7 Nis 2011

İnsan Anlaşılmak İster ...

Blogcuanne'nin bir yazısı vardı. Sünger olabilmekten bahsediyordu. Siz sıkıntılarınızı anlatırken çözümler üretmeye çalışmadan emen bir yapıda olmaktan. O yazıyı okurken aklıma yıllar önce okuduğum bir komik kitap gelmişti. "Kadınlar için çuvallama kılavuzu", öneririm. Çuvallamak için yapılabilecek en akıllı işlerden biri, bir kadın arkadaş bulup, dertlenince ona anlatıp anlatıp rahatlayıp hiç bir aksiyon almamakmış. Anlatıp rahatlıyorsun, bir süre idare ediyorsun. Sonra dolup tekrar anlatıyorsun. Bana sünger kavramı onu çağırıştırdığı için biraz sorgulayıcı yaklaşmıştım.

Ama işin bir diğer yönü var tabi. Konuşmak. Dinlemek. Hangisi daha nadir bulunuyor? Dinlemek bence. Gerçekten kendini vererek dinlemek, soru sorarak: Aktif dinleme deniyor buna proje terminolojisinde. Aklınız bir sonraki sözünüzde olmadan. Kafanızı karşıya vererek, onun alanına geçerek, ona dahil olarak. Yani onu anlamaktan bahsediyoruz. Pek çok sorun aslında anlaşmazlık kaynaklı, yalnızlık kaynaklı. Bir kez kendinizi yüzde yüz ifade edebilir ve anlaşılabilirseniz kayboluyor. Anlaşılmak ve görülmek temel ihtiyaçlarımız.

Çözümler sonra gelecektir. Derdi anlatırken sürekli çözüm fikirleriyle gelinmesi bu anlamda rahatsız edici. Önce bir dinle, anla bakalım asıl acı nerede duygusu. Anlamadan çözüm üretmeye çalışmak kanayan yaraya yara bandını yapıştırıp arkasını dönüp gitmek... gibi bir his yaratıyor. O nedenle kızdırıyor bazen. Çözüm olacaksa kaynağı bulmalı, onu çözmeli, yapılabiliyorsa eğer.

Öte yandan ara ara bütün insanlarda görülen bir acılara yapışmak hali olabiliyor. Kişi derdini öyle bir doluyor ki başına, işin içinden çıkamıyor. Dipsiz bir kuyu. Çıkmak da istemiyor, durmadan aynı konuyu deşerek, anlatarak, deşerek... Belki çözülmediğinden? En iddalı süngerin bile suyunu çıkaracak çözümsüzlük. Yapışma, bırakmama. Bakış açısını, durduğun yeri değiştirmek gerekiyor böyle durumlarda. Sorunlar, onları yaratan düşünce seviyesiyle çözülemez demiş Einstein. Çok doğru.

---

Dün anneanne gitti, babi geldi. Dede geldi, amca geldi, pilis abla geldi. Anneanneye "anane ben de seninle gelmek istiyorum" dedi Ela. Akşam misafirler gelince de mutlu oldu. Onu izlemek dünyanın en güzel şeyi. Çocuklar bazen çok yürekli, çok gayretli. Onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Tutarsız değiller en güzeli, açıklar. O bakışları gözlerini bulur. Gözlerini hiç kaçırmazlar. Biz büyüdük ve kirlendi dünya...

5 yorum:

KUZEY TAN dedi ki...

çok güzel ve çok gerçek bir yazı.

ilknur malcı dedi ki...

aslında şu sıralar ben de şunu deniyorum.çözümsüz dertlerim için kangıren muamelesi yapıyorum.kangıren olmustu kestim attım, çürüdü, öldü diyorum konu açıldığı zaman.çok iyi geliyor.benimle aynı dertlerden muzdarip yaşlıca bir tanıdıkta bazı kişilerden bahsetmeye başlanıldığı zaman hemen o da kim ben onu tanımıyorum diyormus ve hemen konu kapanıyormus.eee ne yapalım hayat öyle de böyle de gececek.herşeyi çözmeye çalışmanın bir faydası yok.

Nurefşan'ın Annesi dedi ki...

Gerçekten karşında bütün algılarıyla sana açık olan ve kendini anlatma telaşında olmadan sadece seni anlamak için çaba gösteren birisi..hayali güzel;)

FADİŞ dedi ki...

Hayatlarımız sitresli, iş yaşamı, özel hayat derken dengede durmaya ve mutlu olmaya çalışıyoruz; ömür geçiyor, şimdi otuzlu yaşlarımızdayız ve dönüp arkama baktığımda eskiden daha çok güldüğümü, eğlendiğimi hatırlıyorum. Şimdi oğluş sayesinde hayatım daha güzel oldu uzun süredir olmadığı kadar. O yokken hayatımızda sadece iş vardı yıllardır, bu noktaya nasıl geldiğimizi sorguluyorum şu sıralar, pişman mısın dersen pişmanım, bu kadar işkolik olmamalıydım, çok kazançlı çıkmadım bundan. Süngere gelince, ben "ağlama duvarı" diyeceğim. Çevremde sıklıkla ağlama duvarı görevi yaptım ama gördüm ki etrafım bana ağlayıp açıldıkça,tek taraflı sitres topu olarak görülmekten mutsuz oluyorum,şişiyorum, ağlama duvarımı yıktım.

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler Fatoş,

İlknur, evet öyle yapmak lazım. En güzeli.

Nurefşan'ın annesi: Değil mi...

Fadiş, bu yorumun üstüne bir yazı daha yazmak gerek. Bu ağlama duvarı olanların böyle bir ortak derdi oluyor galiba. Başkaları hastalanır ah vah olur başları ağrısa, sana bişey olsa ne var canımcım olunur. Oluyor öyle. Kendi duygu bütünlüğümüzü korumak zorundayız. Bir taraftan diyerine duyguların kontrolsüzce aktarılması ve bunun sürekliliği bünyeye zarar... sevgiler.