5 Mar 2012

Ben Nesli, Sen Nesli...

Uzun zaman önce okuduğum bir kitap: Ben Nesli: Generation Me. Tekrar okumaya başladım bu ara. Genel olarak yeni kuşak Amerika'lıların fena halde özgüvenli olduğuna ama bu özgüven geliştirme aktivitelerinin aslında narsistik eğilimi besleme yönünde olduğuna dair gözlemlerini anlatıyor.

Kadınlarla ilgili olan bir cümlesini aktarmak istiyorum. Diyor ki 30 yaşına kadar olan kadınlara verdiğimiz mesajla, sonrasında verdiğimiz taban tabana ters. 30 yaşına kadar "kim tutar seni, her şeyi olabilirsin." 30dan sonra işe dönen anneysen, suçlusun. "Otur çocuğuna bak. Herşeyi yapamazsın. Hatta evde otursan bile pek yeterli değilsin bana sorarsan"

"Bizlere her şeyi yapabileceğimiz söyleniyor ama bir kere anne olduktan sonra o her şey "evde" ya da "9dan 5e kadar" yapabileceklerimize dönüşüyor." "Çalışan babalar bir çok konuda yan çizebilirken, çalışan annelere karşı çelişkili duygular besliyoruz."

"Erkek ve kadın eşitttir; yoo durun bakalım çocuklar sizin sorumluluğunuzda" "Yaşayabilmek için iki maaşa ihtiyaç duyuyorsunuz; yoo bi dakika bekleyin, tek maaşla yaşamayı öğrenin" "Çalışmanın size verdiği tatmin ve statüyü elinizde tutmalısınız; yoo bir dakika, evde oturmak daha önemli"

"Hem çalışan hem de evde oturan anneler, başarısız olmak zorunda."

"Araştırmalara göre kreşe giden çocuklar sadece anneleri tarafından büyütülenlere göre daha fazla bilişsel yetenek ve akademik başarı gösteriyor. Ama bu araştırmalar asla ana akım medyada yer almıyor. 

The Mommy Myth kitabına çok fazla referans var. Çocuklar daha doğmadan odaları hazırlanıyor. Bireyselliği vurgulayıcı isimleri her yerde. "Bu bizim çocuklar etrafındaki narsistliğimiz... Çocuklarımızın ne kadar doğru, eşsiz ve değerli olduğuna aşırı bireyselleştirilmiş bir önem verip onları diğerlerinden daha özel bir umut pırıltısı olarak görüyoruz"

Bu yazıyı yazarken bazı görüşlerin aslında kuşak olarak hem bizi, hem de Amerikan kadınlarını nasıl şekillendirdiğini anlatmak istedim. Yoksa kesinlikle o mu iyi, bu mu telaşesine ve tartışmasına yol açmak istemiyorum. Gerek nurturiada, gerek bloglarda, gerek sözlükte o kadar çok ve gereksizce tartıştık ki.

Bireyselliği yüceltmekten çok, paylaşımı, ahlakı, düşünceli olmayı, empatiyi özendirebilsek keşke. Belki ben neslinden sonra bir gün sen nesli de gelir diye ummak istiyorum.

İyi geceler...


12 yorum:

yeşilanne dedi ki...

Kesinlikle, SEN NESLİ gelmesine çok çok ihtiyacımız var. Var elbet var sen nesli ve fakat ben nesli geçit vermiyor.

Bu iyi geldi çok teşekkürler Özgürannecim.

Sevgiler

Evren dedi ki...

Sesini duymak, boyle derin bir yaziyla duymak cok iyi geldi! Her sozune katiliyorum! Bu nasil bir cifte standart anlamak mumkun degil gercekten. Bir de bu mutlu olsun mottosu var, "tek istedigim cocugum mutlu olsun". Nasil olacaksa bu dunyada. Kimseyi umursamadan, etrafina, sagina soluna bakmadan, kendi beniyle olabilir belki. Dedigin gibi paylasim, ahlak, empati, dusunce cok onemli! Boyle anlamli degerlerin olacak hayatta, tum yureginle pesinden kosacagin, yaninda insanlar olacak birlikte kosacagin...

Buse dedi ki...

Sen nesli bir dönem yaşanmıştı, bu tekrar gelebileceğinin de göstergesi değil midir?

anne kaleminden dedi ki...

işin tuhafı bizde 30 una kadar da herşeyi yapabilirsin mesajı verilmiyor ki... sen kadınsın, eksiksin mesajı veriliyor çoğunlukla, yani durum çok daha vahim...

gülay dedi ki...

Geçen hafta sonu veli toplantısı vardı Talya'nın.Toplantının konusu çocuklarda özgüven:)
Orada anlatmaya çalıştığım tüm velilerin anlamsız gözlerle baktığı "ben neslini" yazınca ses vermeden duramadım.
Çocuklarımıza altını doldurmadan pompaladığımız özgüven ilerde şişik bir ego, başarısız, hak ettiği yerde olmadığını düşündüğü için mutsuz yetişkinler yaratacak.
Ben bu "ben neslinin" geleceğinden çok fena tırsıyorum:)

Ozgur dedi ki...

yeşil anne, bakalım belki bizim çocuklar öyle olur...

Evren, ne zamandır bloglara bakamıyordum. Dün gece oturdum senin blogunu da eskiye doğru okudum. Çok haklısın. Mutluluk, kendini kurtarmak, en iyi okul, eğitim... Yani sadece kendi çocuğumuz için değil bütün çocuklar için eğitim istemeden olmuyor. Hep bireysel çözümler peşindeyiz. Siyasi hareketlee inamıyorz...

Ozgur dedi ki...

Buse, umarım:)

anne kaleminden, bilmiyorum. Bu tabi Amerikan toplumuna göre yazılmış bir kitap. Ama belirli çevrelerde veriliyor sanki. Çok fazla ortak yön buldum ben kendimle.

Gülay, o kadar katılıyorum ki. Özgüven hakedilmesi gereken, yavaş kazanılan bir şey olmalı. Çocukları ezmeyelim asla ama özgüven geliştiriyoruz derken şişirmeyelim. Sonra en doğrusunu ben bilirimci büyüklere dönüşüyorlar.

bveç dedi ki...

Son cümlen önemli. Hangi "şeklin" doğru, hangi "şeklin" yanlış olduğunu tartışmaktan ziyade, "iyiye, doğruya, ahlaklıya" yönlendirerek "sevgi dolu" çocuk yetiştirdiğimizde bence "hangi şartlarda" yaptığımızın çok fazla önemi yok gibi...

bekar anne dedi ki...

kesinlikle gündemde kalması gereken bir konu ve çok güzel yazmışsın özgüranne. eline sağlık ve sağolasın.

Adsız dedi ki...

her şey zıddını doğurur e x biz olduğumuza göre ve nedense hiç bir nesil'' anama benziyim'' demediğine göre için rahat olsun ''sen nesli '' geldi bile :)
kitabı aldım tavsiyeniz için teşekkürler.

architect dedi ki...

''Bireyselliği yüceltmekten çok, paylaşımı, ahlakı, düşünceli olmayı, empatiyi özendirebilsek keşke. Belki ben neslinden sonra bir gün sen nesli de gelir diye ummak istiyorum.'' Ne güzel özetlemişsin Özgür,umutluyum ben bizim çocuklarımızdan,dalga dalga yayılır umarım bu nesil..

emel dedi ki...

son cümlene kesinlikle katılıyorum. ve bu konuda umutluyum..