8 Ağu 2011

Çocuklarla Yaşanan Krizleri Çözerken... Duygusal İp Üstünde

Geçenlerde Pratikanne yeni tasarımlı blogunda çok güzel bir yazı yazmış: Çocuklarla Uzlaşma Dersleri. Proje yönetimi eğitimlerinde müzakere taktikleri konusu geldiğinde son dönemlerde hep evdeki olaylardan da örnekler vermeye başladığımı farkettim. Sağlam bir müzakereci kızım. İnatçı, iddacı, geri adım atmaz, aynı talebi yedi yüz bin kere sıkılmadan söyleyebilir...

İki buçuk yaşında çocuğu olup da ağlama krizi, inatlaşma, bağırma çağırma vb yaşamayan azdır tahmin ediyorum. Yaşamayanlar da yaşayacaklar muhtemelen. İlk ergenlik krizi, ilk bağımsızlaşma bireyselleşme. "Bireyselleş evladım da bugün başım ağrıyor, alçak sesle bağırsan"... olmuyor. "Ama anne ben yüksek sesle bağırmak istiyorum, canım istiyor, içimden geliyor" diyor minik birey. Öyle olsun.

Bu gibi durumlarda yapılabilecek önerilerin büyük çoğunluğunu Pratik anne dile getirmiş zaten. Benim söyleyeceğim başka bir konu. O önerileri düşünecek, uygulayabilecek bir halde olmak her zaman mümkün mü? Ya da ne yapsak da anne baba olarak iki buçuk yaşımıza geri dönmesek?

Yanıt veriyorum:  DUYGUSAL DENGE...

Birisi evde durduk yerde bağırırken, ağlarken, yerde tepinirken bundan duygusal olarak etkilenmemek zordur. Bu durum bizim de içimizde bazı düğmelere basar, karşı duyguları uyandırır. Eğer biz de karşımızdaki minik birey gibi bunları kontrol edemez ve kaptırırsak vay halimize. Kendimden bildiğim şeyler şunlar: Açsam, yorgunsam, stres altındaysam bu kontrol durumu çok fena patlıyor. O nedenle, yapmam gereken şey, gerekli zamanlarda dinlenmeye zaman ayırmak, uyumak gibi pratik önlemler. En önemlisi de  stres yaratabilecek ortamları kontrol etmeye çalışmak. Benzer şekilde Ela'nın da uykusunu almış, karnı tok, rahatlamış olmasına dikkat etmek.

Hayatı basitleştirmek, sadeleştirmek gerek. Çok dolambaçlı planlar, aşırı yorgunluk yerine daha sakin, daha düz programlar yapıp mutlaka ayakları uzatmaya vakit yaratmak gerek. Evdeki olumlu, sakin atmosfer yediği yemek kadar (hatta belki daha fazla) önemli. Ağlamaya verdiğimiz tepkiler : ne olur sussun!, aman çocuğum ağlıyor demesinler! çevre ne der! neden ağlıyor ben beceriksizim! beni kastediyor! benimle uğraşıyor! bir an önce susmalı dayanamıyrum! gibi tepkilerin tamamı bizimle ilgili.  Kendi yorgunluğumuz ve stresimiz nedeniyle, sorunu çözmek yerine yara bandı yapıştırıp unutmak istememizin göstergeleri.

Stresimiz, yorgunluğumuz bizim sorunumuz, yavrunun değil. O nedenle dinlenmeli ve rahatlama taktikleri bulmalı. Her insanın farklıdır, kimi kitap okur, kimi yüzmeye gider. Baş başa kalacak anları yaratmak gerek. Enerjinizi çekecek kişi ve aktivitelerden uzak durmayı, bunları yönetmeyi bilmeli...

Öğretileri yıkmak gerek.

1 yorum:

sirâr dedi ki...

pek önemli bir anahtar vermişsin okuyucunun eline!