekansı/ süresi: 150 saat olmak üzere, her ay 2 haftasonu olarak
düzenlenecek kursumuz 5 ay sürecektir. Seminer Mart ayının ilk haftasında
başlayacak olup, katılımcılar ile ilk toplantı 27  Şubat Pazar günü  saat 14.00’de
Küçük Karabalık Çocuk Evi’nde gerçekleştirilecektir.  İstanbul dışından gelen
katılımcılar için ayrıntılar e-mail ve/veya telefon görüşmeleriyle gerçekleştirilebilir.
Eğitim sürecinde belirlenecek tarihlerde katılımcılara okulda gözlem ve staj olanağı
sağlanacaktır.

Eğitim saatleri: 09:30-17:00 olarak planlanmaktadir.
Kurs Mekanı: Salih Omurtak caddesi, No:49; Koşuyolu, Kadıköy-İstanbul 
Kurs Ücreti: 3000TL 
 
Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği

Bir duyurum da kadın girişimciler için. Pek çok anne girişimci var, sonuna kadar destekliyoruz kendilerini. Şöyle bir eğitim imkanı varmış:

Paranın Güzin Ablasından kadınlara bir pozitif ayrımcılık daha. Kendi işimi kendim kurmalıyım diyen kadınlara 10 bin kadın projesini tavsiye eden Özlem Denizmen'in bu yazısı altın bilezik değerinde.

Yapılan araştırmalar dünyada kadınların ekonomiye olan katkılarının önemini ortaya koyuyor. Gerek tüketici, gerekse üretici olarak büyüyen rolleri, kadın girişimcilere yönelik programların da artmasına neden oluyor.  Bunlardan biri de 10.000 Kadın projesinin Türkiye programı.
Nereden, ne zaman kadar başvurabilirim?

www.10000kadin.org web sitesi üzerinden ŞUBAT ayı sonuna kadar başvurularınızı yapabilirsiniz.
Türkiye’de 1 milyon 300 bin erkek girişimciye karşılık, sadece 80 bin kadın girişimci var. Bu durumu değiştirmek için haydi kadınlar eğitime!
İnternethaber kaynaklı haberimizi kadın girişimcilerimiz başta olmak üzere okurlarımızın ilgisine ve bilgisine sunuyoruz.
 Haberin kaynağı şurada: 10000 Kadın Girişimci Projesi

Aramızda çok girişimci var biliyorum. Bence biraz eğitim bile fark yaratır. Gidip bakmak gerek. Şubat sonuna kadar aman acele!

22 Şub 2011

Anne ve Çocuk Arasında Telepatik bir Bağ Var mı? Deneyimler neler?

Bilimle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Kendi tecrübemden şu bilgileri paylaşmak istiyorum.

Ela bebekken bizim odada uyurdu. Uykusu iyiydi. Ama ben sık sık uyanıp bakardım.(Deli lohusa anne) O süreç zarfında şöyle bişey olurdu. Gece altını açmayın derlerdi ya. Bizde sızdırma, taşma filan hemen hemen hiç olmadı. Ama her gece içimden bi ses, altını açsam mı acaba derdi. Bu sesin evet dediği bütün zamanlarda Ela kaka yapmış çıktı. Hayır dediğinde ise sabahları baktığımda azıcık çiş olurdu. Bunu yaşamayana komik gelecek bir şey. Gece uyuyorsun sonra zınk diye uyanıyorsun, çocuğun başına gidiyorsun, en iyisi altını açayım diyorsun ve bingo. İyi ki açmışsın. Koku filan yok, varsa da bilincin açık değil o konuda. Farkında değilsin. Bilince ulaşmayan veriler alıyorsun ve farkında olmadığın verilerle bir karar veriyorsun. 

Antalya'dan geldiğimiz gece. Çok yorgunuz. Küt diye uyuduk. Ela kendi yatağında yatıyor, anneanne Ela'nın odasında yatıyor. Zınk diye uyanıyorum ve çok yorgunum. Bişi var diyorum. Kalkayım, kapıları açayım Ela gelmek isterse diyorum. Ama hiç kalkasım yok. Çok uykum var. Kalk kadın diyorum. Kalkıyorum. Gidiyorum Ela'yı yatağından inmiş gelirken buluyorum. (Sese uyanmadığımı biliyorum. Eş zamanlı olaylar)

Şu güne kadar ne zaman canım yandıysa ve söylemediysem annem aradı neyin var kızım dedi. İstisnasız. Kardeşimle de benzer durumu var.

Annem öğrenciyken sürpriz yapmak için kimselere söylemeden memlekete dönmüş. O gün anneannem ağlaya ağlaya yemek yapıyormuş, bunu da kızım severdi diye. O gün nasıl olduysa dedemin de arabayla otogar taraflarına tam da annemin ineceği saatte gidesi gelmiş. Almış annemi eve getirmiş. 

Kayınvalide bir gün eşim bebekken uyuyakalmış. Çok yorgunmuş. Eşim sakin bir çocuk, oyuncaklarıyla oynuyorken kvnin içi geçmiş. Rüyasında eşimi çok seven ama vefat etmiş bir dayısını görmüş. Dayı "kadın kadın uyuyacağına kalk da çocuğuna bak!"  demiş. Panikle uyanan kv koşmuş ki, bizim bey, odadan çıkmış, yatak odasına gitmiş. Gece lambasının ampülünü sökmüş ve oradaki deliğe bir para sokmak üzere...


Şimdi aklıma gelmeyen benzer durumlar çok oldu. Size de oldu mu? Sizce bu telepati mi yoksa bilinç seviyesinde algılayamadığımız verileri yorumlama tarzımız mı? Nedir bu? Çok parapsikoloji bi insan değilim ama var bir enteresanlık. Ne dersiniz?


Not:  Daha önce Ela bizimle uyuyor, odasında sorun var demiştim ya. Dedesi sağ olsun (rutubet olmuştu odanın köşesinde) odayı bir güzel boyadı, anneanne de temizleyince, (mantolama vb sorunlar da çözülünce) oda tekrar güzel hale geldi. Ela da biz yokken tekrar odasında uyumaya başladı. Şu anda yatağının parmaklığı yok. Yatağın bittiği yerde yer yatağı başlıyor. Odanın yarısı yatak:) Zıplama ortamı, anneanne yatağı olarak da kullanılabiliyor. Hatta 8 çocuk yanyana rahaaat rahat yatar. Yatılı gelmek isteyenlere duyurulur.Önümüzdeki günlerde paylaşacağım durumları.

21 Şub 2011

Hızlııı Blogger Geldi ve Gidiyor...

Tam olarak beş dakikam var bu yazıyı yazmak için.

Dün gece döndük Antalya'dan. Özledik, özledik... Kitaplar da almıştık kızımıza ama koşma telaşesiyle uçakta unutup indik. Bundan bahsederken Ela duydu ve "anne kitaplar nerde anne, baba kitabımı ver" diye tutturunca ne kadar yanlış bir iş yaptığımızı anlamış olduk. O yorgunlukla tühh unuttuk denir mi. Denmez. Olsun koklaştık, öpüştük.

Çok eğlenmişler. Ela, teyzesi, anneannesi. Hafta sonu dedesi yalnız bırakmamış, koşmuş gelmiş uzaklardan. Ela uzun zamandır dedem de dedem diye sayıklıyordu, çok sevindim. Kızımın yüzünde güller açmış, neşeli neşeli oynamış, uyumuş. Evde güller açmış, her yer pırıl pırıl temiz, yemekler mis, duvarı bile boyamış babam ve bilimum tamirat işi, yapıcam diyip elimizi bile süremediğimiz binlerce detay düşünülmüş, yapılmış bitmiş, damacananın ucuna kadar. Teşekkür kelimesinin saçmalaştığı bir noktadayız. Annem, babam, kardeşim... Allah başımızdan eksik etmesin. Ana yarısı, ana iki katı ve bir baba bıraktık, kolay mı. Ela gerçekten mutluydu. Öbür dede her gün aramış, konuşmuşlar.

Yoğun ve güzel zamanlar geçirdik. İnsan vır vır konuşunca bir anda eve gel, adapte olamıyor. Dün gece rüyamda konuşmaların devamını gördüm. Seminerler kafamda sürmeye devam etti. Bugün de çoook iş var beni bekleyen. Bir merhaba diyeyim ve kaçayım istedim. Daha bavulları açmadım yani öyle düşünün...

Küçükken ailenizden ayrı kaldınız mı hiç? Bir hafta filan mesela? Nasıl etkilenmiştiniz hatırlıyor musunuz? Ben bir ay kalmışım hatırlamıyorum ama daha büyükken kaldığım olmuştu. Hatırlamakta zorlanıyorum.

İyi haftalar.

17 Şub 2011

Antalya'dan bildiriyor...

Bahar havası, deniz kokusu. Birazdan kumsala inip oturacağım on dakika. Sonra seminer akşama kadar. Kış filan ama otelde epey kalan var yine. Ela anneannesiyle İstanbul'da. İçim çok rahat. Anneanne ve teyze desteği var. Aklımın bir kısmı onda. itiraf.com bir yandan çok iyi geldi. Bu ara çok yorulduk, uzaklaşmak iyi geldi.

Kötü blogcuyum daha çocukluk anıları yazısının yorumlarına yanıt bile veremedim. En sevdiğim yorumlar oysa. Ne kadar tazeleyici, muhteşem. Üzerimde itiraf sobesi var ama pek de bisey bulamadım söyleyecek. zaten yazıyorum olanı biteni. Daha derya'nin sobesi var. Kendini anne olarak nasıl buluyorsun, Ela'nin yerinde olmak ister miydin diye. Kilitledi beni soru. Cevab veremedim. İyi yanlar var, mesela evin genel havası neşeli. Bunu çok önemsiyoruz. Ama ben Ela olsam niye tv yok, neden su sınırlı, neden çikolata yiyemiyormusum diye biybiy konuşurdum gibi geldi (daha büyük olsam). hehe. Öyle iste kızım iyiliğin için:)

İtiraflarla ilgili bir sıkıntı var. İnsanı kötü seyleri düşünmeye zorluyor. Sanki dürüst degilmişsin gibi. Sonrasında da okuyan rahatlamış oluyor, neden rahatlıyor? Annelik baskasının ne yaptigiyla neden ilgili olsun? Diyelim bir anne zayıfladı güzelce ve sonra hapla zayifladigini itiraf etti. Bu beni niye rahatlatsın ki? Ben yapamadım ama bak o da yapamadı doğal yollarla hissi mi. Yanlış yapmış, ben de mı yapayım? Diyeceğim o ki kimse mükemmel değil. Bu cocuk yetiştirme isinde isin en dogrusu nedir kimse bilmiyor. Araştırmalar var sonuçlar var onlara göre kendimizce bir yol izliyoruz.

itiraflardan bahsedelim:

Ela çok uzun süre kendi yatağında ve kolay uyuduktan sonra son bı kaç aydır yanımızda yatmaya başladı. Yer yatağında yatıyor, gece kalkıp yanımıza yatıyor. gerçi su ara dogrudan beraber yaıyoruz. Ona kalsa odasını seviyor ama odada sorun oldu o nedenle bizim odada yatırıyoruz. Uzun lafın kısası hem bencil hem kötü anneyim:) Hem uykuyu önemsiyorum ayol ruh saglıgım. Hem de koynumda yatırıyorum. Bu durumu değiştirmeyi planlamıyorum.

Araba kullanırken iron maiden dinliyorum. utanıyorum ama dinliyorum. bazen radyodan turku dinliyorum.

TV hala açmıyoruz ama Youtube'dan İngilizce şarkı videolarını beraber izliyoruz. arada kayu izlediğimiz oluyor pc'de. Kontrollü ve sınırlı. 20dk geçmiyor ve düzenli değil. Yani her gün izleyecek diye bisi yok. Zor durumda anca. Hastayken izledi mesela hali yoktu. Bir de ipadle oynuyor. itiraf.com o kadar usta oynuyo ki bazen ehehe anasının kızı moduna giriyorum.

Kizimla çok gururlanıyorum. yaptıgı seyleri çok anlatamıyorum burada ama var bı boncuk bulma hali bazen.

Yargılamayan bir insan değilim. Yargılıyorum. Ama annelik büyük konuşmamayı öğretti biraz. İnsanın başına gelmeyen konu hakkında yorum yapması doğru gelmiyor. (ama yapıyor insan işte elinde değil. )

Bazen eski günleri özlüyorum. Bitmek bilmez bir mesai annelik. Çok mutluyum, kızım dünya tatlısı o ayrı. O sadece kendinden sorumlu olma hissini özlüyorum bazen. Aynı zamanda çok da boş geliyor. Çelişkili durumlar. Bunu anlatmak çok zor bilmeyene. Beyninin, duygularının bir kısmı her daim çocuğa ayrılmış halde. Belki büyüyünce azalır diyicem ama anneme babama bakınca hiç öyle gözükmüyor. Serserilik edebilecek miyiz yine?

Burada yazarken pek olgun buluyorum kendimi ama normalde o kadar olgun değilim. Abuk sabuk yazılar okuyunca gidip kavga edesim geliyor ama etmiyorum.

Lohusalıkla ara verdiğim memleket meselelerine tam olarak dönemediğim için kendimi suçlu hissediyorum.

Yanıt veremediğim yorumlar için suçlu hissediyorum.

Konuşup sağa sola çatıp hiç bişey üretmeyenlere kıl oluyorum.

Uykusuz kalınca sinirli oluyorum. Hatta Ela gece bi saate kadar uyumamış olursa gerçekten ama gerçekten çok sinirleniyorum. O durumda odadan çıkıyorum, ara veriyorum. Nefes alıyorum, babaya devrediyorum. Çok sık olmuyor ama eğer gündüz fazla uyuduysa gece uyumak bilmiyor. Zaten yorgunum. O uyuyacak da ben çalışacağım...

Ev işlerini gerçekten sallamıyorum. Dağınığız ailecek.

Bir yere giderken yemek yapayım da eşim ben yokken yesin gibi bir düşünce aklımın köşesinden geçmez, geçse de yapamam:) O zaten kendi yapıp yemeği tercih eder.

Bazen insanları tutup sarsmak istiyorum.

Ela'nın yemek yemesi/yememesi konusunda cidden rahatım. Ama kusup hiç bir şey yemediği gün bir kez kayu karşısında yer mi diye denedim, yemedi.

Ela yaptığım yemeği yemezse kesin tadı kötü oldu diye içleniyorum.

İlkokul döneminden korkuyorum. İçimde Çinli bir anne var mı korkuyorum. Kendim Çin'liyim biraz çünkü.

Kendi üzerime gereksiz yere çok gidiyorum.

Başkalarının bana bencil, manyak, sorumsuz, aşırı okuyan, kitabi, vb demesi hakkaten umrumda değil. Başkalarının ne düşündüğü gün içinde yaşadığımız şeyi etkilemiyor. Neysek oyuz.

Parka gitmeyi hiç sevmiyorum. Ela'yı parka götürmeyi sevmiyorum. Babası götürsün. Götürüyorum ama oradaki analar, babalar, çocuklar, bağırış, koşturma bana fazla geliyor. Başkası götürse daha çok seviniyorum. Bu fenerbahçe parkı vb gibi yerleri kapsamıyor. Lunaparkı da seviyorum.

Şu an görüşmesem de eski arkadaşlarımı sık sık düşünüyorum.

Aklıma bunlar geldi...

9 Şub 2011

Şimdi Çocukluğumuza İnelim Hep Beraber...

Sizden şunu rica ediyorum. Bir koltuğa uzanın, gözlerinizi kapayın. Çocukluğunuza dair sizi en mutlu eden şeyi hatırlayın. Kim vardı, nerdeydiniz? Ne hissetmiştiniz? Bunu akılda tutun.

Soru şu: annelerimizin ve babalarımızın, aile büyüklerinin biri yetiştirirken yaptıkları fark yaratan doğrular neler?  Hayatımızda ki "iyi ki"ler neler... 3 tane söyleyebilirseniz bir sobe başlatalım. Bazen olumsuzlara fazla odaklanıyoruz. Bu defa olumlulara odaklanalım ve bulalım. Ayrıntılara girersek sanki o anı daha yakından yaşarız gibi. İyilik, güzellik, dürüstlük gibi  kavramsal olarak değil de örneklerle bahsetsek, anılarımızı paylaşsak daha iyi olur gibi.

1: Anneannemle mantı yapmıştık. Mantıları benim kapatmama izin vermişti. Ana okuluna gidiyordum o sıra. O gün gitmemiştim. Annem okuldaydı. Gelince görmüştü. Feci sevinmiş ve gururlanmıştım.

2.Babamla maça giderdik. Hastanenin arkasında bir toprak saha vardı. Hem maç izlerdik, hem hastaneyle maç sahası arasındaki alanda "keçi yollarından", patikalardan geçerek  oralarda oyun oynardık.

3. Annem her şeyine benim karar vereceğim bir kek yapmama izin vermişti. Onu denemek için zeytin koymuştum, ona da izin vermişti. Unu filan kendi istediğim gibi karıştıracağım diye tutturmuştum. O şekilde olmayacak demesine rağmen benim dediğimi yaptı. Fırına koyduk. Kabarmadı, hatta yenecek hale bile gelmedi. Yine de çok sevinmiştim. Özgürlüğün ne olduğunu merak ediyordum. Kuralsızlık demek olmadığını bilmiyordum daha. Her işin kendisine has incelikleri ve doğalarından kaynaklanan kuralları olduğunu....





Anıları bekliyorum. İster sobe olarak yazın, linki verin. İsterseniz yorumlara yazın.... Sevgilerimle... Neler çıkacak çok merak ediyorum.

8 Şub 2011

Hastalık Mevsimi: Olmalı mı, Olmamalı mı, yoksa hiç dolaşmamalı mı?

Kimle konuşsam hasta. Bütün bebeler ya hasta, ya iyileşiyor. Kış mevsimi, salgın filan derken bütün çocuklu ailelerin gündeminde bir şekilde hastalık var. Çocuk hasta olunca hayatın diğer tüm kaygıları bir anda önemsizleşiyor, sıradanlaşıyor. İşte günlerdir aklımda oyun da oyun, nasıl tanıtırız sorunları yer etmişken, dün aniden Ela'nın kusmaya başlamasıyla hepsini unuttum.

Eya bebekken...
Ciddi bir şey olduğundan değil. Yani insan elbette biliyor, doğaldır geçecek. Alt tarafı kusma işte, ateş yok, bişi yok. Olsa ne olur, doktor var, ilaç var. Yani demem o ki, insan bilinç seviyesinde elbette biliyor aslında ciddi, tehlikeli bir durum olmadığını, neler yapabileceğini. Gel gör ki... içerde bir kişi daha yaşıyor ve o bütün bunlardan habersizmişcesine sürekli kendini suçlayıp sızlanmak istiyor. İçimdeki "özgür anneymiş hahayt külahıma anlat, hasta ettin çocuğuuu, mikroplu bir dünyaya soktun, ne işin var tiyatroda, hava güzel diye parka götürüp salla da salla, al sana" diyen o kötücül, gereksiz kişiyi ne yapayım, kime satayım? Hayırlı bir kısmet bulup evlendirsem keşke. Yüksek yüksek tepelere ev yapsınlar, daha da gelmesinler mümkünse. Ne fena bi insanmış bu, canımdan bezdirdi.

Bu Türk analarına mı özgü? Sizde de var mı o gıcık benlik? Vır vır vır konuşuyor terbiyesiz. Ne yapalım yani? Dışarı çıkmayacak mıyız? Koru koru koru, iyi evde oturalım hep beraber. Sevmiyorum o evhamlı kendini suçlamaya meyilli kadını. Bu bize ailelerimizden, kültürden geçen bişey. Hastalıkların hemen bir sorumlusunu bulma. Başım ağrıyo ahaha kesin ceyranda kaldın. Öksür, terli gezdin, yelek giymedin. Çorap giymedin bak çocuğun olmaz... Yani bir nedene bağlama ihtiyacı. "Bilinçaltında bunlara dikkat edersek hasta olmayız, hasta olanlar kesin bişeyi yanlış yaptıklarından... "  hissi var. Mikroplar, virüsler. Hırsızın hiç mi suçu yok? Azıcık da onlara kızalım yahu...

Bu içerdeki düşmanla başetmek için önerileri bekliyorum. Ne yapayım, ne diyim, siz ne yapıyorsunuz? 

Bu arada doktorun dediğine göre bu ara rota salgını varmış. Ne yapılır bilmiyorum ama bilginize.


Hemen koşup oyunu alan arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. Azsınız ama çok kıymetlisiniz benim için...
Henüz almamışlar için gelsin :Tim the Timber
(Bol bol da rating verip, review yazarsanız çok memnun oluruz. Daha geniş kapsamlı yorum/eleştiriler için ozguranne@gmail.com, bitmedi kadının istekleri, bitmedi valla... )

7 Şub 2011

İşte karşınızda Tim the Timber. Oyun sevenler buraya...





Bu oyunun geliştirilme sürecini beraber yaşadık. Çalışırken, sabahlarken, düşünürken hep yanımdadınız. Hala da öyle... Tüm sevenleri için gelsin... Tim the Timber.

Her mecrada paylaşırsanız çok sevinirim. Bi de fan sayfası var Facebook'ta. Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Hani insan ilk kez bir yemek yapar da yüzlerden anlamaya çalışır nasıl olmuş... Öyle bir hal.


Yorumları bekliyorum...

5 Şub 2011

İlk iPhone Oyunumuz: Tim The Timber (%100 yerli:) Application Store'da!!!

Uzun uğraşlar sonucu gideros'la geliştirdiğimiz ilk oyunumuz App Store'da!


Hadi yolun açık olsun Timber! Senden ayrılmak bana çok zor geldi, ama yola çıkma zamanın gelmişti... Güle güle git...


iPhone sevenler, ona iyi bakın olur mu...

Arkadaşlarınıza söyleyin, onlar da arkadaşlarına söylesinler...

4 Şub 2011

Kreş, Anaokulu, Bakıcı, Evden Çalışan Girişimci Anne

Dün yazdığım yazıda o kadar az bilgi vermişim ki aceleyle. Biraz daha açmak lazım gibi geldi.

Ela doğduktan sonra 2 a ücretli, 6 ay ücretsiz izin kullandım. Bu sürede kızıma ben baktım. Aralarda annem, babam geldiler, çok destek oldular ama başka şehirde yaşadıkları için döndüler. Temelde bakımından sorumlu kişi bendim. 8.ayda işe döndüm.(bakınız: İşe dönüş hazırlıkları) Süt izni sayesinde erken çıkarak eve gidip emziriyordum. O dönemde şu anki bakıcımızla çalışmaya başladık. 12. ayda kendi girişimimizi kurmak üzere işten istifa ettim. Bir yılı aşkın zamandır evde çalışıyorum. Beş aydır eğitim veriyorum. (2-3 günlük kısa eğitimler)

Evde çalışan annenin şöyle bir sorunu oluyor. İki kelimeyle özetlenebilir: "Nasılsa evdesin ... "  Genelde dışardan bakış açısı, evdeyim oh yay durumudur. Sanki kahvaltı yapıyorsun uzun uzun, sonra ayaklarını uzatıp biraz tv izliyorsun çekirdek çitleyip, öğlen oluyor, yemek yiyorsun. Öğleden sonra e evdesin bi arkadaşınla buluşup konuşuyorsun. Akşama doğru da iki satır bişi yapsan al sana evden çalışma... Gerçekler ne yazık ki öyle değil... Bakınız içimizdeki patron...

Bir arkadaşım evde hastayken kadın programlarını izlemiş mesela, ne acayip şeyler var diye sanki anlayabilecekmişim gibi konuşuyor. Sonra anlıyor insan, aslında "evde çalışan kadın"ın bir kez bile tv açmamış olmasının diğer kişilerin zihninde bir yansıması olmadığını. Ve bir kez bile... Ne saate bakmak için, ne haberlere televizyon açmadım mesai saatinde. Ela'dan da değil. O yokken de açmadım. Açmıyor insan.

Bakıcı ablanın izinli ya da hasta olduğu günlerde de çalışmadım. İşin doğası o bir-iki saatlik uykuya güvenerek çalışmayı içermiyor. Anca minör şeyler yapılabilir, ama üretken iş... Bizim işte değil. Başka sektörlerde bakıcısız evden çalışabilen anneler var. Onlara saygı duyuyorum. David Copperfieldin sihirbazlık konusunda onlara kıyasla dünkü çocuk sayılır. Tüm zamanlı anneler de aynı şekilde. Bir denge işi, bir sürü faktörü en iyi sonucu verecek şekilde optimize etme işi, kırk iki bilinmeyenli denklemi kafadan çözme işi... Evde bakıcı olmasının insanın hayatını gerçekten çok kolaylaştıran bir yanı var, inkar edilebilemez.

Bundan sonra ne olacak...Ela büyüdü. Bakıcı ablanın başka planları var. O nedenle biraz bu erken yol ayrımına geldik. Eski planda eylülde anaokuluna yarım gün başlatacaktım... Neler olacağını görecektik. Şimdi, seçeneklerimiz tam zamanlı yeni bir bakıcı ya da anaokulu + part time yardımcı arasında. Yeni dönemde eğitimler yoğun, aynı zamanda evden çalışmak yerine ofise geçme durumumuz var. Tam anlamıyla mesaili iş gibi değil ama yine de evden çıkılacak, gidilecek. Böyle ortada bir yerdeyiz. Neler olacak... bilmiyoruz.

Çok çalışmak gerekiyor. Bazen zamanları kaçırıyormuşum gibi geliyor. Yazın iki ay yazlıkta kaldım, iki kere denize gittim. Ne kızımla doya doya zaman geçirdim, ne dinlenebildim. Tersine stres oldum. Annem kızımın bütün yükünü tek başına sırtladı, yoruldu, belini incitti. Yani fedakarlığın o kadar çok yönü var ki. Tek tesellim, iyi örnek oluyor olmak. Hayallerini gerçekleştirmek için adım atıyor olmak...

Hayırlısı....

3 Şub 2011

Kreşe ya da Anaokuluna Yollamalı Mı? ( Yoksa erken mi?)

İki farklı ekol var sanırım.
  • Üç yaşında başlasın, yarım gün başlasın, dörtte tam gün gitsin diyenler.
  • Bir de ikide başlasın, ne kadar erken başlarsa o kadar iyi, o kadar sosyal diyenler.

Kafam çok karışık.

Ela 25 aylık. Sanki ev ona yetmiyor artık. Hadi göndereyim diyorum. Sonra koşup geliyor, sarılıp "Ela bebek oldu" diyor, kucağıma yatıyor. Bırakıp gitmeme izin vermez gibi geliyor. Sonra... arkadaşları olsa, oyunlar oynasalar... Daha iyisi özgür olsa, kimse karışmadan kendi içindeki sese göre gitse, kurcalasa, şarkılar söylese...  Kreşe giden blog bebelerini düşünüyorum, özeniyorum.

Ben 2.5 yaşında başlamışım anaokuluna. Okumayı hep sevdim. Okulu, hem sevdim, hem sıkıldım. Okul mutlaka olsun ama her gün gitmesek keşke gibi hissettim.

Bilmiyorum.
İstanbul çok büyük... Daha küçük bir şehirde yaşıyor olsam içim daha rahat olurdu sanki. Öğretmenleri tanırdım kişisel olarak. Gidip görüşünce çok ticari oluyor konuşmalar bazen. Sıkılıyorum, daralıyorum.

Yardıma ihtiyacım var. 
  • Göndermeli mi? 
  • Siz gönderdiniz mi? 
  • Olumlu ve olumsuz etkileri neler? Ne kadar sürdü? 
  • Çocuğun hazır olduğu nerden anlaşılır? 
  • Bir deneme yapsam kreşler buna sıcak bakar mı? Bu deneme kızımı üzer mi?
  • En iyi yer ev mi?

Bugüne kadar ben de evdeydim ama yakın zaman sonra ofiste çalışıyor olucam. Normal mesai gibi olmasa da eskisi gibi olmayacak.

Böyle sorular sordum ama merak ettiğim nasıl oluyor, biraz hayal edebilmeye ihtiyacım var sanki...
Diyelim göndermeye karar verdim. Nasıl bir okul seçmeli... Neleri sormalı...

Şimdiden sonsuz teşekkürler.

konula ilgili meltemin yazısı... kreşe göndermek

2 Şub 2011

Bir Zaytung Haberi Acı Acı Güldürdü...

Önce şunu okudum...

Tamamen Modern Çocuk Eğitimi Usullerine Uygun Olarak Yetiştirilen Genç, Bankacı Olabilmek İçin Gün Sayıyor

Sonra düşündüm. Yeni bir konu değil bu. El bebek, gül bebek, aktivitelerle yetiştirilen prenses kızlar ve paşa oğlanlar ne yazık ki büyüdüklerinde "kızım konak gelini, oğlum olsun saraylı" hallerinde olmuyorlar, olamıyorlar. Senin için harcanmış o özen, o emek...

Küçükken kurduğumuz hayaller...

Einstein olacaktık... Tolstoy Olacaktık...
Ben kadın polis olmak isterdim (erkek polislere yemek yaptıklarını sanırdım daha feminizm bizim mahalleye gelmemişti o zaman)

Aya gidecektik...

Her gün 50dk trafikte harcayarak mesailer ordusuna katılıp sabahları alışveriş sitesi gezeceğimizi düşünmemiştik hiç.

Olmalı mı?

Bence olmalı diye bir şey yok.

Ama seçenek olmalı.

Yani aktiviteler, şunlar bunlar, çabalar iyi de, eğer çocuklarımıza CESARET veremiyorsak hepsi boş...

Anne baba olarak NE YAPTIĞIN değil, NE OLDUĞUN önemli gibi geliyor bana.

Peki siz? Ne olmak istediniz, ne oldunuz? Mutlu musunuz?

---


Bir anne, baba aslında farklı düşünmelerine rağmen, düzenli bir işin olsa çok daha huzurlu olacakları açık olmasına rağmen hala seni destekliyorlarsa, seninle sevinip, seninle üzülüyorlarsa o çok başka bir şey işte. Teşekkürlerin yetersiz kaldığı inanılmaz bir minnet duygusu. Buna layık olmaya çalışmak...

Not: Yeni Oyuncak Çekiliş Sonuçlarına baktınız mı katılımcılar... 3 tane kupon bekliyor...

1 Şub 2011

Kurtlarla Koşan Kadınlar...

On yıl oldu herhalde, beraber geziyoruz. En sevdiğim, en çok hediye ettiğim kitaplardan. Kendi kopyamı verip, kendime yenisini aldıklarımdan. Masallara dair yazıcam diyip diyip yazamadım çünkü bu kitap kayıptı ne zamandır. Tam demek ki bir tane daha alacağım derken karşıma çıktı. Benim onu algılamaya hazır olmamı bekledi. İradesi var kitabın.

Hayatla yanlış pazarlıklara oturup kaybetmiş, tuzağa düşmüş, sanatçı yanını bastırmış, ayağını kıstırmış, üvey anne ellerinde sahipsiz kalmış, uyuşmuş... kadınlara vahşinin çağrısını yapıyor. Güç durumlarda o ayağı ordan kurtarıp kaçmanın, yalanı yırtmanın, başka bir dünyanın, başka bir kaderin mümkün olduğunu, dahası kaçınılmaz olduğunu hatırlatmak için uluyor.

sayfa 204

"
Çare içerideki genç anneye  annelik yapmayı öğretmektir. Bu, dış dünyadaki daha yaşlı ve akıllı, tercihen çelik gibi sinirlere sahip olan gerçek kadınlardan öğrenilebilir; onlar tüm çileleri çekip tüm yollardan geçtikleri için ateşte güçlenmişlerdir. Şimdi bile bedeli ne olursa olsun gözleri görmekte, kulakları duymakta, dilleri konuşmaktadır ve iyi yüreklidirler.

Dünyadaki en harika anneye sahip olmuş olsanız bile, eninde sonunda birden fazla anneniz olabilir. Kendi kızlarıma söylediğim gibi: " Bir anneye doğdunuz, ama şansınız varsa birden çok anneniz olacak. Ve onların arasında ihtiyaç duyduklarınızın çoğunu bulacaksınız." Todas lad madres, [tüm anneler] ile büyük olasılıkla süregiden ilişkiler yaşayacaksınız, çünkü rehberlik ve öğüt alma ihtiyacının asla sonu gelmeyeceği gibi, kadınların derin yaratıcı hayatının bakış açısından yola çıkıldığında, asla sonu gelmemelidir de"

Siz ne durumdasınız? Kurtlarla koşanlardan mısınız? Yoksa iyi böyle mis gibi evimdeyim halleri mi... (Şu karda kışta kim koşucak ormanda?)

Yeni Oyuncak Çekiliş Sonuçları

Yeni Oyuncaklar çekilişi dün gece "True random" web sitesinin yardımıyla yapıldı.

Kazananlar...
Anne kaleminden : oyuncak : Tipp Kick Classic
Kisd : oyuncak : Tipp Kick Classic

indirim çeki kazananlar:

Selcen
Esra Günüşen Ertuğrul

Ful yaprakları
Kuzununannesi
Arzu Akdağ



En az 50 TL'lik alışveriş yapanların alışveriş sepetlerine 20 TL'lik indirim kuponu veriliyor.
Başlangıç tarihi; 30 Ocak 2011
Bitiş tarihi; 31 Mart 2011

Katılan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ederiz:)
İndirim çeki kazanan arkadaşlar ozguranne@gmail.com'a bir mail atarsa kodlarını gönderebilirim.
Oyuncak kazanan arkadaşlar, isim soy isim adres bilgilerini gönderirlerse ben de yeni oyuncaklarla paylaşacağım.

Çekişişi yaparken şu siteden faydalandım.

Çok teşekkürler, sevgiler...