22 Nis 2013

Veli Gözüyle Montessori 3 : Okula gitmeden önce


öncesi -14 aylık
sonrası - 3.5 yaş
Beni tanıyanlar ne kadar aceleci olduğumu bilir. Evin içinde odadan odaya koşturarak dolaşırım. Bir işi yapacaksam en kısa zamanda yapmak için planlama yaparım. Evden çıkmadan en kısa süre/mesafe hangi yoldadır düşünürüm, test eder, ölçümler ertesi gün başka yoldan giderim. Dışarı çıkmak için en önce ben hazırlanırım... Eşim de benim tam zıttım karakterdedir. Her şeyi yavaş yapar, bir kere yapar, tam yapar. Ben gerekirse üç beş iterasyon daha yaparım. Kitapları genelde birden fazla kez okurum, hızlı okurken kaçanları yakalarım.

Ancak Ela doğduktan sonra artık kafama taş mı düştü ne oldu bilmiyorum. Bu durum değişti. En kısa sürede gideceğim yolun aslında otlar, kediler, tırtıllar solucanlar, eski bir kağıt parçası, çukurlar, çukurun içindeki su birikintisi içerdiğini fark etmeye başladım. Kızım sağolsun. O farkediş bir şeylerin kapısını araladı ve ben çocuğa zaman tanımanın, zaman vermenin ona verilebilecek en güzel hediye olduğunu farkettim. (Ha arada evden koştur koştur çıkarken acele ediyoruz, hadi diyoruz. Her zaman olmuyor ama acele etmek kötü oluyor ve bedeli oluyor. Acele işe şeytan/kriz/sinir bozukluğu/tatmin olmamış ruh hali/kıl olmuş çocuk karışır.)

Evimizi Ela'ya göre düzenledik. Çok küçüklükten itibaren yer yatağında yatıyor. (Gidip oda takımı alma dürtüsüne direndik) Gardrobu, masası, dolabı boyuna göre. Mutfakta tabaklar onun uzanabileceği yerde. Çatallar, bıçaklar, kaşıklar da. Banyoda taburesi var. Klozet 3 aşamalı, bir tanesi onun poposuna uygun. Banyoda kendi havlu askısı var. Eve girişte paltosu için kendi askısı var, ayakkabısını koyacağı yer var. Bazı düzenlemeleri yaptık. Ve okula gitmeden önce de, yemeğini kendi yiyen, suyunu kendi içen, bazı kıyafetlerini ve ayakkabılarını kendi giyen bir çocuktu. (Montesssori ve benim çocuk yetiştirme ilkelerime aykırı bularak yaptığımız işse evdeki oyuncak sayısı. O konuyu beceremedik ve evde oyuncak/kitap miktarını ayarlayamadık. Birazı hediye desek de aslında ana baba olarak oynamaya doyamamak gibi bir sendromumuz var sanki. )

Çocuğun kendi işini kendisinin görmesinin getirdiği bir özgüven var. Hayal edin bir an. Doğduğunuz andan itibaren sürekli birilerine muhtaçsınız. Yemek, içmek, tuvalet, uyu derken her ihtiyaç başkaları tarafından karşılanıyor. Büyüdükçe bağımsızlaşma yolunda adımlar atıyor. Kendisi yemek yemek için hamle yapıyor. Sürekli keşif halinde. Yürüyor. Doğada her taşın altına bakmak istiyor. Ellerini kendisi yıkadığında, yemeğini kendisi yediğinde, bir kıyafetini kendisi giyebildiğinde o kadar mutlu oluyor ki. Yemeği görmenin, ellemenin, koklamanın, tadına bakmanın kaç tane duyuyu harekete geçirdiğini düşünün. 

Montessori der ki, çocuğa o istemeden yaptığınız her yardım iyilik değil kötülük. Şöyle düşünebiliriz, yeni mezunuz ve işe yeni başlamışız. Çok acemiyiz, evet o işleri yapabileceğimizi teorik olarak biliyoruz ama  ortamda çalışan her insan bizden 20 yıl daha tecrübeli, her adım attığımızda, "şu formu doldurayım mı" dediğinizde biri atlayıp "dur ben senin yerine doldururum" dediğinde, kendi başımıza bir işe kalkıştığımızda hemen yanı başımızda bir başkası bitip, elimizden alıp, yardım etmeye başladığında ne hissederiz? Sürekli dışa bağımlı, sürekli gergin. Fırsat tanınmadığı için sinirli. 

0-3 yaş arasında da biz bilerek bilmeyerek, elimizden geldiği kadarıyla içimizden gelene ve montessori ilkelerine uygun hareket etmeye çalıştık evde. Bu daha çok Ela'nın yönlendirmelerine uyarak oldu. Çünkü zaten Montessori teyzemiz de çocukları gözleyerek çıkarmış. Yani çocuğu kendi haline bıraktığımızda keşfetmek, öğrenmek, kendini beslemek istiyor zaten. İşi bozan biziz bir yerde.

(Tabi çocuk anne bir bardak su verir misin derse veririz. Orada yanlış anlama olmasın. Ama çocuk su doldurmaya davrandığında "dur ben vereyim" diye atlamamaya çalışıyoruz elimizden geldiğince )

Çok uzattım, okuldan sonra olan değişimler, yeni yazıda...

4 yorum:

Cevher Yitikkul dedi ki...

Çok önemli bir paylaşım olmuş, bizim ailede de " aman sen içeri geç ben yaparım" diyenler çoktu. Ne zaman elimi yemeğe atsam "dur öyle değil böyle o" diye elimden malzemeler alınır ben seyirci kalırdım."Sonra da sende bir yemek yapsan da biz de görsek" diye bu durum çok başıma kakılmıştır. Şimdi yemek yapmayı eşimden öğreniyorum, ev işlerini de öyle tabii, insan iyilik yaptım diyor aslında egomuzu tatmin ediyoruz çocuk üzerinden," bak herşeyini ben yapıyorum... Saçımı süpürge ediyorum" gibi sanırım. Önüne geçmek gerek, bende yeni anne oldum, evi çocuğa göre düzenlemek çok önemli gerçekten. Çok faydalı şeyler yazıyorsunuz bayıla bayıla okuyorum...

Özge İle Öğreniyorum dedi ki...

Kendimden o kadar çok şey bulduum ki sizde ama ben hala biraz aceleciyim daha rahat olmam gerek sanırım. Özgem 20 aylık ve ben biraz daha koruyucuyum galiba.

Ozgur dedi ki...

Cevher Yitikkul: Evet bende de bir genel becerememe hali var. Kızımda olmasın isterim. Aslında iyi niyetle yapılan yanlışlar, çok kızmamak lazım ama işte... bırakmak lazım biraz

Özge ile öğreniyorum:
Hepimiz öyleyiz:) Ama işte çaba göstermek amaç... Elimizden geldiğince...

Sevgi dedi ki...

ne kadar güzel bir paylaşım bu.. kendi adıma çok teşekkür ederim.. sanırım asıl mesele çocuğu bir birey olarak kabul etmek.. bunu yapabilirsek herşey daha güzel oluyor.. dikkat etmeye çalışıyorum bende hatta yardım isteğinde " sen yapabilirsin annecim, daha önce yapmışsın diyorum.. ve inat edip yapıyor :)