26 Nis 2013

Küçük Kara Balık'lar Engin Denizlere Açılıyor



Mevcut okul öncesi eğitim sistemine razı olmayan bir grup velinin biraraya gelerek kurduğu "veli inisiyatifi" ilk ana okulu örneği olan, Türkiye'de montessori eğitimi veren ilk kurumlardan biri “Küçük Kara Balık Çocuk Evi” kapasitesini arttırırken fiyatlarını da aşağıya çekebilmek için Koşuyolu'ndan Erenköy'e taşınıyor.

2013-2014 Eğitim yılının Küçük Kara Balık Çocuk Evi'nin tüm velileri ve çocukları yani hem küçük kara balıklar hem de büyük kara balıklar için pek çok farklı anlamı olacak. Her şeyden önce üç yıldır okula devam eden küçük kara balıklar bu sene okuldan mezun olup ilkokula başlayacaklar. Onlar engin denizlere açılırken geride kalan daha küçük kara balıklar da yerlerinde durmayacaklar ve yeni bir binaya, Erenköy'e taşınacaklar.

Alışıldık olmayan şey ise, okuldan mezun olan çocukların velileri başta olmak üzere bu sene de tüm veliler elele vererek okulun taşınması ve büyümesi için tüm güçleriyle çalışarak "veli inisiyatifi" kavramını bir kez daha gerçeğe dönüştürüyorlar. Bunun aslında bir bayrak yarışı olduğunu hatırlatan veliler; "Bizim kendi çocuklarımız için hayal ettiğimiz ve kurduğumuz yapının bizden sonra da büyüyerek sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için çocuklarımız başka okullarda okuyor da olsa Küçük Kara Balık Çocuk Evi için uğraşmak ve hayallerimizin sürdürülebilirliğini görmek her şeyden önemli" diyorlar.

Birbirlerini hiç tanımayan bir avuç ebeveynin bundan üç yıl önce internet sayesinde bir araya geldiğini hatırlatan veliler "ikiyken beş sonra on sonra yirmi otuz olduk, elele verip inanınca gerçekten de hayal ettiğimiz okulu kurabildiğimizi gördük; şimdi bizim çocuklarımız okul öncesi eğitimlerini tamamlıyor olsa da bu okulun küçülmesini değil büyümesini sağlamak, başladığımız işi yarım bırakmamak anlamını taşıyor. Hiçbirimiz sadece kendi çocuğumuzun geleceğini düşünerek başlamadık ki bu girişime" diye de ekliyorlar.

Koşuyolu'ndaki binanın kapasitesinin azlığı sebebiyle giderlerin çocuk sayısına bölünmesiyle ortaya çıkan aylık ücretlerin yüksekliği sebebiyle hayalini kurdukları erişililebilirliğe ulaşmakta zorlandıklarını anlatan veliler; daha büyük ve merkezi bir binada öğrenci sayısının artmasıyla eğitim ücretlerinin gittikçe düşeceğini işte o zaman hedeflerine ulaşmış olacaklarının altını çiziyorlar.

Erenköy'deki yeni binalarına taşınmak için çalışmalara ve tanıtıma başladıklarını belirten "Veli İnisiyatifi Bir Montessori Okulu: Küçük Kara Balık Çocuk Evi"nin velileri birlikte bir şeyler başarmanın yapıcı gücüne inanan herkesi çocuğu olsun olmasın aralarına davet ediyorlar. Yeni binalarına taşınma aşamasında yeniden okul tanıtım günleri ve çeşitli etkinlikler düzenleyen büyük kara balıklar yeni binalarında daha çok "Küçük Kara Balık"a ulaşabilmenin mutluluğunu paylaşmak, seslerini duyurmak için destek arayışlarını sürdürüyorlar.


Bu amaçla 9 Mayis 2013 Perşembe günü 10:30- 12:30 arasında Bağdat Caddesindeki Carribou Coffee'de bir tanışma toplantısı düzenliyorlar. 

Adres:

Bağdat Cad.Çamfıstık Sok.no:305/A CADDEBOSTAN-KADIKÖY 

Küçük Kara Balık Çocuk Evi ile ilgili tüm gelişmeleri,
www.kkbce.com, www.facebook/kkbce  , www.twitter.com/kkbce  adreslerinden takip edebilirsiniz.

İletişim için:
kayit@kkbce.com

Küçük Kara Balık Çocuk Evi



Montessori Pedagojisi

“Kendim yapabilmem için bana yardım et.”

Bu cümle Montessori Pedagojisinin ana fikridir. Bu, çocuğa kendi deneyimlerini yapması için fırsat tanımak ve bunu gerçekleştirebilmesi için de gerek duyduğu olanakların sağlanması anlamına gelir.

Her çocuk öğrenmek ister. Bu durumda eğitim sürecinin özü bir “kendi kendini eğitme” sürecidir. Bunun yanında bir de içsel inşa planı vardır. Bu nedenle Montessori pedagojisi doğrudan ve kararlı bir şekilde çocuk ve ihtiyaçları konusunda bilgi edinir.

Hazırlanan bir çevrede çocuk Maria Montessori’nin geliştirdiği öğretici materyallerle deneyimler yapar ve çevreyi kavrar. Bu çevrede özel olarak eğitilmiş eğitimciler dikkatli ve saygılı bir şekilde çocuğa refakat ederler. Eğitimciler her bir çocuğun duyarlı evrelerinde belirli bir öğrenme içeriğine karşı hassas olduğunu bilirler. Yani hazırlanan bu ortamın şekillendirici elemanları yetişen bireyin gelişim düzeyine uygundur ve sürekli öğrenme işlemini sürdürmesinde teşvik edicidir.

Serbest çalışma Montessori pedagojisinin can alıcı noktasıdır. Burada çocuk neyle meşgul olmak istediğine, ne kadar ve kiminle olmak istediğini kendisi seçer. Serbest karar vermek çocuğu içinden gelen bir disipline sokar ve bu eğitimci tarafından belirlenmemiştir. Bunun sonucunda sakin ve gergin olmayan bir atmosfer oluşur.

Montessori Pedagojisi bireysel zekaya dayalı ve yaratıcı problem çözme becerisini teşvik ve talep eder. O, kendi ayaklarının üzerinde durmayı ve bağımsızlığı eğitir. Amaç güçlü bir kişilik ve öz denetimin oluşmasıdır.

Yüz yıldır uygulanan bu eğitim sisteminde, günümüzde Maria Montessori’nin kararlarının ve keşiflerinin doğruluğunu her gün daha çok ortaya çıkmaktadır.


Veli İnisiyatifi Okulu Ne Anlama Gelir?

Veli İnisiyatifi; işleyen bir okul aile birliğidir. Patron kavramının  yerini veli-öğrenci-eğitimci birlikteliğinin alması demektir.

Çocuklarını mevcut okullardan farklı bir dünya görüşü ile eğitmek isteyen ebeveynlerin, bir araya gelerek bir dernek kurmaları ve buna bağlı olarak açılan okullar anlamına gelmektedir. Montessori okulları, Waldorf okulları, Frené Okulları bu şekilde kurulan okullardır.

Bu dernekleri denetleyen ve uygulanacak eğitim konusunda destek veren danışmanlar “bilimsel kurul” adıyla anılırlar ve derneğin kurmayı planladığı okullara program hazırlamakla görevlidirler. İdari denetim, ise derneğin yönetim kurulu tarafından yapılır.

Dernek ve çeşitli yollardan para sağlar. Bu para eğitim materyalleri, okulda kullanılacak diğer malzemeleri karşılar ve okula destek olur. Bu masraflar da;

Sponsorlardan
Okulda yapılacak çeşitli eğitim, konferans vb gelirlerinden
Derneğin kermes vs gibi aktivitelerinin gelirlerinden karşılanır.
Okulun harcamaları ise derneğin desteğinin yanısıra okulun öğrencilerden aldığı aylık katkı payından karşılanır.

Dernek ve veli inisiyatifi hakkında bilgi ve iletişim için yk@montessori.org.tr adresinden yönetim kurulumuza ulaşabilirsiniz.

22 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 4: Küçük Kara Balık Deneyimi

Önceki Yazı: Veli Gözüyle Montessori 3: Okula gitmeden önce
Okulumuz: Küçük Kara Balık

Daha önceki yazımda da bahsetmişim:  Ana okulu seçerken düşündüğüm konulardan biri de bu sabırsız telaşe haliydi. Okula bırakıyorsun, sen ya da görevli haldır haldır ayakkabıyı çıkarıyor, içeri götürüyor, paltoyu asıyor. Sonra koşturmaca halinde, program. Aman yemek saati bitiyor, son lokmaları ağızlara tıkalım... Bunun tersi bir yer olmalı diye düşünmüştüm. Çocuk hızında akan bir yer. Ancak çocuk bitti dediğinde biten eylemler. 

Küçük Karabalık'a gitmeye başladıktan sonra evde bazı değişimler oldu. Kızım, çalışma yapmayı çok seven bir çocuk. Sürahi-su doldurma, aktarma, sofra kurma derken, evin bireyi olarak masa kurmaya yardım eden, kaşığını çatalını kendi getiren, hatta akşam yemeğinde tabağına kendisi koymayı talep eden bir çocuk oldu. Okulda öğle yemeğinde, tabaklarına yiyebilecekleri kadar yemeği kendileri koyuyorlar. Yemezlerse çöpe gideceğini biliyorlar. Bu neden benim aklıma hiç gelmedi?? Ela bir gün geldi ve hayretler ve üzüntü içinde "anne yemediğimiz yemek çöpe gidiyormuş biliyor musun?" dedi. Bu kadar basit bir cümlede neler var... 
  • Hakkın olmayanı almama, 
  • savurganlıktan kaçınma, 
  • midene koyabileceğinin ötesindekine göz koymama, 
  • kendi yemeğini tahmin etme, kontrol etme, 
  • ihtiyacından fazla almama... 
Doymazsa ikinci tabağı alabiliyor. Ama ihtiyacından fazlasını almama... O kadar önemli ki. 

Ayakkabılarını, paltosunu kendi giyiyor. Sabah evden çıkmadan süre ona göre ayarlanıyor. Saçını bana bağlatmadı, uzun süre açık gitti.(taçını kendi takabiliyor çünkü) Evin daha düzenli olmasını talep etmeye başladı. Bir gün oyuncakları ayıkladım ve sadeleştirdim. O gün çok mutlu oldu. O düzeni koruyor. Misafir geleceği zaman odaısnı topluyor. 

Gördük ki zaman içinde çocuğumuz, "bir kere yap tam yap" gibi bir özellik geliştirmiş. Yaptığı her işi çok ciddiye alıyor. Yalap şalap iş yok. Tabakları dizerken de, resim yaparken de. Konsantrasyon çok yüksek. Kendi başına oyalanma zamanı çok arttı. Resim yapmaya dalıp iki saate yakın uğraştığı oluyor. (Resim/elişi/bant vb)

Ciddiyet ve özenin nedeni de o "çalışmanın" nasıl sunulduğuyla ilgili. Her adım özenle gösteriliyor. Anaokuluna başladıktan sonra farkettim ki, bizim evdeki "aktivite"ler pek olmamış. Boşaymış demiyorum ama olması gereken tam olarak o değilmiş. 


Hakkını koruyor. Sürekli bir hak/hukuk davamız var. "siz kısa kollu giyinmişken beni uzun kollu giydiriyorsunuz, bu haksızlık!".  Arkadaşının hakkını koruyor: "X beni seviyor, ama ben X'i sevmiyorum çünkü o benim arkadaşlarıma vuruyor". "Sana vuruyor mu?" "hayır beni seviyor ama arkadaşlarıma vuruyor" 

Montessori okullarında materyaller bir tane oluyor. Dolayısıyla çocuk mesela sayı çubuklarıyla çalışma yapacaksa ancak bir kişi bir anda yapabiliyor. Bu nedenle sıra beklemek, arkadaşının çalışmasına saygı göstermek çok önemli bir konu. (Bir gün sırada kimsenin kimsenin önüne geçmek için itişmeyeceği gün gelecek mi acaba memleketimizde?) 

Ve aslında istemediğin materyalin peşinde koşmamak. Sırf başkası istiyor diye aslında istemediğin bir şey için itişmemek. Hayat dersi gibi bir şey... Ama kafana koyduğun şey için de beklemek, sebat etmek, kıymetini bilmek. Başkasının zamanına kendi zamanın gibi değer vermek... 

Öğrenme Zamanını Tanımak

Okula gitmeden de sayılara ilgisi vardı ama matematik algısı çok arttı. İki basamaklı sayıları okuyor, yazıyor. Binlere geçiyor, onbinleri, milyonları merak ediyor. Matematik kavrayışının yüksekliği beni şaşırtıyor. Burada aslında bir nokta daha var önemli olan:

Normal okullarda sınıf ne zaman ilerlerse birey de o zaman ilerliyor. Diyelim çocuk matematiğe ya da okuma yazmaya çok ilgili. Hemen öğrendi. Bütün sınıf öğrenmeden ilerleme yok. Bütün sınıf öğrenecek, ondan sonra yeni bir şeye geçilecek. Ya da sınıfta herkes öğrendi ama bir öğrenci o konuya o kadar ilgili değil. Belki daha yavaş öğreniyor, belki okuma yazmayı değil ne bileyim tırtılların neden o gün güneşe çıktığını merak ediyor? Ama sınıf ilerlediği için "ortalamanın" gerisinde kaldığı için acele etmek zorunda. Bu sistemde mutlu olan tek bir kişi olabilir o da sınıfın tam ortalamasına denk gelen bir çocuk varsa o mutludur. Gerisi ya bekleyecek ya acele edecek. 

Aslında "matematik yeteneği, şu yeteneği, bu yeteneği" yok. Yetenek denen şey, çoook ileri seviyelerde lazım. Atıyorum matematiğe gerçekten yeteneğin varsa matematik prof.u olur teorem üstüne teorem ispatlarsın. Ama başlangıç seviyesinde onu kimse bilemez. Her çocuk öğrenir. İş ki, biz onun "öğrenme zamanına" saygı gösterelim, zorlamayalım ve aceleye getirerek bilgiler arasında "boşluk" bırakmayalım. Tam olarak konuyu kavramak, beyninde somutlaştırmak için o materyali on kere kullanacaksa da, bin kere kullanacaksa da izin verelim. Herkesin öğrenme yönemi, hızı, tarzı aynı olmayabilir. Olmak zorunda da değil zaten. Her çocuk farklı ise, neden hepsinden aynı zamanda her konuyu öğrenmelerini bekliyoruz?

Öğrenme motivasyonu:

Okulda sınıflar karma. 3-6 yaş beraber aynı sınıfta. Bunun çok ilginç etkilerini gördük. Üst sınıftan birileri çalışma yaparken izleyerek öğrendiği şeyler oldu. Son veli toplantısına gittiğimizde öğretmeni Ela'nın da kendinden küçüklere bir şeyler öğrettiğini söyledi. Söylenen o kadar şey arasında bu bize inanılmaz mutluluk verdi. Çok gurur duydum miniğimle. Büyümüş de bildiklerini küçüklere aktarırmış. Bilgiyi saklamazmış, paylaşırmış. 

Çocuklar birarada oldukları için görüyorlar. Mesela büyük çocuklardan okumaya başlamış olanlar var. Ela da deli oluyor okuma yazma öğrenmek için. Üstelik büyük olduğu için önünde uzunca zamanı var. Hani büyüyünce o da okuyacak, bunu görüyor.

Devamı gelecek... 



Veli Gözüyle Montessori 3 : Okula gitmeden önce


öncesi -14 aylık
sonrası - 3.5 yaş
Beni tanıyanlar ne kadar aceleci olduğumu bilir. Evin içinde odadan odaya koşturarak dolaşırım. Bir işi yapacaksam en kısa zamanda yapmak için planlama yaparım. Evden çıkmadan en kısa süre/mesafe hangi yoldadır düşünürüm, test eder, ölçümler ertesi gün başka yoldan giderim. Dışarı çıkmak için en önce ben hazırlanırım... Eşim de benim tam zıttım karakterdedir. Her şeyi yavaş yapar, bir kere yapar, tam yapar. Ben gerekirse üç beş iterasyon daha yaparım. Kitapları genelde birden fazla kez okurum, hızlı okurken kaçanları yakalarım.

Ancak Ela doğduktan sonra artık kafama taş mı düştü ne oldu bilmiyorum. Bu durum değişti. En kısa sürede gideceğim yolun aslında otlar, kediler, tırtıllar solucanlar, eski bir kağıt parçası, çukurlar, çukurun içindeki su birikintisi içerdiğini fark etmeye başladım. Kızım sağolsun. O farkediş bir şeylerin kapısını araladı ve ben çocuğa zaman tanımanın, zaman vermenin ona verilebilecek en güzel hediye olduğunu farkettim. (Ha arada evden koştur koştur çıkarken acele ediyoruz, hadi diyoruz. Her zaman olmuyor ama acele etmek kötü oluyor ve bedeli oluyor. Acele işe şeytan/kriz/sinir bozukluğu/tatmin olmamış ruh hali/kıl olmuş çocuk karışır.)

Evimizi Ela'ya göre düzenledik. Çok küçüklükten itibaren yer yatağında yatıyor. (Gidip oda takımı alma dürtüsüne direndik) Gardrobu, masası, dolabı boyuna göre. Mutfakta tabaklar onun uzanabileceği yerde. Çatallar, bıçaklar, kaşıklar da. Banyoda taburesi var. Klozet 3 aşamalı, bir tanesi onun poposuna uygun. Banyoda kendi havlu askısı var. Eve girişte paltosu için kendi askısı var, ayakkabısını koyacağı yer var. Bazı düzenlemeleri yaptık. Ve okula gitmeden önce de, yemeğini kendi yiyen, suyunu kendi içen, bazı kıyafetlerini ve ayakkabılarını kendi giyen bir çocuktu. (Montesssori ve benim çocuk yetiştirme ilkelerime aykırı bularak yaptığımız işse evdeki oyuncak sayısı. O konuyu beceremedik ve evde oyuncak/kitap miktarını ayarlayamadık. Birazı hediye desek de aslında ana baba olarak oynamaya doyamamak gibi bir sendromumuz var sanki. )

Çocuğun kendi işini kendisinin görmesinin getirdiği bir özgüven var. Hayal edin bir an. Doğduğunuz andan itibaren sürekli birilerine muhtaçsınız. Yemek, içmek, tuvalet, uyu derken her ihtiyaç başkaları tarafından karşılanıyor. Büyüdükçe bağımsızlaşma yolunda adımlar atıyor. Kendisi yemek yemek için hamle yapıyor. Sürekli keşif halinde. Yürüyor. Doğada her taşın altına bakmak istiyor. Ellerini kendisi yıkadığında, yemeğini kendisi yediğinde, bir kıyafetini kendisi giyebildiğinde o kadar mutlu oluyor ki. Yemeği görmenin, ellemenin, koklamanın, tadına bakmanın kaç tane duyuyu harekete geçirdiğini düşünün. 

Montessori der ki, çocuğa o istemeden yaptığınız her yardım iyilik değil kötülük. Şöyle düşünebiliriz, yeni mezunuz ve işe yeni başlamışız. Çok acemiyiz, evet o işleri yapabileceğimizi teorik olarak biliyoruz ama  ortamda çalışan her insan bizden 20 yıl daha tecrübeli, her adım attığımızda, "şu formu doldurayım mı" dediğinizde biri atlayıp "dur ben senin yerine doldururum" dediğinde, kendi başımıza bir işe kalkıştığımızda hemen yanı başımızda bir başkası bitip, elimizden alıp, yardım etmeye başladığında ne hissederiz? Sürekli dışa bağımlı, sürekli gergin. Fırsat tanınmadığı için sinirli. 

0-3 yaş arasında da biz bilerek bilmeyerek, elimizden geldiği kadarıyla içimizden gelene ve montessori ilkelerine uygun hareket etmeye çalıştık evde. Bu daha çok Ela'nın yönlendirmelerine uyarak oldu. Çünkü zaten Montessori teyzemiz de çocukları gözleyerek çıkarmış. Yani çocuğu kendi haline bıraktığımızda keşfetmek, öğrenmek, kendini beslemek istiyor zaten. İşi bozan biziz bir yerde.

(Tabi çocuk anne bir bardak su verir misin derse veririz. Orada yanlış anlama olmasın. Ama çocuk su doldurmaya davrandığında "dur ben vereyim" diye atlamamaya çalışıyoruz elimizden geldiğince )

Çok uzattım, okuldan sonra olan değişimler, yeni yazıda...

19 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 2 : Matematik Özelinde Montessori

Önceki Yazı: Veli Gözüyle Montessori 1: Ana okulu seçerken



Matematik Önemli Midir?

Bazen duyuyorum "aman mühendis mi olacak, öğrenmesin", "herkes gibi öğrenir"... Şudur budur... Buna ne yazık ki katılmıyorum. Kendimce sebeplerini anlatacağım.

Matematik insanın düşünce dünyasını zenginleştirir. Problem çözme yeteneği verir. Akıllı olduğumuz içim matematikle uğraşmayız, matematikle uğraştıkça akıllanırız. Analitik düşünceyi öğretir. Bağlantı kurdurur. Zihnimizi besler. İlla mühendislik okumak için değil, illa mimar olmak için değil. Hatta ilerde bir gün krediler arasında kalıp hangisi daha avantajlı diye hesap etmek için de değil. Fiziğin temeli, evrenin dili. Programlamanın abcsi. Matematiksiz olmaz.

Genelde matematik diyince insanlar SBS, ÖSS başarısı gibi algılıyor. Öyle düşünmemek gerek aslında. İnsan o sınavlarda yüksek puan alıp, hala temel kavramları kafasında oturtamamış olabilir. Eğer o puanlar bir anlama geliyor olsaydı, inovasyondan çatlamamız gerekirdi ülkecek. Ne yazık ki buna çok uzağız.

Matematik Geçmişim:

Kendi adıma matematikte genel olarak iyiydim. Yalnız orta 2ydi sanıyorum sınıfımıza bir öğretmen geldi. Çok kendinden emin, çok bilgili. Ve başladı tamamen ingilizce olarak tahtaya yazmaya. X-Y bir düzlem. (Meğer o kartezyen düzlemmiş. Descartes'den gelirmiş adı, Dekart düzlemi de denirmiş. Ne hikayesi varmış... O hikayeleri dinledim ama Anadolu Lisesinde değil. İdealist öğretmene dersanede rastlamak hayatın cilvesi ) Ne yazsa anlamıyorum. Sınıf da anlamıyor. Öyle bakıyoruz tahtaya. Sonra orta 3de efsane bir öğretmenimiz geliyor ve durum benim için değişiyor en azından. Lise, üniversite derken matematik ortalama üstü. Bir de programcıyım üstelik. Algoritmalar şahı filan derken, bir yerlerde bir eksiklik olmasın?

Eğer ben matematiği iyi biliyorduysam, montessorideki trinominal kübü görünce neden şaşırırım? Eğer biliyorduysam ara ara bir bağlantı kurduğumda "ahaa" diye beynimde çakan şimşeklere ne demeli? Bunu neden daha önce görmedim ki ben? (a+b)^3 ün açılımını da bilirim oysa.



http://montessorimuddle.org/2012/02/02/using-the-binomial-cube-in-algebra/


Şuna bir bakalım: (Şu yazıdan : http://mariamontessori.com/mm/?p=1416 )


Toplamayı/Çıkarmayı böyle öğrendiğinizi düşünün. 1000, 100, 10, 1.
Peki 100 sayısının şekli neden kare? 10'un karesi
1000 sayısının şekli? küp. 10'un kübü.

Çok basit, çok anlaşılır. Şimdi bunun üstünden çıkarmayı konuşalım. Neden bir sonraki ondalık basamaktan (haydi şimdi buradan 1 alalım burası 9 kalsın ?) aldığımızı anlayabiliyor muyuz? Böyle yapınca çok somut, çok elle tutulur değil mi?

Ayla Hanım, geçen montessori seminerinde, "çocuğun eliyle tutmadığını aklına sokamazsınız" demişti, ne dediğini şimdi şimdi anlıyor gibiyim.

Matematik bağlantı kurmaktır. Küple, 10^3 arasında. Geometrik şekiller arasında. Göz ve el arasındaki koordinasyonda.


Biz matematik öğrendik ama hep zihnimizde öğrendik. Hayal gücü güçlü olanlar, şanslı olanlar, bir şekilde içinde kimbilir hangi tesadüf eseri matematik sevgisi beslemiş olanlar sınavlarda başarılı olacak kadar öğrendik. Bazılarımız "aha", "aha" diyerek bağlantıları kurdukça daha çok sevdi.

Büyük çoğunluğumuz nefret etti. Boşuna. Hiç gereği yokken.

Geçen Ela'nın veli toplantısı için gittiğimizde, beklerken eşimle beraber bu materyaller de ne acaba diye bakarken gördük, küpü, kareyi. Boncuklar yani aslında. Başkaları da var.

Bunun üzerine araştırmaya giriştim. Okudukça, daha da etkilendim. Videoları izledim sırayla. Siz de izleyin ve düşünün. Eğer matematiği çok temelden, daha "matematik" kelimesini hiç duymamışken öğrenseydik. Elle tutulur bir şey gibi, havuçları sayar gibi, el arabasına patates yükler gibi öğrenseydik? Hayal kurmadan, ellerimizle tuta tuta, gözümüzle göre göre. Beş duyumuzla birden yaşasaydık neler değişirdi?

İsterdim ki, saçma sapan işlerle uğraşmayı bırakıp eğitim sistemimizi içeriksel anlamda geliştirecek bir devrime girişelim. Bir sırada oturup öğretmen konuşup konuşup dururken hayallere dalmak yerine, istediğimiz an elimizi uzatıp meraktan, sadece merak ettiğimiz için o küplere, silindirlere dokunalım. Gözümüzle tam yerine yerleştirelim. Elimizle uzatalım. Bir materyalle işimiz bitmeden kimse almasın elimizden. Bekleyelim, beklemeyi öğrenelim. Sıraya girmeyi, hak yememeyi. Saygı duymayı.

Öncelikle bilgiye saygı duymayı. Bilgiyi kendi başına edinmeyi öğrenmeyi. Birinin sana öğretmesini beklemeden. Pasif alıcı olmadan. Gerekirse öğretmeni çekiştirerek, bunu bana göster, bana kendim yapmam için yardım et! diye seslenmeyi.

Çok yaygınlaşsın isterim. Daha söyleyeceklerim bitmedi. Matematik konusu derin, ötesi de var. Devamı gelecek...




Unutmadan!

Küçük Kara Balık Duyurusu:

Tanışmaya gelir misiniz?

28 Nisan-Pazar günü, okulumuzun 2013-2014 eğitim döneminde hizmet vereceği Erenköy'deki yeni binamızla ilgili detayları da paylaşıyor olacağız!

Sevgiler

Sonraki Yazı:  Veli Gözüyle Montessori 3 : Okula Gitmeden Önce


16 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 1 : Anaokulu seçerken...


Şu hayatta üniversite tercihlerimi yaparken bile bu kadar düşünmemiştim desem yeridir.

Çok erken başladım araştırmaya. O zamanlar benimle beraber aynı arayışta olan annelerle bazen beraber, bazen ayrı ayrı okulları gezdik, sorular sorduk.  ( Anadolu Yakası Anaokulu Seçimi, Anaokulu Seçimi, Anaokulu Arayışı) Kitubi'den faydalandık: Ana okulu görüşmeleri için 5 altın kural

Sonuçta gezdikçe, araştırdıkça bizim için geçerli kriterler de ortaya çıkmaya başladı. Ela'yı günde 2 saatliğine evimize yakın olan bir yere gönderdik. Sonuç büyük bir hayal kırıklığı oldu. Okul için deliren çocuğum okula gitmek istememeye başladı. Korkular geliştirdi. Bize kayıtta söylenen kurallara uyulmadığını gördük. İkinci defa aynı hatayı yapmamaya kararlı olarak tekrar arayışa başladık.

Bir anaokulundan beklentilerimiz özetle şunlar:

Karşılama:

Çocuk okula girdiği zaman, ismiyle karşılanacak. Güler yüzle, sevgiyle. Benim ve kardeşimin zamanında gittiğimiz anaokullarında karşılandığımız gibi. "Hoşgeldin Elaa, iyi ki geldin" havası.
Bu karşılama ve okula giriş, haldır haldır olmayacak. Çocuğa kendi ayakkabısını çıkarma, montunu çıkarma zamanı, izni fırsatı verilecek.

Yemek:

Çocuğuma mısır, dışardan alınmış çikolata, lolipop, jelibon, paketli gıda vb türevleri verilmeyecek. Yemek menüsü karbonhidrat ağırlıklı olmayacak. Meyve, kuruyemiş, okulda yapılmış sağlıklı kek vb olabilir. Menü dengeli beslenme koşullarına göre düzenlenmiş olmalı

Fiziksel şartlar ve uygulama: 

Pek çok anaokulunun kocaman bahçeleri yanıltıcı olabiliyor. Bahçe var ama çıkıyorlar mı? Kaç kere? Kışın çıkıyorlar mı? Yoksa sadece gerçekten sıcak havalarda mı çıkıyorlar? Güvenlik nasıl? Okul işlek bir caddenin yanında mı? Temizlik nasıl? Okulun içindeki tuvaletler çocuklar için uygun mu? Lavobolar uygun mu? Güvenlik önlemleri alınmış mı? İlk yardım çantası, personeli var mı?

Yıl Sonu Gösterisi var mı? 

Olmaması tercih sebebi... http://www.kitubi.com/2011/06/14/perde-acilsin-sov-baslasin/

En önemlisi.... Öğretmenler ve yönetim.... 

Konuştuğunuz zaman sizin ne istediğinizi "hissederek" sizin huyunuza gidecek yanıtları mı veriyorlar? Öğretmenler nasıl? Eğitim durumları, kişilik durumları. Sakin, sevecen insanlar mı? Orada çalışmaktan gerçekten mutlular mı? Yoksa bezgin bir şekilde bitse de gitsek modundalar mı? Gülümsüyorlar ama alttan alta gerginler mi? Öğretmeyi, çocukları seviyorlar mı?

Müdür sorumluluk alabilen birisi mi? Çocuk emanet edilir mi? Bir sorun halinde bununla nasıl başa çıkar? Gizlemeye mi çalışır, "asıl sorun sizde" diye topu karşı tarafta mı tutar? Ya da "biz ve okulumuz mükemmeliz, sorun sizin çocuğunuzda" der mi? Sık sık bilgilendiriliyor musunuz? Okulda neler oluyor, o hafta hangi konularda konuşuldu, nereye gidilecek, öğretmenlerin durumunda ne gibi değişiklikler oluyor, haberi var mı? Kolay ulaşabiliyor musunuz? Ulaştığınızda bilgi alabiliyor musunuz?

Bazı yaklaşımlar...

Okul doğum günlerini nasıl kutluyor? Aşırı şatafatlı mı? Diğer çocukları özendirici mi? Ne sıklıkla oyuncak geliyor? Hangi kitaplar okunuyor? "Ders" işleme nasıl bir şey?

---

Bu soruları sorduk. Benim gidip gördüğüm anaokullarında sevmediğim şeylerden bazıları şunlar.
(Bütün anaokulları böyle demek istemiyorum, olmayan da vardır. Benim şahit olduklarım... )

Bahçe: 

Veliler kızıyor o nedenle çocukları dışarı çıkarmıyoruz. (Zaten o kadar çocuğu kim giydirecek, yok paltosu, yok çizmesi??)

Çok Hızlı Değişen Aktivite Hali 

Mesela oturun kameradan bir iki saat izleyin varsa, çocuklar içerde ne yapıyorlar? Bir kreşte (ki sanıyorum genel uygulama bu, bir kaç yerde gördüm, hem de büyük sınıfta.)

Şöyle düşünün. Çocuğunuz oyun hamuru ile oynar mı? Oynarsa ne kadar hamurla oynar? Genelde 4lü paketin yarısıyla oynardı Ela oynadığı zaman.

Şimdi bunu ikiye bölün. 4lü paketten 1 tane hamur seçin ve sınıftaki 20 kişiye bölün. Bu hamurları dağıtın sınıfa. Ve 15 dakika sonra (iyi ihtimalle) geri toplayın. Bu defa kağut ve kalem dağıtın. Resim yapsınlar. 15 dk sonra onu da toplayın. Sonra haydi şimdi hebelüp zamanı. Bitti, şimdi kitap okuma... Yani çocuklar çok kısa aralıklarla sürekli koşturmaca halinde.

Şimdi düşünün ki çocuğunuz hamurdan nefret ediyor. 15 dk boyunca hamurun başında sandalyede oturmak istemiyor. Zorunda mı? Evet. Kalkıp gerçekten ilgilendiği bir şeyin yanına giderse ne olur? Aaa yaramaz çocuk, bizi hiç dinlemiyor. "Yönerge almıyor"  Peki çocuğunuz düşünün ki hamura bayılıyor. O minnacık hamurla bile tam bir şey yapmak üzere, çünkü konsantrasyon süresi aslında çok daha uzun. Sizinki de öyle bir yavru olsun. Hoop öğretmen geri topladı, haydi şimdi resim yapacaksın.

Öğretmenler ve okullar diyebilir ki, "e o kadar çocuğu nasıl idare edeceksin? Grup halinde hareket etmek zorundayız." Alternatifi var.

Gürültü

Okullar çok gürültülü. Girip 5 dk durup çıktığımda başım dönüyordu. O gürültü, bağırış çağırış halinde öğretmenler nasıl çıldırmıyorlar hayret ediyorum. Ya da çocuklar o gürültüde nasıl bir şeyler öğrenirler, nasıl konsantre olurlar? Ses ve renk cümbüşü. Gürültü ve genel ortamdaki aşırı oyuncak, ıvır zıvır, toplar, arabalar, kitaplar...

Temizlik

Hijyen takıntılı bir insan hiç olmadım ama ortada duran minderler simsiyah olmuşsa bir düşünmek gerek.

Kurallar

Normalde "bla bla bla" ama sizin için "bla bla bla" diyen yerlere güvenmiyorum. Kurallar konuyor ama kurallar sürekli esniyor.

Televizyon 

Anaokulunda televizyon olur mu? Sinevizyon olur mu? Bu 2 saatlik gönderdiğim kreşte bize demişlerdi ki, sadece Cuma'ları öğleden sonra yarım saat belgesel izletiyoruz. Ela sabah öğrencisi olmasına rağmen, bir gün geldi dedi ki, "öğretmenler geldiler bize kızdılar ceza olarak televizyonu kapattılar." Hafta içi sabah... Yani evde TV izletmediğim çocuğumu üstüne para vererek Tv karşısına oturtmuş oldum. Düşünmeye değer...


Varsa sizin de görüp rahatsız olduğunuz şeyler paylaşalım....

Sonraki Yazı: Veli Gözüyle Montessori 2: Matematik Özelinde Montessori

15 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori

Geçen yazdan bu yana hayatımızda ciddi bir değişiklik oldu. Ela Küçük Kara Balık Çocuk Evi'ne gitmeye başladı. Artık okullu. Sabahları servisle uğurladığımız, akşam servisi karşıladığımız bir düzen oturdu. Bir yıldır, her sabah gidiyor ve biz her akşam evde "okulculuk" oynuyoruz. Zaten Ela anlatmayı seven bir çocuk olduğu için gün içinde, kim kime ne demiş, hangi çalışmayı yapmış, öğlen yemeğinde ne demiş detaylıca öğreniyorum.  

Bu süreci nasıl anlatsam, nasıl tarif etsem... Anlatmak istediğim bir kaç konu var. Zaman zaman sorular oluyor "Montessori anaokulunda okumak nasıl bir şey" "Tavsiye eder misiniz?" "İlk okul Montessori olmadığında ne olacak" gibi...

Önce başlıkları belirleyeyim sonra yazayım. 

Anaokulu seçerken yaşadıklarımız,
Montessori hakkında öğrendiklerimiz,
Matematik eğitimi özelinde Montessori (görüp öğrendikçe aydınlanıyorum!)
genel anlamda Montessorinin Ela üzerindeki etkisi
ve Küçük Kara Balık okulumuzda yaşadığımız tecrübeler, kazandıklarımız...

Sevgiler...


11 Nis 2013

Kız Anneleri için : Pembe Gardrop

Her ne kadar eski blogger günlerim kadar ilgilenemesem de, elimden geldiği kadarıyla girişimcilere, özellikle kadın girişimcilere destek olmaya çalışıyorum. Bu nedenle de zaman zaman güzel şeylerden haberim oluyor:

Bana gelen epostadan :

"Blogunuzda yeni ve emek ürünü olan seylere de yer veriyorsunuz. O nedenle size de yazmak istedim. Bir arkadasim Pembe Gardırop adli site üzerinden yalnizca küçük kız cocuklari icin, tamamen el emegi goz nuru, muhtesem elbiseler dikip satisini yapiyor. Kendisi aslinda grafik tasarimci, kizi dogduktan sonra piyasada saglikli kumastan yapilmis giysilere ulasma guclugu cektiginden böyle bir isi kalkismis. Yaklasik 2 yildir siteden satis yapiyor. Ben kendi kizima da aldim, inanin resimdekilerden daha kaliteli ve güzel gercekleri. Kumaşlarını İngiltere ve Amerika’dan getiriyor, cocuklar icin özel üretilmis saglikli, pamuklu kumaslar..

Yardimci olursaniz sevinirim. İnsan yaptigi isi sürdürmek icin zaman zaman manevi destege de ihtiyac duyuyor... "

Eğer bakmak isterseniz adresi: http://www.pembegardirop.com/

Rengarenk tasarımlar, gerçekten çok güzel. En güzeli ise bir annenin daha girişimcilik virüsüne kapıldığını ve ürettiğini görmek. Darısı tüm isteyenlerin başına.


9 Nis 2013

Moova Sütü



Moova sütlerini duymuştum ama hiç içmemiştim. TV de izlemediğimden reklamlarından haberim yoktu. O nedenle eve gelen tanıtım paketini görünce çok sevindim. Ela için süt. Ela ve annesi için süt bardağı (Eşim hani bana dedi) Ve çok ilginç bir yazı...

Bir defter düşünün, her sayfasında bloga özgü bir yazı. Daha önceki yazılardan alıntı yapan, Ela'dan bahseden. Gerçekten bir annenin en hassas yerine tınnn diye dokunan bir tanıtım çalışması olmuş.


Ela bardağına bayıldı. Yarın sabah o bardakta içecek sütünü...

Teşekkürler Moova

1 Nis 2013

Ankara'da Montessori Semineri



Alternatif Eğitim Modeli Olarak
MONTESSORİ
Semineri

Bir sınıf düşünün çocukların kimisi yerde yastıklara uzanmış kitap okuyor, biri bulaşıkları yıkıyor, koltukta iki çocuk hararetle bir şey tartışıyor, bir grup canlıların tarih şeridini açmış, evrimleşen canlıların hangi çağlar arasında yaşadığını buluyor, bahçedekiler kilden ırmak modeli yapıp alüvyal oluşumları gözlemliyor, biri bahçeden topladığı yaprak örneklerini sınıflıyor, başka bir grup pisagor teoremini keşfediyor…
Yetişkin olma sürecini, insanın kendini yapılandırması olarak tanımlayan
Maria Montessori’nin eğitim felsefesi aslında 
harikulade bir özgürleşme hikayesi…
 
Bu hikayenin ilk 12 yılını dinlemek isterseniz…

7 Nisan 2013 – Pazar
Tunalı Otel
Tunalı Hilmi Cad. No:119 Kavaklıdere ANKARA
Saat: 11:30 – 12:30

Rezervasyon için;
0 555 2744920
Melek Çilingir
6-12 yaş AMI (Association Montessori Internationale) Montessori Öğretmeni
1971 yılında İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nde Felsefe bölümünü bitirdikten sonra 12 yıl boyunca, kuruluşunda da çalıştığı üniversiteye hazırlık etüt merkezinde Türkçe ve Felsefe dersleri verdiği dönemlerde dünyadaki alternatif eğitim sistemleri üzerinde araştırmalarda bulundu. Türkiye’de alternatif eğitim modellerinin gerçekleştirilmesi amacıyla yaptığı araştırmalar sonucunda Montessori sisteminin eğitimini almaya karar verdi. 2009 yılında Uluslararası Montessori Enstitüsü AMI’nin Hindistan’daki merkezinde Navadisha Montessori Academy’de iki yıla yakın bir sürede 6-12 yaş grubu Montessori eğitimini aldı. 2011′de İtalya’daki Montessori Eğitim Merkezin’nde girdiği sınavla 6-12 yaş grubu diplomasını aldı.