22 Şub 2014

Mutluluk neydi? Okul neydi? Sevgi neydi?

Okulla yatıp okulla kalkarken soru soruyu çağırıyor. Okulları gezmeye başladığınız anda bir sürü kavram giriyor hayatınıza. Siz daha "mini mini birler çalışkan ikiler" noktasında değilsiniz. Siz daha bebesi anaokula giden dünyadan habersiz anasınız. Sabah geç kalksanız bir şey olmuyor, azıcık geç gidiyor okula. O kadar.

Sonra kapı açılınca içeri SBS başarıları giriyor, dereceler giriyor, yüzme, drama, İngilizce, o da yetmez Almanca, yetmez ama Fransızca ve hatırı kalmasın İspanyolca... Ek dersler, öğrenci kulüpleri. Çok bilinmeyenli denklem. Tabi insanın elindeki malzemeye de bakması lazım. (Bu arada resim dersi olmuş görsel sanatlar. Çok hüzünlendirdi bu beni. "Resim dersi" halbuki ne masumdu, ne amaçsızdı. Görsel sanat diyince sanki mutlaka bir proje olmalı, bir amaç olmalı gibi. Belki de ben tam anlamıyorum bu konuyu)

Tabi bu kadar kavramla tanışınca Ela'nın babası ve anası olarak savrulduk. Hangisini önemsemeli? 8 yıl sonra gireceği sınava hazırlanmak? Arkadaşlık? Resim? Bale? Drama? Münazara? Bahçe? Beslenme? 

Hani kime sorsanız der ya "çocuğumun mutluluğu önemli." Kimse çocuğu bile bile mutsuz olsun istemez. Ama bir de şu var...  Biz daha kendi mutluluğumuzu anca çözmüşüz, çocuğun mutluluğunu ne bilelim. Sen gider laylaylay okula verirsin, çocuk hırslı çıkar, sıkılır. Sen hırslı okula verirsin, bunalıma girer. Mutluluk gibi soyut kavramlar da işin içine girince biz "sevgi neydi, sevgi emekti" noktasına kadar gitmeye başladık. İşin doğrusu şu ki bir şey bildiğimiz yok. 

İnsan böyle durumlarda eski defterleri açıyor. Kendi geçmişini, okula giderken hissettiklerini. Karakterinde olumlu ya da olumsuz gördüğün şeylerin ne kadarı okuldan, ne kadarı arkadaşlardan? Düşününce kendi adıma konuşursam okul benim için güzel bir yerdi, ama ders olarak değil. Tenefüslerde koşturması güzeldi. Arkadaşlarla kikirdemek güzeldi. 

İlkokul çok net bir iz bırakmamış ama orta okulu hatırlıyorum. Orta okulda anadolu lisesine gidiyorduk. Eskiden ilkokuldan sonra ayrışıyorduk. Sevgili müdürümüz bizi her gün okulun ortasında topluyor ve her pazartesi "sizler seçilmiş öğrencilersiniz, buraya bir sınavla girdiniz" diyordu. 

Bu "seçilmişlik"  hali bizim bilinç altımıza ne kodlar yazdı kimbilir. Seçildik ya, illa ki güzel okulları kazanacağız. Seçildik ya, o güzel okullardan mezun olup, güzel işlere girip, güzel maaşları alacağız. O güzel maaşlarla çocuklarımızı seçtiğimiz okullara yollayacağız  ki onlar da seçilsin. Sevmediğimiz işlerde, sevmediğimiz kocalarla/karılarla yaşayıp paralarımızla ev araba alıp içlerini gereksiz ıvır zıvırlarla doldurup neden tatmin olmadığımızı merak edeceğiz belki. En azından bazılarımız. 

Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda arkadaşım bir anda "ben ne yapıyorum, burada ne arıyorum, ben kimim" diyerek o çok yüksek maaşlı işlerden ayrıldı. Kimi girişim kuracağım dedi, kimi sanata verdi kendini. Konuyu çok dağıtıyorum ama aslında gelmek istediğim nokta şu. (Does anybody know what we are living for/ niye yaşadığımızı kim biliyor)

Çocuğumuz mutlu olsun yolu, sbs yolu mudur, özel okul yolu mudur, hangi yoldur yanıtlamak çok zor. Tek yanıtı yok. Ne çocuklar birbirine benzer, ne aileler. Bu günden öngörmenin de yolu yok.

Dolayısıyla başa geri dönersek, "çocuğa saygılı, neşeli bir yer". Bizi biz yapan şey sınavlar değildi. Arkadaşlardı, dostluktu, neşeydi. Her okulda olan şey, ister devlet, ister özel. Çocukların güvenliği tam olsun, tenefüslerde durmadan koşsunlar. Haftada iki saat beden dersinde değil. Her gün, her tenefüste. 

Ben böyle yazıyorum çiziyorum ama özet şu: Beni takip etmeyin, ben de kayboldum. Bu hafta da okullarla görüşmeye devam. 




4 yorum:

therru dedi ki...

Çocuğu olmayan ve olaya tamamen dışardan bakan biri olarak, yorumlarım ne kadar geçerli bilmiyourum ama bana sanki çocukların gerçek hayatta karşılacakları toplumu yansıtacak gruplarla birlikte okullara gitmeleri ve bu gerçeklerle erken yaşta baş etmeyi öğrenmeyi gerekiyor gibime geliyor. Ben de ilkokulda kolejdeydim, ve o zamanlar diğer arkadaşlarımın durumları bizden çok daha iyi görünüyordu ve onlara yurtdışındaki akrabalarından kalem kutuları gelince biraz da kıskanıyodum. Sonra ortaokulda anadolu lisesine geçince işçi problerimi olduğunu öğrendim, bu sefer de babam mühendis annem de öğretmen olduğu için kendimi suçlu hissetmeye başladım. Lisede fen lisesine gidince bu sefer yatılılar ve evciler olarak bambaşka sorunları gördüm. Üniversite zaten başlı başına bir olay. Yani geçmişe bakınca sürekli toplum gerçeğini anlamaya çalışarak, kendimi konumlandırmaya çalışarak geçirdim gibime geliyor. Şimdi eşimle birbirimize bakıyoruz, o da benim gibi benzer yollardan geçmiş tek fark o ilkokulda devlet okuluna gitmiş. Bir tek bu tabii ki tek sebep olamaz ama o Turk toplumunu venden çok çok daha iyi tanıyor, beni şok eden bazı kavramları olayları çok daha iyi görüyor. Biz şimdi yurtdışında yaşıyoruz ve haliyle yabancı arkadaşlarımızla Turkiye ve Turk toplumu hakkında çok konuşuyoruz, her seferinde ben kendimi senelerce kendi küçük dünyamdan bakmışım olayları eşim kadar pek kavrayamamışım gibi geliyor. Bi de diğer konu ingilizce konusu, evet ilkokul 2de ingilizce öğrenmeye başladım. İlk ingilizce quizimi, içindeki 9 soruyu ve sınavda en yüksek notu olan -şimdi çok yakın arkadşlarımdan- arkadaşımın kazandığı kalemlere takılan yeşil kurbağa başlığını çok net hatırlıyorum. Ödül/ceza konuları konuşulmuştu diğer yorumlarda, ben nispeten başarılı bir çocuktum, cezalarla pek işim olmadı ama bu ödül konusu kendini yetersiz hissetmene yetiyor. Dil eğitimi olarak da, ilkokul boyunca ingilizce gördük. 5. sınıfta ingilizce tiyatroda oynadım, anadolu lisesine gittim 4 sene daha, sonra fen lisesinde 0 ingilizce, üniversitede hazırlığa başladım sanki dilim tutuldu tüm telaffuzlarım yerle bir oldu.
Yani aslında demek istediğim, çocuğumuz için en iyisini tabii ki isteriz, biz bşr imkanı sağlayamadık diye başarısına engel olmayalım. Ama her şeyden önemlisi evimizde huzur var mı, çocuğumuz kendini ifade edebiliyor mu gibi geliyor bana. Kendine givenen çocuk öyle ya da böyle yolunu bulur. Okul seçimi inanılmaz kritik ama kendini fanusta gördüğü, dış dünyadan tamamen bihaber olduğu bir ortam sağlıksuz geliyor.
Dediğim gibi konuya uzak olduğumdan saçma sapan şeyler söylüyor olabilirim. Zira hayatımdaki tek çocuk 6 ayda bir görebildiğim güzeller güzeli yeğenim.

Ozguranne dedi ki...

Sayın okur, sizin o yeğeniniz sizin yanınızda bir yaz geçirse ingilizce filan hallolur sanki ne dersiniz:)))

Ozguranne dedi ki...

Yoruma bayıldım çünkü bizim de yatıp kalkıp konuştuğumuz konu bu. Bu vesileyle geçmişlerimizde karanlık kalmış noktalar varsa (ortaiki de matematikten kaç almıştın? seviyesine indik) onları da aydınlığa kavuşturduk.

Kader kısmet uzayını bükemiyor insan tabi:) Hayırlısı...

baharb dedi ki...

Sevgili Ozguranne
Bu konulara teget gecen su yaziyi yollamak istedim sana: http://www.psychologytoday.com/blog/gifted-ed-guru/201303/giftedness-and-classroom-boredom-maybe-its-not-all-bad

ben de aman sikilmasin falan diye dusunuyorum okulda, ileride giden cocugun hevesi kirilmasin, sikilmasin, diye, ama bu yazi baska bir bakis acisi sunuyor.

bu da ikinci bolumu yazinin.
http://www.psychologytoday.com/blog/gifted-ed-guru/201303/giftedness-and-boredom-part-two-tackling-the-issue-head