22 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 4: Küçük Kara Balık Deneyimi

Önceki Yazı: Veli Gözüyle Montessori 3: Okula gitmeden önce
Okulumuz: Küçük Kara Balık

Daha önceki yazımda da bahsetmişim:  Ana okulu seçerken düşündüğüm konulardan biri de bu sabırsız telaşe haliydi. Okula bırakıyorsun, sen ya da görevli haldır haldır ayakkabıyı çıkarıyor, içeri götürüyor, paltoyu asıyor. Sonra koşturmaca halinde, program. Aman yemek saati bitiyor, son lokmaları ağızlara tıkalım... Bunun tersi bir yer olmalı diye düşünmüştüm. Çocuk hızında akan bir yer. Ancak çocuk bitti dediğinde biten eylemler. 

Küçük Karabalık'a gitmeye başladıktan sonra evde bazı değişimler oldu. Kızım, çalışma yapmayı çok seven bir çocuk. Sürahi-su doldurma, aktarma, sofra kurma derken, evin bireyi olarak masa kurmaya yardım eden, kaşığını çatalını kendi getiren, hatta akşam yemeğinde tabağına kendisi koymayı talep eden bir çocuk oldu. Okulda öğle yemeğinde, tabaklarına yiyebilecekleri kadar yemeği kendileri koyuyorlar. Yemezlerse çöpe gideceğini biliyorlar. Bu neden benim aklıma hiç gelmedi?? Ela bir gün geldi ve hayretler ve üzüntü içinde "anne yemediğimiz yemek çöpe gidiyormuş biliyor musun?" dedi. Bu kadar basit bir cümlede neler var... 
  • Hakkın olmayanı almama, 
  • savurganlıktan kaçınma, 
  • midene koyabileceğinin ötesindekine göz koymama, 
  • kendi yemeğini tahmin etme, kontrol etme, 
  • ihtiyacından fazla almama... 
Doymazsa ikinci tabağı alabiliyor. Ama ihtiyacından fazlasını almama... O kadar önemli ki. 

Ayakkabılarını, paltosunu kendi giyiyor. Sabah evden çıkmadan süre ona göre ayarlanıyor. Saçını bana bağlatmadı, uzun süre açık gitti.(taçını kendi takabiliyor çünkü) Evin daha düzenli olmasını talep etmeye başladı. Bir gün oyuncakları ayıkladım ve sadeleştirdim. O gün çok mutlu oldu. O düzeni koruyor. Misafir geleceği zaman odaısnı topluyor. 

Gördük ki zaman içinde çocuğumuz, "bir kere yap tam yap" gibi bir özellik geliştirmiş. Yaptığı her işi çok ciddiye alıyor. Yalap şalap iş yok. Tabakları dizerken de, resim yaparken de. Konsantrasyon çok yüksek. Kendi başına oyalanma zamanı çok arttı. Resim yapmaya dalıp iki saate yakın uğraştığı oluyor. (Resim/elişi/bant vb)

Ciddiyet ve özenin nedeni de o "çalışmanın" nasıl sunulduğuyla ilgili. Her adım özenle gösteriliyor. Anaokuluna başladıktan sonra farkettim ki, bizim evdeki "aktivite"ler pek olmamış. Boşaymış demiyorum ama olması gereken tam olarak o değilmiş. 


Hakkını koruyor. Sürekli bir hak/hukuk davamız var. "siz kısa kollu giyinmişken beni uzun kollu giydiriyorsunuz, bu haksızlık!".  Arkadaşının hakkını koruyor: "X beni seviyor, ama ben X'i sevmiyorum çünkü o benim arkadaşlarıma vuruyor". "Sana vuruyor mu?" "hayır beni seviyor ama arkadaşlarıma vuruyor" 

Montessori okullarında materyaller bir tane oluyor. Dolayısıyla çocuk mesela sayı çubuklarıyla çalışma yapacaksa ancak bir kişi bir anda yapabiliyor. Bu nedenle sıra beklemek, arkadaşının çalışmasına saygı göstermek çok önemli bir konu. (Bir gün sırada kimsenin kimsenin önüne geçmek için itişmeyeceği gün gelecek mi acaba memleketimizde?) 

Ve aslında istemediğin materyalin peşinde koşmamak. Sırf başkası istiyor diye aslında istemediğin bir şey için itişmemek. Hayat dersi gibi bir şey... Ama kafana koyduğun şey için de beklemek, sebat etmek, kıymetini bilmek. Başkasının zamanına kendi zamanın gibi değer vermek... 

Öğrenme Zamanını Tanımak

Okula gitmeden de sayılara ilgisi vardı ama matematik algısı çok arttı. İki basamaklı sayıları okuyor, yazıyor. Binlere geçiyor, onbinleri, milyonları merak ediyor. Matematik kavrayışının yüksekliği beni şaşırtıyor. Burada aslında bir nokta daha var önemli olan:

Normal okullarda sınıf ne zaman ilerlerse birey de o zaman ilerliyor. Diyelim çocuk matematiğe ya da okuma yazmaya çok ilgili. Hemen öğrendi. Bütün sınıf öğrenmeden ilerleme yok. Bütün sınıf öğrenecek, ondan sonra yeni bir şeye geçilecek. Ya da sınıfta herkes öğrendi ama bir öğrenci o konuya o kadar ilgili değil. Belki daha yavaş öğreniyor, belki okuma yazmayı değil ne bileyim tırtılların neden o gün güneşe çıktığını merak ediyor? Ama sınıf ilerlediği için "ortalamanın" gerisinde kaldığı için acele etmek zorunda. Bu sistemde mutlu olan tek bir kişi olabilir o da sınıfın tam ortalamasına denk gelen bir çocuk varsa o mutludur. Gerisi ya bekleyecek ya acele edecek. 

Aslında "matematik yeteneği, şu yeteneği, bu yeteneği" yok. Yetenek denen şey, çoook ileri seviyelerde lazım. Atıyorum matematiğe gerçekten yeteneğin varsa matematik prof.u olur teorem üstüne teorem ispatlarsın. Ama başlangıç seviyesinde onu kimse bilemez. Her çocuk öğrenir. İş ki, biz onun "öğrenme zamanına" saygı gösterelim, zorlamayalım ve aceleye getirerek bilgiler arasında "boşluk" bırakmayalım. Tam olarak konuyu kavramak, beyninde somutlaştırmak için o materyali on kere kullanacaksa da, bin kere kullanacaksa da izin verelim. Herkesin öğrenme yönemi, hızı, tarzı aynı olmayabilir. Olmak zorunda da değil zaten. Her çocuk farklı ise, neden hepsinden aynı zamanda her konuyu öğrenmelerini bekliyoruz?

Öğrenme motivasyonu:

Okulda sınıflar karma. 3-6 yaş beraber aynı sınıfta. Bunun çok ilginç etkilerini gördük. Üst sınıftan birileri çalışma yaparken izleyerek öğrendiği şeyler oldu. Son veli toplantısına gittiğimizde öğretmeni Ela'nın da kendinden küçüklere bir şeyler öğrettiğini söyledi. Söylenen o kadar şey arasında bu bize inanılmaz mutluluk verdi. Çok gurur duydum miniğimle. Büyümüş de bildiklerini küçüklere aktarırmış. Bilgiyi saklamazmış, paylaşırmış. 

Çocuklar birarada oldukları için görüyorlar. Mesela büyük çocuklardan okumaya başlamış olanlar var. Ela da deli oluyor okuma yazma öğrenmek için. Üstelik büyük olduğu için önünde uzunca zamanı var. Hani büyüyünce o da okuyacak, bunu görüyor.

Devamı gelecek... 



14 yorum:

Cevher Yitikkul dedi ki...

çok verimliymiş gerçekten, büyük küçük bir arada ders almaları çok doğru birşeymiş burdan bakınca, bizde hep veliler ayırmak isterler sınıfları sanki çocukları gelişemeyecekmiş gibi bir korku duyuyorlar sanırım ancak işte bu kadar verimli olabiliyor bir arada olmak.Paylaşımlarınızı ilgiyle takip ediyorum. Sevgiler.

Adsız dedi ki...

valla dünya küçülmüş. ela ile ilgili bilgileri almak çok çççook güzel. sizi seviyorum.

Adsız dedi ki...

merhaba
bu sene eylül ayında tekrar Küçük Kara Balık a mı vereceksiniz Ela yı acaba? anaokulu zamanı geldiği için soruyorum, benim kızımla aynı yaştalarda
sevgiler

Ozgur dedi ki...

Cevher:
Evet ilginç bir tecrübe oluyor bizim için de, sevgiler

Adsız:
Öperim:DD


Adsız:
Evet, tekrar Kara Balıkta olacak bu Eylül de. Şu anda 4 yaşında. Eylül'de 4.5 olacak. Bir sonraki sene 5.5. Aslında bir sonraki sene de Kara Balık'ta mı olmalı, yoksa ilkokula mı başlamalı kararsısız. Seneye kesin Kara Balık'ta.

Dr.EsmaMS dedi ki...

buluştuğumuzda konuşmuştuk bunları yazmak istediğini,çok sevindim yazdığın için, çok faydalandım bu bilgilerden. Devamını bekliyorum, aslında böyle daha sık buluşsak çocukları ortama salsak da Öykü de Ela'dan daha çok şey öğrense çok çok mutlu olurum. Bizim daha koca bir 1,5 senemiz okula başlamak için

Ozgur dedi ki...

Esma'cım bu yazı dizisi tamamen sizin sayenizde çıktı zaten:) Görüşelim mutlaka, öperim.

sevgiler

Mor Bisikletçi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Mor Bisikletçi dedi ki...

Bizde de olumlu çok etkisi oldu Montessori'nin. Matematik, okuma-yazma ve pratik hayat'la ilgili olan çalışmalarını seviyorum. Bize kalsa ne okuma-yazma öğretirdik, ne de matematik (tembel anne-baba:P). En çok sevdiğim şey de yeni şeyler denemeye fırsat sunması.

Yalnız sevmediğim bir noktası da var. Bu işler yapılırken, tek bir yapma yönteminin olması beni cidden çok rahatsız ediyor. Örneğin, pembe kule. Ve bu pembe kuleyi o şekilde dizmesi değerlendirmelerde de yer alıyor. Evet belli bir şekilde dizildiğinde de öğreneceği çok şey var ama farklı farklı dizaynlar denemeleri bence daha önemli. Çocuklar serbest bırakıldıklarında eminim pembe kuleyle çalışmanın 10bin farklı yolunu bulabilirler. Ama onlara şablon sunulduğunda maalesef hayalgüçleri sınırlanıyor. Eşleştirme işleri sonra, bir şeyleri eşleştirdiklerinde değil, farklı kombinasyonlar denediklerinde gelişecek yaratıcılık ve innovasyon ruhu ama Montessori'de maalesef böyle bir vurgu eksikliği var. Aslında materyalleri çok güzel, ben çok seviyorum ve felsefesi de harika ama sanırım bu şekilcilik uygulamada çıkıyor ve temel felsefesiyle (child-led learning) çelişiyor diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

Merhaba, biz de yeni açılacak Erenkoy okulunda küçük kara bir balık olmak istiyoruz, sizin deneyiminizden yararlanarak bir soru sormak istiyorum, on kayıt yaptırıp da açıkta kalmak gibi durum olabilir mı siz neler yasadınız, on kayıt icin su zaman itibariyle geç mı kaldık cok merak ediyorum. Sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Mor Bisikletçi:
Bunu çok büyük bir sıkıntı olarak görmüyorum ben. Ya da nasıl anlatayım, matematik gibi. Haydi şimdi üçle beşi toplayayım ama sekiz etmesin diyemez ya insan? hani materyallerin kullanımı bana öyle geliyor. Farklı yaptıklarında "a olmamış, çok yanlış" denmiyor.

Bu konuda belki yazarım ama innovasyon konusunda beyimle pek tartışırız. Kendisi (beyim diye demiyorum:) pek yenilikçi, buluşçu bir insandır. Hep tartıştığımız konudur. O der ki mesela, bir konuyu tam olara bilmeden onunla ilgili haydi şimdi şöyle bir şey düşündüm diyerek olmuyor innovasyon. Derin konu:)

sevgiler çok

Ozgur dedi ki...

Sevgili Adsız,

Bildiğim kadarıyla geç kalmadınız. İsterseniz bir tanıtım toplantısına katılarak aklınızdaki bütün soruları sorun. Kayıt sırasında zaten asil üye olursanız açıkta olmak gibi bir durum olmaz.

Adsız dedi ki...

Merhabalar iki tane kızım var. www.kizlarimlabuyuyorum.blogspot.com. Büyük kızım bu sene okula başlayacak. Devlet okuluna karar verdik. Epeyce araştırıp düşünerek karar verdim. Özel okula binlerce parayı vermek yerine kızımla birlikte kendimi de eğiterek açığı kapatmanın daha doğru olacağını düşündüm (umarım yanılmıyorumdur). Hergün onlarca, makale, yazı, blog okuyarak devlet okulunda eksik kalan eğitim öğretimi nasıl verebileceğim konusunu öğrenmeye çalışıyorum. Kendi bloğumda da bunları paylaşıyorum. Her yeni bilgide aslında ne kadar cahil olduğumu anlıyorum :( kızlarım yürüdüğümüz yolun yabancısı ve rehberleri de bildiği yolların bazılarının hiç de doğru olmadığını daha yeni anlıyor.

Didem dedi ki...

belki karışık yaş gruplarına şöyle bir açıklama getirmek gerekli. "klasik" eğitim verilen sınıflarda karışık yaş grubu uygulanması pedagojik açıdan kesinlikle yanlış. her çocuğun kendi yaş grubunda öğrenmesi daha uygun, çünkü klasik eğitim ortam ve müfredat itibariyle toplu öğrenmeyi hedefliyor. bu sebeple yaşı daha küçük olan ve öğrenmek için daha uzun zamana ihtiyacı olan öğrenci klasik eğitimde geride kalabiliyor ve stres yaşıyor.
ancak Montessori eğitimi felsefe ve program itibariyle her çocuğun kendi hızında ve kendi ilgi duyduğu konuyu derinleşerek öğrenmesine fırsat verdiği için karışık yaş gruplarına uygun bir program. sevgiler.

Adsız dedi ki...

Merhabalar
Kizim 32 aylik. 12 ayliktan bu gune degisik programlara katildik atolyelere gittik eylulde tam 3 yasinda olacak.
sanirim 2 aydir kozyatagindan fenerbahceye gidip gorusmedigim okul kalmadi. Gorustugum okullar ismi duyulmus okullar olmasina ragmen hep icimin rahat etmedigi biseyler oldu
Size danismak istedigim siz 2013 de benim yasadiklarimi yasayip kucuk kara baligi tercih etmissiniz. Bu okulla ilgili hala memnuniyetiniz devam ediyormu? Eklemek istediginiz bi bilgi bi fikir varmi
Tesekkurler
ETG