20 Tem 2011

Çalışma Hayatı ve Çocuklu Haller.

Bu aralar değişik firmaları, farklı şirket kültürlerini görme şansım oldu. Farklı endüstrilerden pek çok kadın ve erkekle karşılaşıyoruz. Bazı gözlemlerim var. Mesela genelde karşımdaki kadın anne mi değil mi kestirebiliyorum. Anneyse çok büyük ihtimalle öğle yemeği sırasında evi/annesini/kayınvalidesini/bakıcısını arıyor. Ya da kocası arayıp bir şey danışıyor. Neredeyse kural gibi bir şey. Erkeklerse ilk fırsatta çocuklarından bahsediyorlar illa ki. Ama ilk bakışta bu adam bir babadır, değildir gibi bir algım yok. Onu tahmin edemiyorum ve evi ararken de görmedim. (Belki dikkatimi çekmedi)

Mesela iş konuştuğunuz çok ciddi bir kadın, gayet sempatik, espirili, güzel giyimli. Öğlen uzaktan görüyorsunuz onu elinde telefon ve yüz ifadesi... İşte onu anlatmak mümkün değil. Belli ki telefonda ağlayan çocuğunu teskin etmeye çalışıyor. O empati, o ayna sinirler yüzünü germiş, kaşlar çatılmış, ağladı ağlayacak bir ifade. Bambaşka. O dönüşümü görmek, onun o annelik yüz ifadesine şahit olmak bambaşka.

Sonra sohbet başlıyor, kaç yaşında, kim bakıyor. Sonra konu doğum ve iş konuşuluyor. O kadar sıradanlaşmış bir şey ki... Doğum izninden sonra kadın işe dönüyor ve... aa masası yok. Dosyaları kaldırılmış. Dönebilen şanslılar için "keşke dönmeselerdi hisleri" yürürlükteyse mobing tavan yapıyor. Artık kendi istekleriyle gitsinler diye yapılmayan kalmıyor.


Ama tabi bu mobingi yapma emrini almış zavallı kullara da hayat sonradan pek gülmüyor. İlginçtir anneleri bezdiren kişilerin o kurumdaki varlığı da uzun ömürlü olmuyor. Annelerin ahı tutuyor belki.

Dört ay doğum izninin iki ayı bebekle beraber geçiyor, sonra eğer bebeğinle kalmak istiyorsan ücretsiz izin alıyorsun. Ama kurumlar buna sıcak bakmıyor. Zor, sektörden işten bağımsız anne olmak, çocuk büyütmek, bir yandan da iş hayatını sürdürmek kolay değil...

Ne öyküler var. Her yüzün arkasında bir başka hikaye. Konuşana kadar bilmiyorsunuz...
Bütün çözümler bireysel...

4 Tem 2011

Kötülüğün Saldırısı...

İnsanın "anne", "baba" kimliğindeyken asla düşünmek istemediği, varlığını kabullenmek istemediği bir konu: kötülük. Küçük kıskançlıklar, arkadan vurmalar, iğneleyici sözler, özünde haset, çıkar, hazmetmemişlik, cahillik olan tavırlar, linçler, katliamlar, savaşlar.  Bir bebekten bir katil yaratan koşullar.

Hamile olduğumu öğrendikten bir süre sonra haberleri izlemeyi kestim. Bana ve bebeğime zarar verebilecek olayları duymamaya, bilmemeye çalıştım. Depresif filmlerden, gerçekçi belgesellerden kaçtım. Komedi filmleri, aile filmleri izler oldum. Benim bu halimi görüp de nerdeen nereye diyen, hayretle bakan arkadaşlarım oldu. Haksız da sayılmazlar. Doğmamış Çocuğa Mektup tadında karamsar anıları canlandırmak istemedim. Zen müzikleri dinledim, yogaya verdim kendimi.


İnsan kaçamıyor. Ya da sonsuza kadar kaçamıyor diyelim. Elimi eteğimi çekerim, kendime bulaştırmam, uzak dururum, çocuğumu korurum... Ne yazık ki bu olmuyor. Kötülük seni yakalıyor. Faşizmin her türü, önce büyük boyu gazetelerden, insanı inciten, ruhunu örseleyen bir haksızlığa uğrama hissiyle geliyor. Zalimle mazlumu aynı anda kucaklama, mazluma bir darbe daha vurma, incinmeye aşağılanmayı ekleme. Gündelik hayatta, bir fısıltı, bir kahkaha ile taşınan kötülükler. Büyük faşizmi sözde kınayıp, küçüklerine tepki göstermeyenler, susanlar, korkanlar. İlkeliliği aptallığa indirgeyen zihniyet. Ve hem suçlu, hem güçlü olmanın standartlaşması.

Bunları bilerek çocuk büyütmek kolay değil. Büyük bir enerji, "iyi günlere duyulan inanç" istiyor anne baba olmak. Kötülük olsa da iyiliğin galip geleceğine inanmak istiyor.
 
Bu iş zor, çok zor yonca
Çünkü gülmeyi unutunca
Taş yüreklerde kilitli duygular
Kapılar açılmayınca

Bu iş zor, çok zor yonca
Çünkü bizler istemeyince
En çok bağıran en doğru sayılır
İnsanlar işitmeyince

Bu iş zor, çok zor yonca
Çünkü sevmeyi bilmeyince
Bahar gelir, farkedilmez olur
İnsanlar görmeyince

Bu iş zor, çok zor yonca
Çünkü bizler duymayınca
Birinin eli herkesin cebinde
İnsanlar umursamayınca
(bülent ortaçgil)