29 Nis 2012

Kadınlar, kadınlar...

Anlatacak çok şey var ama oturamıyorum...

Bugün Belgrad Ormanlarında yürüyüş yaptık. Çok güzel, bugüne kadar gitmemiş olmamız ayıp. Sadece... Yürürken biz yanımızdan iki kadın geçti konuşa konuşa... "Biz onun gibi yardımcıyla hazır yemekle büyütmedik iki çocuğu..." bu kadarı geldi kulağımıza. Ahh ah dedim. Şu yarış bitmeyecek mi?

10 Nis 2012

Çocukluğumdan bir kaç anı...



Dün başladım, meğer daha yazasım varmış... Annemin şöyle bir huyu var. Sanıyorum birazı bana da geçmiş. Onun kadar yapabiliyor muyum bilmiyorum ama yapmak istiyorum. Güzelliğe dair bir algısı vardır annemin. Ama standart güzellikler değil bunlar. Taşın içinde bitmiş otu görür. Olmadık yerde yetişmiş çiçeği. Ve boğazdan ne zaman geçerse geçsin mutlaka denize bakar ve mutlu olur. Az zamanda çok işler başarır ama bu onu güzelliği gördüğü zaman yavaşlamaktan alıkoymaz. Ben ne onun kadar iş başarabiliyorum, ne de gönlümce yavaşlayabildim... Gülleri koklamak için durmak diyorlar ya. Anların kıymetini bilmek. Üç saniye daha fazla sarılmak. En sevdiği yemeği düşünüp, planlar yapmak. İnce detayları farketmek ve bunlardan sevinçler çıkarmak.

Denize bakmaya doyamamak mesela, çocuk gibi sevinmek deniz kıyısına gittiğinde. Böyle şeyler... Planlanmış, yapılmış aktiviteler değil, kimliğinin bir parçası olarak, her gün, her an.

Babam öğretir. Çok küçükken başladı, baba demek keşif demek. Ormanda o maç izlerken bir yandan, tepedeki keçi yollarında dolaşmak demek. Taştan taşa zıplamak, ağaçları, yaprakları görmek. Ağaçların çeşitlerini ayırt etmek. Yine hayatın doğal akışı içinde. Önce sorarak, sonra düşündürerek. Planladığını sanmıyorum. Kendi merakını aslında seninle paylaşıyor ve sen de onunla heyecanlanıyorsun. Sonra o senin de heyecanın oluyor. Öğrendiğin şeyleri gidip anlatmaya başlıyorsun. Çaydanlık neden kaynar, elektronlar nereye gider? Bunu yapabilmeyi çok isterim. Sorular sordurabilmeyi. Baktığında arkasında ne var diye düşündürebilmeyi...

Bir küçük anı daha. Teyzem bizde kalmıştı ben küçükken. Bir yılmış ama ben nedense çok daha uzunmuş gibi hatırlıyorum. O zamanlar evde annemle teyzemin konuşmaları vardı arka planda. Ben oynardım, onlar konuşurdu. Çok eğlenirlerdi konuşurken. O konuşmalara yakın olmak hoşuma giderdi. Bazen gider benimle konuşuunn derdim Ela gibi.

İnsan çocuğu olduktan sonra çocukluğu ikinci kez yaşıyormuş gibi oluyor sanki. Size de oluyor mu?

Hayatın Pratiği: Yaşantılar ve Şeyler

Bana kim, ne zaman kazandırdı bu alışkanlığı bilmiyorum. Çok eskilere gidiyor. Ailede öğrenmiş olsam gerek. Mantığı şu... Size cazip görünen şeyler aslında ne kadar cazip, ne kadar size hitap ediyor, pratikte ne kadar hayatınızı değiştiriyor? Bunu sürekli sorma hali gibi bir şey. Bakkala gittiniz, onlarcası arasından bir çikolata seçeceksiniz. Markalar, kağıtlar, o kağıtların ve reklamların ve imajların sizde canlandırdığı duygular... Ama yediğinizde çikolata işte. İki lokmada bitecek bir şey. Çikolatanın anlam ve önemi nedir? Tadı. Demek ki diğer ıvır zıvır tamamen önemsiz.

Yüzük mesela. Sevdiğiniz size yüzük almak istiyor. Üç taş da olsa, beş taş da olsa, altından da olsa, papatyalardan da yapılmış olsa, sigaranın o parlak kağıdından da yapılmış olsa, yüzük yüzüktür. Anlamı şeklinden, biçiminden bağımsızdır. Sözdür yüzük. O kadar.

Ya da ev... Hafta sonu Burgazada'ya gitmiştik. Gezerken görüyorsun, birbirinden güzel evler var. İnsana uzaktan bakınca burada yaşasam, her gün çıkar gezerim... gibi geliyor. Düşünün ki yüzme havuzunuz var ama ona hiç girmiyorsunuz. Düşünün ki evde jakuzi var ama bir kere doldurup keyif yapmamışsınız. Ya da anca bir kere, bir heves yapmışsınız bitmiş. Düşünün ki yatınız var ama kırk yılda bir misafir geldiğinde hep beraber boğaz turuna çıkıyorsunuz. Sahip olduklarınızın pratik hayatınıza olan etkisi nedir? Ormana komşu oturmak çok güzel, gidiyor musunuz?

Evde bir sürü oyuncak var. Hangileriyle oynuyoruz, hangilerini bir heves aldık ve kenara kaldırdık. İnsanın gerçekten neyi istediğini bilmesi, kendini tanıması önemli. Çünkü keyfini çıkarmak denen şey başka bir şey. Kayınpederim, her sabah altıda kalkarak motorlu zodyakıyla Antalya'da denize açılıyor ve balık tutuyor. Her sabah kendisine Türk kahvesi yapıp içiyor. Hayatımda gördüğüm en keyifçi insanların başında geliyor. Annemin okula gitmeden önce bir hazırlanma ritüeli vardı ben küçükken. Hala var. Çayı kenarda, sigarası elinde, yavaş yavaş makyajını yaparken...  O görüntü bana hep çok rahatlatıcı gelmiştir. Babam arabayla bizi bizim bilmediğimiz yerlere götürürken... Daracık yollarda oradan oraya giderken...

Kendimizi sitelere kapatıyoruz. Pahalı evler, pahalı arabalar, güvence peşindeyiz. Çocuğa pahalı elbiseler alıyoruz ki rahatsız bir şekilde ortada dolaşsın. Sırf kızımız süslü desinler diye. Pazardan alacağımız eşortmanla daha mutlu çocuk, daha rahat hareket ediyor en azından. İstanbul trafiğinde kullanacak olduktan sonra cipler ne işe yarıyor, 10km hızla köprüden geçerken.

Şeyler değil, yaşantılar önemli. Sahip olduklarınla yaptıkların. Yoksa tükenip gidiyor ömür dediğin...

8 Nis 2012

Girişimci Annenin Girişimci Kızı Olur Mu?

Az önce okuduğum bir yazıdan sonra düşündüm bir soruyu. Açıkcası ben kızımın girişimci,  yazılımcı, makina mühendisi, iktisatçı vb olmasındansa resim öğretmeni olmasını tercih eden bir anneyim. Elbette, ne isterse o olsun, o ayrı... Bu yazı tamamen okuduğum yazının istatistiki (geyik) sonucudur...

İngilizce bilenler için yazının orjinali şurada: http://techcrunch.com/2012/04/07/founder-nature-vs-nurture/?grcc=33333Z98ZtrendingZ0

Girişimcilikle ilgili istatistikler...

Eğer ilk çocuksan girişimci olma olasılığın %55 daha fazlaymış. Eğer iki kardeşsen ve ilk çocuksan bu %63e çıkıyormuş.

Eğer kadınsanız bu oranlar çook daha fazla oluyormuş. İlk çocuk ve kadınsanız girişimci olma ihtimaliz %118 daha fazlaymış ( iki çocuklu bir ailedenseniz.)

Kadın girişimciler için... Annenizin girişimci olma ihtimali 1.4 kat daha fazlaymış...

Yani Ela epeyce koşulu sağlıyor. Eğer tek çocuk kalırsa CEO ya da kurucu ortak olma ihtimali epeyce fazla. Tek çocuklarda oranlar çok yüksekmiş...

Düşündürücü...

6 Nis 2012

Ela'ya Masal Anlatmak...


Masal anlatırken...
Ben: Bir adamın 3 tane kızı varmış..
Ela: Bugün adam olmasın, anne olsun...
Ben: Annenin üç tane kızı varmış...
Ela: 3 kız olmasın, biri abi, biri abla, biri küçük kardeş olsun...
Ben :Bir annenin bir oğlu, iki kızı varmış, küçük kız en tatlılarıymış.
Ela: öbürleri de iyi ve tatlı olsun...
...
Ben: Anne işe uzak diyarlara gitmiş, sonra...
Birden karşısına bir canavar çıkmış
Ela: canavar olmasın, dinazor olsun.
Ben: Birden karşısına dinazor çıkmış...
...
Ben: Sonra kız dinazoru öpünce büyü bozulmuş vee...
Ela: Bugün dönüşmesin dinazor kalsın.
Ben: O zaman kız dönüşsün? Kız dinazor olsun?
Ela: Tamam da diğer dinazor kız dinazor zaten, bu erkek dinazora dönüşsün, oynasınlar...
Ben: sen anlat bi dahakine.
06 Nisan 2012 Cuma

5 Nis 2012

Nurturia'da Şenlik Var!!! Yarışma ve Geriye Dönük Oto Koltuğu

Nurturia hepimizin bildiği sevdiği, anne-baba-çocuk sosyal ağı. Sor sorunu yanıtlasınlar, derdini anlat dinlesinler, çocuğunun küçülenlerini sat, alsınlar... Arkadaşların olsun, buluş da buluş. Dolayısıyla en sevdiğimiz, tam olarak ailemizin sosyal ağı. Annelerin, her gün girmeden duramadığı, çocuğu uyurken cepten "nurtilediği" bir çeşit delilik.

Yetmezmiş gibi iki yeni haber var.




Olacakları görür gibiyim. Babalar günü fotoğraf yarışmasında çok eğlenmiştik. İçimiz temizlenmişti, çok ama çok güzel kareler görmüştük hayatın içinden. Şimdi de annelerin, babaların, dedelerin, anneannelerin çocuğuyla oynayan karelerini göreceğiz. İçimiz umutla dolacak. Çok garip bir his. Fotoğraf seçemiyorum, akşama bıraktım. Ama öyle ki kazanmaktan çok birbirinden güzel fotoğrafları görecek olduğum için heyecanlanıyorum. Bir önceki yarışmadan derlenen videoyu görmüş müydünüz? (Öte yandan ödülün de çok cazip olduğunu söyleyebilirim. Lego Duplo her gün oynadığımız bir oyuncak. Parasını sonuna kadar hak ediyor.)

İzleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız...


İkinci büyük habere gelelim...

Aslında bunu ayrıca da yazmak lazım ki kaynamasın...


Artık pek çok oyuncağı, bir sürü anadan babadan gelen yorumlarıyla okuyup, etkili tanıtımıyla görüp anlayıp satın alabiliyoruz. Ahhh ah neden Ela doğarken nurturia yoktu sanki?

Amaaa.... Bir ürün var ki çok önemli. Geriye dönük oto koltuğunun önemine inananlar (Biz o çevrenin takıntılı bunlar dediği ana babalarız. )

BESAFE geriye dönük koltukları artık arayıp tarayıp geldi mi, gelmedi mi beklememize gerek yok. 

İşte bu bence hem anne-babalar hem de çocuklar için çok güzel bir haber. Güvenlik oyuncaktan önce gelir. Ne olur önemseyelim...

Neden geriye dönük?






NOT: Bu linke yarıştığınız fotosunun linkini yorum olarak bırakırsanız oy vereceğim:)