20 Eyl 2011

Nurturia sobe!

Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt
  • Diğer anne ve çocuklarla sosyalleşmeyi, 
  • anlaşılmayı, derdimi paylaşmayı,
  • çocuğumla ilgili iyi/kötü her habere benimle sevinip benimle üzülen anneler/babalar olmasını, 
  • kendi kendime kuruntu yapıp acaba dert mi diye içlendiğim konularda bir başka annenin çıkıp "haaa o mu geçen sene bizimki de yapıyodu" demesini,
  • normal koşullarda asla haberim olmayacak tiyatro/etkinlikleri duymayı, bi de üstüne benim gibi tembel bünyeler ne yapsam diyene kadar toplu bilet alınmasını, bir tane de sana ayrılmasını...  
  • normal koşullarda tanışamayacağım çok farklı şehirlerde/ülkelerde/bakış açılarında annelerledost olabilmeyi,
  • çocuk yetiştirirken (ve belki hayatın geri kalanında da) kendi tecrübemizle örtüşmeyen çok farklı "doğru"lar ve yöntemler olabileceğini öğrenmeyi
   ÇOK SEVİYORUM.

  • Çocukların hasta olduğunu duymayı,
  • üzücü haberleri almayı,
  • çok nadiren de olsa anne olmanın zalim olmayı engellemediğini hatırlamayı
 HİÇ SEVMİYORUM.

OLMASAYDI,
    pek çok güzel insanla tanışmamış olacaktım. Çocuğumun anılarını yazmaya üşenecektim ve unutacaktım.


 Ne ararsan
 VAR.
  
Yeterli zaman 
 YOK.

*KEŞKE, iphonedan fotoğraf ekleme özelliği olsa, instagramla ortak çalışsa mesela...

Sobelediklerim:

Fadiş, Tiryaki, Sirar, Kuzeytananne

12 Eyl 2011

Çocuktan Önce / Çocuktan Sonra...

Anne olmadan önce, hamile kalmadan önce konu hakkında fikrimiz olmadan önce... Hatırlıyor musunuz o halinizi?

Dün düşündüm. Ne çok fikrim varmış ve hepsi  ne kadar uyduruk, ne kadar otomatikmiş meğer. Böyle olması da çok normal. Çevremizdeki annelere, filmlere, okuduklarımıza yan gözle bakarak oluşturulmuş bilmiş bir masal adeta. Çevresinde çok çocuk olanları dışında tutuyorum. Onların muhtemelen daha gerçekçi fikirleri vardı. Benim pek yoktu. Dolayısıyla fikirlerimiz biraz gördüğümüz herşeyin bir nevi ortalaması, medyanın pompalaması, sitcomlardaki filmlerdeki yorumlar, çocukluğumuzdan hatırladığımız resimler ve toplumumuzun konuya bakış açısıyla sınırlı.

Bu işlerin tamamen dışındayken...


1- Normal doğum deliliktir. Hangi aklı başında kadın bu devirde(!) bu acıyı gönüllü çeker ki? TVlerde doğururken ölen kadın sayısını istatistiksel olarak hesaplasa biri keşke. Sonra konu hakkında fikir sahibi olmaya başlayınca insan böyle düşünmüyor tabi. Hele "episiotomy" konusunu ilk duyduğum gün düştüğüm dehşeti hatırlıyorum da. Bunu yaptıracağıma doğurmam daha iyi demiştim. (Yüzümün ifadesini hatırlıyor musun B?) Gerçi şu an ülkemizde bunun abartıldığı ve gereksizce yapıldığı söyleniyor. Hoş bir konu değil, o ayrı. Ama normal doğum konusundaki fikirlerimiz değişti. Sonuç gene sezaryen oldu ama, biz elimizden geleni yaptık ana kız.

2- Çocuklar ayakta sallanarak uyur: Bu çok kültürel bir şey. Ela'yı bir kez bile ayağımızda sallamadığımız halde oyuncak bebeğini ayağında sallayarak uyutuyor. Çok derinlerde. İsteyen öyle uyutur, isteyen uyutmaz. Ama bebek sahibi olmadan bebeklerin yatağında uyuyabileceğini filan hiç düşünmemiştim. Bebek sahibi olmak, sallamaya hazır olmak anlamına geliyordu. (Bir dönem kardeşimin battaniye arasında sallandığını hatırlıyorum. Ne zordu o iş... Çocuk sahibi olmak bunu göze almayı gerektiriyordu)

3-Çocuklar yemek yiyemez. Sen peşinden koşup sürekli yedirmeye çalışacaksın, sonra da yemediği için şikayet edeceksin. Bunu "tren geliyor", sonra bi de "garajın kapısını aç da arabalar içeri girsin" hatırladınız mı? Sanıyorsun ki oyunsuz yemek yenemez. Hele hele çocuğun kendi kendine yemesi? İmkansız. Çok sevdiğim arkadaşım Özlem'in kızı Zara ile buluşmuştuk bir vakitler. 12 aylıktı o zaman. İngiltere'den gelmişlerdi. Biz kahvaltı ederken, onun da önüne mini zeytinler, peynirler, ekmekler koymuştu arkadaşım. Zara da kendi kendine yedi hepsini(maşallah). Benim için devrimsel bir andı. Demek bu modelleri de var diye bir öğretinin parça parça olduğu andı.


4- Çocuklar ne zaman doyduklarını, ne zaman acıktıklarını bilmez. O nedenle de biz, sen doymadın, şunu  da ye diye sürekli ısrar eder, yemeyince de doymadı diye üzülürüz.(Doymuyorsa fotosentezle mi uzuyor o boy?)

5-Çocuklar hep üşür, üşüdüğünü bilmez ve ilk rüzgarla hasta olur. Hastalıklara neden olan şeyin virüsler ve bakteriler olduğunu mu sanıyorsunuz? Yooo dostum. Hastalıklara rüzgar neden olur. Yelek giydirmemek neden olur. Soğuğun bağışıklığı bir miktar düşürdüğü doğru, ama bizde her zaman, "biraz ateşi var" sözünü "kimbilir nerde üşüttünüz?!"  izler. Virüsler ve bakterilerin hiç bir suçu yoktur. Üşütmek neden olur hastalığa.

Çocukluğum boyunca annem üşümediğim halde beni giydirmeye çalıştı. En net hatırladığım anılarımdan. O nedenle karı koca kızımızı giydirmiyoruz doğduğundan beri. Biz yalın ayaksak, o da yalın ayak. Üşüme alışmayla ilgili. Eğer çok giydirirseniz giyinmeye alışırlar. Giydirmezseniz giyinmemeye.

6-Anne dediğin... Anne dediğin sürekli endişelidir. Anne dediğin muhallebinin içine ciğer koyar (neden Allah'ım?) Anne dediğin her işe gönüllüce atlar, asla şikayet etmez. Hizmet etmek için doğmuştur. Anne dediğin obsesiftir, çocuk bir lokma az yerse o gece uyuyamaz. Anne dediğin manikür yaptırmaz. Anne dediğin uyumaz. Anne dediğin her cefayı çeker... Anne dediğin şikayet etmez. Anne dediğin hep mutludur.



7-Baba dediğin... Çocuğun oluşturulması sırasındaki ufak eforu dışında konuyla pek bağlantısı yoktur. Baba dediğinin midesi çok hassastır. Çocuğun altını değiştiremez, mahvolur. Baba dediğin doğuma da giremez. Kan tutar. Baba dediğin zaten istese de çocuğu besleyemez, beceremez. Baba dediğin annenin yaptığı hiç bir işi yapamaz. Yapsa da yanlış yapar. Yapsa da beğenilmez. Sadece kendi çocuğıunun annesi değil. Kendi annesi, kayınvalidesi, sokaktaki kadın, otoparktaki teyze, parktaki bakıcı... Herkes ama herkes "yapamazzzz kii" bakışlarıyla bakabilir kendisine.


Burada bir parantez açıyorum: ( İtiraf ediyorum ki bu toplumda baba olsam ve şu muameleyi görsem al çocuğunu başına çal der elimi eteğimi çekerim. Çocuk parkındaki diğer annelerin kritik bakışlarının altındaki babaları görüyorum da. Şöyle der gibi bakışlar: "Hımm çocuk elini kuma sürdü, bakalım silecek mi" "Çocuk üşümüş gözüküyor, bakalım giydirmeyi akıl edebilecek mi" "Kucağına doğru alabilecek mi..." "Anneler her şeyi bilir, doğru yapar" adlı ayrıcalıklı konumu terk etmeyi pek istemiyorlar sanki)


Neyseki gerçek hayat böyle değilmiş. Bunların çoğu kurguymuş. Önyargılarınızı silin, eski bildiklerinizi unutun. Çocuklu hayatın keyfini çıkarın.

Var mı sizin de benzer örnekleriniz ?

6 Eyl 2011

Ela'dan Bir Yaz Masalı

Merhaba yeniden, beni beklemiyordunuz değil mi?


Ben Ela. Annem olacak kadın, bi izin vermedi yazmama. Kendi de yazmadı. Ama iyi etmiyor. İyi etmiyorsun anne sana sesleniyorum. Neyse... Kısaca yazı anlatmak istiyorum ki unutulmasın...

Bu yaz ben önce iki düğüne katıldım. Sonrasında anneannemlerin yazlığına gittik. Annemin işi olduğu için İstanbul'a döndü, ben de anneannemlerle on gün kaldım. Aman iyi ki öyle olmuş... Bu sayede yüzmeyi öğrendim. Kendisine söylemeyin ama bu annem bildiğin panik. Normalde iyi de bi karış su görünce endişelere gark oluyor. Anneannem ve dedemle bi yüzdük bi yüzdük. Annem geldi beni öyle denizin ortasında kollukla yüzerken gördü, pek sevindi tabi ama acayip korktu. Anneanneme sorun inanmazsanız. Ben de güzel güzel eğlendim, arkadaşlarımla oynadım, komşulara gittim geldim. Ha babam beslediler beni, azıcık kilo almış olabilirim. Sonra annem de geldi. Yavrusu ve Umut Barış'la tanıştık. Evren'e bayıldım. Evren'le havuzda yüzerken annemi satar gibi oldum diyim siz anlayın. Umut Barış bana bisiklete binmeyi gösterdi ama pek heveslendiğim söylenemez. Seneye artık.

Sonra arada İstanbul'daydık. Bayram nedeniyle Antalya'ya babilerin yazlığına gittik. Kemer, Çamyuva'da çok sakin bir yer. İlk günden havuza cumburlop atladım. Başta güzel güzel atlarken, annemin aman dikkat, yavaş yavaş demeleriyle azalttım ve merdivenden inip çıkmaya başladım. Bu defa da atla kızım demeye başladı. Anne milletine yaranılmaz. Yalnız rica ediciğim, şu kadına biriniz söyleyin. Ben korkmuyorum, kendisi korkuyor. Gitsin bi şekilde bilinçaltı mıdır neyse temizlesin de bi rahat yüzelim. bi su yuttum kalp krizi geçirecekti. Neyse alıştı o da sonra. Hatta çocuk havuzuna kolluksuz girip dalmama ses çıkarmayınca dedim, tamam alıştı galiba. Denize de gittik, biraz dalgalıydı ama güzeldi. Anneme "annecim taşlara basarak yürüyorum çünkü ayağım kum olmasın diye" diyince bi duygulandı bu. Bi de gördüğüm her paraşütü anneme gösterdim. Ortaokuldayken onlardan biriyle uçmuş annem. Ben de yapayım da anlasın nası bi his...

Bayram tam bayram oldu. Babi ve dede bizi karşıladı. Sonra Alanya'ya gittik günü birlik. Büyük dede belinden ameliyat oldu, onu görmeye gittik. Büyük dede, büyük teyze, büyük dayı, büyük yenge ve kuzenlerimizi gördük. Bi de minnak kedi vardı, çok sevdim onu. Büyük teyze beni sevmeye doyamamış, azıcık sevdirdim neyse. Ama sonra Ankara'ya gidecekmişiz. Böyle bir sürü akrabamızla görüşünce çok sevindi annem.Sonra amcamla Filis geldi. Çok sevindim. Özellikle Filisle ne oynadık, ne yüzdük. Amcam koca kötü fare ve canavar oldu. Onunla oynaması çok adrenalin ama duramıyorum oynamadan. Çok komik bi adamsın amca. Suratını yaptığın  şekiller çok komik. Filis de çok oynadı benle, gezdik, arkadaşım o benim. Haa bi de bana kuantum denen bişey çalıştırdı. İlerde teorik fizikçi denen bişi olursam ona teşekkür edecekmişim. Kedili medili bir konuydu sevdim epey.

Sonra asıl sürprize bak. Anneannemle dedem taa Dikili'den kalkıp geldiler. Çok sevindim, çok güzel oldu. Tam şenlik oldu. Onları görünce çok sevindim çok. Yalnız giderlerken üzüntümden ilgisizmişim gibi yaptım. Biraz trip atmış olabilirim. Ne yapayım, beni böyle sevin. Daha bitti mi, hayır... Babamın önce küçük amcası ve eşi Funda geldi. Hem de bana dondurma getirmişler. Yedim de yedim, çok güzeldi. Sonra kuzen Hasan geldi ve çok sevdiğim birini getirdi bana. Sonraki gün diğer amca ve eşi geldiler. Bir şey verdiler, davetiyeymiş Mart'ta İzmir'e gidecekmişiz. Bi sürü düğün elbisem var, ne yaparım diye düşünüyodum iyi oldu. Sonra da dedemin dayısı geldi. Koskoca dayı, onu da çok sevdim.

Sabah uyanıyodum, babi bana kahvaltı hazırlar, yeriz. Annem o arada az daha kestirir. Sonra uyanır hop havuz. Sonra dedem balıktan gelir, 10 gibi, o da hop havuz. Sonra sırayla kahvaltı yaparlar biri benimle havuzda oynarken... Çok güzel uyumuşum tatil boyu, annem öyle diyor. Yalnız dedemle babim sürekli bana yemek pişirdiler. Yemeyince üzüldüler. Filis ve dedemle oyunlar yapıla yapıla yemek yedim. Böyle de bir teknoloji varmış meğer. Çok eğlenceli. Ona alışıp bi süre kendim yemeyeyim dedim. Annem bi enteresan oldu. Annem varken kendim yedim, baktım ilgilenmiyor hemen oyun istedim. Benden gizledikleri varmış bakın çocuklar uyanın. Şımartmayın bunları.

Bi de Azra ve Türkay diye iki kardeş vardı. Onlarla oynadık. Sosyal böcük olma zamanım gelmiş sanırım. Çok eğlenceliydi.

şimdilik bu kadar, sonra gene yazıcam....


eya