4 Haz 2012

Gerçek Yolculuk Geri Dönüştür / And you said something That I've never forgotten



Önce New York...

Bende çok ayrı bir yeri olan şehir. Bundan 5-6 yıl önce sabahın 6sında, uzun bir gecenin sonunda bir kız arkadaşımla bir barın önündeki kaldırımda sigara içerken içe doğan görüntüler. Sonra onların bir bir gerçekleşmesini izlemek. İnsanın zihni bazen nasıl açılıyor. Gün içinde, güncel kaygılar içinde oradan oraya savrulurken o net zihin hali, o berraklık ne kadar uzak. İnsan yeni aşık olduğunda, bir de kendi içinden çıkarak dünyaya ve kendine bakabildiği -büyük değişim öncesi anlarında- yaşadığı o algı berraklığı. Dune'daki Muaddib'in bir an içerisinde birden fazla yerde olduğu, geçmişi, geleceği, yolları keşfettiği trans hali. Biraz abartmış olabilirim.


Sadece... New York'un bende böyle bir etkisi vardı eskiden. Bunca yıl sonra, çoluklu çocuklu halimle gittiğimde benzer bir aydınlanma yaşadım. Öncekinde hayatımın bir yönüydü gördüğüm, şimdiki başka bir yol. Genel bir olumlu hava var tabi Amerikan memleketinde. Buradaki genel kısır, olumsuzu gör, sürekli şikayet et, "neden olamayacağını zevkle açıkla"ya alternatif, "nasıl yapılır, ne yapmalı" bakış açısı. Kim, kimle, burada, hemen. Endişelerin, kaygıların -kafamızda yarattığımız ve tohumları bizim dışımızdaki kişiler tarafından atılan ekşimiş meyvelerini- geride bırakmak. Büyük gökdelenlerin arasında gezinirken büyük düşünmek. Daha da büyük. Sanrılarımız ve biz.



Ve tabi ayartmalara direnmek. Bir yemek, bir içki, bir gösteri, para kazanmak için küçük bir projecik, bir konuşma, bir seminer. Ayartmalara direnmek, üretmek isteyen insanın edinmesi gereken bir numero özellik. İster sanat, ister iş, ister yazılım, ister blog. Odağı kaybetmeden, her gün, bir önceki günün işine bir iş daha, bir sayfa daha, bir çizik daha, bir satır daha, taşın üstüne bir taş daha. Uzun soluklu, büyük kumdan resime bir kum tanesi daha. Bir büyük rüzgarla hepsi dağılacak ve hepimiz kül olacağız elbet. Yine de burada olduğumuz zamanda sürecin kendisine yaslanarak. En azından benim tercihim bu, hayalim bu. İnşa etmek.


Ela tabi burada kaldı. Önce Antalya'ya gitti, babisiyle dedesiyle zaman geçirdi, kendi deyimiyle "babiyle çay içtik, manti büktük". Sonra annem ve kardeşimle önce İstanbul, ardından Zonguldak. Çok eğlenmiş. Annemi özledim demiş. İçim rahattı, annem, kızkardeşim, babi. Anne yarısı, anne iki katı. Dedesiyle parka gitmiş, teyzesiyle oynamış, anneannesiyle uyumuş. Ağlamamış, ama özlemiş. Çok özlemiş. Geldiğimizden beri kucak kucağayız. Kapı çaldı, babası açmaya giderken "babaaa gitmee" diye bağırmasında. Ben bugün eyleme giderken, izin vermemesinde. Ama izin verdi ve gittik. Ela için gittik, gelecek için gittik. Yasaklanırsa ölecek kadınların ahı için annemle beraber gittik.

Nihayet istediği asansörlü, otoparklı, araba park yerini aldık. Geldiğinden beri onunla oynuyor. Daha önce almadığıma çok üzüldüm. Kendini en feminist sanan annede bile kız/erkek oyuncağı kavramı varmış demek ki. Deli oluyor arabalara. Ve aslında bakınca bu tarz oyuncaklar bana da kap kaçaktan daha eğlenceli geliyor. Gerçi evde onlar da var ve oynuyoruz. Karşı değilim. Mekanik şeyleri seviyor bizimki.

Başka... Gitmeden önce Trump Tower'da Disney Live etkinliğine davetliydik. Oldukça eğlenceliydi. Ertesi gün yola çıkınca yazacak vakit olmadı. Trump Towers'daki çocuk-büyük tuvaletine bayıldım. Danslar, müzik güzeldi. Ela uzun bir değerlendirme yaptı çıkınca. Deniz kızını uzun uzun anlattı, ama denizin dibindeki cadıyı(annesini) ve uçan balıkları sevmemiş.

Böyle işte sevgili okur. Ne yazdım bilemiyorum, ne başlık koymalı buna.

Yazının soundtracki :



On a rooftop in Brooklyn
One in the morning
Watching the lights flash
In Manhattan
I see five bridges
The empire state building
And you said something
That I've never forgotten

We lean against railings
Describing the colours
And the smells of our homelands
Acting like lovers
How did we get here?
To this point of living?
I held my breath
And you said something

And I am doing nothing wrong
Riding in your car
Your radio playing
We sing up to the eighth floor
A rooftop, in Manhattan
One in the morning
When you said something
That I've never forgotten
When you said something
That was really important