30 Ara 2011

Cesaret


Yola çıkmak cesaret ister, yolda yürümek cesaret ister. Ayağa kalkmak başlı başına bir iştir. Önce oturmak gelir, sonra sürünmek biraz. İlk denemeler tutunarak durmak... Sonra elin koltuktan bırakıldığı an gelir, ilk adım. Sonra ikinci adım. Önce kısa mesafeler. Sonra az daha uzun. Yalpalayarak, bolca düşerek, gülerek kalkarak...

Ela'nın yürümeye başladığı zamanları hatırlıyorum. Arada hop diye düşüyordu. O düşmelerinde bir kere bile ağlamadı. Çok daha küçük şeylere ağladığı olmuştur ama yürüme sırası düştüğünde ağlamadı. Biz de yardıma koşmadık. Bir videomuz var hatta. Ela yürüyor, düşüyor, kalkıyor, koşuyor biz kardeşimle yerimizden hahaha gülmüşüz. Acıklı değil. Motivasyon çok yüksek.

Hayatta adım atmak cesaret istiyor. O el o koltuktan çekilecek işte. O el koltuktayken olmuyor. Kanatlarını denemek için uçmak gerekiyor.

Bazen... Bazen büyük değişiklikler yapıyor insan. Yıkıyor eskiyi. Tekrar adım atıyor, ama ilk zorlukta, ilk dönemeçte eski olduğu kişi olmaya geri dönüyor. Sürekli yapılan diyetler gibi, verilip alınan kilolar gibi.

Değişiklik olacaksa temelden olması şarttır. Özünde radikaldir. Kişiyi değiştirmeyen aşk, aşk değildir. Hayatı  alt üst etmeyen, bilinci sarsmayan şey aşk değildir. Ne romantik anlamda, ne hayatını adayacağın yol anlamında.

En derinde ve en öncelikli cesaret var. Sonra anlam üretmek. Kişiden bağımsız değil yapılan iş. Şirket dediğimiz kurucular aslında. O kimlikle o ruhla varoluyorsun. Kazanç değil amaç. Anlam üretmek. Para kazanmanın çok yolu var. Anlam üretmek... O başka bir şey işte.

Pek çok kadının ve erkeğin çocuk sahibi olduktan sonra hayatlarını değiştirmesi, çocuklarının gözlerinde ve hareketlerinde gördükleri inanç, motivasyon ve pes etmeme bilincidir. Memeye saldırır gibi hayata tutunma gayretidir.

İyi yıllar.

Bu sene hedefimiz: daha sade bir hayat.

26 Ara 2011

Tostoraman Pastası



Yapar mıyım, yapamaz mıyım derken bu yıl Ela'nın doğum günü için deneme pastasını tamamlamış bulunuyorum. Benim gibi acemiler eğer buna heves ederlerse nasıl olmuş, ne olmuş kısaca anlatayım dedim.

Ela'nın birinci yıl pastasını pastacı rapunzel yapmıştı. Deniz kızı pastası Ela da bir deniz kızı zaten. Çok da beğenmiştik. 



İkinci yıl pastası, ev yapımı olsun dedik. Kayınvalideyle yaptık. Süslemeleri doğal olsun diye lokumla yaptık, fena olmadı.


Bu sene hem şekilli renkli olsun hem de ben yapayım diye heves ettim. Ama tabi şeker hamuru nedir, nerden alınır, nasıl açılır bilmiyorum. Nurturia sağ olsun yardımıma yetişti, oradaki anneler malzemeler şurda, yapımı şöyle diye anlatarak bana inanılmaz destek oldular. Bu bağlamda Ayşin ve Fatoş'a özel teşekkürler ederim.

Şeker hamurunu hazır aldım. 1 kg beyaz. 1 kg kırmızı, yeşil, sarı, mavi, pembe. aldık. Bir merdane, bir de ütü aldım. 

Pudra şekeriyle açılıyormuş. Neyse ki evde vardı.

Kenarların ve altının buz mavisi olmasını istiyordum. Beyaz ve maviyi karıştırdım. Doğru yol  bu mudur bilmiyorum ama epeyce yoğurmam gerekti. Oyun hamuruna göre daha sert. Yine de oyun hamuru tecrübemin işe yaradığını düşünüyorum.


Sonra üstüne yaydım. Kek yüzeyi hafif kabarıktı, bıçakla tepesini uçurdum. Bu kenarları kesme işi zor, onun için bir aparat var. Evde pizza kesici var aynı işi görür dedim ama sonra bulamadım.


Mavi gökyüzü...

Yeşil çimenler geldi... Ve ağaçların ikisi. Düz kesmek zormuş bu arada. Kahverengi hamur elde etmek için beyaz hamura kahverengi gıda boyası ekledim. Çok cıvık oldu. Nurturiaya sordum, kakao ekle dediler. Evde yoktu, ben de biraz kahve ekledim. Gerçeğinde kakao alacağım tabi.

Sonra dikenler geldi, gözleri değiştirdim ve ağaçlara dal ekledim.

Sonuç...

Meraklıları şu siteye girebilir : Gruffalo namı diğer tostoraman...

Denemek isteyenler için eklemek isterim ki uğraştığım saatler boyunca başka hiç bir şey düşünmedim. Kafam tamamen boşalmış. Dinlenmek için yapılabilir. Şimdi gerçek doğum günü pastası var önümde. Hazırım.

Sevgiler...

22 Ara 2011

Çözülen Bir Yün Yumağı Akıp Giden Günlerimiz...

Zara ve annesi bizdeydi. Anlatacak ne çok şey var... Öncelikle bir kadının kadın arkadaşlarının değeri hiç bir şeyle ölçülmez. Ankara ayazında battaniye altında, İngiltere'nin Dickens'lı havalarında, İstanbul'da çocuklar oynarken... böyle bu. Ankara'da neler konuşurduk, şimdi neler konuşuyoruz. Eskiye göre çocuklardan daha az konuşuyoruz. Gülüyoruz. Zaman geçsin, çocuklar büyüsün, hayat bizi farklı kıtalara, şehirlere ve hayatlara göndersin. Biz kalalım geride, yaşayalım, anlatalım, gülelim. Kendimizle dalga geçelim ve kıymet bilelim. O kadar önemli olmadığımızı, süremizin sınırlı olduğunu unutmadan.

Bir araştırma yapılmış sevgili okurlar. Görülmüş ki, evli bir erkeğin evli olmayan bir erkeğe göre yaşam beklentisi daha uzun. Kadınlarda böyle bir ayrım yok. Ama güçlü bir kadın desteği olan kadınlar daha uzun yaşıyor. Yani hayatı uzatan (kadın ya da erkek) hayatımızdaki kadınların varlığı.Bakınız: Female Friendship

Bir gece, bir sabah derken durmadan, nefes almadan konuşurken... Çok iyi geldi. 

İşin Ela kısmına gelirsek... Zara gelecek dediğimde Ela "fil de gelecek mi anne" dedi önce. Heyecanla beklemeye başladı. Sürekli, ne zaman gelecekler diyor. Bir yandan beraber bir şeyler hazırladık. Onlar gelene kadar yemedi. Geldiklerinde çok sevindi tabi. Zara Türkçe biraz anlıyor, Ela İngilizce hiç anlamıyor. Kendi hallerine bıraktık. Yavaş yavaş kendi aralarında bir dil bulmaya başladılar. Arkadaşımın, "anneler konuşur çocuklar oynar" kuralını uygulamaya çalıştık. Öğlen uykusunu atlamak kötü bir fikirmiş. Akşam oldukça yoruldu, yoruldukça sinirlendi Ela ve krizler başladı. Zara'ya olan ilgimden rahatsız oldu. Bir noktada herşeye ağlamaya başladı. Elinden düşen oyuncağa, ben gerir verirken bak uçarak geliyor dememe... (O oyuncak uçarak gelmeyecekti!!! Zara bunu yapmayacaktı!... ) Zara yavrum, aklı başında, uyumlu.  Ne akla hikmet, dünya yeterince ısınmıyormuş gibi kaloriferlerin atağa geçmesi işe yaramadı. Ev sıcak, sıcağı hiiiç sevmem. Huysuz çocuk derken... Barefoot bookstan "if you are happy and you know it..." çaldık, biraz dans ettik ve azıcık da olsa rahatladık. Uyuduklarında derin bir ohh çektim ve arkadaşımla sohbet etmeye devam ettik.

Sabah daha ılımlı geçti. Uykularını almış, karınları tok minikler daha uyumlu oynadılar. 

Ertesi akşam bize Ekin ve annesi geldi. Yine başta hafif bir itişme, çekişme sonrası oynamaya başladılar. O kadar ki giderken, Ekin "anne gitmeyelim", Ela "anne gitmesinler" dedi. Tam uykuya dalmadan önce "anne biz de onlara gider miyiz" dedi.

Cuma günü tekrar gelecek Zara'lar heyecanla bekliyoruz. 

not: Fotoğrafta soldaki annem ve ben. Resimdeki teyzeler hayatımızda. İyi ki varlar...

not2: Deli Anne OIP'le beni yazmış. Hem de ne güzel yazmış. Okuyun, alternatif anne'de


“Anneyken içimizde birikenlerle kendimizi bitirmek yerine, oluşan bu birikinti potansiyelini hareket enerjisine dönüştürmek gerektiğine dair, anneliğin birikintisini şikayetle öldürmek yerine faydaya çevirmeye dair umut verdi bana ve muhtemeldir ki bir çok anneye.”


Eğer bunu yapabildiysek ne mutlu bana. Durmadan şikayet etmek, eyleme geçmemek, olumluyu desteklememek uzun vadede yorucu, yıpratıcı. Durayım bu yeni bir yazı olmadan... 

18 Ara 2011

Üç, yazıyla üç...

Ela'nın üç olmasına az kaldı... Aralık'tayız. Kış geldi, kar gelmedi daha.


Gündüzleri çalışıyor, akşamları oynuyoruz. Hayatımızda çizgi filmler var artık. Favori çizgi film, buz devri. Evde mamut ailesi besliyoruz. Bir erkek mamutumuz var. Lego fil ve yavrusu, oyuncu yokluğundan mamut oldular. Sürekli oyun halindeyiz, sahnedeyiz. Ben anne tostoraman, Ela yavrus tostoraman, babası koca kötü fare. Ben kurtarılacak kişi, Ela canavar, babası kurtarıcı. Babası kurtulacak kişi, Ela kurtarıcı, ben canavar. Ben kız mamut, Ela keseli sıçan.


Yolda giderken... Anne sen babamla benim tünele girince uyumamızı iste, ama biz uyumayalım ve ışıklara bakalım, uyumak istemeyelim hadi. Hadi, iste ama...

Yemek yerken... Anne şimdi, bu köfte benim karnıma gitmek istemesin ama ben onu gitmeye ikna edeyim, karnımın içinde park var, oynasın orda.

Hadi şimdi ben anneyim, sen Ela. Elaaa, benim öğrencilerim çağırıyor, öğretmenim nerdesiin diye bağırıyorlar. Gitmem gerek, hadi görüşürüz akşama. (Gider, koltuğun arkasında)
-Öğrencilerim, beni çağırdınız, ben de geldim
-yoo biz çağırmadık
- çağırdınız çağırdınız ben de geldim. haydi size bir masal okuyacağım kitaptan.
- bir varmış bir yokmuş....
-yavruum geldiim, hadi oynayalım.

Oyunlardan bazıları:
Papaz Kaçtı: Eşleştirme kartları alınır. Bir tanesi saklanır. Kartlar oyunculara eşit olarak dağıtılır. Her oyuncu kartları açar, eş olanları ayırır. Kalanlar arasından her oyuncu diğerinden bir kart çeker. En favori oyunlarımızdan.

Eğer koltuktan koltuğa köprü kurmak suretiyle geçmeyi saymazsak...

Eşek oynadık geçenlerde... Kişi başına dört tane aynı karttan ekleyip, kişilere dağıtıyoruz. Gözler kapalı, birbirimizden çekiyoruz. Dördü de aynı olunca farkeden kişi eşeeek diye bağırıp ortaya elini koyuyor. EEe eli en üstte kalan.... söyleyemiyeceğimmm.

Buz devrini biz de oturup izliyoruz ancak birincisi fena değilken üçüncüsü gerçekten kötü. Bu bir çizgi film ama alt metninde manipulatif bir dişi sincap var. Sinir bozucu.

Yazacak çok konu var... Ama üç yaş gerçekten dönüm noktası. İlgi alanım annelikte değil. Aklım fikrim, girişimde, gece gündüz. Belki onunla ilgili blog açmalı. Bilmiyorum...

17 Ara 2011

Alternatif Anne'ye Konuk olduk...

Çok sevgili Remziye bizimle bir röportaj yaptı, henüz okumadıysanız :


Filin Banyo'suna gösterilen yoğun ilgi için çok teşekkür ederiz.


5 Ara 2011

Filin Banyosuyla Geçen Haftasonu...

Filin Banyosu gezmelere doymadı!

Önce Kadınlar Kulübüne uğradı bu hafta : Çocuklar İçin  Yepyeni Bir İnteraktif Masal: Filin Banyosu Kadınlar Kulübünün yeri bende ayrıdır. "Senin başına gelen şey, inan bir tek sana olmuyor" böyle bir his verir bana. En çok hamileyken okudum, bütün forumlarını. Gitmişken bir de ne öğrendik: Meğer bir sosyal sorumluluk projeleri varmış: 

Çok seviniyorum böyle güzel haberler aldıkça!

Sonra çok sevgili Gülcan Kaplan bizimle ilgili bir haber yayınladı, haberler.com'da. Dün pek çok haber sitesinde çıktı. Çok mutlu olduk...


Vee sona sakladım. Televizyona çıktık, hem de TRT. Filin Banyosu TRT-6daydı. (Ben ne yazık ki Polonezköy'de in cin top oynayan bir yerdeydim, göremedim, çok merak ettim) Teşekkürler Derya:)

Bizden haberler böyle sevgili dostlar. Peki en son klibimizi gördünüz mü? Bakın bakalım başrol oyuncularından tanıdık birileri var mı?




2 Ara 2011

Fillerle Yıkanarak Geçen Hafta: Filin Banyosu

Çok eğlenceli, maceralı bir hafta geçirdik sevgili arkadaşlar. Hep beraber, her an. Zaten tamamında yanımızdaydınız. Yazılar yazdınız, tweetler attınız, nurturia'da paylaştınız. Facebook'ta yayıldık da yayıldık. İnstagram'da hep beraber zıpladık veee günün popülerlerine mavi fili soktuk! Bir haftada ne maceralar yaşadık ne maceralar!!! Saatlerimizi ayarladık. Ve ben anlatamıyorum. Dostlarımızdan dinleyin...

Bu masal bizi çoktan aştı, artık kendi iradesi, kendi kararları var. Evi terketti ve dünyayı gezmeye çıktı...

PratikAnne: Filin Banyosu Akıllı telefonlar ve iPad için interaktif çocuk kitabı
Kitubi: Filin Banyosu Elaphant's Bath çıktı.

Ve tabii annemin yazısı…
Dilek: Filin Banyosu

Vee meşhur instagram’da zıplayanların macerası:
Dilimden Yazıya Düşenler : Filin Banyosuna Karşı Kızın Banyosu

Eğer unuttuklarım varsa, çok özür diliyorum. Bana linkleri gönderirseniz hemen eklerim.

Çok teşekkürler, bizimle olduğunuz için. Destekleriniz için!!!!