15 Mar 2012

Ah blog, vah blog...

Ah blog, vah blog, içimi dökeyim blog.

Aşkın ömrü kaç yıl bilmiyorum. Belki üç belki beş, belki ömür boyu. Öte yandan anne-blogculuğun ömrü üç yılmış. En azından benim için. Artık ne çocukla ilgili okuyorum, ne teoriler umrumda. Yuvarlanıp gidiyoruz, ekolümüz budur. Bunu yaparken de kendi kişiliklerimize, karanlıklarımıza, aydınlıklarımıza, alabildiğimiz, alamadığımız derslere göre takılıyoruz. Hep beraber yemek yiyor, oyun oynuyoruz. Ki aslında Ela artık çok daha fazla kendi kendine oynar oldu. O oynarken başka şeyler yapabiliyoruz. 

Hayatımıza çizgi filmler girdi. TV girmedi ama dvdden bilimum çizgi filmi değişik zamanlarda izleyebiliyoruz. Bazen iPadden, bazen laptoptan, bazen dvdden TVde. Sınırlı ve kontrollü bir şekilde (NŞA) yarım saat. Oyunları beraber oynuyoruz. Legolar, bebekler, arabalar. Legolardan evler, yatakhaneler, otoparklar, havaalanları, çiftlikler... yapabiliyoruz. Hamurdan balıklar ve mantı, belki de dolma. Bebekleri uyutup, diego(kaplan) uyandırıyoruz. Ela son zamanlarda doktor olmak istiyor. Diş doktoru.

Önce Hamburg'a gittik. Sonra Antalya'ya. Bizm Hamburg'dayken İstanbul'da babaannesi, dedesi, amcası ve yengesiyle kaldı. Çok uyumlu ve sakinmiş. Bir kez annemi arayacağım diyerek telefonun başına geçmiş ve rakamları çevirmiş. Konuştuk. Sonra Antalya'da babilerde kaldı bir kaç gün, biz seminerlerdeyken. Mantı yapmışlar beraber. Yemişler sonra. Geçenlerde ani kararla annemlere gittik. Oyunlar, masallar, şarkılar. Anneannesine sürekli masal uyduruyor. Bizim anlattığımız masalları alıyor, oyuncuları ve oyunları değiştiriyor. Kendini kahraman yapıyor, kurtarıcı. Mesela dedesi ormanda kaboluyor ve cadıya esir düşüyor. Çıkışta torununa rastlıyor, çünkü onu aramaya çıkan torunu. Pamuk prensesi annesi sevsin diyor. Peki diyorum cadı kıskanmış, cadı da sevsin. Peki. Cücelerin yatağına yatmış... Yatmasın. Nereye yatsın? Kendi yatağına... 

Hayal gücü, masallar, şarkılar. Başka bir evrede, başka bir evrendeyiz. Sanki Ursula L. Guin'in bir romanının içindeyiz. Mesela evimizdeki ejderha diyor ki, "Hadi gidin yemeğinizi yiyin ben de uyuyayım. Siz gelene kadar çocukları yemeyeceğim." Kibar ejderha. Dinolar biraz yaramaz ama idare ediyoruz. 

Genel olarak memnunuz halimizden. Henüz anaokulu günleri başlamadı. Bakalım o nasıl olacak, yeni bir macera. Artık okullu olduk diye anlatırız belki buradan.

Eskisi gibi yazamamak üzüyor beni ama aklım bu konularda değil. Yeni bir blog açmaya dermanım yok. Oysa anlatacak çok şey var...

9 yorum:

banushka dedi ki...

Özgür Annem, oluyor öyle... normalleşme süreci diyorum ben buna. ama daha okullu olacak kızımız, belki de kardeşli...
tamam gel sen anne olarak yazma buraya ama kadın olarak yaz, girişimci olarak yaz, eş olarak yaz, sen olarak yaz :) operim :)

FADİŞ dedi ki...

banushka'ya katılıyorum, bize girişimciliğin derin sularında yüzmekten bahset, nasıl girişimci olunur onu anlat ne bileyim biraz cesaret ver:)

Deli Anne dedi ki...

ne yazarsan yaz kabulümüz, bizden yana sıkıntı yok.. benden en azından:)

ilk dedi ki...

Cok guzel bir evren yasadiginiz. Ne anlatsan kabulumuz :)

DağlarKızı dedi ki...

Sen belki anne bloğu niyetine yazıyorsun, ama ben şahsen anne-kadın-girişimci-Deniz niyetine okuyorum. İnsan parçalanamıyor. Zamana zaman kişilikleri arasında dolanıyor ama bütününde "o kişi" oluyor sanki.

Ben pek seviyorum ve heyecanla okuyorum senin yazılarını. Ne hakkında olursa olsun, o güzel düşüncelerini ve duygularını, o akıcı dilinle anlatmaya devam etmeni isterim.

sevgiler özgür annem:)

bveç dedi ki...

Bence yine buradan devam et...

Bana öyle geliyor ki, çocuk olduktan sonra kadın evrim geçiriyor. Bana öyle oldu ya da. "Annelik hayatımı değiştirdi" türünden değil demek istediğim, ama algı, hayata yaklaşımım, önceliklerim değişti şüphesiz.

Dolayısıyla, zaten bundan sonra ne yazarsan yaz, -dolaylı ya da dolaysız- Ela'nın sana kattıklarıyla da ilgili olacak. O annesini okumuş olur büyüyünce, halizhazırda biz de seni :)

Sevgiler, Başak

Ozgur dedi ki...

banuska: değil mi:) tamam yazayım, motive oldum hemen...

fadiş: girişimcilikle ilgili ne çok yazasım var. tamam

deli anne: yaşasın:)

ilk: kendimi bazen bitmeyen bir tiyatronun değişmez oyuncusu gibi hissediyorum.

dağlar kızı: çok tatlısın, çok sevindim:D

başak: doğru, orası öyle. Mutlaka Ela'ya değiyor. Eskiden uyku-yemek-gelişim ekseninde yazardık ya hani... artık boyunu kilosunu bile pek takip etmiyoruz:)

anne kaleminden dedi ki...

aynı canım aynııı :))) giderek azalıyor, önemsizleşiyor çocuklar büyüdükçe detaylar :) ama hiç tek yönlü düşünme özgür anne olur özgür kadın sen yaz biz okuruz :))) aynı blog diyorum ben de hangi telden çalacaksak çalalım ama adres bir olsun :))

Evren dedi ki...

ay ben de korktum bunu okuyunca, iyi olmus yazdığın bir açılım gelmiş :) Sen arada böyle içini dök ve sonrasında hep yaz, olur mu :)