29 Ağu 2012

Yıllardan Sonra, Yollardan Sonra


Karanlıktı ve yağmur yağıyordu. Eski arkadaşlarımdan Ö. ile iskelede buluştuk. Islak masaların en ucuna, kalabalıktan uzağa kaçtık. Üzerimizde şallar, ara ara serpiştiren yağmur. Gecenin körüne kadar konuştuk, konuştuk. En son ne zaman bu kadar gülmüştüm hatırlamıyorum. Arkadaşımla ilişkimin en öne çıkan yanı : depresyonun dibinde de olsan, en acı, en tuhaf, en yürek yakıcı olaylardan da bahsetsek: biz güleriz abi. Ona buna güleriz. Olmazsa eski fıkralara referans verir, yine güleriz. Gerçekten fıkradaki gibi bir kelimeden bütün referansları çıkarıp gülmek mümkün...

Çocuklar olmadan buluşmak çok farklı. Kızlar varken de çok güzel ama konular bölünüyor, aralar giriyor. İnsan anne üst kimliğinden çıkamıyor.Oysa başbaşa buluşunca ne kadar farklı. Yıllar geçmemiş gibi. Sen aynı sensin gibi. Bunu yaşamayan birine anlatmak çok zor. 
---

Ela anaokuluna gideli bir ay oldu. Yeni hayatımıza alışıyoruz. Severek gidiyor. Her gün değişik bir konu anlatıyor. Onun anlattığı parçaları birleştirmek oyun gibi, bulmaca gibi. Akşam dışarda işimiz vardı, dışarda yedik. Yemeği gösterip, "Bunu kim bulmuş acaba?" dedi. "Çok eskiden bulmuşlar, bilmiyoruz kimin bulduğunu" dedik. "Belki de dinazorlardır?" dedi kikirdeyerek. Bunu da bir süredir yapıyor, dalga geçiyor bizimle. Sonra dedi ki, "anne biliyor musun (bu bir kalıp, anne biliyor musuunn diye giriş yapıyor hep.) bir sürü şey aynı anda bulunmuş dünyada". Tam ne dediğini anlayamadım ama duyduğum anda aklıma bir sürü icadın dünyanın farklı yerlerinde tekrar tekrar bulunduğu geldi. Ama Ela'nın anlattığının o olduğuna aymadım. Ben onu düşünürken eskiden kap kaçak yapıyorlarmış topraktan diyince jeton düştü. Büyük ihtimalle o konuda bir kitap okumuşlar, çalışma yapmışlar ve orada öğrendiklerini anlatıyor. Anne biliyor musun... Bilmiyorum ve her gün öğreniyorum, en baştan.
---
Akşam uzandık. "Anne sen benim koynuma gel" dedi. Yattım, ben çocuk oldum. Dedi ki, "biz babanla işe gideceğiz, teyzen gelecek, sen onunla kalacaksın tamam mı?" Ben de oyun icabı "ama sen gitmee" dedim. Dedi ki "Ben senin yanağına bir öpücük koyacağım, sen onu saklayacaksın, akşam gelince bana vereceksin". Eskiden yaparmışız bunu, unutmuşum. Sisler içinde kaybolmuş bir anı. Üstelik ne kadar eski, altı ay mı, bir yıl mı? Hafıza ne kadar yanıltıcı ve zamansız. Sanki bir fener var, bir o yıla ışık tutuyor, bir buna. Bir süre unutuyorsun. Bir sabah kalkıyorsun ve sanki başka bir yıldasın, hepsi bir bir canlanıyor. Ela'nın bebekliğini anımsamakta zorlanıyorum. Ne yerdik, ne içerdik. Blogu okumak da yanıltıcı. Başka biri yazdı o yazıları. O ben değildim. Zihnimi bir süreliğine ele geçiren hormonların konuşturduğu kişiydi. Biraz ben, biraz başkası.

Ela'nın "Anne gidiyor ama geliyor" olgusunu iyi anladığını düşündüm. Obje saklamalar, gitmeden konuşmalar işe yaramış. Yine de insanın içinin bir yanı cız ediyor. Bir ses hiç ayrılmayalım derken, bir ses "ama arada yalnızlık" diye diretiyor.
---

Tatilde bir kitap okudum. Julian Barnes, "The Sense of an Ending". İlk okuyuşta fazla anlam ifade etmedi, hafızanın yanıltıcılığı, tarih biliminin sorunları, belgelerin güvenilmezliği vb. Kitabı bitirdikten sonra tekrar okumaya başlayınca görüyorsun ki, bu başka bir kitap. Sanki yeni bir kitap. Bilginin eşiğinde okuduğunda, ilk okumada gölgede kalmış detaylar öne çıkıyor. Anlatıcının güvenilmezliğini yüreğinde hissetmeye başlıyorsun ve dikkat ediyorsun. İkinci okumam henüz bitmedi. Yarısındayım, buna rağmen ilk okumayı ne kadar boş ve kötü yaptığımı (yazarın amacı da onu göstermek zaten) gördükçe üzülüyorum. Hayatlarımızı da böyle okuyoruz aslında. Hızlı, aceleci. Belki üçüncü ya da dördüncü okumada anca anlamaya başlarız. Başlar mıyız? 

8 yorum:

ElfAna dedi ki...

Ne guzel anlatmissin Ozgurannem:) Kitap yorumlarini da hevesle bekliyorum. Cok ilgimi cekti. Sevgiler.

sezer dedi ki...

hayırlı olsun anaokulu, nereye gönderiyorsunuz merak ettim doğrusu

Cigdem dedi ki...

Özellikle son cümleler beni cok fena carpti, (ermek böyle birsey sanirim, darisi basima:)) anlamanin görece oldugunu, mutlak olmadigini hissedivermek derinden, noktalari bu sefer farkli baglamak...

KUZEY TAN dedi ki...

Yine çok iyi huzurlu mutlu bir yazı teşekkürler

Tibetin annesi dedi ki...

ağlatacaksın ama ...

bilginanneler dedi ki...

Merhabalar, paylasimlariniz cok guzel, bende bloguma beklerim :)

Sevgiler

bilginanneler.blogspot.com

cuckan dedi ki...

çok berrak, su gibi aktı bu yazı. Kız arkadaşların yeri hayatta ne kadar ayrı değil mi? hayara bakışımızı, yerlerimizi rollerimizi zaman ne kadar değiştirse de kızlar biraraya gelince hep gülebilirler.Gülecek bir şey bularak düzelebilirler. Bazen ben de o anların hiç geçmemesini kaybolmamasını isterim, pek çok olmayacak şeyi istediğimiz gibi...

Börek Tarifleri dedi ki...

başarılarınızın devamını dilerim teşekkürler