26 May 2011

Başka bir Okul Mümkün... Başka bir Dünya Mümkün...

Karanlığa küfredeceğine bir mum yak

Ela daha doğmamıştı, doğumdan bir önceki geceydi sanırım. Ertesi günkü heyecanı yatıştırmak için, kafa dağıtmak için konuştuğumuz konulardan biriydi. Nasıl bir okula göndereceğiz, nasıl eğiteceğiz? Anadolu Lisesi ve kolejlerde okumuş kişileriz. İkisinden de yeterince memnun değiliz. Sıkıntı, ezbere yöntemler, çok çalışkan ve bilgiye aç, öğrenmeyi seven kişiler olmamıza rağmen o kasvet, kurallar. Saçlar örgü, etekler uzun. İngilizce eğitim görüyoruz ve kafamda during respirationla başlayan bir ingilizce cümle var yıllar sonra anlamını öğrendiğim. Pamuklar arasında fasulye yetiştirdik ama neyi gözlediğimizi bilmiyorduk. 

İstediğimiz hep öze yönelik eğitim. Matematikse işin ruhunu anlayacağı. Müfredatta olduğu için değil gerçekten sevdiği için merak ettikleri için deneylere katılacakları bir ortam. Öğretmenlerin heyecanlanacağı anlatırken. Bu tarz öğretmenlere hep denk geldiğim için çok şanslı hissediyorum kendimi. Öğrenme sevgisini aşıladıkları için. Hayal ettiğim okul şöyle bir yer... Sosyalci bile olsa kuantum girişim deneyi görme isteği olan çocukları düşünün. Sadece ilginç olduğu için, sadece şaşırtıcı olduğu için.

Başka Bir Okul Mümkün” Girişimi İstanbul'da yaşayan ve halihazırda var olan eğitim modellerinden yana derdi olan bireyler, aileler ve eğitimcilerden oluşan bir inisiyatif, yaklaşık 1,5 yıldır devam eden, önce çok ufak bir grupla başlayıp şu anda yüzlerce takipçisi olan bir girişim. 29 mayıs pazar günü geniş katılımlı bir toplantı ve tanıtım sunumu var. Okuyun, heyecanlanın.

www.baskabirokulmumkun.net
http://baskabirokul.blogspot.com/
http://www.nurturia.com.tr/bugulog/c9c86d61-7871-413a-b264-9eec00aa0bcd/baska-bir-okul-mumkun-girisimi-tanitim-toplantisi

23 May 2011

Anneler En İyisini Bilir (Mi Acaba???)

Daha kızım küçük, bazı açılardan en iyisini ben bilirim diye şişine şişine söyleyebilirim. Yine de doğru olmaz bu. En iyisini bazen ben de bilmem, doktor da bilmez, babası da bilmez, anneannesi de bilmez, dedesi de bilmez, Doğa da bilmez. Bazen en iyisini Ela bilir. Katılanlar?

Ve bunu 2.5 yaşındaki bir çocuk için söylüyorum. Örneğin karnım tok anne dediğinde. "Hayır, çocuğum aslında aç" demek, "senden iyi bilirim bunu" demek oluyor. Görece masum bir örnek. Ama sonra neler olacak büyüdükçe?

Yönlendirmek, manipüle etmek, istediğimiz doğrultuya itmek... Kimi zaman dış baskıyla (zorla), kimi zaman iç sansürünü güçlendirerek...

Dış sansür:"Olmaz dedim sana / Baban izin vermez."
İç sansür: "Annemle babam bana güveniyor, o nedenle çok zorlansam bile bunu yapmamalıyım çünkü o zaman üzülürler, zaten beni yetiştirirken neler çektiler bla bla bla..."

Bu mu istediğimiz? Mum gibi davranan, hata yapmayan, durmadan isteklerini bastıran, bas çalmak isterken doktor olan çocuklar mı? Ya da hiç bir yeteneği ve arzusu yokken piyano çalan çocuklar mı? Nedir istediğimiz?  Çoğunluk filmini izlediniz mi?

Bir anne bir blogda yazmış. Fantastik bir hayalinde çocuğuna aşk nasıl olur anlatacakmış büyüyünce (öyle olmaz böyle olur anlamında). Nasıl? Nasıl? Aşk nasıl anlatılır? Bilen bilir, bilmeyene anlatılamaz. Yani izninizle bırakınız çocuk aşkı da sizden öğrenmesin. Anne sevgisi tamam. Görerek öğrenir zaten de aşk? Çok iddalı değil mi yahu? Kendimizi ne sanıyoruz? Anne olduk diye "öğren, öğret, gürle coş" öğretmenleri mi olduk? Ellerini yıkamayı öğretiniz. Yardım istediğinde yardım ediniz. Sorduğu soruya cevap veriniz. Hastaysa doktora götürünüz. Ukalalık etmeyiniz. Bilmediğiniz konuda biliyormuş gibi yapmayınız.

Bazı kararların yaşı vardır, ona katılıyorum. Çocuk ne nasıl doğacağını seçebilir, ne hangi sütü içeceğini bebekken. Yaş ilerledikçe kararlar artar. Belki ilkokuluna o karar veremez, ama üniversitesine verebilir. Yaş büyüdükçe, anne ve babaların karar mekanizmalarından çekilmesi gerek.

En iyisini annelerin/babaların bileceği güveni nerden geliyor çok merak ediyorum. Tecrübe dediğimiz şey sadece yaşanmış yıllar bazen. Siz anca kendi koşullarınızı ve hayatınızı biliyorsunuz.Çocuklar büyüyene kadar bunun büyük bir kısmı geçersizleşmiş olacak. Bir çocuk doğurmuş ve büyütmüş olduğu otoriteyle evet yönlendirebilirsiniz bazen. Bu sorumluluğu alıyor musunuz? Eksik bilgiyle yorum yapmanın. Ya da "bir güzele gönül verdim anam istemedi" hallerinin. "İyilik mi bu bana, bende istek kalmadı."


İlkeleri öğretmek, zarar veren şeyleri anlatmak(sigara vs) ve disiplini öğretmek. Bunlar önemli. Disiplin derken, höt diyen yapıları kast etmiyorum. Eğer piyano çalmak istiyorsan, her gün biraz çalışmalısın. Disiplinden kastım bir amaca ulaşmak isteyen kişinin kendini gönüllü olarak o doğrultuda çaba göstermesi gerekliliği.

"Üzerine istediğimiz her şeyi yazacağımız boş bir sayfa" değil minikler. Bir şeyler yazıldığı kesin de onlar bizim bilincimiz dahilinde olmuyor. Çoğu şeyi bilerek doğuyorlar. Büyük kısmını zamanı geldiğinde yapıveriyorlar. Engel olmayalım, yoldan çekilelim.

Bazı şeylere onlar adına karar veriyoruz. Ama bu kararı vermiş olmamız ne bizi tek otorite yapar, ne de en doğrusunu bizim bildiğimizi gösterir. Bazı kararları onlardan ödünç alarak, onlar adına veriyoruz. Şu an koleje göndermek mi iyidir, devlet okuluna mı? Bunun kesin bir yanıtı yok. Elimizdeki bilgilere ve imkanlara göre bir tercih yapabilirsek yapıyoruz anca. O kadar.

16 May 2011

Gelişmeler...

Kısaca olan bitene değinelim, unutulmasın...

* Hafta sonu memlekete gittik. Kızımız büyümüş. Gece bir buçuk gibi oradaydık. Anneanne ve dedeye delirdiği için 3e kadar yatmadık. Sonra uyuduk ve nasıl olduysa sabah 9:30da kalktık. (ilk kez oluyor)

*Güzel bir gün geçirdik. Şık elbiselerimizi ayakkabılarımızı giydik. Hayırlı bir iş için... Ela çok ama çok mutluydu. İlk kez kuaföre gitti. Annesinin saçları yapılırken inceledi. Sonra da annesinin "saçım nasıl olmuş kızım?" sorusuna, "çok dalgalı olmuş anne" diye cevap verdi. (Dalgalı da nerden çıktı:)

*Akşam kutlama yemeğinde 11e kadar pistte salındı. Kemancı amcanın kemanını inceledi. 2.kez biri ona özel keman çaldı. (Birincisi Doğa, geçen anneler gününde Adalar'da Ela için ilk resitalini verdiydi)

*Pazar günü güzel geçti, sonra anne ve baba gittiler, Ela anneanne ve dedeyle başbaşa kaldı.

*Bugün ilk ayrı günümüzde evde pasaportların gelişini bekleyerek ve çalışarak geçirdim. Çocuktan ayrı olmak çok tuhaf. Hem özlüyor insan, hem de bu boşlukla ne yapacağını bilemiyor. Akşam içtiğim ilacı masada bırakmışım. Sabah görür görmez tedirgin oldum hemen. Sonra Ela'nın evde olmadığı aklıma geldi. Bu sürekli dikkat ve tedirginlik hali, önlem hali var insanın farkında olmadığı. Ki kimbilir kaç şeyi de atlıyoruz farkında olmadan.

*Havalar çok güzel... Sağ beyin günleri diyorlarmış bunlara. Sosyalleşme, coşma, bağlantılar kurma zamanı. Belki.

*Memlekette olduğumuzdan internet yürüyüşüne katılamadık. Buradan tekrar duyuruyoruz İNTERNETİME DOKUNMA!
 
*Güzel projeler geliyor yeni yeni, cıvıl cıvıl. Yine çocuklar için, pek neşeli, pek tatlı. Paylaşacağım ilerledikçe...

* Geçiyor günler. Ela ne kadar büyüdü inanamıyorum.

6 May 2011

Annelik...

Anne olmak acayip bir şey. Kimlik olarak da tuhaf. Bir insanın araba kullanması, bir kadının araba kullanması, bir annenin araba kullanması. Düşünün. Üç cümlede aynı kişi var ama algı çok farklı. Annelik toplumsal bir kimlik ve toplumun her kesiminin, yolda karşılaştığınız her kişinin ahkam kesebileceği bir yönü var. Ve kadın düşmanlığıyla elele giden bir küçültme hali var anne kelimesine dair.  (girişimci, kadın girişimci, anne girişimci... )

Birincisi çocukla ilgili olan. Ne yaptın böyle üşür, böyle terler, böyle nefes alamaz, böyle hastalanır... Normalde selam verseniz yanıt vermeyecek kişiler böyle de bilmiş olurlar. Böyle de uzman olurlar. Sürekli anneleri (haksızlık etmeyelim babaları da) eleştirmek üzerine yaşıyoruz. Bak çocuğu kaydırağa çıktı, annesi onunla çıkmadı, ne rahat kadın. Baba değil mi bak oturmuş yemeğini yiyor. Çocuğa bakmıyor. Yani sürekli bir gözlem halindeyiz toplumca. Dünyada öyle mi bize mi özgü? Herkes uzman ana babalıkta. Herkes çocuğuna nasıl bakman gerektiğini senden iyi biliyor. Bu iddacılık, bu bilmişlik beni öldürüyor. (Ama gerçekten kötü bir anne olduğunda çocuğu dövdüğünde, kimsenin polisi aramak aklına gelmiyor. Dilimize vurmuş anca.)

Sonra anneyle ilgili kısım var. Analar kutsal ya hani. Çözülmemiş ödipus kompleksinden midir, nedendir... Analar içmez. Analar akşam arkadaşlarıyla buluşmaz. Bir annenin ne işi var internette? Zaten 22 Ağustos'tan sonra internet de kalmayacak geçmiş olsun. Bir anne nasıl yazar ekşisözlükte, it var kopuk var. Anneler de, çocuklar da, halkımız da korunmaya muhtaç zavallı çünkü. Koruma maskesi altında kapatın evlere. Dışarı çıkmasın, internete girmesin. Yasaklayın. Başı boş gezmesin. Yok sokakta zaten gezemez, internette de gezmesin. Girecekse de kedi resmi filan yollasın sağa sola. Bebek resimlerine bakıp iç geçirsin.

Anneliğin algılanış biçimi var. O kadar çok renk var ki içinde. Şefkatli olan var, koşulsuz sevgi var. Yorgunluk, bitkinlik var. Sıkılmak var. Var oğlu var. Bi de totaliter annelik var. Anneliğin bir alt dalı bu. Emir kipiyle konuşan agresif anne hali. Sanki yasakçı devletin evdeki temsilcisi. Yemeğini ye, uyu, ağlama, tabağını bitir, terlik giy... Anneliği bitmez tükenmez bir kontrol çabası sanmakla ilgili bu algı bence. Anne dediğin kaygıdan ölen, mutlu olmayı beceremeyen, (anca çocuğu tabağını bitirip terliğini giyerse azıcık huzura erecek olan) çocuğu dertlendiğinde yataklara düşen... sinirli bir kişi. Mutsuz ve totaliter. Kendi hayatını kontrol edemediği için çevresini kontrol etmeye takmış bir halde.

Annelik doğuştan gelmiyor. Öğrenilen bir şey. Çoğu kadında çevre görürse ne der anneliği de mevcut. Bu nedenle çocuğun kendi kendine yiyebildiği kadar yediği, annenin bu durumu hiçç umursamadan kendi yemeğini yediği bir tablo absurd geliyor. Olur mu canım, kaygıdan çatlaması ve yemek ye diye zorlaması, olmazsa lokmaları ağzına gerek zorla, gerek kandırarak tıkması lazım. Bu kaygıyı duymuyorum derseniz size inanmazlar da. İmkansız, anne değil misin, doğumla çocuğumu zorla yedirmeliyim yazılım güncellemesi yapıldı beynine. Nasıl yapmazsın? (Gerçekten iştahsız ve gerçekten yemeyen çocuklar var. Onların annelerini dışında tutuyorum. Yalnız görüştüğüm her bakıcı bir önceki çocuk için yeme problemi vardı dedi. Ülkemizde yeme problemi olan çocuk sayısı biraz çok değil mi?)

Annelik eşittir kaygı. Kaygı duymuyorsan kötü annesin. Çocuğu kat kat giydirmedin kötü annesin. Buz gibi havada dışarı çıkardın kötü annesin. Camların temizliği umrunda değil. Sana kötü anne denmesine bile aldırmıyorsun, berbat bir annesin. Kaç kaç...

Eğer varsa içinizdeki totaliterle yüzleşin. O sizin içinizden gelmiyor, öğretildi. Böyle olması gerek dendi. Çocukları zorlamazsan ders çalışmazlar ki zihniyetinin zihinlerimizdeki kardeşi o totaliter. Yollayın o baskıcı kontrol delisini tatile. Huzur bulacaksınız, rahat edeceksiniz. Zaten annesi dedi diye terlik giyen var mı ki?