13 Haz 2011

Çocuklu Ailenin Yağmurlu Haftasonu ve 2.5luk bir Kriz .

2.5 yaşını bitirmesine günler kaldı Ela'nın. İlk kez bu hafta biz de iki yaş krizi kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır diyebileceğimiz dönemin canlı şahitleri olduk. Cuma günü başladı ve bu sabah itibariyle (umarım) evi terk etti bu kriz hali.

Cumartesi sabahı 6:20de uyandı kızım. Uykusuzluk. Alarm 1. Ela'nın dedesi Ela için koli göndermiş, içi yemek dolu. Kargoyu bekliyoruz, gelmedi, hadi gidip alalım ordan parka gideriz en azından yürürüz dedik. Çıktık. Kargoda dediler ki dağıtımda eve dönün. Eve döndük ama Ela tabi gıcık oldu haklı olarak. Babayı eve yolladık, anne kız biraz dolaştık. Koli geldi. Köy tavuğu. Çıkan her malzemeyi ince ince, böl, buzluğa at. Ela hanım hapııır hupuuur yesin. Köy tavuğu bildiğimiz tavuktan başka bir hayvan adeta. Öğle uykusu. Erken uyandı. Alarm 2. Hadi Nezahat Gökyiğit'e gidelim. Yağmur yağdı dindi, en azından yürüyüş yaparız diye evden çıktık. Evde durulacak gibi değildi. Huzursuz, uykusuz, inatçı. O tiz sesler kimden geliyor? Allah'ım bu benim çocuğum mu hisleri... Dışarı çıktık vee yağmur başladı. Göze alamadık yağmurda gezmeyi. Çıkmış da bulunduk. Hiç mi hiç sevmememize rağmen istikamet Paladium.

Ama o da ne... Herkes böyle düşünmüş olacak ki yerin altına indikçe iniyoruz ama otoparkta yer yok. Ve arabada neredeyse her konuda olay çıkaran bir güzel. Camıım aç. Koltuğumu bağlamak istemiyorum. Onu istemem, bunu istemem. Parrrrk isterim. Otoparktan çıkıyoruz. O sırada arkadaşım Y. arıyor. Ataşehir'e doğru gidiyoruz. Bir yerden tesadüfen bir sol yapıyoruz ki Ela bağırıyor, anneaaa park! Artık yağmur filan neyse göze alıp parka gidiyoruz ve neyse ki yağmur duruyor. Salıncak, kaydırak ıslak. Ama abla salıncağı hafif nemli. Kapşonlu montu koyup, Ela'yı çoook hızlı, daha hızlı sallıyoruz. Sonra Y ve A geliyor. Ela Y'nin montunu giyiyor ve dünya tatlısı bir elf kızı oluyor bir anda.

Çin lokantasına gidip bir şeyler yerken, Ela çubuklarla kılıç sallıyor. Doğa'nın anne ve babası da katılıyor bize. Yedikten sonra tabi ki... tekrar park. Tekrar sallanma ama bu defa parkta ablalar var. Biraz daha oynayalım derken Y bizi onların sitesine çağırıyor. Gidiyoruz. Oradaki çocuk parkı daha bir güzel. Kumlar incecik. Halk parkı gibi değil. Ela akşam 10a kadar bayıla bayıla oynuyor. Büyük abi ve ablalarla beraber dönen şeye biniyor, deli gibi dönüyorlar ama gıkı çıkmıyor. Mutlu, hem de çok. Sonrasında Y'lere gidiyoruz ve orada dünya tatlısı bir kedi, köpük var. Ela ve köpük iki kedi mırıl mırıl oynuyorlar. Mest. Gece 11i buluyor dönmemiz. Babasıyla birbirimize bakıyoruz. Yarın en azndan 8e kadar uyur di mi tabi canımmm.

Ama sabah ışıkları yüzümüze vuruyor. Saat 6:20 Nöbetleşe uyuyoruz ama o uykusuz, biz perişan. Öğlene kadar durumu idare ediyoruz. Git gel derken Öğlen oluyor. Ela uyuyor. Ben yatağa düşüyorum. 1.5 saat bile olmadan uyanıyor. Neden? Gerçekten az uyuduğu bir gün. Nezahat Gökyiğit'e gidiyoruz. Hava kapalı ya sanki bizden başka giden olmayacakmış gibi bir his... Ama dışarı çıkınca güneş açıyor ve parkta arabayı koyacak yeri zor buluyoruz. Geziyoruz, yürüyoruz, ördeklere bakıyoruz. Çocuk parkında çok eğleniyoruz. Termosta çayımız var. Suyumuz, meyvemiz, sütümüz tam. Oynuyoruz, sonra Ela'nın amcası geliyor. Tırman, zıpla, koş oyna. Sonra Adana Dostlara gidiyoruz. Ela ilk kez kaydırağa tersinden çıkıyor. Oyun alanında oynuyor. Hatta köftesini orada yiyor. Ama krizler başlıyor. Üst kata çıkmak istiyor. Açık olan değil kapalı suyu istiyor. İstediği her şeyi tutkuyla çılgınca istiyor, istiyor. İlk seçin sonuçları kulağımıza çalınmaya başlıyor. Zonguldak'ı duyuyorum. Şaşırıyorum. Sonra seçim damgasını vuruyor akşama.

Eve geliyoruz. Bütün gün açık havada koşturmuş uykusuz bir çocuğun baygın gitmesi gerekmez mi? Üç günün olaylarıyla harmanlanmış iki masal. Bir de üstünü ninni masal, yani Evren'le OIP'in ninnisini söyledim. Nihayet uyku ama madden ve manen tükeniş.

Sürekli inat. En ufak şeyde ağlama. Tiz ince çığlıklar. "Üstünde durmazsak geçer mi" algoritmasının pratikte uygulamasının olmaması. Dikkat dağıtma filan derken. Krize tek bulduğumuz çözüm yollara düşmek... Yaşasın parklar ve bahçeler. Dışardayken iyiyiz. Misafir geldiğinde bizden iyisi yok. Ama bazen gerçekten... Pedegoga mı gitsek yoksa önce ben psikologa mı gitsem diye düşünürken buldum kendimi. Sinir krizinin eşiğindeki anneler diye film çekmek istiyorum. Aslında böyle yazınca ortada hiç bir şey yok. O manik depresif hal yorucu. Bir an melek bir yavruyla sırdaşsın, mutlusun. Bir sonraki an içine cin kaçmış gibi bir çocuk.

Duygusal dönme dolap. Sabır sabır. İçte bir benlik daha var ve iyi ki, "bak inatlaşmaya başlama karşındaki 2.5 yaşında bir çocuk" diyor. Sürekli bir şeyler öğreniyor. Gözümün önünde takla attı. Her gün bir beceri, her gün detaylı hikayeler. Unuttuklarımı hatırlatma, sohbet, macera. Dur... İnsanın kendi duygu kontrolü çok önemli. Etkiyle tepki arasına zaman koy... Tepkiden önce düşün. duygunu dinle. O duyguyla yanıt verme. Analiz et. En iyisi bu mu? Ama bazen zor.

9 yorum:

Küçük Mucizem dedi ki...

üzgünüm ama o kriz midir atak mıdır sendrom mudur ne karın ağrısıdır iki günde geçip gitmiyor maalesef. biz 2 yaş öncesinden beri evimizde ağırlıyoruz da kendisini :)

aysema dedi ki...

Unutmayın, bir zamanlar siz de böyleydiniz. Büyüyorlar, "Ben de varımmmm!" demek istiyorlar. Yerim ben o tatlı krizi, hem de hapur hupur...

yeliz dedi ki...

:)) eş zamanlı benzer şeyler yaşamışız, bu hafta sonu dolunay mı vardı ne:)

meltem dedi ki...

Burada da ayni telden calindi bu haftasonu. Dolunay mi, gelgit mi yoksa gunes tutulmamisi mi bilmiyorum ama gecen hafta salidan beri iki yas krizinde tavan yaptik. sabir hepimize

sirâr dedi ki...

Denizcim Iraz'ı tanıyorsun onun seminerlerini ve danışmanlığını tavsiye ederim. Ama açıkçası ben tüm bunlara tam bir çözüm bulamadım. Ayrıca sorunlara dışarı çıkarak çözüm bulmaya çalıştığımızda bir süre sonra bizi tamamen yönetmeye kalkışıyorlar. Zaten dünyada sadece kendileri varlar. Hadi dışarı çıkalım, çıkamayız işim var. Olmaz çıkalım!!!
Ben iyiysem evet süreci yönetmek kolay ama ya kötüysem? Kötü olmaya hakkım yok mu? İnsanım neticede bir kitaptan fırlamış kahraman değilim. Mükemmel olmamakta buldum çözümü. Mükemmel olma kendin ol. Bazen hiç yakışmayan tavırları kötü bir elbise gibi taşı üstünde. Bazen sesini yükselt, öfkelen. Bazen ikinizde oturun ağlayın. Sonra git özür dile. Hayat böyle. Sokakta akan hayatta bu var. ipin ucunu da kaçırma. Bunlar benim kendime telkinlerimdir. Blog dünyası beni linç etmez ise :) İşine yarar belki?...

Bap dedi ki...

Sirar'a yürekten katılıyorum,insan olduğumuzu unutmadan atlatmak lazım bu süreçleri. Not: yazılarınıza bayılıyorun,yeni takipteyim sizi,harika harika yazın yazın okuyalım :)

Ozgur dedi ki...

Küçük mucizem, herkes farklı yaşıyor. Bizde mesela bu zamana kadar olan şeyleri, kişilik ispat etme vb sanıyorum oldukça hafif yaşadık. Uykusuzluk çok belirleyici...

Aysema, biz de mi böyleydik, vah zavallı anam babam:)

yeliz, ya olabilir mi dersin:))

meltem, bak bir örnek daha. hımm olabilir. içlerindeki kurt mu çıktı nedir...

Ozgur dedi ki...

sirar'cım evet tabi tanımaz mıyım Iraz'ı:) Yok haklısın. Zaten o doğal olarak öyle oluyor. Elinde 3 ihtimal var.

Kriz anı.

1 ya sen de sinirlenip bağırıp çağıracaksın
2 ya sinirleneceksin ama güya belli etmemek için bastıracaksın.

3... bir üçüncü seçenek daha var. O da şu. Kendi öfkenle yüzleşeceksin. Olayı yaşarken kendini gözlemeye devam edeceksin. Kızdığın karşınaki çocuk mu, içindeki 2.5 yaşındaki çocuk mu, elindekini vermeyen sen misin, yoksa erken uyandın diye mi huysuzsun... eğer bu kendi duygunun kaynağını anlamayı yapabilirsen ve yüzleşebilirsen, kendi duygun için başka birini suçlamayı bırakabilirsen... büyüyorsun ve öfke seni bırakıp gidiyor. böyle bir şeyi anlatmaya çalıştım.

2. seçenek bence dürüst değil ve kötü. Çocuk onu gayet iyi anlıyor ve verdiğin mesaj : öfke kötüdür, bastır oluyor. 3. yapamıyorsan 1 daha iyi. Ama işte dediğim gibi bir ihtimal daha var... uzun bir yol.

Ozgur dedi ki...

Bap, çok teşekkür ederim. İnsanız tabi, zaaflarımız, kendi hayatımız var. oluyor bazen. Mükemmel anne mükemmel olmayan bir hal. Zararlı bile.

öperim.