18 Oca 2014

Poppy's Adventures : Yeni appimiz çıktı duymayan kalmasın




Çok güzel bir haberim var... 

Güzel işler peşindeyiz... Çok güzel nurtopu gibi bir App'imiz oldu. Bu öncekilerden biraz farklı. Tamamen eğitim amaçlı, "eğlendirirken öğretebilecek miyiz bakalım" sorusunun yanıtı olacak bir uygulama. Tamamen ücretsiz ve reklamsız.

İçinde dört farklı ortamında Poppy'yi göreceğiz. Etkileşimli bir doğum günü öyküsü gelecek sonra. Dört mini oyun ve (çocukların favorisi) flashcardları kullanarak etkileşimde bulunacak minik parmaklar. 

Anadili İngilizce olan seslendirmecilerin seslendirdiği kelimeleri duyarak, farkında olmadan öğrenecekler. Flashcard kısmında önce kelimenin resmini görüp, duyarak sonra mikrofona tekrarlayarak ve kendi seslerini duyarak ilginç bir deneyim yaşayacaklar. (Sizin gözlemlerinizi çok merak ediyorum açıkcası. Ela flashcard kısmını çok sevdi ve telaffuzu benden iyi)


Nerden çıktı, neden çıktı diye soracak olursanız, güzel bir hikayesi var...

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyelerinden Senem Hanım çocukların dil öğreniminde tablet kullanımı ile ilgili bir araştırma yapıyor. Bu araştırma bu tür eğitici uygulamaları içeriyor. Biz de OİP'ciğimle beraber gece gündüz çalıştık ve ortaya bu uygulama çıktı. İçerikler Senem'den. Siz onu çikolatalı pasta blogundan tanıyorsunuz zaten... 

Eğitici uygulama ilk kez yaptığımız bir şey. O nedenle çok heyecanlıyız. Şu anda sadece iPad için var. 

İndirin, deneyin, yorumlarınızı gönderin. Uzun yazmak isteyenler için adres: ozguranne@gmail.com

Eğer duyurmamıza yardım ederseniz harika olur. Facebook, twitter ve bloglarda yazarsanız çok seviniriz! Ne kadar yayılırsa o kadar iyi.

İndirmek için:

Videosu için:
Facebook'ta takip etmek için:

(iPhone ve Android için isteyenler yorum yazabilir mi lütfen? )






6 Oca 2014

Hayır Diyebilen Çocuk Yetiştirmek.

Çocuk yetiştirmek çok zor bir iş. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı. Yedir, içir, uyut, oyna. Akıllı olsun, başarılı olsun, ayaklarının üstünde durabilsin. Son dönem: Çok özgüvenli olsun.

Ama sanki çok daha önemli bir nokta var. Ahlaklı ve vicdanlı olabilecek mi? İnsan olabilecek mi? Birey olabilecek mi?

Bu üç soru çok bağımsız gibi gözüküyor ama bana göre aynı şeyi soruyor. Benim kızım/oğlum bir gün geldiğinde ahlaki da
vranabilecek mi? Ahlak diyince evlenmeden sevişecek mi gibi bir şey gelmiyor benim aklıma. Doğruluk, dürüstlük, haram lokma yememe... Evet de... İnsanın hiç farkında olmadan evet dediği şeyler ne olacak? Neye tepki gösterecek? Neyi kınayacak? Mesela savaşa karşı olabilir. Çocuklar ölmesin diyebilir, ne masum bir dilek değil mi... Çocukluk şarkısı gibi adeta... Bir dünyaaa bırakıın biz çocuklaaraa kirlenmiş olmasın gözyaşlarıylaaa... Ah ne masum.

Sonra ABD Irak'a gireceği zaman tezkere oylamasında eli havaya kalkan biri olabilir o çocuk mesela. Grup kararına uyabilir. Ama Saddam çok kötü bir insan. Hı hı. Zaten Vietnamlılar help help diye bağırmasa savaş çıkmazdı. Zaten diktatör devirmek için gönderiyoruz silahları. Çocuklar ağlamasın diye. Hı hı. Başka hiç gayemiz yok. Evet. Bir çocuk kadar masum, o el havaya kalkıyor mu, kalkmıyor mu?

İşte o el neden ve ne koşullarda havaya kalkıyor onu öğretmek gerekiyor. İnsan kendi başına akıllı, fakat bir gruba dahil oldu mu salaklaşan bir varlık. Bunu öğretebilir miyiz mesela? Yıllarca sosyal psikologların araştırma yaptıkları konularda bizim çocuğumuz nasıl davranır. Mesela ortaokuldaki din dersi öğretmeni aranızdan kimler mescit olsa namaz kılar sorusuna hiç de kılmayacakları halde kimler el kaldırır? Neden kaldırır? Mesela bir bakan çıkıp da, "efendim elbette bağımsız değildim bana söylenenleri yaptım" diyorsa mesela 2014 yılında Stanley Milgram mezarında ters dönmüş müdür? Çünkü Hitler'in SS subayları da "emirleri uyguluyordu".  Hangi ahlaki düzlemde "canım ben emirleri uygulamıştım" masum bir bahanedir? Hangi dinde?

İnsan olmak "o emiri"  uygulamamaktan geçiyor. Kalabalığa güruha HAYIR diyebildiğinde insan oluyor insan. Herkesin görmek istemediğini gördüğünde. Evet çok yalnız bir yer orası. Evet kalabalıklarla birlikte halay çekmek çok güzel. Herkesin küfrettiğine küfretmek çok konforlu. Ama ahlak ve vicdan orada oturmuyor.

Birey olmadan... Kendi eylemlerinin sorumluluğunu almadan hiç bir şey olunmuyor. Sırf cemaatin, sırf partin, sırf sana benzeyen insanlar bir şey söylüyor diye sen de söylüyorsan olmadı. Bireysel vicdanını susturdun. Çok da kolay yaptın bunu çünkü malesef beyin öyle çalışıyor. Şeytan dışarda değil.

Zaten şeytanın en büyük hilesi var olmadığına inandırması. Ben yapmadım miki yaptı. Ben yolsuzluk yapmadım annecim, paraları gelmiş evime koymuşlar. Ben hiç bir konuda özeleştiri yapamam çünkü hepsi dış mihrak. İki dua ettim oh tertemiz. Cemaatler sadece "the cemaat"den oluşmuyor. On kişi bir araya geldiğimizde saçmalamaya başlayan garip bir türüz biz. Kendi başımıza he demeyeceğimize, kitle olunca he he demeye başlıyoruz. İster tekamül de adına, ister kişisel gelişim de, ister gölgeyle yüzleşme de, ister şeytanla halleşme de. Eylem aynı.

O yolda yalnız yürüyebilecek cesaretin var mı? Aynadaki aksine bakıp kral çıplak diyebiliyor musun?

Bu eğitimi çocuklarımıza vermediğimiz sürece gelecekten hiç bir umudum yok. Hitler'in gaz odaları da tekrarlanır, dünyadaki "iyilik ve demokrasi adına" kadınların ve erkeklerin ırzına geçilip, çocukların öldürüleceği savaşlar da. Ama biz iyi taraftayız, onlar axis of evil. Evet sayın Bush. Öyle gerçekten. Ya da özentisi. Evet, biz iyiyiz. Onlar canavar. Biz meleğiz, onlar şeytan.

Cognitive dissonance denilen bir şey var. Beynimizin içindeki dalkavuk. İnançlarımıza ters düşen bir durumla karşılaştığımızda hemen yağ yakmaya başlıyor. İlk inançtan vazgeçemiyor, bugüne kadar savunmuşsun. Bir anda yanlış bu diyemiyorsun. Alıntılarsak :
"Festinger’e göre, bireyler inançlarını korumak için, gelen karşı görüşleri sansür ederler. Sadece inandıkları değerleri seçerler ve onları korurlar. Eğer bu karşıt görüşler arasında seçme zorunluluğu varsa en iyisini değil, kendisiyle en uyumlusunu seçerler. Bu açıdan bireyler faydacı bir anlayış güderler."
http://www.onurcoban.com/2011/09/bilissel-celiski-kuram.html

İçinde bir Olric, sürekli "ne güzel söylediniz efendimiz".

Özgür Bolat'ın konuyla ilgili yazısı: Tartışmayın diyor: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19607018.asp

Ben kendisine katılmıyorum.

Çok sevdiğim bir film vardır. Danimarka yapımı. Festen. Dogma'nın ilk örneklerinden biridir. İzlediğim günden beri etkisi geçmedi. Bir aile toplantısı. Çok sevilen babanın 60. yaş günü. Yalnız bir detay var ki baba çocukları küçükken taciz etmiş. Sadece ikizleri. Kız olanı intihar etmiş. Erkek olan ayağa kalkıyor ve bunu açıklıyor. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Eğer gündemi takip ediyorsanız şaşırmayacaksınız. Adamı evden atıyorlar. Yani suçluyu değil. Söyleyeni. Herkesin ilk tepkisi inanmamak. Çünkü bu yeni bilgiyi zihinleri alamıyor. Bilişsel Çelişki. Söyleyeni atmak daha kolay.

Pozantı cezaevinde ne oldu? Cezayı kim aldı?
http://www.bianet.org/bianet/bianet/136468-pozanti-cezaevi-nde-cocuklara-cinsel-istismar-iddiasi
https://eksisozluk.com/zeynep-kuris--3896384

İnsanoğlunun ilk tepkisi hasıraltı etmek ve ortaya çıkaranı ortadan kaldırmak. Filmde sonra ne oldu biliyor musunuz? Adam tekrar içeri girdi ve tekrar denedi. Tekrar denedi. Evin çalışanları birlik oldular, araba anahtarlarını sakladılar. İçeri kilitlediler hepsini. Tekrar anlattı. Filmi tekrar izlemek lazım, detayları uçmuş. Ama bir kırılma noktası var.

Bir nokta var ki artık bahanelerin işlemediği, gerçeklerin görmezden gelinemediği. Saklamaların işe yaramadığı. Ayağa kalkıp konuşanın öldürülmediği/hapse atılmadığı/itibarsızlaştırılmadığı. Bir çok kişinin aynı anda ayağa kalktığı bir an var. O an geldiğinde bütün bahaneler çöktüğünde vicdan ve ahlak ne diyecek?

Sizin çocuğunuz ne yapacak? Güruhla uygun adım mı yürüyecek? Yoksa ayağa kalkıp "hayır" diyebilecek mi?

O nedenle önce özgürlük. Çünkü "vicdanı hür" olmak ancak özgürlükle mümkün. Özgürlük olmadan, belada ortak, cezada ortak, günahta ortak, haramda ortaksın. Ve şeytan dışarıda değil.


"Cinayete ses çıkarmayan, caninin suç ortağıdır"
Cemil Meriç