22 Nis 2011

Bizi Biz Yapan İnsanlar...

Büyümek bitmeyen bir süreç sanki. Gerçi Ursula K Le Guin, büyümesini 31 yaşı civarı tamamladığını söylemiş. Benimki bitti mi henüz emin değilim. Ela doğalı beri baştan başlamışım gibi geliyor. Eskiye dönüp düşününce, önce yakın çevrenin, sonra yol arkadaşlarının, seçimlerinin bugünkü "ben"i inşa ettiğini görüyorsun. Bağlam dışı bir kimlik yok. Bizi tanımlayan şey ilişkilerimiz.

Küçükken en fazla anne ve baba oluyor elbette. Bir de yakınlığa göre anneanne, dede, babaanneler. Ne kadar işin içine girebilirlerse o kadar fazla. Bunda uzaklık, ulaşım imkanı, ulaşım isteği gibi çok faktör var. Örneğin benim anneannem ve dedem bize epey uzaktaydı ama bir şekilde sık görüşürdük. Hafta sonları atlayıp giderdik. O kadar sıcak bir ilgisi ve sevgisi vardı ki, benim için gerçekten anneden sonra gelendi anneannem. Onu çok özlüyorum. Dedem beni gezmeye götürürdü. Ankara'nın bütün park ve bahçelerine gidip, bütün banklarında oturmuşuzdur. Arabası gözümün önünde. O zamanlar oto koltuğu filan da olmadığından, direksiyona oturmuşluğum bile vardır. Tahmin edileceği üzere delirmiştim sevinçten.

Sonra teyzelerim geliyor. İki teyzem var, ikisini de çok severim. Bu yazının yazılmasına vesile olan teyzem küçük teyzem. Bir süre bizimle kalmıştı staj yaparken. Sanıyorum iki yıl kadar. O zaman benim için o kadar değerli ki. Az önce saç kurutma makinası görmemle depresşti birden anılar. Çocukluğuma gittim. Saçımın taranmasından ve kurutulmasından ne kadar nefret ettiğim aklıma geldi. (Kızımın saçları çitişmeye başladı bugünlerde) Teyzem her banyodan sonra beni oturtur kuaförcülük oynardı. O kuaförmüş, ben saçımı yaptırmaya gelmişim. Sohbet ediyoruz uzun uzun. Sonlarında anlıyoruz ki meğer biz yıllar önce birbirini kaybetmiş teyze ve yeğenmişiz... Her defasında sıkılmadan aynı heyecanla oynardık. Hadi ben çocuğum tekrarları severim. Teyzem, nasıl da eğlenirdi. Annem ve babam kadar o günlerde teyzem çok yer etmiş hafızamda. Onun tuttuğu takımı tutuyordum mesela. En çok ona benzemek istiyordum. Saçımı onun gibi yapmak istiyordum. Onun sevdiği şarkıları ezberliyordum. Büyürken teyzem hep bir ablam gibi oldu. Üniversitede okurken mutlaka yanına gider, saçma sapan dertlerimle kafasını şişirirdim. Diğer teyzemi de çok severim. Onunla sohbet etmesi çok zevklidir, insan hiç sıkılmaz. Şimdi gidip gelememek çok fena gerçekten. Ela biraz daha büyüsün, daha fazla gitmek istiyorum.

Onun dışında bayram günleri babaannemde toplaşışımız aklımda. Kuzenler gelene kadar sabırsızlıkla beklersin. Büyük kuzenle oynarsın. Boy boy kuzen, akraba çocukları. Bayram o demekti o zamanlar. Büyükler yemek hazırlardı, kurbansa eti kavrulurdu herhalde ama biz mutfağa pek girmezdik.

Ananeler,dedeler, babaanneler, teyzeler, amcalar, dayılar, çocukları... Bir çocuk büyürken büyük zenginlik. İnsanı hayata bağlayan bağları sıkı sıkı örüyor. Güzel anılar zor zamanlarda dayanak noktası. İnsanın çok içinde bir yerlerde bir iyimserlik düğümü atılmış, çözülmüyor. (iyi ki)

Büyümek zor bir süreç demiş Ursula teyze. Zor gerçekten. Yolda kendi yakın çevrenden başka çok fazla yol arkadaşın oluyor. Eğer konfor alanından çıkabilirsen, hayatın içine, bilmediğin tanımadığın yerlerine bulaşabilirsen, eğer içindeki karanlıkla yüzleşebileceğin deneyimler yaşayabilirsen... büyüyorsun. Yoksa çok korunaklı ortamında, bildik, tanıdık, konforlu ilişkiler yumağında, kendini sürekli merkezde tutmaya alışmış, o ilişkilerin tanımladığı insan olarak hayatına devam ediyorsun.



Hayatınıza iz bırakmış kişiler kimler?

9 yorum:

basakcelik dedi ki...

Anne&babayı saymıyorum; zaten onların hamuruyla yoğruluyoruz.

Teyzem -hayatında, evlat acısı da dahil, çok acı yaşadı. Ama ben onun kadar dirayetli, pozitif ve idealist çok az insan gördüm. Ben hep çok ama çok sevdi; hiçbir zaman nasihate etmeden meramını anlattı, yardıma ihtiyacım olduğu her an yanımdaydı! Aramızdaki 450 km'ye rağmen!

Kuzenim Emek -hiç adıyla seslenmedim sanırım, hep "abim" oldu benim için. Teyzemin oğlu. Aynı acıları o da yaşadı haliyle ama pozitiflik genetik sanırım! Alternatif bir insandır zaten, hiç olamadığım farklı, protest kişilik. Çok şey kattı bana, bilmeden, fark etmeden...

Anneannem -bizi o büyüttü sayılır. Hep annemin yanındaydı çocukluğumuzda. 37 yaşında eşini kaybetmiş, 5 çocukla kalmış. O kadar güçlüdür ki, hiç şikayet ettiğini duymadım. Çok güçlü olmak istedim hep, onun gibi...

Babaannem -çok erken öldü babaanneciğim; ben 12 yaşındadaydım. Hep bakımlıydı, hep yumuşaktı, kalbi tertemizdi. Düşündükçe düşündükça daha yakından tanıyorum aslında onu. Gözümün önündeki görüntüsü hep ışıl ışıl; ben de onun gibi ışıl ışıl hatırlanmak istiyorum.

Ahmet -18 yaşımdan beri hayatımda, onunla büyüdüm. Birbirimiz yoğurduk, şekillendirdik.

Çınar -en büyük değişimi oğlumla yaşadım sanırım... her anne ne demek istediğimi anlayacaktır; o yüzden, açıklamıyorum :)

Arkadaşlarım -ayıramam ama hepsi bir parça eklediler bana. Benden bir parça götürenler de oldu; ama, düşünüyorum da, onlar da yerine başka bir şey bırakmışlar...

selen catili dedi ki...

Çekirdek ailem tabi ki ama bunun dışında en yakın iki arkadaşım aslı ve zeynep, vazgeçilmezlerim. beraber büyüdük/büyüyoruz bambaşka insanlar olarak :) bir de beni ben yapan jim morrison ve panait istrati var. okuduklarım ve dinlediklerimle çok şekillendi hayata bakış açım. büyümek ise sevmediğim bir durum. oğlumdan sonra yaşlandım ama büyümedim. ve içimden bir ses o büyüdükçe ben büyümeyeceğim ve bir noktada çok eğleneceğiz diyor :)

Ozgur dedi ki...

Başak'cım yazı gibi yorum olmuş. Çok sevindim yazmana. En büyük değişim gerçekten çocukla geliyor sanırım, ona katılıyorum.

Sevgi başka bir şey. Kilometreleri anlamsızlaştırıyor.

Son paragrafına katılmadan edemiyorum.

Ozgur dedi ki...

Selen,

Bizi biz yapan ne kadar çok şey var. Arkadaşlar, okuduklarımız, dinlediklerimiz... Bi de onları yazmalı mutlaka...

Çok eğlenceğiz değil mi:) Bir an gözümde canlanır gibi oldu.

sevgiler...

basakcelik dedi ki...

Kaptırmışım kendimi :) Düşünmeme vesile olduğun için çok sağol; eline sağlık :)

Ozgur dedi ki...

Ben teşekkür ederim, çok sevindim:)

sirâr dedi ki...

Bir dekor dergisinde bir renk uzmanı şöyle demişti; "tek başına bir renk, hiçbir şeydir, ancak diğer renklerle etkileşime geçtiğinde kendisini gösterir". Biz de böyleyiz değil mi. Kendimizi başkalarında, başkalarını kendimizde tanıyoruz. Eline diline sağlık. Yaz lütfen, sensiz olmuyor, yerine konmuyor :)

sekoya dedi ki...

yazıların hep eskilere götürüyor.. hem hüzünlendiriyor hem düşündükleri insanı mutlu ediyor..geçen yıllarla sevgi biriktirmiş olduğunu anlayıp mutlu oluyor insan.. canım babam ve birtanem hem halam,hem öğretmenim, ikinci annem, can anneannem ve büyükbabam, hiç hatırlamadığım babaannem ve tanıyamadığım dedem, yukarılardan biryerlerden beni izliyorlar eminim.. bu kayıpları düşününce canım birtanecik annem, ablam, yeğenlerim müge ve mine, teyzelerim, can dostum ezelim, eşim, öbüryarım emirim, canımın içi kızım, beni daha duygusal ama daha güçlü yapan can kızım miram nasıl da kıymetleniyor bir bilsen.. tek dileğim mira da sevgi biriktirsin geçen yıllarla.. biz de yanında olalım, ona aile olmayı anlatalım..

anne kaleminden dedi ki...

konforlu aile ilişkilerinin dışına bir şekilde çıkılmalı...

ben kendi adıma şanslı hissediyorum, 6 kardeşli bir ailede büyüdüm. ananem hep bizimleydi. yazları memlekete bol akrabalı yerlere giderdik. çocuklarım da şanslılar bana göre, babanneyle aynı binadayız, amca ve halalarıyla sürekli beraberler, bol bol teyze anane dede çok sık görüşüyoruz. tam istediğim gibi :)))

bende en çok iz bırakan, karakterimi şekillendiren ablamdır.

http://annekaleminden.blogspot.com/2011/01/ablam.html

çok severim...