19 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 2 : Matematik Özelinde Montessori

Önceki Yazı: Veli Gözüyle Montessori 1: Ana okulu seçerken



Matematik Önemli Midir?

Bazen duyuyorum "aman mühendis mi olacak, öğrenmesin", "herkes gibi öğrenir"... Şudur budur... Buna ne yazık ki katılmıyorum. Kendimce sebeplerini anlatacağım.

Matematik insanın düşünce dünyasını zenginleştirir. Problem çözme yeteneği verir. Akıllı olduğumuz içim matematikle uğraşmayız, matematikle uğraştıkça akıllanırız. Analitik düşünceyi öğretir. Bağlantı kurdurur. Zihnimizi besler. İlla mühendislik okumak için değil, illa mimar olmak için değil. Hatta ilerde bir gün krediler arasında kalıp hangisi daha avantajlı diye hesap etmek için de değil. Fiziğin temeli, evrenin dili. Programlamanın abcsi. Matematiksiz olmaz.

Genelde matematik diyince insanlar SBS, ÖSS başarısı gibi algılıyor. Öyle düşünmemek gerek aslında. İnsan o sınavlarda yüksek puan alıp, hala temel kavramları kafasında oturtamamış olabilir. Eğer o puanlar bir anlama geliyor olsaydı, inovasyondan çatlamamız gerekirdi ülkecek. Ne yazık ki buna çok uzağız.

Matematik Geçmişim:

Kendi adıma matematikte genel olarak iyiydim. Yalnız orta 2ydi sanıyorum sınıfımıza bir öğretmen geldi. Çok kendinden emin, çok bilgili. Ve başladı tamamen ingilizce olarak tahtaya yazmaya. X-Y bir düzlem. (Meğer o kartezyen düzlemmiş. Descartes'den gelirmiş adı, Dekart düzlemi de denirmiş. Ne hikayesi varmış... O hikayeleri dinledim ama Anadolu Lisesinde değil. İdealist öğretmene dersanede rastlamak hayatın cilvesi ) Ne yazsa anlamıyorum. Sınıf da anlamıyor. Öyle bakıyoruz tahtaya. Sonra orta 3de efsane bir öğretmenimiz geliyor ve durum benim için değişiyor en azından. Lise, üniversite derken matematik ortalama üstü. Bir de programcıyım üstelik. Algoritmalar şahı filan derken, bir yerlerde bir eksiklik olmasın?

Eğer ben matematiği iyi biliyorduysam, montessorideki trinominal kübü görünce neden şaşırırım? Eğer biliyorduysam ara ara bir bağlantı kurduğumda "ahaa" diye beynimde çakan şimşeklere ne demeli? Bunu neden daha önce görmedim ki ben? (a+b)^3 ün açılımını da bilirim oysa.



http://montessorimuddle.org/2012/02/02/using-the-binomial-cube-in-algebra/


Şuna bir bakalım: (Şu yazıdan : http://mariamontessori.com/mm/?p=1416 )


Toplamayı/Çıkarmayı böyle öğrendiğinizi düşünün. 1000, 100, 10, 1.
Peki 100 sayısının şekli neden kare? 10'un karesi
1000 sayısının şekli? küp. 10'un kübü.

Çok basit, çok anlaşılır. Şimdi bunun üstünden çıkarmayı konuşalım. Neden bir sonraki ondalık basamaktan (haydi şimdi buradan 1 alalım burası 9 kalsın ?) aldığımızı anlayabiliyor muyuz? Böyle yapınca çok somut, çok elle tutulur değil mi?

Ayla Hanım, geçen montessori seminerinde, "çocuğun eliyle tutmadığını aklına sokamazsınız" demişti, ne dediğini şimdi şimdi anlıyor gibiyim.

Matematik bağlantı kurmaktır. Küple, 10^3 arasında. Geometrik şekiller arasında. Göz ve el arasındaki koordinasyonda.


Biz matematik öğrendik ama hep zihnimizde öğrendik. Hayal gücü güçlü olanlar, şanslı olanlar, bir şekilde içinde kimbilir hangi tesadüf eseri matematik sevgisi beslemiş olanlar sınavlarda başarılı olacak kadar öğrendik. Bazılarımız "aha", "aha" diyerek bağlantıları kurdukça daha çok sevdi.

Büyük çoğunluğumuz nefret etti. Boşuna. Hiç gereği yokken.

Geçen Ela'nın veli toplantısı için gittiğimizde, beklerken eşimle beraber bu materyaller de ne acaba diye bakarken gördük, küpü, kareyi. Boncuklar yani aslında. Başkaları da var.

Bunun üzerine araştırmaya giriştim. Okudukça, daha da etkilendim. Videoları izledim sırayla. Siz de izleyin ve düşünün. Eğer matematiği çok temelden, daha "matematik" kelimesini hiç duymamışken öğrenseydik. Elle tutulur bir şey gibi, havuçları sayar gibi, el arabasına patates yükler gibi öğrenseydik? Hayal kurmadan, ellerimizle tuta tuta, gözümüzle göre göre. Beş duyumuzla birden yaşasaydık neler değişirdi?

İsterdim ki, saçma sapan işlerle uğraşmayı bırakıp eğitim sistemimizi içeriksel anlamda geliştirecek bir devrime girişelim. Bir sırada oturup öğretmen konuşup konuşup dururken hayallere dalmak yerine, istediğimiz an elimizi uzatıp meraktan, sadece merak ettiğimiz için o küplere, silindirlere dokunalım. Gözümüzle tam yerine yerleştirelim. Elimizle uzatalım. Bir materyalle işimiz bitmeden kimse almasın elimizden. Bekleyelim, beklemeyi öğrenelim. Sıraya girmeyi, hak yememeyi. Saygı duymayı.

Öncelikle bilgiye saygı duymayı. Bilgiyi kendi başına edinmeyi öğrenmeyi. Birinin sana öğretmesini beklemeden. Pasif alıcı olmadan. Gerekirse öğretmeni çekiştirerek, bunu bana göster, bana kendim yapmam için yardım et! diye seslenmeyi.

Çok yaygınlaşsın isterim. Daha söyleyeceklerim bitmedi. Matematik konusu derin, ötesi de var. Devamı gelecek...




Unutmadan!

Küçük Kara Balık Duyurusu:

Tanışmaya gelir misiniz?

28 Nisan-Pazar günü, okulumuzun 2013-2014 eğitim döneminde hizmet vereceği Erenköy'deki yeni binamızla ilgili detayları da paylaşıyor olacağız!

Sevgiler

Sonraki Yazı:  Veli Gözüyle Montessori 3 : Okula Gitmeden Önce


4 yorum:

Berna dedi ki...

Ne güzel bir yazı olmuş... Daha ne denir bilmem ki...
Ekin bu yıl ilkokula başladı. Nerden tutsan elinde kalan bir eğitim sistemi içindeyiz, en iyi denen okul da bile bu böyle, hiiiç bizim okul öyle değil falan demesin kimse :( Matematiği yukarıda anlatılan gibi öğretemiyorsan, sistem çoktan ayvayı yemiştir! Öğretmen=öğreten, öğrenci=(pasif)öğrenen ise, hiçbir şey elde edemeyiz bu sistemden, o kadar umutsuzum ben!

Sevgilerimle
Berna

Adsız dedi ki...

yavrum bu günkü yazında muhteşem sizi seviyorum

Mystic dedi ki...

İlkokuldayken ne zordu matematik benim için. Ne zaman ki xler yler girdi hayatım, o zaman matematik aşığı oldum. Montessorinin en alıcı özelliği, görünmezi ve dokunulmazı gerçek kılmak... Bir bireyin öğrenmesi ve öğrenmeyi sevmesi için daha iyi bir yol var mı?Kalemine sağlık! Sevgiler.Ansı

Ozgur dedi ki...

Berna,

:( Ne yazık ki...

Adsız:
Biz de seni: ) (baba?)

Mystic:
İlkokulda çok severdim, x-yli daha çok sevdim:)
Çok sevgiler Ansı, öperim kuzuları.